24 Mart 2019 Pazar

İlk Buluşmada Asla Isırma - Kitap Yorumu


Selam, ben Kira. Lise öğrencisiyim. Birkaç sorunum var:

1. Ben bir vampirim.

2. Sınıf arkadaşlarımdan biri öldü. Boynunda diş izleriyle.

3. Ben yapmadım! (Yemin ederim.)

4. Kimse bana inanmıyor. Bu yüzden...

5. Katili bulmak zorundayım. Üç tane şüpheli buldum bile. (Hepsi birbirinden yakışıklı, hiç sormayın.)

6. Son olarak: Bunlardan bir tanesine çok fena aşık olmak üzereyim. Ama... Ya katil o ise?


Merhaba arkadaşlar! Niye böyle dandik kitaplar okuyup durduğumu merak ediyor olabilirsiniz. Küçük bir eğlenceye ihtiyacım vardı hepsi bu, hem bu kitabın bu kadar da dandik olacağını düşünememiştim. Güldüm eğlendim, yalan yok. Hiç hayal kırıklığına da uğramadım -zaten büyük beklentilerim yoktu-, yani benim açımdan keyifli bir okuma süreciydi aslına bakarsanız. Ama bu kitabın göründüğü kadar kalitesiz olduğu gerçeğini değiştirmez. Peki ben her şeyden önce bu kitabı neden aldım?

funny vampire gif ile ilgili görsel sonucu

Tabii ki son zamanlarda alışveriş postlarımı hiç paylaşamadığım için bu kitabı yeni aldığımı bilmiyor olmanız doğal. Evet, kitap artık basılmıyor fakat ben fuarda bir sahafta ciltli sıfır versiyonuna denk gelip aldım. Baştan almak gerekirse birkaç ay önce kitap araştırırken neredeyse bütün yayınevlerinin -fakat özellikle DEX'in- eski kitaplarının (eski derken 5 yıl öncesinin kitaplarından bahsediyorum) çoğunu baskıdan kaldırdığını görüp sinir krizi geçirdim. Epsilon'un birçok tarihi aşk kitabı, Ephesus'un Ejder serisi, DEX'in Melez Sözleşmeleri, Ölümün Hizmetkârları gibi serileri de bu durdurulmuş baskılara dahil. Ve ben yayınevlerinin baskı sayılarını azaltmak yerine tamamen basmayı durdurmalarına ilk kez şahit oluyorum sanırım. Eskiden nadiren satılmayan 1-2 kitabın baskısı durdurulurdu, o yüzden bu benim için büyük bir şoktu. Her neyse... Sonuç olarak bu kitabın da artık satılmadığını gördüğümde (çoğu kez 5 liraya görüp almamış olmama rağmen) garip bir hayal kırıklığına urğadım çünkü bundan 5 yıl kadar önce bu kitap bizim dalga geçme kaynağımızdı ve artık yoktu, anlatabiliyor muyum :D Dolayısıyla sahafta ciltli, sıfır, tertemiz bir şekilde görünce bu fırsat kaçmaz diye düşünüp aldım. Tarihten yok olacağına kitaplığımda gördükçe hatırlarım işte, pişman da değilim :)

Ä°lgili resim

Yorum yapmayı ertelememin tek sebebi söylenecek çok şey bulamamam açıkçası. Komik, belki eğlendirici ve tamamen bomboş bir kitaptı, aşırı işsiz iseniz bu kitap size göre olabilir. Kitabın sonunda beklenmedik olsun diye saçmalanmış bir yer vardı ve bana yazarın biraz troll bir kadın olduğunu ve yazmaya çok üşendiğini düşündürdü. Çünkü kitapta düşünüldüğü için taktir ettiğim birkaç kısım vardı ve yazar istese iyi bir iş çıkarabilirmiş ama uğraşmak istememiş bana kalırsa. Doğrusu ben de bu yorumu daha fazla uzatmak istemiyorum, bu kitabın daha fazlasını hak ettiğini düşünmüyorum :D 


Yayınevi: DEX     Yazar: Tamara Summers     Sayfa Sayısı: 196
GoodReads Puanı: 3,85    Çevirmen: Talin Ataman

Şafak Vakti (Alacakaranlık #4) - Kitap Yorumu


Vazgeçilmez bir şekilde bir vampire âşık olmak, Bella Swan için, bir fantezi ve kâbusun gerçeğe karışmasıdır. Edward Cullen’a duyduğu yoğun tutkuyla bir tarafa, kurt adam Jacob Black ile arasındaki derin bağ ile öbür tarafa çekilmiş bir halde, nihai dönüm noktasına ulaşmak için kayıplar ve mücadele dolu çalkantılı bir yıl geçirmiştir. Artık kaçınılmaz bir seçimle karşı karşıyadır; ya ölümsüzlerin karanlık ama çekici dünyasına katılacak, ya da iki kabilenin arasında insan olarak hayatına devam edecektir. 

Bella artık kararını vermiştir ve kendisini muhtemelen yıkıcı ve anlaşılmaz sonuçları olacak benzeri görülmemiş bir olaylar zincirinin içinde bulur. Önce Alacakaranlık’ta yıpranmış olduğunu, ardından Yeniay ve Tutulma’da da dağılıp koptuğunu gördüğümüz ipler, artık tamamen düzeltilip bir araya gelecek gibi görünüyor. Peki ya bu sonsuza kadar gerçekleşmezse?


