Nora'nın Kitaplığı : Aksiyon
Aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2021 Cumartesi

Sahte Krallık (Kargalar Meclisi #2, Grishaverse #5) - Kitap Yorumu

Koşullar her zamankinden daha zor, kaybedilecek şeyler ise daha değerli.

Kaz Brekker ve ekibi, hayatta kalacaklarına inanmadıkları bir soygunun üstesinden gelmeyi başarır. Fakat büyük ödülü paylaşamadan kendilerini tekrar ölüm kalım savaşının ortasında bulurlar.

Grisha dünyasının kaderi, şehrin karanlık sokaklarındaki intikam savaşına bağlıdır.

Kaz ve ekibinin ise ne pahasına olursa olsun bu savaşı kazanmaktan başka çaresi yoktur.
Herkese merhaba! Ketterdam sokaklarından fazla uzaklaşmaya dayanamadığım için Kargalar Meclisi'nin hemen ardından Sahte Krallık'a başladım. Ben bu seriyi öyle çok sevdim ki... Kitap boyunca sürekli "İşte bu! Karşı tarafı köşeye sıkıştırdık! Oh hayır, onlar bizi köşeye sıkıştırmış!" tepkilerini vermemize sebep olan, beklenmedik hamleler ile karşılaştık. Tam kazandık derken kaybettik, tam kaybettik zannederken kurtulmanın bir yolunu bulduk. Bu karşılıklı stratejiler beni çok eğlendirdi ve hiç yormadı. Ve fark ettim ki, uzun zamandır bu kadar bağlandığım karakterler olmamıştı. Diğer kitapta çok ısınamadığım Wylan ve Jesper bile bu kitapta kalbimden bir parça kaptılar. Ve kitap bitmeye yaklaştıkça ailemden kopuyormuş gibi bir his yaşadım. Çok özleyeceğim bu grubu, çok!

   

Yorumun Devamı Spoiler İçerir

Kitaba, Inej'i kurtarmak için çırpınarak başladık ve Kaz'ın kıvranmaları (Inej'i değil de Hayalet'in yeteneklerini umursadığı için kurtarmak istiyor gibi yapması ama zaten herkesin gerçeğin farkında olması) benim için gerçekten tadından yenmezdi. Inej'in ise Kaz'ın kendini bacakları kırılırsa geri istemeyeceğini düşünmesi... eh, tamamen Kaz'ın suçuydu! Neyse ki sonradan telafi etti, sayılır. Kontrat feshi, ailesinin gelişi, gemi alması... Kalbim alev aldı resmen! Kitapta en çok etkilendiğim sahnelerden birisi kolayca tahmin edebileceğiniz gibi Kaz'ın Inej'in bandajlarını değiştirdiği sahneydi. Karakterler kadar bizler de okurlar olarak umut etmeyi severiz. Ben o günleri göremesem bile beraber olsunlar, mutlu olsunlar istiyorum umutsuzca, resmen torunlarının mürüvvetini görmek isteyen büyükanne gibi yaptı bu çift beni!

Bu yüzden ben bütün umutlarımı yitirmişken Inej'in kitabın sonunda gelip Kaz ile beraber bir şeyler yapma planından bahsetmesi resmen altın değerindeydi benim için. 

 


Kitapta bir diğer aşırı etkilendiğim şey de Nina'nın güçlerindeki değişimdi. Canlıları yönetme gücünü kullanamadığı için günden güne solan Nina'mız halbuki başka bir güç geliştirmiş: ölüleri yönetme! Rüzgarın Hakimleri, Dalgaların Hakimleri'nden sonra bir de türünün tek örneği olan Cesetlerin Hakimi çıktı karşımıza. Ya da onun deyişiyle: Matem Kraliçesi. Tabii ki bu iki kelime beni konunun özünden ve kitabımızın en önemli cesedinden bahsetmeye itiyor: Matthias. 


