Nora'nın Kitaplığı : Büyücü
Büyücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Büyücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2020 Çarşamba

Asla Vazgeçme (Simon Snow #1) - Kitap Yorumu


SIMON SNOW, ŞİMDİYE KADAR SEÇİLMİŞ EN KÖTÜ SEÇİLMİŞ KİŞİ!

Simon sadece eğlenmek ve Watford Sihirbazlık Okulu’ndaki son senesinin keyfini çıkarmak istemesine rağmen kimse ona rahat vermemektedir. Kız arkadaşı onu terk eder, en yakın arkadaşı yakasından düşmez, akıl hocasıysa onu güvende olabileceği bir dağa yollamak niyetindedir. Simon, oda arkadaşı ve çok uzun zamandır baş düşmanı olan Baz’ın ortalıkta görünmemesinin keyfini bile süremez çünkü yine hangi kötülüğün peşinde olduğunu düşünmekten kendini alamamaktadır. Ayrıca ortalığı hayaletler basmıştır. Ve vampirler. Simon’ı yok etmeye çalışan gerçek kötü yaratıklar. Gelmiş geçmiş en güçlü büyücü de olsanız bir an bile rahatlayıp hayatın tadını çıkaramazsınız. 

Bir hayalet hikâyesi, aşk masalı ve polisiye roman olan Asla Vazgeçme’de bir Rainbow Rowell öyküsünden bekleyebileceğiniz kadar çok öpüşme ve konuşma var… ama hepsinden çok da canavarlar.


Herkese merhaba! Umarım keyifler yerindedir! Şahsen benim keyfimi bu gördüğünüz kitap beklenmedik derecede yerine getirdi. Bu kitabı beğeneceğimi umuyor, çok beğeneceğimi ancak hayal edebiliyor ama muhtemelen beğenmeyeceğim çünkü beklentilerim çok yüksek düşüncesiyle de korkarak okuyordum. Ama peşin peşin söyleyeyim, bu kitaba bayıldım! Beklentilerimi çok farklı şekillerde karşıladı ve hiç beğeneceğini düşünmediğim şeyleri bana beğendirdi. Ayrıca beklentimin aksine oldukça da akıcı!



Kitapla ilgili yanlış anlaşılan bir konuya dair uzun bir açıklama:

Yalnız bu kitapla, daha doğrusu bu kitap üzerine olan bir muhabbetle ilgili sizi uyarmam gerekiyor. Bir kitap yorumcusu bu kitabın yorum başlığına Asla Vazgeçme (Bir Harry Potter Hayran Kurgusu) benzeri bir şeyler yazmış. Umarım küçük bir şaka yapıyordur ve bu yanlış bilgiyi kendisini takip eden onca insana gerçekmiş gibi vermemiştir. Bu kitap bir hayran kurgusu değil ve böyle lanse etmek yazarın emeğine hakaret etmek değilse nedir bilmiyorum. 

Keşke bir kitabın 500 sayfasını okuduktan sonra sonunda yazan 1 sayfacık Yazarın Notu kısmını da okusalar. Yazar orada sihir dünyalarıyla ilgili kurguları ne kadar sevdiğinden ve 'ben bir sihir dünyası oluştursam nasıl olurdu' diye düşünmekten kendini alamadığından bahsediyor. Fangirl'de Cathy'nin yazdığı bölümlerden sonra (Bu arada orada da yine Simon ve Baz'ın olduğu hayali bir kitabın fan kurgusu yapılıyordu, Harry Potter'ın değil, bunu birçok kişi yanlış anlayabiliyor -ben dahil-) yazarımız Simon ve Baz'ı orada bırakamayacağını anlamış ve kendi kitaplarını hak ettiklerini düşünerek bu seriye başlamış, gerçekten harcadığı emekten bahsetmeye gerek bile duymuyorum. 

Evet, kitabın temeli Harry Potter'ı andırıyor, en iyi bildiğimiz Büyücülük Okulu hikayesi olduğu için direk o geliyor aklımıza. Fakat bir sürü Büyücülük Okulu kitabı, dizisi, çizgi filmleri zaten bu şekilde başlar: Normal hayatta birisinin büyücü olduğunu keşfetmesi veya okula çağrılması şeklinde. Mesela Winx Club'ı düşünün! Sonra gittikleri yerde yakın arkadaşlar ve düşmanlar edinirler, müdür veya müdire bunları çok sever vesaire vesaire... Bu temellerin benzemesi bana oldukça doğal geliyor ve bu kitap ilerleyen senaryosunda Harry Potter'dan zaten tamamen ayrılıyor bence. Bunların yanı sıra yazar bu konuda Harry Potter ve birçok diğer fantastik seriyi referans aldığını ve onlar üzerinde incelemek için zaman geçirdiğini ama bu kitabın bir Harry Potter hayran kurgusu olmadığını ve karakterlerin tamamen bağımsız, kendi hayatları olan karakterler olduğunu söylemiş. Doğru bilgilere ulaşmak için genellikle sadece Google kullanmak yeterli

Kitabın hayran kurgusuna benzediğinin söylenmesi bir eleştiridir ve bu bence kesinlikle sorun değil. Şu an kitabın gerçekten hayran kurgusu olduğunu öğrenseydim bile bakış açım hiç değişmezdi ve rahatsız olmazdım. Sonuçta okudum ve sevdim, ayrıca karakterler de kendine özgü geldi bana derdim. Beni asıl rahatsız eden şey, insanların seslendiği kitlelere araştırma bile yapmadan yalan yanlış bilgiler vermesi çünkü bu hatalı bilgiyi birkaç hafta önce ben görmüş olsam, hayal kırıklığına uğrar ve HP'nin hatırasına zarar vermemek için belki de asla okumazdım bu kitabı. 