Herkese merhaba! Vay canına, bu serinin de sonuna geldim, hem de bu kadar çabuk! İnanması güç benim için, kitaplarını okurken bir yandan da filmlerini izlediğim için 1-2 aydır hayatım fazlasıyla Alacakaranlık Efsanesi ile doluydu ve bitti. Güzel bir nostalji kuşağı yaptığımı söyleyebilirim, gerçi bir süre vampir kitaplarından/filmlerinden uzak duracağım sanırım çünkü ... eh yeter artık doydum şimdilik. Bir süreliğine gerçekliğe dönme zamanım geldi diye düşünüyorum. Aynı zamanda yoruma geçem zamanım da geldi.

breaking dawn bella angry to jacob gif ile ilgili görsel sonucu

Tutulma'yı bitirince hiç ara vermeden başladığım Şafak Vakti, bana önceki kitaptan daha iyi bir deneyim sundu diyebilirim. Hem Jacob'ın nispeten Bella ve Edward'ı kabullenmiş olması, hem Bella'nın artık kararı belli olmasına rağmen iki erkeği de, kendini de süründürmeyi bıraktı ve Bella'nın abartılmış evlilik korkusu dışında hiç sıkıntı kalmadı. Yani kalmamıştı. Tabii ki bir sıkıntı çıkmayacaksa bu kitap neden olsun değil mi :) Ama bu kitaptaki sorunların ve olayların çok daha tatlı ilerlediğini söyleyebilirim.

breaking dawn bella hunting gif ile ilgili görsel sonucuŞafak Vakti'ni beğendim çünkü olaylar okuru tatmin edecek sonlara bağlanmaya başladı. Jacob'ın sürüsünün akıbeti biraz muallakta kalmış gibi hissettim fakat bunun dışında bütün yarım kalan taşların tıkır tıkır, tatlı bir şekilde yerine oturması bence birçok okurun yüzünde tatlı bir gülümsemeye sebep olmuştur. Ah, gerçi şu an söylediğimin tam aksini kitaptaki birkaç kısımda hissettiğim aklıma geldi ve yine canım sıkıldı. Bazı taşları yerine oturtamayınca yazarın saçmaladığını hatırladım, bakınız Charlie'nin "ben hiçbir şeyin ayrıntısını bilek istemiyorum bana söylemeyin" diyerek bütün sorunu çözmüş olması. Bundan daha uyduruk bir bahane okuduğumu sanmıyorum. Tamam, kurt adam / vampir gibi kelimeleri duymak istemeyebilir ama kızının başına gelenler hakkında hiçbir şey bilmek istemiyormuş, oldu. Filmde de bunun saçma olduğunu fark etmiş olacaklar ki bu kısımı biraz daha yumuşatıp Bella'nın "bazı şeyleri bilmemen gerekiyor baba" nutuğunu eklemişler.

Ä°lgili resim

Bir de kitapta Renesmee'nin hangi kısımda ne kadar büyük olduğunu takip etmek zordu,çok konuşmadığından olsa gerek. Ama çok tatlı tasvir edilmişti ve filmde de aşırı tatlı ve güzeldi, her yaşındaki halini mükemmel seçtiklerini düşünüyorum. Bu arada kitapta Alice'in neden başka bir melezin olduğunu bilmesine rağmen Bella'nın hamilelik sürecinde veya Renesmee doğduktan sonra bundan hiç bahsetmemiş olduğunu anlayamadım. Bella kızının akıbetini araştırmak için Brezilya'ya falan gideceklerini, bilen birilerini araştıracaklarını söylerken neden Alice'in kendisi o melezi nasıl bulduysa diğerlerini de o şekilde yönlendirmediğini de anlayamadım. Bu kısım bana tutarsız geldi doğrusu. Bella'nın hamileliği demişken gerçekten filmi olsun kitabı olsun korkunç ve rahatsız edici derecede gerçekçiydi ve tabii ki böyle fantastik bir YA için bu derece gerçekçilik bence beklenmedik ve güzeldi. Rahatsız edici ama güzel. İçine düştüğüm ikilemi anlamışsınızdır umarım...

breaking dawn bella broken gif ile ilgili görsel sonucu

Şafak Vakti bana kalırsa bu seri için olabilecek en uygun bitiş sayılırdı. Birçok açıdan tatmin edici ve gülümseticiydi ve serinin arkada fazla bir soru işareti bırakmaması hoşuma gitti. Ah, elveda nostalji kuşağım, elveda Alacakaranlık... =)



Alacakaranlık Efsanesi Serisi Yorumlarım:

Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 592
GoodReads Puanı: 3,70    Çevirmen: 
Demet Adıgüzel

23 Mart 2019 Cumartesi

Tutulma (Alacakaranlık #3) - Kitap Yorumu


Binlerce Alacakaranlık hayranını beklediğine değecek kadar sevindirecek olan kitabın satışa sunulduğu ilk gün kapışılması mümkün!

Çünkü Edward’la Bella için aşkın anlamı Tutulma’da daha derin…

(Bunu söylediğim için üzgünüm ama aşırı dandik bir tanıtım bülteni olmamış mı?)


Herkese merhaba! Yeniay'dan sonra ara vermeden başladığım Tutulma'nın yorumuyla karşınızdayım. Doğruyu söylemek gerekirse bu serinin yorumlarında çok öveceğimi söyleyemem kitapları, bu asla beğenmediğimden dolayı değil fakat zaten övülecek yönlerini hepimiz gayet iyi biliyoruz bu serinin. Hatta tüm seriyi ezbere biliyoruz birçoğumuz. Bu yüzden hepimizin bildiği güzel kısımları geçip beni rahatsız eden noktalara değinmeyi tercih edeceğim bu yorumda.