Matthias'a deli oldum. Evet ülkesi ve vatandaşları onun zayıflığıydı ve onların düşmanlığı Matthias'a çok kötü hissettiriyordu ama öylece durup ölümünü de kabullenmezsin ya! Kaz Brekker sağ olsun biz zeka pırıltılarına alıştık, böyle karşısındaki eli silahlı adama duygu sömürüsü yapmaya başlayınca ben göz devirmeden edemedim. Hani vatandaşlarını kurtaracaktın, onları doğru yola sokacaktın? Ölerek mi yapacaksın bunu, kaçsana be kardeşim! Ama yok, Matthias beyimiz eli silahlı bir çocuk tarafından ölüme gitmeyi tercih etti ve Nina'mızı kolay kolay sönmeyecek bir yas ateşiyle baş başa bıraktı. Yüreğimi en çok dağlayan sahne ise Nina'nın kendinden geçip Matthias'ın cesedini çağırmasıydı. Inej yanında olduğu için çok sevindim o anda. Kitabın sonunda herkes istediklerine kavuşmuşken Nina'nın Matthias'ı gömmek için yalnız başına Fjerda'ya yol alması kalbimi çok kırdı. Sanırım Nina'nın akıbetini Yara İzi Kralı kitabında göreceğiz artık. 


Spoiler Bitti

Çok güzel seriydi, sonu çok güzeldi. Karakterleri, kurgusu, her şeyiyle benim zevklerime çok hitap etti ve büyük bir zevkle okudum. Maalesef dizide bu kurguyu göremeyeceğiz gibi, iki seriden de bir şeyler toplayıp ortaya harmanlamışlar sanırım. Birçok şeyin yanı sıra Inej'in Sankta Alina adlı bir hançerinin olmasından da anlayacağımız üzere bu seri Gölge ve Kemik'in sonundan sonra geçen bir seri normalde tarih olarak. Ama filmde bunları öne çekip Alina'nın hikayesiyle bir hale getirmişler sanırım. Her neyse, zevkle izleyeceğim tabii ki ama kitabının yeri bende hep çok ayrı olacak. Kitaba dair hayallerimi yerle bir etmemesini umuyorum dizinin...

Bu seriye de böylece elveda dedik. Ama ne derler bilirsiniz: Yas yok, cenaze yok. 😉 Bir sonraki yorumda görüşmek üzere!

Yazar: Leigh Bardugo        Çevirmen: Ömer Mülazım       Yayınevi: Martı Yayınları

 Sayfa Sayısı: 624      GoodReads Puanı: 4.58


30 Mart 2021 Salı

Kargalar Meclisi (#1, Grishaverse #4) - Kitap Yorumu

İntikam duygusuyla yanıp tutuşan bir mahkûm Bahis düşkünü bir keskin nişancı Ayrıcalıklı hayatını geçmişte bırakan bir kaçak Hayalet ismiyle tanınan bir casus Hayatta kalmak için sihir kullanan bir cellat Ve hepsini bir araya getiren kaçış uzmanı bir hırsız.

6 Tehlikeli Serseri
1 İmkansız Görev

Bu ekip büyük bir felaketi önleyebilecek tek seçenek, tabii önce birbirlerini yok etmezlerse.
Herkese merhaba! Kargalar Meclisi, steampunk tarzında kurgulanmış bir dünyada geçen bir anti-kahraman kitabıydı. Zaten steam-punk ve anti-kahraman kalıplarının ikisi de ayrı ayrı bayıldığım türler, bir de bir araya gelince gerçekten defalarca okuyabileceğim bir kurgu çıkmış oldu ortaya. Çıktıkları görev açısından Suicide Squad'a benzetsem de aslında kurgu olarak Locke Lamora'nın Yalanları'na çok daha yakın diyebilirim. O kitabı beğendiyseniz buna da bayılacağınızdan eminim... Kaz ise bana tam olarak Peaky Blinders Thomas Shelby havası verdi. Kitapta resmen bütün güzellikler bir aradaydı: Muhteşem baş karakterler, aksiyon dolu bir kurgu, gerçekçilik, akıcılık, etkileyicilik, saç yoldurtan romantizm emareleri... Her şeyiyle bayıldım!