Kitap Yorumum:

Gel gelelim kitap yorumuma (sizi çoktan yordum değil mi), kitabın başlarında Simon'ın sürekli Baz öcüsü bir karanlıktan fırlayıp beni öldürmek için pusuda bekliyor diye çığlık atan tavırları bana gözlerimi devirtmedi değil. Ayrıca kitabı okumadan önce HP'ye benzetenler olduğunu duyduğumdan sürekli benzerlikleri arıyordum ve aa bu da şuna benziyor bu da buna diye diye eğleniyordum. Kitabı bitirdiğimdeyse HP'ye dair neyi benzetiyorsam hepsini çoktan unutmuştum, o derece ayrı yönlere ilerledi kurgu. 

İlk başlarda Simon'a bolca göz devirsem de, oldukça akıcı ve eğlenceli gidiyordu kitap. Farklı kişilerin bakış açılarına yer verilmiş olması ilk defa bir kitapta bu kadar hoşuma gitti -normalde hikayeyi çok böldüğünü düşünürdüm-. Ama benim için asıl kitap -ve kitaba olan aşkım- Baz'ın gözünden yazılan kısımlara başlayınca başladı. Eh, tabii öyle olacak, sanki yazar ortaya Baz adında yakışıklı, zeki, çekici, karanlık bir karakter atıyor ve bir kenara çekilip hepimizin onun üzerine atlamamızı zevkle izliyor gibi, Baz, bu hikayenin parlayan yıldızı. 

Diğer yandan, kendi tercihlerim o yönde olmadığından dolayı, eşcinsel romantizmi üzerine yazılmış bir kitabı özel olarak beğeneceğime pek ihtimal vermemiştim. Kitaba aşık olduğumda kendimin de ne kadar şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz. Sonuçta aşk aşktır ve bizi okurken kendine bu kadar bağlayan şey cinsiyetlerden ziyade duygu ve samimiyet sanırım. Nereden başlarsam başlayayım, sonuçta Simon ve Baz'a bayıldım ve bir önyargım daha kırılıp parçalara ayrılmış bulunuyor diyebilirim. 

Asla Vazgeçme, vampirler, kurt adamlar, asalaklar, vahşi otlar, denizkurtları, ejderhalar, sersemsepelekler, periler ve daha binbir türlü paranormal yaratıkların, büyünün, gücün, arkadaşlığın ve romantizmin iç içe olduğu ve eğlencenin ve şaşırtmacaların asla eksik olmadığı, oldukça çılgın bir gençlik romanı. Uzun zamandır zevk alamadığım young-adult türünü bana tekrar sevdirdi ve bu türdeki bütün romanların birbirine benzemediğini ispatladı.

(Agatha Wellbelove)

Bol görselli, biraz sinirli, biraz da heyecanlı bir yorumun sonuna geldik! Kitapla ilgili diyebileceğim daha çok şey olsa da, geri kalanını da sizin okuyup görmenizi ve benim düşüncelerimden etkilenmeden okuyabilmenizi istiyorum. Asla Vazgeçme rengârenk bir kitaptı ve ben sonunu da beğendim, ikinci kitapta ne anlatılacağını da çok merak ediyorum doğrusu, sanırım bu kitapta açığa çıkmayan bazı gizemlerle başlayacak ve hiç beklemediğimiz noktalara doğru ilerleyecek. Keşke Türkiye'ye bir an önce gelse de ilk kitabı unutmadan okuyabilsem :) Sizlerden bu kitabı okuyan, okumak isteyen var mı? Düşüncelerinizi mutlaka benimle paylaşın, hoşça kalın!


Diğer Rainbow Rowell yorumlarım:

Eleanor&Park (Destansı bir yorum, girmeden önce iki kez düşünün)

Yazar: Rainbow Rowell     Yayınevi: Pegasus    Çevirmen: Gizem Yeşildal    
Sayfa Sayısı: 496     GoodReads Puanı: 4,24

8 Eylül 2019 Pazar

Ejderhanın Günü (WarCraft #1) - Kitap Yorumu


Dalaran büyücülerinin dışladığı genç büyücü Rhonin eski mevkiine dönme fırsatını arıyordu. Kendisini destekleyen gizemli bir büyücü sayesinde bu fırsatı buldu. Bunun için, orkların elindeki, tehlikeli Khaz Modan diyarına bir yolculuk yapması gerekmekteydi.

Rhonin ve yol arkadaşı, korucu Vereesa asla tahmin edemeyecekleri müthiş bir maceranın içine sürükleniyorlardı.