Bu kitaba dair aklımda kalan ilk şey Bella'nın bitmek bilmez evlilik karşıtlığıydı. Çok abartılı ve çok yorucuydu bana kalırsa, oldukça da mantıksız. Bella annesi ve babasının kötü evliliğinden kalan bri "evlilik kötüdür" travmasına sahip gibi gösterilmiş. Ailesine evliliğin neler yaptığını gördçüğü için evlilikten nefret ediyor, adını bile duyamıyor. Ama Edward'la sonsuza kadar her saniyesini beraber geçirmeye gelince hayatta bundan çok istediği bir şey yok. Peki madem her an birbirinize bağlı olmak değil evliliğe dair korktuğun şey, o zaman nedir? Bir kağıda imza atmış olmanız mı? Düğün mü? Bir de güya Edward için ölür ama Edward'ın bunu ne kadar istediğini bilmesine rağmen çocuğun içine sindirmemek ve burnundan getirmek için elinden ne geliyorsa yaptı. Kitap süresince bu konu benim sinirlerimi çok gerdi doğrusu...

İlgili resim

Ama en önemlisi bu değildi, muhtemelen hepiniz tahmin ediyordur bu kitaptaki en can sıkıcı noktayı. Aşk üçgeni olayı, o kadar ağırlaştı ki bu kitapta. Yıllar önce filmlerini izlediğimde de nefret etmiştim bundan, şimdi de nefret ettim. Ben bir Jacob fanıyım ama buna rağmen Bella'nın Jacob'a DA aşık oluşu ve Jacob'a aşığım ama sana daha çok aşığım Edward repliği benim için dünyanın en saçma şeyi olabilirim. Ve ben kitaplarda aşk üçgenlerini seven bir kızdım. Ama ikisine de aşıkmış da birine daha çok aşıkmış da bilmem neymiş, bence çok rahatsız ediciydi.

Bir de kitapta saçma bir uzatılmışlık var gibi geldi bana. Yani evet, seriye dair okuyacağımız daha fazla sahne olmuş oldu ama çok gereksiz ve anlamsız olduğunu düşündüğüm bölümler oldu. Bunun dışında Jacob'ın aşırı çocukça davranıp bir türlü Bella ve Edward'ı kabul etmeyişi ve tam tersine Edward'ın da aşırı olgun davranıp her şeyi sürekli olarak kabul edişi ve anlayışlı davranması sinir bozucu bir seviyeye varıyordu.

 
Bu seride en sevdiğim kısımlardan biri olan çatışma öncesi çadırda Bella'nın ısınması da bu kitaptaydı ve Jacob-Edward atışmaları gerçekten de eğlendiriciydi. Aslında Tutulma'daki olay örgüsünü seviyorum ama yukarıda bahsettiklerim beni biraz soğuttu doğrusu. Bu arada Tutulma'nın filmi de görsellik ve çekim teknolojisi olara ilk iki filmden çok daha iyiydi ve bu da benim için biraz rahalatıcı oldu :)) Şafak Vakti yorumum çok yakında sizlerle, görüşmek üzere!


Alacakaranlık Efsanesi Serisi Yorumlarım:

Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 541
GoodReads Puanı: 3,69    Çevirmen: 
Eren Abaka

19 Mart 2019 Salı

Yeniay (Alacakaranlık #2) - Kitap Yorumu


Edward ve Cullen Ailesi’nin diğer üyeleri Bella’nın doğum günü için bir parti verirler, fakat Bella ısrarla karşı çıkar. Çünkü ortada büyük bir sorun vardır; Edward sonsuza dek genç kalacaktır, peki ya Bella? Kâbuslar, sırlar, imkânsızlıklar, seçimler ve kararlar... Bella ve 
Edward’ı yine zorlu bir mücadele bekliyor.


Hız kesmeden devam ettiğim Alacakaranlık Nostalji Kuşağı serimde sıra Yeniay'a geldi. Peki tamam, size pek de hız kesmemişim gibi gelmemiş olabilir ama aslında bu kitabı bitireli çok oldu hatta seriyi de çoktan bitirdim. Maalesef  yorumları biraz geciktirdim fakat kimsenin artık Alacakaranlık yorumlarını dört gözle bekleyeceğini düşünmediğim için bekletmekte sorun görmedim aslında. Haksız mıyım?...

Bu kitabı okurken sürekli düşündüğüm şey keşke bu kitabı ortaokul, lise çağlarımda okusaymışım oldu. Tabii ki o yaşlara hitap ettiğini biliyorum zaten ama kitabı okurken sürekli olarak o zaman okusam çok eğleneceğimi fark ettiğim kısımlar oldu. Şu an ise biraz bayat geliyor doğrusu, zaten bildiğim bir hikaye ve üstüne birçok benzeri çıkmış bir kitap benim için. Ne var ki haksızlık etmek istemiyorum, şu an ne zaman adı geçse çoğumuz göz deviriyoruz fakat zamanında kitaplarının da filmlerinin de bağımlısı değil miydik? Sizi bilmem ama ben 7. sınıfta ilk iki filmini arka arkaya izleyişimi hatırlıyorum ve çok etkilenmiştim... Ve her ne kadar şu an gözümde bayat bir klişe olsa da o zamanlar üzerimde -ve birçok kişinin üzerinde- bıraktığı etkinin bir başarı olduğuna inanıyorum. İşte bu başarının hatrına bu seriyi artık 14 yaşlarımda okumuşum gibi yorumlamaya çalışacağım.

