Nora'nın Kitaplığı : Lonca Avcısı
Lonca Avcısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lonca Avcısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Başmeleğin Gözdesi (Lonca Avcısı #3) - Kitap Yorumu


Nalini Singh, meleklerin hüküm sürdüğü, vampirlerin onların sadık hizmetkârları olduğu ve en büyük bedeli masumların ödediği nefes kesici dünyaya geri dönüyor.

Vampir avcısı Elena Deveraux ve sevgilisi, ölümcül Başmelek Raphael New York'a geri döndüklerinde yeni bir tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardı... Bir okula saldıran vampirin geride bıraktığı manzara tamamen dehşet vericiydi; ve bu daha bir başlangıçtı. Kana susamış vampirlerin sayısı bir bir artarken şehrin sokakları kana bulanmıştı. Daha da kötüsü Raphael'in kendisi de yavaş yavaş kontrolünü kaybetmeye başlamıştı; gökyüzünü açıklanamayan kara bulutlar kaplamış, yeryüzü sarılmıştı. 

Kehânet ürkütücü bir şekilde gerçekleşiyordu: Hain ve kadim bir ölümsüz diriliyordu. Vahşi rüzgârlar onun adını fısıldıyordu: Caliane. O, oğlu Raphael için geri dönmüştü. Bunun için yolunun üzerinde ne varsa yok etmeye hazırdı, ve yolunun üzerinde tek birisi vardı: Elena, oğlunun yok edilmesi gereken gözdesi...

Diğer Lonca Avcısı Serisi yorumlarım:


Meleklerle dolu bir kitapla herkese yeniden merhaba! İlk kitabına aşık olduğum Lonca Avcısı serisi tam gaz devam ediyor. Gerçi bugün aşkla dolu bir yorum sunamayacağım sanırım size... 
Başmeleğin Gözdesi Lonca Avcısı serisinin 3. Kitabı ve ben maalesef 2. Kitap için ne düşündüysem aynılarını bunun için de düşündüm. Belki daha bile az beğendim -ki bu serinin bir kitabını beğenmemek benim için çok üzücü çünkü ilk kitaba resmen aşık olmuştum ve beklentilerim çok yüksekti. Ama ne beklenmedik ne de tatmin edici bir şey vardı benim için bu kitapta. Gerçi Elena'nın geçmişte yaşadığı bizim için bir gizem olarak kalan travmatik olayı bu kitapta açığa çıktı fakat onca gereksiz şeyle kafam doldu ki bunu öğrenmenin tatminini bile yaşayamamışım.

Yine kitabın seriye tek katkısı son bölümleriydi. İlk 300 sayfa gereksiz uzatmalarla doluydu. Bu seri çok güzel başlamışken gittikçe daha kötü olmaya başlıyor. Cidden ne okudum ben bu kitapta bilmiyorum, sanırım kitabın özeti baş karakterlerin cinsel hayatını anlatıyor olmasıydı ve fantastik kitaplarda romantizme bayılmama rağmen bu kitapta çok sıkıldım bu olaydan. Gerçekten şu 2 ve 3. Kitabın kayda değer kısımlarını toplasak en fazla 200 sayfa eder. Yazar sanki seriyi uzatmak için her kitabın sonuna bir olay koymuş, kitabın öncesinde de 300 sayfa boş boş bizi hazırlıyor olaya. Neyse ki 4. Kitabı önceden almıştım, elimde olmasa hayatta devam etmezdim seriye. Çevirideki hatalar da çok rahatsız ediciydi. İlk kitaba nasıl da aşık olmuştum, bir de şu an yaptığım yoruma bakın... *Hayal Kırıklığı*