Azeroth dünyasının kadim güçleri son bir savaş için karşı karşıya gelirken genç büyücü Rhonin bu savaşın kilit noktası olacaktı... Ejderhanın Günü başlayacaktı...

Kılıçlar, büyü ve ejderhalarla ilgili bu hikaye Blizzard Entertainment’ın en çok satan, ödüllü bilgisayar oyunu WARCRAFT’dan ilham alınarak yaratılmıştır.


Sımsıcak bir pazar gününden herkese kocaman merhaba! Bu postta hem kitap yorumu yapacağım hem de WoW oyununun biraz bahsini geçireceğim. Başlamadan önce bir sorum var: Aranızda WoW oynayan/oynamış olan var mı? 


Bu kısım bir miktar bla bla bla içerir.
Bilmeyenleriniz için WoW MMORPG türünde uzun yıllardır var olan bir oyun, yani epik-fantastik bir dünyada çok oyunculu bir rol yapma oyunu diyebiliriz. Çoğu kişi bu dünyayı Warcraft filminden tanıyor gördüğüm kadarıyla. Ama yetmez! O filmde gördüklerimiz devasalığıyla beni kendine hayran bırakan Warcraft dünyasının içinde yalnızca küçük bir nokta gibi! Bu dünyaya girdikçe insan daha çok öğrenmek istiyor fakat ne kadar okursam okuyayım/oynarsam oynayayım, üzerine elliden fazla kitap yazılmış Warcraft dünyasında olan bitenleri asla tamamen öğrenemedim. Bayılarak okuduğunuz ve asla bitmeyen bir roman serisi düşünün, işte WoW da benim için tamamen o! Gelin görün ki bayılarak okuma konusunda biraz sıkıntı yaşıyorum çünkü kitapları Türkiye'de basılmıyor maalesef.



Madem öyle bu kitap ne, diye soracak olursanız, kendisi yıllar öncesinden baskısı durdurulmuş bir antika ve takdir edersiniz ki, baskısı durdurulmuş çoğu kitap gibi sahaflar bu kitapları da inanılmaz bir fiyata satıyorlar... Ne yazık! Görüyorsunuz ya, onca WarCraft serisi içinde Türkiye'de satılan 3 kitaplık 1 sericik de artık basılmıyor. Keşke şu serilerin kıymeti bilinse de hepsi Türkçe'ye çevrilse :(



Neden baskıdan kaldırıldığını biraz anlıyor gibiyim açıkçası. Çünkü geçmişi bilmeden bu kitabı okursanız anlayamayacağınız yerler var. Eh, sonuçta bu devasa bir dünyanın ortasında geçen bir seri ama biz okurlar bir seriye başlarken onun arka planı olduğunu düşünmeye ve araştırmaya alışık değiliz. Eh be Artemis, madem çevirecektin bu seriyi, dünyanın başlangıcını anlatan kitaplardan başlasana... Ama maalesef durum bu, dünyayla ilgili çok bilgisi olmayanların da bu kitapları çok anlayamaması ve dolayısıyla beğenmemesi de gayet olası. 



Gelgelelim kitap yorumuma...
Her ne kadar WoW oynamayı çok sevsem de (gerçi yüksek fiyatından dolayı pek oynadığım söylenemez ama oynadığım kadarını çok sevmiştim zamanında) bu kitabı okumaya bir türlü elim gitmiyordu. Ta ki bir gün yeni kitap seçme sistemim olan kuradan (Instagram'da beni takip edenler iyi bilir, yüz kez falan bıkmadan usanmadan kura çekişimi paylaştım: @dreamernora) bu kitap çıkana kadar. Ve kaderimi kabullenip kitaba başladım. Ve çok eğlendim! Çok ciddi söylüyorum, kitabın her zerresini büyük bir zevkle okudum. Belki öyle muhteşem etkileyici bir kitap değildi -belki de öyleydi- ama benim için kesinlikle öyleydi. Karakterlerin yerine kendimi rahatlıkla koyabiliyordum çünkü oyunda ben de o tarz karakterler oynamıştım, örneğin bir sebebi buydu. Bir de oynarken sadece uzaktan tanık oluyor gibi hissettiğimiz o devasa dünyada gerçekleşen bir olaya birinci elden tanık olmuşum gibi hissettirdi. Zaten kitap akıcı, esprili ve aksiyonluydu fakat ben en çok bana hissettirdiklerini sevdim bu kitabın. Elfler, orklar, insanlar, ejderhalar, troller, cüceler... Hangi ırkı ararsanız var bu dünyada! Bir de üstüne büyücüler, paladinler, suikastçiler, avcılar gibi bir sürü farklı sınıf var. Meslekler ve hiyerarşik düzene hiç girmiyorum bile... Alabildiğine renkli ve eğlenceli bir dünya, mesela kitapta başrolümüz büyücü bir insan, yan rollerimiz ise korucu elf ve hipogrif binicisi bir cüceydi. Ne olursa olsun güzel geliyor gerçi bana, görüyorsunuz ya, bir çeşit Warcraft dünyası aşığıyım ツ



Ne de çok konuşmuşum bugün! Heyecanımı dizginleyemedim, beni affedin... Madem bugün oyunlardan konu açıldı, o zaman bir soru daha sorayım. Aramızda oyun oynamayı sevenler var mı? Ne tür oyunları seviyor, hangi oyunları oynuyorsunuz? Yorumlarda buluşmak dileğiyle, hoşça kalın!