Ä°lgili resim

Öncelikle bu kitap Bella'dan soğuyuşumun başlangıcı oldu. İlk kitapta biraz erken konuşmuşum, neden herkes Bella'dan nefret ediyor ayol bence iyi bi' kız, diye diklenirken. Ay Bella anladık depresyondasın da, bu kadar bencil olmak zorunda mısın? Etrafındaki insanların bütün iyi niyetlerini sömürdün, kullandın, attın, sanki dünyanın merkezinde sen varmışsın gibi. Evet, yani teknik olarak bu dünyanın merkezinde sen olabilirsin ama bundan haberi olmayan biri için aşırı düşüncesiz davranışlar sergiledin. Ayrıca -tamam burada kuralları bozuyorum, 14 yaşında gibi yazmak kolay değil- filmini izlerken bu kadar fark edememiştim ama bu Edward'ın sesini duyması olayı aşırı utanç verici (yazar burada cringe kelimesini kullanmamaya çalıştı) bir olaydı bence, her şey düzeldikten sonra da aşırı normal bir şeymiş gibi unutuldu gitti. Yazarın bu bir şeyler uydurup uydurup sonra saçma da olsa açığa bile kavuşturamaması durumu beni biraz soğuttu doğrusu...

Ama bu kitapta bol bol Jacob vardı! Bir Jacob fanı olarak bu durum beni memnun etse de Bella her şeyi mahvetmeyi başardığı için sırf hep Jacob var diye çok da tat aldığımı söyleyemem. Ayrıca Jacob'ın Bella'dan bu kadar küçük olması cidden gerekli bir ayrıntı mıydı çünkü bu da bana bir diğer utanç verici kısım olarak geliyor. Zaten Jacob tüm seride çocuk gibi olduğundan fanı da olsam asla ciddiye alamadım doğrusu, çabuk büyüyormuş 20 yaşında sayılırmış bilmem ne, hiç de öyle değil bence. Kitapta okuru gereksiz yere kasan ikinci bir ayrıntı da buydu bence. 

Ä°lgili resim

Tamam, kitapta az rezillik yoktu ama okurken ben hep yüzümde gülümsemeyle okumuştum. Edward'ın terk edişi beni çocukken de çok etkilemişti ve bu kitabı okurken de sürekli eski zamanlarıma döner gibi hissettim ve bu bir şekilde mutlu edici bir deneyimdi. Zaten çok akıcı bir kitap olduğundan da bahsetmeme gerek yok, herkes tahmin edebiliyordur zaten diye düşünüyorum. Durum şu ki, ben aslında bu kitabı bitirince başka seriye geçerim, buna da birkaç ay ara veririm diye düşünmüştüm. Ama kitap bittiği gibi Tutulma'ya başladım ve bunu ancak hayal meyal hatırlayabiliyorum, her şey o kadar içgüdüsel olmuş ki... Yani bu seri devam etmeye karşı koymayı oldukça zorlaştırıyor -beklenmedik bir biçimde, benim için en azından-. Hatta bir spoiler verip Tutulma'da da aynı şeyi yaşadığımı söylemek zorundayım. Ama bundan Tutulma yorumunda bahsetmeyi tercih ediyorum.

Aslında bir şekilde Yeniay benim zamanında çok etkilendiğim, bütün o iç acıtıcı duyguları hissettiren bir kurguya sahipti. Ve yıllar önce filmini izlediğim bu senaryonun şimdi de kitabını okumak bana o zamanki hatıralarımı geri getirdi ve sanırım en çok bu yüzden benim için güzel bir okuma deneyimi oldu. Gerçi bazı kısımlarda çocuklara ve gençlere bu kadar saplantılı bir aşkın özendirilmesine karşı çıksa da bu yetişkin sesimi susturdum ve kitaptaki güzel bağlılığın tadını çıkardım. Bunları göz önüne alarak neredeyse tam puan vermeye karar verdim, bahsettiğim eksileri göz ardı etmemin tek sebebi ise muhtemelen bu kitabın hedef aldığı yaşlarda olsam bunları umursamayacak hatta belki fark bile etmeyecek olmam. İşte bu kadar, bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalın!


Alacakaranlık Efsanesi Serisi Yorumlarım:

Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 440
GoodReads Puanı: 3,53    Çevirmen: Öncü Saraç Tüzüner


Bu kitaba bu şarkıyı adadım. Bella'dan Jacob'a :) 

30 Ocak 2019 Çarşamba

Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the French Kiss #2) - Kitap Yorumu


Geçmişinde kalan çocuk, gelecekteki aşkı olabilir mi? Henüz kendini geliştirme aşamasındaki tasarımcı Lola Nolan modaya inanmıyordu... O, kostümlere inanıyordu. Kıyafet ne kadar parıltılı, eğlenceli ve farklı, yani etkileyiciyse o kadar iyiydi. Ve Lola'nın hayatı, özellikle de seksi rockçı erkek arkadaşı varken mükemmele gayet yakındı. Ta ki Bell ikizleri olarak da bilinen Calliope ve Cricket mahalleye tekrar taşınıp Lola'nın derinlere gömdüğünü düşündüğü acı verici geçmişini gün yüzüne çıkarana kadar.