    

Gölge ve Kemik serisinde neredeyse sadece Ravka’yı görebilmiştik ve ben kendi kendime bu kadar güzel kurgulanan bir evrenin boşa gitmesi ne yazık diye düşünmüştüm. Halbuki boşa gitmemiş! Bu kitapta hem Kerch hem Fjerda’yı yakından tanıyor ve Shu Han, Novyi Zem gibi diğer ülkelerden de karakterler ağırlıyor ve kültürlerini öğreniyorduk. Bu dünyadaki başka yerleri keşfedebilme dileğimin kabul olması benim için harikaydı. Inej'in bir Suli atasözü der ki diye cümleye başlamalarını çok çok özleyeceğimden eminim...



Kitap benim için başından sonuna kadar akıcı olsa da (gerçekten uzun zamandır bu kadar hızlı okuduğumu hatırlamıyorum, tabii Martı'nın baskı şeklinin de etkisi vardır), kitaba tam anlamıyla girmem bir 100-150 sayfayı buldu. Sonra zaten macerayla beraber kendimi öyle bir kaptırdım ki, karakterlere ne ara düştüm, kitapta ne ara bu kadar ilerledim anlayamadan geçti gitti her şey. Sürükleyici olduğu kadar etkileyiciydi de, elimden bir an olsun bırakmak istemedim kitabı. Aksiyonun dozu resmen asla düşmedi, olay üzerine olay yaşadık ama aynı zamanda okurken çok yormadı da beni. Hatta her olayla daha da bir canlandım diyebilirim.


Yazının Devamı Spoiler İçerir

Kaz ve Inej arasındaki kıvılcımlar sanki kalbimde çakıyordu, okurken resmen kudurdum, yazar bizi parmağı üzerine almış çevirip duruyordu. Zaten seri hakkında duyduklarımdan dolayı hiçbir zaman bir ilişki beklentisine girmemiştim ama gerçekten olayların seyri karnıma ağrılar soktu. Kaz'ın Inej'e verdiği değeri hissettiğimiz her sahne benim için altın değerindeydi. Birbirlerini kurtarıp durmaları falan gerçekten harikaydı ve Kaz'ın zekâsı bir yana Inej'in de bu kadar güçlü bir karakter olması beni inanılmaz gururlandırdı (nedendir bilinmez). Kaz'a bayılmamak elde değil ama Inej de gerçekten en en en sevdiğim karakterlerden biri hâline geldi. Eh, böyle olmasını zaten bekliyordum o yüzden çok da şaşırmadım diyebiliriz. Kitabın sonunda Kaz'ın bir bakışıyla Inej'in kaçırılması efsane bir olaydı ve burada bırakılmasını da yazarın cadı kalpliliğine veriyorum artık. Araya kitap alamadım... gittim hemen ikiye başladım mecbur.

   

Bu kitapta Nina ve Matthias arasındaki aşk-nefret ilişkisi de beni çok eğlendirdi. Matthias'ı sevdim, Nina'ya bayıldım! Jesper ve Wylan’a bu kitapta diğerleri kadar ısınamadım gerçi. Hatta yazar neden daha renkli karakterler tercih etmemiş diye düşündüğüm bile oldu. Aralarında bir kıvılcım olduğunu da kitabın sonuna kadar anlayamamışım resmen... Ama genel olarak anti-kahraman tadı her karakterde (Wylan hariç :D iyi kalpli tüccarcık) çok güzel geçmişti kitaba ve her karakterin gözünden okumak ayrı zevkliydi. 

Spoiler Sonu

   

İşte benim Kargalar Meclisi maceram böyle geçti... Herhalde bunun gibi 10 kitabı olsa hepsini de alır okurdum, öyle sevdim. Peki siz Kargalar Meclisi'ni okudunuz mu? Kitap, karakterler ve Grisha dünyası hakkında düşünceleriniz neler?