Yayınevi: Artemis    Yazar: Richard A. Knaak     Sayfa Sayısı: 370
GoodReads Puanı: 3,80    Çevirmen: Görkem Köroğlu


24 Ocak 2019 Perşembe

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter #3) - Kitap Yorumu

İlgili resim

"Mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs'e hoş geldiniz. Asanızı tuttuğunuz elinizi uzatın, otobüse atlayın, sizi istediğiniz yere götürelim."

Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azkaban kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black'in, Karanlık Lord Voldemort'un hizmetkârı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azkaban'dan kaçan Black'in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.


Herkese merhaba! Yine eski fakat değerli bir kitapla karşınızdayım. Evet, ben Harry Potter serisini yalnızca izlemiş olanlardanım maalesef. Dolayısıyla okumaya biraz geç başladığım suçlamalarını tamamen kabul ediyorum. Yine de -her ne kadar neredeyse herkes bu kitapları çoktan biliyor olsa da- görüşlerimi ve yorumumu kısaca paylaşmak istedim.

Bu kitabın filmini defalarca izlediğim için başlarda okumak benim için biraz sıkıcı oldu doğrusu. Aslında klasik bir Harry Potter kitabı olarak ufak tefek olaylarla son 100 sayfaya kadar okuru hazırlayıp son dördünde olayı patlatan bir kurguya sahipti yine ve çoğu şeyi önceden bildiğim için ilk başların -veya ilk 300 sayfanın- biraz yavaş geçmesi çok sürpriz olmadı. Fakat yine her bu tarz kitap gibi sonundaki bomba olayları okumaya değdi, her ne kadar o "bomba" olayları önceden biliyor olsam da. Bildiğim olaylar olsa bile kitaptan okumak film izlemekten gerçekten de çok daha farklı bir deneyim. Filmde karakterlerin akıllarından ne geçtiğini okuyamıyorsunuz ve kitaptaki tasvirler çoğu hazırlanmış sahneden daha etkileyici oluyor bana kalırsa. Kitabın filmini önceden izlemiş olmamın okumamı çok etkilediğine inanmıyorum açıkçası çünkü Rowling'in dile öyle güzel ki, hiç bilmiyormuşum gibi aynı heyecan ve istekle okumaya devam ettim kitabı.

İlgili resim

Bir dahaki kitabı ne zaman okurum bilmiyorum, açıkçası bu seri bitirmek için acele ettiğim serilerden biri değil çünkü okuduğum kitapları unutma şansım pek yok :) Fakat bu kitap beni şaşırtıcı derecede eğlendirdi ve serinin yavaş yavaş ilk kitaplardaki çocuksu dilinden kurtulmaya başladığını da fark etmeden edemedim. İlk kitapları da çok seviyorum fakat serinin ilerledikçe daha eğlenceli olduğunu söylemeliyim, yirmili yaşlarda bir okur için en azından. Bu kitaba 4 puan veriyor olmamın sebepleri şu şekilde: İlk olarak kitabın benim için fazla durağan geçmesi, en azından kitabın sonlarına kadar. İkincisi ise sonunda bile seri için çok büyük bir olay olmamış olması, evet önemli bir olay oldu fakat daha çok serinin diğer kitaplarına hazırlık kitabı gibi hissettirdi bana, aslında bu kitap serinin çok sevdiğim kitaplarından, o ayrı.

Ah, bu arada çok yakında Instagram üzerinden yapacağım çekilişi sakın kaçırmayın! Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın! 

Serinin Diğer Kitapları:

2. Harry Potter ve Sırlar Odası
3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4. Harry Potter ve Ateş Kadehi
5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Harry Potter ve Melez Prens
7. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları



Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,55
Sayfa Sayısı: 396   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling

20 Ocak 2015 Salı

Zetsuen No Tempest (The Civilization Blaster) - Anime Yorumu & AMV


İlgili resim

Mahiro Fuwa'nın kardeşi 1 yıl önce esrarengiz bir şekilde öldürülmüş ve Mahiro kardeşinin katilini aramak üzere ortadan kaybolmuştur. "Kusaribe" adlı büyücü klanının en güçlü büyücülerinden biri olan Hakaze Kusaribe ise düşmanları tarafından bir adaya hapsedilmiştir. Hakaze, irtibat kurabileceği birini ararken bir şekilde Mahiro'yu bulur ve ikisi bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Mahiro, Hakaze'nin düşmanları tarafından uyandırılmak istenen ve tüm dünyaya kaos getirecek "Göç (Zetsuen) Ağacı'nı" durduracaktır. Bunun karşılığında Hakaze, Mahiro'nun kardeşini öldüren katili bulmasına yardım edecektir. 