Herkese merhaba! Şirin mi şirin bir kitapla sizlerleyim. Bu seri sayesinde hayatımda ilk defa bir seriyi sondan başa doğru okumuş oldum. Aslında Lola bana 2015 yılında gelmişti fakat birkaç kez başlamaya niyet ettiysem de bir türlü başlayamamıştım. Sonra, çok sıkışık bir zamanımda Isla'nın blog turunu yapmaya karar vermiştik ve Lola'yı okumaya vakit bulamadan Isla'yı okumam gerekmişti. Belki hatırlarsınız, pek de beğenmemiştim (Isla ve Mutlu Son yorumum). Dolayısıyla uzunca bir süre Lola'yı okumak aklımdan bile geçmemişti. Ah, bu arada Anna -yani ilk kitap- henüz piyasada değildi, en azından Yabancı Yayınları tarafından. O sırada Arunas Yayıncılık o kitabı Paris'te Aşk adıyla yayınlıyordu -ve bende yoktu. Geçen gün, her nasılsa bir anda kendimi Lola'ya başlarken buldum. Beklenmedik ama eğlenceliydi, basit bir romantizm kitabı okumak son zamanlarda ihtiyacım olan bir şeydi sanırım ve bu kitap bu ihtiyacı tamamen karşıladı.

Bu arada bu kitaba bayıldım! Orjinal karakterler ve renkli hayatları beni çok eğlendirdi. Az sonra yapacağım uzun eleştiriyi okurken de bunu aklınızda bulundurmanızı isterim. Çünkü kitapta hoşuma gitmeyen şeylere rağmen toplamda baktığımızda eğlenceli okunmaya değer buldum. İşte okurken beni rahatsız eden iki unsur:

1. Olay. Yok.

Spoiler içerir. Romantizmi konu alan bir young-adult olarak iki karakterin kitabın sonuna kadar mutlu son için çırpınıp ancak sonunda beraber olabilmeleri anlaşılır bir durum. Fakat genelde kitabın bir olayı olur ve bu olaylar yaşanırken bir yandan da karakterler arasındaki ilişki ilerler. Bu kitap yalnızca kızın rutin hayatının içine bir anda eski aşkının gelmesi ve kızın sevgilisinden ısrarla ayrılmaması, ayrılmaması, -bu arada çocukla birkaç kez karşılaşmaları-, sonra bir anda ayrılması ve eski aşkıyla görüşmeleri, görüşmeleri, kitabın sonunda da artık ayrılığın üzerinden yeterince zaman geçtiğine karar verip sevgili olmaları. Spoiler Sonu.

Hadi ama... Resmen tüm kitap 1 cümleyle özetlenebiliyor ve cümlenin yarısı tekrarlanan kelimeler. Olay bakımından fazlasıyla yavan kalmış bir kitaptı -ve saçma klişeleri falan olaydan saymıyorum- 200. sayfaya geldiğimde 50. sayfanın üzerine neredeyse hiçbir şey eklenmemiş olduğunu fark ettim. Bu yüzden çerezlik kitaplar kategorisinde harika olsa da bundan ileriye gidemeyecek benim için.

2. Aşk Üçgeni Saçmalıkları

Yoruldum artık şu aynı anda iki erkeğe aşık olabilen kız modelinden. Yok öyle bir dünya ve aslında kime aşık olduğunun tüm dünya farkında iken kızın sanki iki kefe de aynı ağırlıktaymış gibi davranması beni çıldırtıyor. Ayrıca gerçekten aşık olmadığı kişiyi de salak yerine koyup kullanmaları ama buna rağmen ağlayan, mağdur, iyi kız rolü kesmeleri de. Ayıp ayıp.

Spoiler içerir. Hayır yani kız da biliyor kime aşık olduğunu ama sırf o iş iyi gitmezse diye her şey kesinleşene kadar sevgilisinden ayrılmıyor. Bir kere başka bir erkeğe aşık olma ihtimalin bile varsa sevgilini sevmiyorsun demektir. Ki ilişkin varken başka bir erkeğe aşık oluyorsan sevgilinden ayrıl bari, hiçbir şey yaşanmasa da bu bir çeşit aldatma sayılır bence ve bunu yapan tarafın saf ayağına yatması da beni deli ediyor böyle aşk üçgeni içeren kitaplarda. Bir de yazarın kızı çok suçlamayalım diye Max'i sonradan kötü göstermeye başlaması çabasını çok acınası ve belirgin buldum. Kitabın başında melek ama Cricket gelince birden bütün kötü özellikleri ortaya çıkıyor. Aynen. Spoiler Bitti.



Evet, bu iki unsur beni delirtti doğrusu ama bir yandan da kitaptaki her karakterin ayrı bir rengi olduğunu hissetmek, özellikle Lola'nın kostüm olayı ve Cricket'in eline yazdığı yazılar, ah tabii bir de Cricket'in aşırı düşünceli, iyi kalpli ve karşısındakine çok değer verdiğini gösteren davranışlarının içimi ısıtması bu rahatsız olduğum kısımları eritti gitti. Evet Cricket bir badboy değil, aşırı yakışıklı-kaslı bir yarı-tanrı falan değil ve bu da bir şekilde benim için kitaba ayrı bir boyut kattı. Evet, bu kusursuz karakterleri çok severdim ama artık yorulmadık mı sizce de egoist-çok yakışıklı-kaslı-kendini beğenmiş tiplerden? Cricket ise tam aksine çok çok düşünceli ve aşık tavırlarıyla ön plana çıkıyordu, her davranışı her hediyesi ayrı bir anlam içeriyordu ve Lola'yı ne kadar düşündüğünü gösteriyordu. Çok tatlıydı bence. Lola'nın renkli hayatına yakışacak kadar tatlı =)