Normalde kitapları okumadan önce arka kapağını okuyanlardan değilimdir fakat boşlukta kaldığım bir an sonraki düşmanın kim olacağını merak edip Başmeleğin Kılıcı, yani bir sonraki kitabın konusunu okumuş bulundum ve bir de ne göreyim! Kitap Dmitri hakkındaymış 😱 Sonraki kitap da Jason 🤭 Bu seride böyle bir olay olduğunu bilmiyordum fakat *spoiler* Elena ve Raphael için işler zaten iyi giderken onları okumaya biraz ara vermek iyi olacak benim için sanırım. Çünkü üzülerek söylüyorum ama bu kitapta Elena-Raphael sahnelerinin çoğu bana birbirinin tekrarı gibi geldi ve baygınlık geçirmeme az kalmıştı. Fakat duydum ki Elena ve Raphael in gözünden okuyacağımız bir sonraki kitap bomba gibiymiş. Bu beni çok heyecanlandırıyor, umarım hayal kırıklığına uğramam 🥰 
Lonca Avcısı serisi hakkında siz neler düşünüyorsunuz? 🦋 Yorumlarınızı eksik etmeyin, hoşça kalın!


Yazar: Nalini Singh     Çeviri: Bige Turan Zourbakis   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 384
Liste Fiyatı: 37 TL    GoodReads Puanı: 4,25

28 Mayıs 2019 Salı

Yaz Çekilişi Başladı!


Herkese merhaba! Instagram hesabımda (@dreamernora) yepyeni bir çekiliş başlattım. Resimde gördüğünüz kitaplardan seçtiğinizi hediye ediyorum. Herkesi beklerim, bol şans!

https://www.instagram.com/p/ByAWFXGJZdF/

Not: Bu arada inanılmaz derecede çok yorum birikti, bir hafta sonra yorum bombardımanı başlayacak, hazır olun! :D

17 Ocak 2018 Çarşamba

Başmeleğin Öpücüğü (Lonca Avcısı #2) - Kitap Yorumu


Lonca Avcısı serisinin bu ikinci kitabında, okurun güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hâkimi olduğu bu dünyadaki yolculuğu devam ediyor.

Vampir avcısı Elena Deveraux, bir yıllık komadan uyandığında değişmişti. Artık, kanatları gece yarısı ve şafak renklerinde olan bir melekti. Ama Elena'nın vücudu hâlâ kırılgandı ve uçabilmek için iyileşmesi gerekiyordu. Son derece çekici bir şekilde tehlikeli sevgilisi Başmelek Raphael ise geçmişten bugüne hep "benim" dediklerine karşı korumacı ve kontrolcü olmuştu. Ne var ki, Elena söz konusu olduğunda otoritesi hiçbir işe yaramıyordu…

Birbirlerini henüz anlamaya başlamışlarken Raphael, bir diğer başmelek olan Lijuan'dan bir balo davetiyesi almıştı. Bu daveti reddetmenin ölümcül sonuçları olabilirdi; bu yüzden Raphael, balonun olacağı ve onları korkunç bir kâbusun beklediği Pekin'e gitmeden önce Elena'nın uçmasını sağlamalıydı. Çünkü kadim ve merhametsiz Lijuan, ölülerin gücünü taşıyordu ve özellikle Elena için korkunç planları vardı…

Diğer Lonca Avcısı Serisi yorumlarım:
2. Başmeleğin Öpücüğü (şu anda bu yorumdasınız)



Herkese yeniden merhaba! Blogumda yaşadığım bir sıkıntıdan dolayı blogdaki tüm resimler silindi ve şimdi hepsini teker teker koymaya uğraşıyorum, bu nedenle bu yorum biraz gecikti, bunun için üzgünüm... Ama güzel tarafından bakarsak ... ah, güzel bir tarafı yokmuş. Her neyse, sonuç olarak bugün Meleklerin Kanı'nın devam kitabı olan Başmeleğin Öpücüğü ile karşınızdayım!