Aslında anime yorumlarına ara verdiğimi düşünüyordum, çünkü çok fazla anime izliyorum ve hepsine yorum yapmam neredeyse imkansız. Fakat bugün bu animeye yorum yapasım geldi nedense. Geçen hafta bitirdiğim bir anime Zetsuen No Tempest, ve ciddi anlamda bu animeye aşık olmuş olabilirim.

Ben böyle macera ağır basan romantizm içeren animeleri çok seviyorum. Gerçi bu animedeki romantizm çok garipti. Ne desem yalan olur yani, izleyip anlamanız lazım. Aslında bu animenin tamamını Fuwa Mahiro için izledim desem yeridir. Artık kendisi favori erkek anime karakterlerimin başlarında geliyor. Aslında sırf bu yüzden bu animeden inanılmaz nefret ettim ve bu kadar sevdim. Farklı bir ikilem oldu..
Fuwa Mahiro

En baştan söylemeliyim ki, kesinlikle her yaş grubuna hitap eden bir anime değil. Kafa karıştırıcı birçok öge var ve animenin sonuna kadar gerçeğin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İyi kim kötü kim karar veremiyorsunuz ve sürekli yer değiştiriyor taraflar arasında bu iki sıfat. Dikkatli izlenmesi ve üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir anime bana kalırsa.

Ve bu anime aslında tek sezon 24 bölüm görünüyor fakat bana kalırsa temel olarak iki sezona ayrılıyor: İlk 12 bölüm 1. sezon ve son 12 bölüm 2. sezon olmak üzere. Ve ben tabii ki 2. sezonu daha çok beğendim :P Eminim izlerseniz neden böyle düşündüğümü anlarsınız.
Fuwa Aika - Fuwa Mahiro'nun kız kardeşi

Yine anime hakkında bayıldığım olaylardan biri de sürekli olarak Hamlet başta olmak üzere Shakespeare'in eserlerinden alıntılar yapılmasıydı. İlk bölümlerde daha çok görüyorduk bunu, sonraları gittikçe azaldı. Ama bana her cümlesi harika geliyordu gerçekten. Animenin tüm kurgusu da temelde bu eserlere bağlı bile diyebilirim.

Animenin konusunu özetlemiyorum veya ne üzerine kurulu olduğunu söylemiyorum, çünkü o kadar kompleks ki upuzun bir açıklama getirmem gerekir meseleye. O yüzden merak edenler izlemeli diyorum. Yalnız sizi uyarmam gerekir, ilk başlarda hiçbir şey anlamayabilir, veya olayları izleyip "bu böyle mi devam edecek, sevmedim ben bu konuyu :(" diyebilirsiniz.Çünkü ben uzun bir süre böyle demiştim. Ama sizi temin ederim ki bu animede olaylar sürekli değişiyor ve bu olay örgüsü sizi şaşırtacak. Çünkü animenin sonunda benim kesinlikle nevrim döndü :D


Ve bir konuda daha sizi uyarmalıyım, kesinlikle her türlü spoilerdan kaçınmalısınız. İnternette animenin resimlerine, trailerlarına falan bakarken muhtemelen animenin sonundaki olayları da göreceksiniz. İlk gördüğünüzde anlayacağınızı sanmıyorum ama animeyi izlemeye başladıktan bir süre sonra bütün gördükleriniz anlamlı gelebilir ve keyfi kaçar. Ben birkaç AMV izlemiştim başlamadan öne fakat iyi ki dikkatle izlememişim ve unutmuşum başlayana kadar.


Bu animede hayatımda hiç nefret etmediğim kadar nefret ettiğim bir karakter var. Yine de kendisinden bahsetmek istemiyorum. İpucu: Başrollerden. İzleyenleriniz olursa tahminleri alabilirim :D
Anime ne kadar sürükleyici olsa da ben bir yerde 1-2 haftalık falan ara verdim. Biraz düşünmek ve olanları-öğrendiklerimizi sindirebilmek için. Anlayacağınız, bayağı etkisinde kaldığım bir anime oldu kendisi.Bu yüzden macera-büyü-gizem-romantik tarzı animeler seven herkese öneriyorum. Gerçi önceden de değindiğim gibi bu animenin romantizm anlayışı biraz farklı, sonlara doğru normalleşiyor ama siz yine de romantizm açısından büyük beklentiye girmeyin derim. Diğer türlere daha odaklı.


Bu arada Yoshino ve Mahiro'nun arkadaşlığından bahsetmeden de geçemeyeceğim. Gerçekten hiç görünmediği kadar sıkı bir dostluk. Her ne kadar aralarında birçok sır olsa da. Gerçi bunlar açığa çıktığında üstesinden gelebilecekler mi, bilemem. İkisinin de birbirinden ince zekası olan bu iki arkadaş arasındaki bağ nereye kadar dayanabilecek izleyip göreceksiniz artık.

Zekadan bahsetmişken söylemem gerekir ki bu animede bütün karakterler birbirinden zeki. Bu yüzden izlerken birçok kez kendimi küçük bir mikrop gibi hissetmediğimi söyleyemeyeceğim :P Şaka bir yana gerçekten, bazen olayları anlamanız için biraz beyin gücünüzü kullanmanız gerekiyor. Yani öylesine yatıp da izleyeceğiniz bir anime olmayacak Zetsuen no Tempest.