Spoiler İçerebilir.
Ayrıca yazarın onca çabasına rağmen Max'in de bu hikayede kötü karakter olduğunu düşünmüyorum. Lola ile uyuşamadılar belki ama Lola'nın davranışlarına bakarak diyebilirim ki Lola'yıı hak ettiğinden fazla sevmiş. Ama böyle düşünmeme rağmen Max'in kitabın sonundaki sahnesine de şaşırmadım çünkü bazı insanlar, ateşe ateş ile cevap verir. Bu bir karakter meselesi, bir kendini koruma mekanizması. Aşık olduğun kız senden ayrılıyor mu, bütün ilişkiyi ateşe ver ki geri dönüşü olmasın, böylece sen de o da aklından daha kolay çıkarabilirsiniz birbirinizi. Bu tarz -çocukça, doğrusu- bir düşünceydi ve suçlanmak yerine anlaşılmayı hak ettiğini düşünüyorum. İsteyerek veya istemeyerek Lola'ya büyük bir iyilik yaptı, onu Cricket'in kollarına attı işte, daha ne istiyoruz ki.
Spoiler Sonu

Lola ve Komşu Çocuk'un şeker tadında hikayesini de böylelikle bitirmiş oldum. Artık Anna'nın kitabını da merak ediyorum, bu kitapta sevgilisiyle biraz geçtiler. Aslında tabii ki bu seriye baştan başlamak çok çok daha mantıklı o yüzden kimse benim yaptığımı yapmasın :D Bu kitabın eğlenceli ve renkli olduğunu düşünüyorum. Birkaç küçük detayın canımı sıkmasına izin vermeyeceğim. Bence kendi kategorisinde bu puanı hak ediyordu. Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, Instagram üzerindeki çekilişe katılmayı unutmayın!



Yazar: Stephanie Perkins     Çeviri: Aslı Tümerkan   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 320
Liste Fiyatı: 38 TL    GoodReads Puanı: 3.98

25 Ocak 2019 Cuma

2019 Kitap Çekilişi !!

Herkese merhaba arkadaşlar! Üzülerek artık çok fazla blog okuyanınız kalmadığını fark ettiğim için yılın ilk çekilişini Instagram üzerinden (kullanıcı adı: dreamernora)  yapmaya karar verdim. (Fakat okurlarıma özel daha yüklü bir çekilişi de blog üzerinden yapmayı düşünüyorum. Blog okurlarımın yeri her zaman ayrıdır tabii ki.) 

Resimden seçeceğiniz bir kitabı hediye ediyorum bu çekilişte. Kitaplar tabii ki sıfır ve tabii ki kargo ücretini de ben karşılıyorum. Çekiliş 2 hafta sonra sona erecek, katılmayı untumayın!

Not: Bu arada blogu takip etmek ekstra 10 giriş hakkı sunuyor, bilginize ;)

Çekiliş linki: https://www.instagram.com/p/BtDZrXWFXQ8/

24 Ocak 2019 Perşembe

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter #3) - Kitap Yorumu

Ä°lgili resim

"Mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs'e hoş geldiniz. Asanızı tuttuğunuz elinizi uzatın, otobüse atlayın, sizi istediğiniz yere götürelim."

Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azkaban kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black'in, Karanlık Lord Voldemort'un hizmetkârı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azkaban'dan kaçan Black'in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.


Herkese merhaba! Yine eski fakat değerli bir kitapla karşınızdayım. Evet, ben Harry Potter serisini yalnızca izlemiş olanlardanım maalesef. Dolayısıyla okumaya biraz geç başladığım suçlamalarını tamamen kabul ediyorum. Yine de -her ne kadar neredeyse herkes bu kitapları çoktan biliyor olsa da- görüşlerimi ve yorumumu kısaca paylaşmak istedim.

Bu kitabın filmini defalarca izlediğim için başlarda okumak benim için biraz sıkıcı oldu doğrusu. Aslında klasik bir Harry Potter kitabı olarak ufak tefek olaylarla son 100 sayfaya kadar okuru hazırlayıp son dördünde olayı patlatan bir kurguya sahipti yine ve çoğu şeyi önceden bildiğim için ilk başların -veya ilk 300 sayfanın- biraz yavaş geçmesi çok sürpriz olmadı. Fakat yine her bu tarz kitap gibi sonundaki bomba olayları okumaya değdi, her ne kadar o "bomba" olayları önceden biliyor olsam da. Bildiğim olaylar olsa bile kitaptan okumak film izlemekten gerçekten de çok daha farklı bir deneyim. Filmde karakterlerin akıllarından ne geçtiğini okuyamıyorsunuz ve kitaptaki tasvirler çoğu hazırlanmış sahneden daha etkileyici oluyor bana kalırsa. Kitabın filmini önceden izlemiş olmamın okumamı çok etkilediğine inanmıyorum açıkçası çünkü Rowling'in dile öyle güzel ki, hiç bilmiyormuşum gibi aynı heyecan ve istekle okumaya devam ettim kitabı.

Ä°lgili resim

Bir dahaki kitabı ne zaman okurum bilmiyorum, açıkçası bu seri bitirmek için acele ettiğim serilerden biri değil çünkü okuduğum kitapları unutma şansım pek yok :) Fakat bu kitap beni şaşırtıcı derecede eğlendirdi ve serinin yavaş yavaş ilk kitaplardaki çocuksu dilinden kurtulmaya başladığını da fark etmeden edemedim. İlk kitapları da çok seviyorum fakat serinin ilerledikçe daha eğlenceli olduğunu söylemeliyim, yirmili yaşlarda bir okur için en azından. Bu kitaba 4 puan veriyor olmamın sebepleri şu şekilde: İlk olarak kitabın benim için fazla durağan geçmesi, en azından kitabın sonlarına kadar. İkincisi ise sonunda bile seri için çok büyük bir olay olmamış olması, evet önemli bir olay oldu fakat daha çok serinin diğer kitaplarına hazırlık kitabı gibi hissettirdi bana, aslında bu kitap serinin çok sevdiğim kitaplarından, o ayrı.