Yazar: Leigh Bardugo        Çevirmen: Ömer Mülazım       Yayınevi: Martı Yayınları

 Sayfa Sayısı: 528      GoodReads Puanı: 4.43

23 Mart 2021 Salı

Wildcard: Joker Oyuncusunun Hikayesi (Warcross #2) - Kitap Yorumu

Her şey mümkün. Bu sefer hayatları pahasına bir oyun başlıyor.

Emika Chen, Warcross Şampiyonası’ndan sağ çıkmayı zar zor başarmıştı. Artık Hideo’nun yeni NöroLink algoritmasının ardındaki gerçeği bildiğinden, bir zamanlar hayranlık duyduğu, kendi tarafında olduğunu sandığı kişiye güvenemiyordu.

Hideo’nun planlarını durdurmak için Emika ve Anka Süvarileri bir araya gelecekti. Fakat bilmedikleri bir şey vardı: Tokyo’nun neon ışıklı sokaklarını tehdit eden yeni bir tehlikeyle karşılaşacaklardı. Birileri Emika’nın başına ödül koymuştu ve Emika’nın hayatta kalmak için tek şansı Sıfır ve acımasız Kara Zırhlar’dı. Ancak Emika, Sıfır’ın aslında göründüğü gibi biri olmadığını çok geçmeden fark edecek ve koruması altına girmenin bir bedeli olacağını öğrenecekti.

Bir ihanet zincirinin ortasında, özgür iradenin geleceği tehlike altındayken Emika, sevdiği adamı durdurmak için ne kadar ileri gidecekti?
Herkese merhabalar! 🌸 Umarım sizler ve sevdikleriniz iyisinizdir, sağlığınız yerindedir. Bu aralar evde geçen günlerimi iyi değerlendiriyor ve bol bol okuyorum. Biliyorsunuz ki Warcross'u (ikilemenin ilk kitabı, yorumu için buraya tık) @uzakdiyarsakinleri ve katılımcı maraton grubumuzla beraber Şubat kitabı olarak okumuştuk. Sonrasında bir grup ikinci kitaptan devam etse de ben elimde olmadığı için devam edememiştim. Bu ay sonunda kitabı alıp okuma fırsatı buldum ve hazırsanız birazcık uzun bir yoruma başlıyorum 😅


Öncelikle genel bir yorum yapayım: Ben bu kitabı da çok sevdim. İlk kitaptan aşağı kalır bir yanı yoktu bence ve ilkine tam puan verdiğim için bu kitaba da tam puan verdim. Kitabın başından sonuna aksiyon hep doruktaydı ve ilk kitapta çözemediğimiz gizemlerin aslını öğrenme fırsatı bulurken bir yandan da hayatımız için savaştık Emika ile beraber 😄. Ben öçnceki kitabın sonunda olduğum gibi burada da Hideo takımındaydım dolayısıyla Emika'nın yine durup durup Hideo'nun yaptıklarından iğreniyorum moduna girmesine her zamanki gibi gıcık oldum. Hideo'nun Emika'nın asla sahip olamayacağı bir vizyona sahip olduğunu düşünüyorum, yaptıklarının sonucu gerçekten kötüye gidiyor olsaydı zaten algoritmayı durduracağına veya daha az etkili hale getireceğine emindim. Ama tabii ki yine insanlar plan yaparken Tanrı güldü ve hayatları bambaşka yönlere çekildi. Bu nasıl bir genel yorum oldu şimdi 😄 Ben yine konudan konuya atlayıp detaya indim istemeden... Ama kafamda öyle çok şey var ki! Neyse, uyarmak istiyorum ki yorumum artık her an spoiler içerebilir. O yüzden lütfen yalnızca Wildcard kitabını okuyanlar yorumu okumaya devam etsin. 