Eh, ben söyleyeceklerimi söyledim, önerimi de yaptığıma göre artık benim için susma vakti. Tarzınıza göre, izleyip izlemeyeceğinize siz karar vereceksiniz tabii ki bu arada bana yorum bırakmayı da unutmayınn! :)

Puanım: 5     Bölüm Sayısı: 24
Tür: Shounen, Macera, Fantastik, Aksiyon, Dram, Gizem, Psikolojik


İşte baktıklarım arasında en çok beğendiğim AMV ^.^

27 Kasım 2014 Perşembe

Duman ve Kemiğin Kızı (Duman ve Kemiğin Kızı #1) - Tanıtım & İnceleme


Bir zamanlar şeytanın ininde, yerde tüylerle oynayan masum bir kızdı.
O, artık masum değil...

Zuzana defteri alırken, arkadaşları Pavel ve Dina, kızın omzunun üzerinden çizimlere bakmak için uzandı. Karou'nun çizim defteri okulda bir efsaneye dönüşmüştü ve elden ele dolaşan defterdeki yeni çizimler her gün hayranlıkla incelenirdi. Bu defter -hayatı boyunca çiziktirdiği doksan ikinci defter- lastik bantlarla sarılıydı ve Zuzana bunları koparırcasına çıkardığı anda defter açılıverdi. Defterin her bir sayfası tutkal ve boyayla öylesine şişmişti ki cildi her an dağılabilirdi. Defter bir yelpaze gibi açılırken Karou'nun özgün karakterleri sayfalar üzerinde harika ve fazlasıyla tuhaf çizgileriyle dalgalandı. Ama kimse bu karakterlerin gerçek olduğunu tahmin bile edemezdi.

Bir varmış bir yokmuş,
bir Melekle şeytan birbirlerine âşık olmuş
Ve hikâyenin sonu hiç iyi bitmemiş


Dikkat! Bu yorum -yanlışıkla ve bilerek- verilen spoilerlar içerir!

Nereden başlasam bilemiyorum. Bu kitap resmen beynimi sömürdü ve içine hapsetti. Aklî dengemi geri kazanabilmem için uzun bir zaman geçmesi gerekti. Ve, şu an buradayım. Öncelikle kitabın beğenmediğim kısımlarından başlayacağım. Evet, var!

Karou'nun geçmişi. O kız, o kız Karou gibi değil, olamaz. Ben Karou'nun asi, umursamaz tavırlarını seviyordum. Ama aslında şeytan gibi görünen bir iyilik meleğiymiş. Peh! Hadi oradan. Geçmişteki hali, bambaşka bir kişilikti. Karou, artık o insan değil. Yeni hatıralar ve yeni yaşantısıyla bambaşka biri. Ben kendime böyle diyorum ve kendimi böyle inandırmak istiyorum. Çünkü Madrigal'e hiç, hiç, hiiiç alışamadım. Isınamadım, sevemedim, ne derseniz artık.

Evet, kitapta beğenmediğim kısımlar bitti. Ne kadar uzun değil mi (!) Şimdi beğendiğim kısımlara geçiş yapıyorum: Tamamı! Eveet, yorum da burada bitmiştir görüşürüz!

Demeyi çok istesem de ben beğendiğim kısımları da incik cincik etmeden duramam tabii ki. Şimdii... bilirsiniz bazı kitaplara bir başlarsınız, bir daha bitirene kadar nefes bile alamazsınız. Ara verdiğinizde aklınızdan çıkmaz, acaip sıkışsanız bile kitabı elinizden düşürmek istemezsiniz (Oups, aşırı bilgi!) İşte Duman ve Kemiğin Kızı da onlardan biriydi. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz, değil mi? Anladığınızı biliyorum.

Bu arada Zuzana'ya da bayılıyorum. Tavırları, kişiliği vesaire vesaire. Gelelim Akiva'ya. İlk başlarda ismini garipsemiştim, şöyle bir düşününce hala garip hissettiriyor ama %93,2 ısındım sayılır. Şu an Akiva'yla ilgili bir yorum yapmakta zorlanıyorum, çünkü tüm düşüncelerim birbiriyle çelişiyor. Kitabın son 10-20 sayfasını okumadan önce sorsaydınız Akiva adlı bir roman yazaabilirdim ama şimdi.. kelimelerim tükendi.

Kitabın son dörtlüğünde Akiva'nın sürekli olarak "Beni asla affetmeyecek" falan demesine sürekli göz devirir olmuştum ve ben de sürekli "Seni affetmeyeceği kadar ne yapmış olabilirsin ki? Seni ne kadar sevdiğinin farkında değilsin heralde, aptal.." diyordum. Bunu dedim, dedim ve kitabın sonunda "Sen.. Hayır! Haaayıııııır! Akiva! Seni affedebilecek mi? Ben olsam seni affedebilir miydim? Gerçekten haklıymışsın, öyle olmana ihtimal vermemiştim, öyle olmamasını umuyordum ama gerçekten, gerçekten haklıymışsın. Lanet olsun ki haklıymışsın! Neden her zaman haklı olman gerekiyor ki?" ve bir dizi gözyaşı eşliğinde küfürler de sıralandı.