Ah, bu arada çok yakında Instagram üzerinden yapacağım çekilişi sakın kaçırmayın! Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın! 

Serinin Diğer Kitapları:

2. Harry Potter ve Sırlar Odası
3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4. Harry Potter ve Ateş Kadehi
5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Harry Potter ve Melez Prens
7. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları



Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,55
Sayfa Sayısı: 396   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling

20 Ocak 2019 Pazar

Tanrı ve Canavarların Düşleri (Duman ve Kemiğin Kızı #3) - Kitap Yorumu


Bir varmış bir yokmuş, Bir melekle bir şeytan ellerini yüreklerine bastırmış ve kıyameti başlatmış.

İki dünya amansız bir savaşın eşiğinde. Karou, Kimera isyanının başına geçiyor ve gelecek, artık tamamen onun ellerinde. Peki ufukta daha da büyük tehlikeler belirirken Karou ve Akiva, tanrı ve canavarlara direnecek kadar güçlü kalabilecek mi?

Wuu huu! Bir serinin daha sonuna geldim, hatta çok sevdiğim bir serinin! Çok neşeliyim, heyecanlıyım, üzgünüm, kızgınım... çok karışığım! Öncelikle genel olarak seri hakkında konuşacağım. 


İyi ki okumuşum ve iyi ki bu dünya, bu karakterler ve bu yazar hayatıma girmiş diyorum. En başından beri çok hayran olduğum bir dünya ve kurguya sahip olan seri bunu sonuna kadar taşımayı başardı. Çok seviyorum ve uzunca bir süre unutacağımı hiç sanmıyorum bu güzel seriyi... Bize müthiş hayal gücünün kapılarını açtığın için bir kez daha teşekkürler Laini Taylor! Bu devirde bu orjinallikte YA kitaplarına çok zor rastlıyoruz doğrusu...

Son kitaba gelince... Sonunda bu hikaye benim için yarım kalmamış, tamamlanmış bir hikayeye dönüştüğü için çok mutluyum. Karakterlerle vedalaşmam gerektiği içinse bir o kadar üzgünüm. Yazacak çok şeyim olduğu içinse çok heyecanlıyım. O yüzden başlıyorum fakat spoiler vermeden bu kitap için söyleyebileceğim tek şey fazlasıyla doyurucu olmasıydı, neredeyse ilk kitap kadar.




Spoiler İçeren Yazı

Bu kitap beni resmen delirtti. Akiva'yla Karou'nun bir türlü bir araya gelememesi, ikisinin de tam başına bir şey gelecekken bir mucize olması, tam bir araya geleceklerken kıyamet kopması -ve tam kitap bitti bir araya gelecekler yine kıyamet kopuyor bu kısımda kriz geçirdim sonra değineceğim- yani hep bir bakışma özlem var ama hiç bir hareket olay yoktu bu ilişkiye dair ve kitapta hep bir şeyler neredeyse oluyordu, tam olacak gibi oluyordu ama asla olmuyordu. Her olayın da kıyısından dönülmez ki canım! Yazar resmen bizi hoplatıp durdu yani, hayır gidişattan şikayetçi değilim, sevdiğim karakterler ölmedi iyi hoş ama sürekli bir olacak gibi olma durumu olması karnıma ağrılar girdirdi.

Ama -daha fazla dayanamayıp başlıyorum- en nefret ettiğim, ya böyle demesem mi nefret etmek ve bu seriyi yan yana getirmek istemiyorum çıldırdığım diyeyim onun yerine, çıldırdığım kısım kitabın son 50-100 sayfasında ayrı karakterler ayrı macera ayrı bir kitap olmasıydı. Allah aşkına bu ne saçmalık ve hiç yakışıyor mu? Madem Stelyalılar ile ilgili bir olay çıkartacaktı sevgili yazarım o zaman ya kitaba yedirmeliydi -çünkü kitabı okurken de ne zaman bahsedecek acaba merak ediyorum inşallah bütün olaylar bitince bu arada Stelyalılar'ın olayı da şu denmez diye düşünüyordum ki aynen öyle oldu- ya da apayrı bir kitap, belki bir seri kitabı belki de bir novella yazmalıydı. Ne yapar, ne şekilde çözüm bulursa bulsun bundan daha iyi olacağı kesindi çünkü bu sadece kitabın sonunda Stelyalılar'ın kim olduğunun ortaya çıkması olmadı, kitabın olayından çok ayrı yeni bir macera ve yeni karakterler atıldı ortaya, sanki yeni bir seriye başlanıyormuş gibi. 

Durum aynen şu şekilde gerçekleşti: Seri boyunca arada Stelyalılar'ın adı geçti, çok gizemlilerdi, açıklanamayan bazı olaylar oldu son iki kitapta, sonra bütün macera aksiyon bitti ama açıklanamayan olaylar soru işareti olarak kalmıştı, yazar dedi hadi Stelyalılar'ı tanıtayım da onlara bağlayayım bu olayları artık. Buraya kadar her şey harika yani olabilir, aksiyonun akışı bozulmasın sonda açıklarım demiş olabilir yazar yani. Ama 3 kitap boyunca bahsedilen olay daha yeni bitmişken yepyeni, alakasız, yoktan var olan daha büyük bir macera çıkarmanın anlamı ne? Yani tamam kitap bitti orada, hikaye bitti, güzel de bitti, peki neydi gerçekten bu çırpınışlar? Ay hayır ya henüz kavuşamazsınız bir olay daha çıkarayım da aylarca daha görüşemeyin, ay hayır ya daha dünyanızı düzeltemezsiniz savaş çağı bitemez bir olay daha yazayım da asla rahata ermeyin hiç dinlenemeyin. Kadın resmen son nefesinde karakterlere hiç yoktan korkunç bir kader uydurdu. Yani bunu söylemek istemezdim ama o kısım çok uyduruk ve gereksiz geldi, hevesimi çok kaçırdı ve 500 satır boyunca mızmızlandığım için çok üzgünüm.