  

Bu kitapta daha çok Sıfır'a odaklanmış olduk aslında. Sasuke'nin kaçırılma hikayesi benim ilk kitapta kalbimi çok kırmıştı ama bu kitapta olayların derinliğini iyice görmek beni resmen mahvetti artık. Kafese kapatılıp üzerinde deney yapılan insanların hikayesi beni her zaman çok etkiliyor zaten (bkz. Shadows-Lux, Mo'nun Gizemi, Mara Dyer-Bıçak Sırtı vs.) ama bir de bu deneyler ailesinden koparılan hasta bir çocuğun üstünde yapılırsa... Gerçekten kalbim acıya acıya okudum, ağladım ve hâlâ da düşündükçe midem buruluyor. Kitaptaki karakterlerin ikilemini kalbimde hissettim ve gerçekten verilmesi zor kararlar verdiler. "Sasuke yaşıyor mu?" Hâlâ cevabını tam olarak veremediğimiz soru bu. İçim acıyor, içim! Sasuke basitçe ölmüş olsa belki de hem okurlar olarak bizim için hem de Hideo için çok daha kolay olurdu sindirmesi. Dana Taylor'ın Sasuke'ye yaptıkları, bütün o acımasızlıkları ve çocuğu hapis tutup fiziksel deneylerin yanı sıra psikolojik işkence yapması, okuması en zor şeylerden biriydi benim için. Ve eminim ki birçoğumuz doktorun Sasuke'ye "ya kendi isteğinle kal ya da deneyleri Jax'ın üzerinde devam ettiririm" diyerek bir şans verdiği anda, gitmeyeceğini bile bile "nolur, nolur ayrıl, lütfen kaç buradan" diye düşünmeden edemedik. Ne diyebilirim ki, acımasız bir kitaptı.


Kitabın sonuna iyiden iyiye sinir oldum. Hideo'nun ceza çekmesine, Emika'nın kendisini Hideo'dan çok üstün görmesine... Bir de lütfeder gibi sonradan el ele görüldükleri haberini koymuş yazar kitabın sonuna. Meh! Emika hanımın sonunda mide bulantısı geçmiş mi? İşte, bu kitaptan alacağımız ders de bu: Perspektifinizi genişletip dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışırsanız dünya size böyle teşekkür eder. Peki ya algoritmanın halkları üzerinde kullanımını kabul eden bütün o ülke başkanları? Onlar da yargılanıp ceza almış mı? Yoook.....

       

Allah'tan NeuroLink'in bir anda dünyadan öylece silinemeyeceğini anlayıp geri döndürme çalışmalarına başladılar, yoksa kafayı yiyebilirdim. Teknolojinin geriye gitmesi görülmüş şey değil, gerçekten dandik bulurdum öyle bitseydi kitap. Algoritma öncesi zamanlara dönülme hareketi mantıklı geldi ve benim için 5. puanı tamamlayıcı bir etkisi oldu. Tabii bir de Sasuke'nin bilincinden kalanların bir yapay zeka teknolojisi olarak internete entegre oluşu var. Beklendik ama tatlı bir detaydı. Buruk bir gülümseme bıraktı yüzümde. Ah, ah...


Kitapta farklı yazılabilecek birçok şey vardı belki de ama olduğu haliyle kabullenip sevdim ben. Tek düşüncem ikileme yerine tek kitap şeklinde bırakılabilecek olmasıydı kitapların. Sanki sırf maddi sebeplerle ikiye bölünmüş gibi hissettim ve bunu gereksiz buldum. Ama Marie Lu'nun dilini ve tarzını çok beğendim ve başka kitaplarını da mutlaka okumayı düşünüyorum. İyi ki okumuşum dediğim bir seri oldu ve kalbimde ayrı bir yer edindi. Bu seriyi tavsiye eden herkese teşekkür ediyorum ve artık ben de okumayanlara tavsiye ediyorum 💕
Warcross Serisi Yorumlarım:

Yazar: Marie Lu    Çevirmen: Onur Kınacı Birler    Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 344      GoodReads Puanı: 3.99




8 Mart 2021 Pazartesi

Warcross (#1) - Kitap Yorumu || UDS Okuma Etkinliği #4

Kime güveneceğinize karar vermek oynayacağınız en büyük kumar olacak.