İlgili resimMeleklerin Kanı'nı okumamın üzerinden 1.5 yıl gibi bir zaman geçmiş olmasında rağmen kitaba dair hatırladığım bir şey vardı: Çevirisi çok kötüydü. Sık sık anlaşılmaz veya doğru olmayan cümleler geçiyordu kitapta. Bu kitaba başlarken çeviriyi daha özenli görmek için resmen dua ettim, gelin görün ki boşunaymış. Bir kez daha ve maalesef, bu yorumumda da çeviriden yakınacağım. Ama çok uzatmaya gerek yok çünkü aynı Meleklerin Kanı yorumumda da bahsettiğim gibi, bazen yanlış bazen ise kelime kelime çevrilmiş ve sonuçta anlamsız bir cümle ortaya çıkmış gibiydi. "Kafama deniz indi." diyor Elena bir yerde ya da b u tarz bir şeyler. Kafama deniz indi... Cidden mi? Söylenecek çok şey var ama susuyorum, umarım sitemim anlaşılmıştır.

Kitabın içeriğine gelecek olursak öncelikle söylemeliyim ki ciddi miktarda eleştirim var ve muhtemelen bunlardan bahsederken içinde kaybolacağımdan bunu şimdiden söyleyeyim çünkü yanlış anlaşılmak istemem: Kitabı okurken gerçekten eğlendim ve beğenerek, zevk alarak okudum. Beklediğim akıcılık, sürükleyicilik bu kitapta da vardı ama bazı durumlar, beklentilerimi karşılayamamaktan çok artık canımı sıkmaya başladı diyebilirim.

(Uyarı: Fazlaca eleştiri ve yakınma içerir, bir sonraki paragrafa geçebilirsiniz.)
Mesela her kitapta bir büyük olay olma klişesi ve okuru en çok son kısımların etkilediği düşünülerek bu olayın hep kitabın sonunda olması. BIKTIM! Kitabın başında Rafael geliyor baloya gideceğiz çok önemli diyor, kitabın sonuna kadar bekliyoruz gitsinler diye ve biliyoruz ki asıl olaylar orada olacak, öncesindekiler sadece orada olacak olay için yol yapma evresi. Kitabı sonu için okuyoruz yani. Benim polisiye romanları çok okumama sebebim bu zaten, kitabın sonu için sonda çıkacak büyük sürpriz için yazarın yol yapmasını izliyoruz. Fakat zaten o gizemli polisiyenin olayı bu. Niye şimdi yazarlar bunu klişeleştirip her romanına uyguluyor? Kitabın içine birden fazla büyük olay koyarsanız paranızdan çok bir şey eksilmez, merak etmeyin. Kitabın etkileyiciliği artar daha çok satılır, bir şekilde onu iki kitaba bölmek ile aynı miktarda kazanabilirsiniz. Düşünsenize, Taht Oyunları'nda her kitapta 1 olay oluyormuş sadece. Çok komik değil mi? İşte bu kitaplar da bana artık aynen bu şekilde komik gelmeye başladı. Boş kalmasın diye aralarda olaylar falan yazıyor ama kitabın tüm esprisi aslında sonu. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki kitabın kapağını kapattığımda "Ah, ne heyecanlı kitaptı!" diyemedim, "Bu kadar mı? Ne oldu şimdi?" diye sordum sadece, yöntem tutmadı yani.

Başmeleğin Öpücüğü ile ilgili görsel sonucuGerçekten koskoca bir kitap okudum ama dönüp bakınca bomboş görüyorum, olmasını beklemediğimiz bir şey olmadı, gayet okurun öngörebileceği şekilde ilerliyor seri. İlk kitabı farklıydı, heyecanlıydı ve beklenmedikti, şimdi daha çok takdir ediyorum o yönünü. Çünkü bu kitapta basitlikten fazlasını göremedim. Kitabı sonunda yazacağı -kendince- büyük bir olay için hazırlamaktansa birden çok farklı olay katıp daha içi dolu, elle tutulur hale getirebilirmiş yazar. Fakat günümüzdeki sıkıntı işte, yalnızca bu yazar için söylemiyorum, serinin çok kitabı olsun diye akıllarına gelen her olayı yeni kitap yapıyorlar bir kitabın içerisinde harmanlamak yerine. Seri çok uzun olunca daha güzel oluyormuş gibi yanlış bir algı var ve bu koskoca paragraftan anlayabileceğiniz üzere bu durum beni hayal kırıklığına uğratıyor. Bazı şeyler tadında bırakılmalı, bunun içinde önce okura bir tat verilmeli.