Bir yandan yazılan sonu çok orijinal ve bir o kadar da hoş buldum. Sonsuza dek mutlu yaşadılar böyle bir seri için çok basit kalırdı tabii ki fakat farklı bir son yazmanın yolu tüm seri bitince yeni şeyler uydurmak olmamalıydı. Bu kitabın sonu kitabın başından belli olsa, seriye çok daha güzel yedirilebilirdi ve ben bunun olmasını tercih ederdim gerçekten.

Kitabın son 50 sayfası hakkında 3 saat konuştuğuma göre asıl düşüncelerime dönebilirim. Tasvirleri, yaratıkları, karakterleri ne kadar beğendiğim ile ilgili ilk kitaptan beri bahsettiğim düşüncelerimi geçiyorum. Bu kitapta ön plana çıkan olaylara gelecek olursak Ziri'nin neredeyse ölümü şaşırtıcı bir şekilde kalbimi kırdı (çünkü seviyordum ama çok da fanı değildim) ve bunun sebebinin Liraz olduğunu fark ettim. Liraz ve Ziri ikilisine gerçekten bayıldım! Harika bir fikir, harika karakterler, çok zıt ve bir o kadar da tatlı olduklarını düşündüm. Bu kitabın benim için beklenmedik ve hoş sürprizlerinden birisiydi. 

Eliza'yı çok alakasız ve gereksiz bulmuştum ve sonu yine gereksiz bulduğum Stelya-Kaşif hikayesine bağlanınca da hiç şaşırmadım. Cidden Eliza'nın sonradan -ve Dünya'dan gelip- saçma bir özgüvenle bizim ekibe dahil oluşu ve herkesin onu sevmesi inanılmaz yapmacık geldi. Scarab'ı çok daha fazla sevdim, en azından sonlara doğru. Mik'in Esther'in dileklerini çalması harika ötesi ve oldukça eğlenceli bir ayrıntıydı, bir Fırtına Avcısı'nı evcilleştirmeleri de aynı şekilde. Melekler ve Kimeraların bir araya gelişi göz doldurucuydu, ben bile anlamsız bir şekilde duygulanıp gururla doldum. Virko-Zuzana ilişkisi çok sevimliydi ve Liraz'ın da bu kitapta yine hem soğuk hem iyi halini çok sevdim. Razgut'un sonunda gidip Esther'e yapışması da çok güzel ayrıntılardan biriydi. 

Benim dikkatsiz okumamdan mıdır, gerçekten bahsedilmediğinden midir bilmiyorum fakat benim cevap bulamadığım birkaç soru işareti kaldı aklımda. En başta ve bence en önemlisi, içi kanlı ve insandan yapılma gibi görünen meyve neydi, Stelyalıların sivri dişleri çıktığında insanlık dışı iğrenç-soğuk-korkunç tiplemelere dönmeleri neyin sonucuydu, ne alakaydı, sadece kitap boyunca kafamızı karıştırmak için mi vardı bu unsurlar?

Ve dalga geçmeyin ama gerçekten Karou, sadece Akiva'nın yerini öğrenmek için bir gavriel harcamak zorunda mıydı ya? Aşağısı kurtarmıyor muydu bir deneseydi yani o gavriel bir yandan koskoca nefilimin yok olmuş, kaybolmuş benliğini geri getirip onu en güçlü haline getirme gücüne sahipken mağarada iki adım ötesindeki adamı bulmak için gavrielden aşağısı kullanılamaz mıydı?

İşte kitaba kendimi o kadar kaptırmıştım ki bu anda içim çok acıdı yani, çok yazık olduğunu düşündüm, umarım benim gibi düşünen vardır yoksa çok saçmalamışım gibi hissedeceğim...

Spoiler Bitti

Çok fena dert döktüm gerçekten, umarım kimseyi çok sıkmamışımdır. Hem çok sıkılmayın diye bir sürü resim ekledim, belki beni affedersiniz hmm? Gerçekten benim için çok yoğun bir seans oldu fakat içimde biriktirdiğim neredeyse her şeyi dökebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Benimle aynı veya çok daha farklı düşündüğünüz noktalar var mı? Hazır bitmişken serinin geneli hakkında neler düşünüyorsunuz, kimlere önerirsiniz? Yorumlarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirimm =)

Bayıldığım bir seri bitti, yorumlarını yazma işim bitti biraz içimin buruk olmasını beklerdim açıkçası ama aksine çok neşeli hissediyorum. Sanırım bir şeyler yarım kalmış gibi değil de tam yerine oturmuş gibi, tatmin edici bir seri oldu benim için. Hep sevgiyle anacağım, hoşça kal Duman ve Kemiğin Kızı serisi! Ve bir yorumumun daha sonuna geldiğime göre hoşça kalın sevgili okurlarım! Bir sonraki yorumda görüşmek üzere! 

Yazar: Laini Taylor   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 652
Liste Fiyatı: 42 TL    GoodReads Puanı: 4,22

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...