On yıl önce başlayan bu tutku artık bazıları için gerçekten kaçmak için bir seçenek, bazıları içinse kâr etmek için bir kaynak haline gelmişti. İki yakasını bir araya getirmek için çabalayıp duran Emika Chen bir ödül avcısı olarak çalışıyor, yasadışı olarak bahis oynayan Warcross oyuncularının peşine düşüyordu. Ancak ödül avcılığı kolay bir iş değildi, rekabet fazlaydı ve ayakta kalmak giderek zorlaşıyordu. Kolay para kazanabilmek için Emika bir risk alarak Warcross Şampiyonası’nın açılış oyununu hacklemişti; bir glitch ile oyuna sızarak istemeden de olsa kendisini oyunun ortasında bulmuş ve bir gecede herkesin konuştuğu kişi haline gelmişti.

Tutuklanacağına neredeyse emin olan Emika, oyunun yaratıcısı, genç milyarder Hideo Tanaka’dan bir çağrı aldığında şaşkına dönmüştü: Üstelik kendisine reddedilmesi neredeyse imkânsız bir teklif sunulmuştu. Bir güvenlik sorununu ortaya çıkarabilmek için Hideo’nun bu seneki şampiyonada bir ajana ihtiyacı vardı ve bu iş için Emika’yı istiyordu. Hiç vakit kaybetmeden Tokyo’ya götürülen Emika, kendisini her zaman hayalini kurduğu geleceğin içinde bulmuştu. Fakat kısa süre içinde Warcross evreninin düşündüğünden çok daha tehlikeli olduğunu anlayacaktı…
Eveet, bir milyon yıl sonra sonunda bir Warcross gönderisi paylaşmaya karar verdim. Bu kitabı Şubat ayında @uzakdiyarsakinleri nde maraton grubumuzla okumuştuk. Canım pek istemiyordu, çok seveceğimi düşünmüyordum ama kitaba bayıldım! Beraberce, tartışarak okumak da ayrı bir zevkliydi. Paylaştığımız görselleri ve alıntıları görmek için buraya tıklayarak Instagram sayfamıza ulaşabilirsiniz :)

Cyberpunk sevenlerin açlığını yatıştıracak bir kitaptı Warcross. AR & VR teknolojilerinin kurgudaki kullanımı kitabı -gerçek anlamda- bambaşka bir boyuta taşıyordu.  Cyber security dalında çalışmıyor olsam da bir bilgisayar mühendisi olarak alanımla ilgili ögeleri bir kurguda görmek beni ayrıca eğlendirdi. 👩🏼‍💻🔢 


Çerezlik denilebilecek bir kitap olsa da gayet tadında bir okuma zevki veriyordu ve fazlasıyla akıcıydı. Romantik değil aksiyon türünde bir kitaptı fakat romantizm de var ve bence dozu çok güzel ayarlanmıştı. Kalbimizi çarptıracak kadar var ama dramaya dönüşecek kadar yok, bu açıdan çok hoşuma gitti. Karakterlerin hepsini ayrı ayrı sevdim. Özellikle başrolümüz Emika hem güçlü bir kadın hem de kişilik olarak orijinal bir karakterdi. Ama benim favorim galiba hareketli, sadık ve neşeli karakteriyle Hammie oldu. 



Kitabın çevirisi akıcıydı ve hiçbir hataya denk gelmedim. Sonlara doğru tempo öylesine yükseldi ve her şey o kadar hızlı gelişti ki, aklımda yalnızca birkaç can alıcı sahne kalmış. Okuyacaklara tavsiyem: İkinci kitabı mutlaka elinizin altında bulundurun! Kitabın sonu çok heyecanlı bitti ve Wildcard’ı elime geçer geçmez okumayı düşünüyorum. Marie Lu'nun dilini ve yazım tarzını da sevdim, hazır elimde Efsane serisi varken bu seriyi bitirince ona da bir şans vermeyi düşünüyorum. 
Warcross Serisi Yorumlarım:

Yazar: Marie Lu    Çevirmen: Onur Kınacı Birler    Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 360      GoodReads Puanı: 4.15


8 Eylül 2019 Pazar

Ejderhanın Günü (WarCraft #1) - Kitap Yorumu


Dalaran büyücülerinin dışladığı genç büyücü Rhonin eski mevkiine dönme fırsatını arıyordu. Kendisini destekleyen gizemli bir büyücü sayesinde bu fırsatı buldu. Bunun için, orkların elindeki, tehlikeli Khaz Modan diyarına bir yolculuk yapması gerekmekteydi.