 Biliyorum, eninde sonunda, milyon yıl sonra bile olsa, Karou Akiva'yı affedecek. Ama Yasri, Issa, Twiga, Kishmish... özellikle de Brimstone'un ölümüne sanki kendi ailemmiş gibi üzüldüm. Kishmish'in ölümünde daha kitabın başlarında olmamıza rağmen ağlamıştım. Kitabın sonunda, bu karakterlere bu kadar bağlanmışken bir anda öldüklerini öğrenmek.. Biliyorum gerçek değiller vs vs. aşın artık bunları. Bence bu kitabın karakterleri gerçekmiş gibi davranılmayı hak ediyor.


Akiva'dan soğuduğum falan yok tabii ki ama yine de .. ne diyebilirim ki? Onun adına üzüldüm mü? Bu konudaki hislerim basit bir üzüntüden daha kompleks hissettiriyor. O yüzden kapatıyorum bu konuyu ve yeni bir konuya giriş yapıyorum: Prag'ın muhteşemliği ve Zehir! Salgın köşesi, mistik havası, tabuttan masaları, heykelleri ve her şeyiyle hayalimdeki mekanın somut hali gibi! Lütfen biri beni Prag'a uçurup sonsuza kadar oraya hapsedebilir mi?! Kitabı okurken yüzüme vuran hafif serin havayı hisseder gibiydim. Aşık oldum bence ben. Hem de ne Akiva'ya ne de başka birine. Direk Prag'a!

Kimeralar ve Meleklerin savaşı ise kitabın bambaşka bir boyutu. Bana kalırsa Karou'nun diş toplayıcılığı ve Brimstone'un dilek tacirciliği tek başına bir seriye konu olmaya yeterdi. Ama bu seride bu olay sadece konunun görünen yüzü. Bir kitabın bu kadar derinliği olması bence çok alışılmış değil ve okuyanı içine hapsediyor. Kesinlikle sahip olduğu tüm övgüleri hak ediyor.
Spoiler sonu

Ne kadar uzattığımın farkındayım ama bu kitabın yorumunu kısa kesmek gelmiyor içimden. Hatta daha diyecek bir sürü şeyim var. Ama çenemi kapatma zamanı geldiğini düşünüyorum ve diğer kitabı merakla bekliyorum. Yani kitap çıktı ama ben alabileceğim zamanı bekliyorum :D

Bu kitabı okuyalı uzun bir zaman geçmesine rağmen neden yorumu şimdi yazıyorum? Hiçbir fikrim yok. İlk başlarda internetim yoktu, sonra sınavlarım vardı, derslerim vardı bla bla bla. Hepsi bahane. Sadece yazamadım. Ne zaman yorumu yazmak için başına otursam kendimi kötü hissedip kapatıyordum bilgisayarı. Ama şimdi yorumu yazdım, bitirdim, eminim unuttuğum bir sürü kısım var ama yine de içim rahatladı. İyi ki yorum yazmak için en uygun zamanı beklemişim.

Sanırım kitabı ne kadar sevdiğimi tekrar belirtmeme gerek yok. Ama spoiler içerdiği için yorumumu okuyamayanlar için bir özet geçeyim: Bu kitap kesinlikle eşi bulunamayacak türdendi. Bayıldım. Hâlâ düşündükçe tüylerim ürperiyor. Derin fantastik sevenler, romantik sevenler (tabii ki vıcık vıcık aşk yok içinde), "Bu kitap size gelsin!" falan demiyorum ama bu kitabı kesinlikle öneriyorum. Geciktirmeyin, 2. kitabı da çıkmışken okuyun derim ben. Eh, kalbim ve beynim bu yorumdan sağ çıktığına göre bir sonraki yorumda görüşmek üzere o zaman, hoşçakalıın!

Yazar: Laini Taylor   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 435
Liste Fiyatı: 20 TL    GoodReads Puanı: 4,06


19 Temmuz 2014 Cumartesi

KCBT 12. Blog Tur - Kara Cadı (The Cousins O'Dywer #1) || Kitap Yorumu & Çekiliş


İlgisiz anne babası yüzünden Iona Sheehan, adanma ve kabul edilme özlemi duyarak büyür. Büyükannesinden her ikisini de nerede bulacağını öğrenir: yemyeşil ormanlar, göz kamaştıran göller ve efsanelerle dolu bir ülkede.

İrlanda.

Iona bir at çiftliğinde iş bulduğunda, işletmenin sahibi olan Boyle McGrath ile tanışır. Bir kovboy, bir korsan ve vahşi bir kabile savaşçısı gibi görünen Boyle, Iona'nın en büyük üç fantezisinin birleşimidir.

Iona burada kendisi için bir yuva kurabileceğini -ve bu Boyle'a sırılsıklam âşık olmak anlamına gelse de- hayatını dilediği gibi yaşayabileceğini fark eder. 

Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Iona'nın ailesine yüzyıllardır musallat olan ve mağlup edilmesi gereken kadim bir kötülük vardır. Umut ve sevgi için aile ve arkadaşlar hem birbirleriyle hem de birbirleri için savaşacaklardır.


12. Kitap Canavarları turumuzun 4. gününde Kara Cadı kitap yorumumla birlikteyiz. Bu yazarımız Nora Roberts'tan okuduğum ilk kitap ve kesinlikle son olmayacak.

Fantastik okumayı özlemişim gerçekten. Gerçi daha önce hiç başrolde cadıları konu alan bir kitap okumamıştım. Hani cadılar genelde yan rollerde olurdu. Belki de o yüzden bu kitabın mistik yanı çok hoşuma gitmiştir.

Zaten kitabın büyülü, cadılı, fantastik kısımlarına bayıldım. Ama romantizm fazla geldi biraz. Fantastikten daha ağır basıyordu ve belki beklediğim bu olmadığı için biraz sıkıldım. Yani romantizmi iyiydi, ama fantastik-macera yönünü solluyordu. Belki aksiyon biraz daha artsa romantizm daha çok hoşumuza giderdi.


Çünkü tüm kitap tek bir olaya odaklanmış ve o olay gerçekleşene kadar aradaki küçük heyecanlarla yetinmeye çalışıyor gibiydik. Büyük olay da tatmin edici değildi. Yani yazarın romantizm kadar fantastik ve macera kısmına özen gösterdiğini düşünmüyorum. Kitapta gördüğüm tek eksik buydu sanırım.

Aslında kitabın çok kısa bir kısmı geçmişi anlatıyor fakat ben her nasılsa o kısmı tüm kitaba değişirdim. Günümüz kısımları güzel olmadığı için değil. Sadece geçmiş kısımları fazla etkileyiciydi bence. İlk okuduğumda değerini anlayamamıştım kitabı anlamaya çalışmaktan ama şimdi dönüp baktıkça daha çok hoşuma gidiyor.

Böyle şöyle derken bir yorumun daha sonuna geldik. Bu aralar o kadar şey üst üste geldi ki yaz olmasına rağmen doğru düzgün kitap okuyamıyorum. Turlar da arka arkaya gelince okumak istediklerimi / sizin önerdiklerinizi okumaya zaman bulamıyorum. Bu durumun yakın zamanda değişmesi dileğiyle, hoşçakalıın!

Satın almak için: Kitap Sihirbazı

Puanım: 4  -> Bayıldım! Sadece beni kendine aşık edemedi :)
Sayfa Sayısı: 424   Yazar: Nora Roberts   Yayınevi: Epsilon


Çekiliş

a Rafflecopter giveaway

18 Temmuz 2014 Cuma

KCBT 12. Blog Tur || Nora Roberts - The Cousin's O'Dywer Üçlemesi & Çekiliş

1. Kara Cadı / Dark Witch


Serinin ilk kitabı Kara Cadı, başka bir ülkede yaşayan Iona'nın kuzenlerinin yanına taşınmasıyla başlıyor. Kara Cadı üçlüsü böylelikle tamamlanmış oluyor ve Cabhan adlı -tabiri caizse- kötü ruha karşı savaş başlıyor. Kara Cadı üyelerinin her biri bir hayvanla bağlantılı. Iona için de bu hayvan, atlar. 

Iona bir at çiftliğinde kendine iş buluyor ve patronu Boyle McGrath'a aşık oluyor. Aşkın gücü ve kanbağının yardımıyla Cabhan'ı yenecek güce sahip olabilecekler mi?

Satın almak için: Kitap Sihirbazı

2. Shadow Spell


Serimizin ikinci kitabı ise kuzenlerden şahinci olan Connor O'Dywer'ı ve diğer kuzenimiz Branna'nın en iyi arkadaşı hatta kanbağı dışında her anlamda kardeşi olan Meara Quinn'in aşkını ele alıyor. 
Şimdiye kadar birçok kadın Connor'ın yatağında bulundu, ama hiçbiri kalbine ulaşamadı. Meara hariç. Meara ise kendini bu aşka kaptırmaktan, Connor'la aralarında olan arkadaşlığı, daha fazlası için kaybetmekten korkuyordu.

Yurtdışı Çıkış Tarihi: 25 Mart 2014
Sayfa Sayısı: 319

Orjinal dilinde satın almak için: Amazon

3. Blood Magick


Serinin 3. ve son kitabı Blood Magick. Bu kitapta ise tahmin edebileceğimiz gibi diğer kuzen Branna O'Dywer ve Finbar Burke arasındaki eski zamanlara dayalı ilişki anlatılıyor. Branna; her konuda güçlü ve bildiğiniz kick-ass bir hatun. Hayatındaki her şey yerli yerinde ve olması gerektiği gibi. Bir şey hariç: Aşk. Fin'e karşı ördüğü duvarlar yıkılmaya başladığında, aşk da olması gerektiği yeri bulacak gibi görünüyor.

Yurtdışı Çıkış Tarihi: 28 Ekim 2014
Sayfa Sayısı: 336

Orjinal dilinde satın almak için: Amazon

Çekiliş


a Rafflecopter giveaway