Tamam tamam, artık kitabın içeriğine geçiyorum. Bu serideki karakterler çok hoşuma gidiyor. Hepsinin farklı oluşu ve oldukça orjinal olmaları, değişik bir okuma hazzı veriyor insana. Mesela Zehir'in gözleri veya beni en çok şaşırtan kişi, Aodhan'ın fiziksel özellikleri... Gerçekten yazar hepsini özene bezene tasarlamış, Naasir'in chimera oluşu bunun en güzel örneklerinden olsa gerek. Gerçi yazarın tüm karakterleri böyle kusursuzca betimlemesi biraz sıkmadı değil beni ama alıştık artık bu tarz kitapların harem tarzı anime gibi olmasına...

Bu kitapta en çok etkilendiğim tasvir Elena'nın kanatlarına ait aslında. Gerçekten, hayali bile muhteşem. Belki de tüm kitabı o kanatlar için okumuş bile olabilirim. Ne var ki Raphael bu kitapta çok sönüktü, kendi 7'leri bile Raphael'den daha çok geçiyordu. O yüzden bu kitapta Raphael hakkında pek bir yorum yapmak gelmiyor içimden.

Ah... Aklıma gelmişken beni çıldırtan bir durum vardı kitapta: Elena'nın güç bende beni özgür bırakın takıntısı. Allah'ım sana geliyorum ya, anladık kızım sen avcısın sen yaparsın da, şu durumda güçsüzsün işte bir kabullen. Senin ben kendime yeterim yardım istemem tavrın yüzünden çevrende kaç kişi yaralanıyor ölüyor farkında değil misin? Bir de kendisi de yaralanıyor, milleti zor durumda bırakıyor, çıldırttı beni kitap boyunca. Ama kitapta da inanılmaz tutarsız bir durum vardı. Elena çok zayıf çok güçsüz güya ama üstesinden gelmediiği başmelek kalmadı, yazar öyle bir yazmış ki maşallah kız en güçsüz halinde bile Raphael'den güçlü heralde. Oldu olacak bir de Lijuan'ı öldürseydi, tam olurdu. Hiç de şaşırmazdım açıkçası. Urban-fantasy'nin bu klişesi de beni yormaya başladı artık. Ne var ki bu tarzı çok seviyorum, bu yüzden bütün klişelere rağmen okumayı bırakacağımı sanmam. 

Evet, bunca eleştiriden sonra "3. kitabı bir an önce okumak istiyorum!" demek biraz garip olacak ama gerçekten 3. kitabı bir an önce okumak istiyorum. Fakat, her zaman bir fakat vardır, şu aralar Instagram'da da görebileceğiniz yeni kitap seçme yöntemimi kullanarak elimde bulunan bir kenara attığım -güya en kısa zamanda okuyacağım- kitapları çürümeden okumaya ve daha fazla kitap biriktirmemeye karar verdim. Bu yüzden içimdeki yeni kitap alma ateşini elimden geldiğince sönük tutmaya çalışıyorum. Sonuç olarak 3. kitabı yaz tatilinden önce okuyacağımı çok sanmıyorum... Bu seriyi okuyan veya okumak isteyen var mı? Yorumlarınızı benimle paylaşmaktan çekinmeyin! Hoşça kalın!


Yazar: Nalini Singh     Çeviri: Bige Turan Zourbakis   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 384
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,24