Rhonin ve yol arkadaşı, korucu Vereesa asla tahmin edemeyecekleri müthiş bir maceranın içine sürükleniyorlardı.

Azeroth dünyasının kadim güçleri son bir savaş için karşı karşıya gelirken genç büyücü Rhonin bu savaşın kilit noktası olacaktı... Ejderhanın Günü başlayacaktı...

Kılıçlar, büyü ve ejderhalarla ilgili bu hikaye Blizzard Entertainment’ın en çok satan, ödüllü bilgisayar oyunu WARCRAFT’dan ilham alınarak yaratılmıştır.


Sımsıcak bir pazar gününden herkese kocaman merhaba! Bu postta hem kitap yorumu yapacağım hem de WoW oyununun biraz bahsini geçireceğim. Başlamadan önce bir sorum var: Aranızda WoW oynayan/oynamış olan var mı? 


Bu kısım bir miktar bla bla bla içerir.
Bilmeyenleriniz için WoW MMORPG türünde uzun yıllardır var olan bir oyun, yani epik-fantastik bir dünyada çok oyunculu bir rol yapma oyunu diyebiliriz. Çoğu kişi bu dünyayı Warcraft filminden tanıyor gördüğüm kadarıyla. Ama yetmez! O filmde gördüklerimiz devasalığıyla beni kendine hayran bırakan Warcraft dünyasının içinde yalnızca küçük bir nokta gibi! Bu dünyaya girdikçe insan daha çok öğrenmek istiyor fakat ne kadar okursam okuyayım/oynarsam oynayayım, üzerine elliden fazla kitap yazılmış Warcraft dünyasında olan bitenleri asla tamamen öğrenemedim. Bayılarak okuduğunuz ve asla bitmeyen bir roman serisi düşünün, işte WoW da benim için tamamen o! Gelin görün ki bayılarak okuma konusunda biraz sıkıntı yaşıyorum çünkü kitapları Türkiye'de basılmıyor maalesef.



Madem öyle bu kitap ne, diye soracak olursanız, kendisi yıllar öncesinden baskısı durdurulmuş bir antika ve takdir edersiniz ki, baskısı durdurulmuş çoğu kitap gibi sahaflar bu kitapları da inanılmaz bir fiyata satıyorlar... Ne yazık! Görüyorsunuz ya, onca WarCraft serisi içinde Türkiye'de satılan 3 kitaplık 1 sericik de artık basılmıyor. Keşke şu serilerin kıymeti bilinse de hepsi Türkçe'ye çevrilse :(



Neden baskıdan kaldırıldığını biraz anlıyor gibiyim açıkçası. Çünkü geçmişi bilmeden bu kitabı okursanız anlayamayacağınız yerler var. Eh, sonuçta bu devasa bir dünyanın ortasında geçen bir seri ama biz okurlar bir seriye başlarken onun arka planı olduğunu düşünmeye ve araştırmaya alışık değiliz. Eh be Artemis, madem çevirecektin bu seriyi, dünyanın başlangıcını anlatan kitaplardan başlasana... Ama maalesef durum bu, dünyayla ilgili çok bilgisi olmayanların da bu kitapları çok anlayamaması ve dolayısıyla beğenmemesi de gayet olası. 



Gelgelelim kitap yorumuma...
Her ne kadar WoW oynamayı çok sevsem de (gerçi yüksek fiyatından dolayı pek oynadığım söylenemez ama oynadığım kadarını çok sevmiştim zamanında) bu kitabı okumaya bir türlü elim gitmiyordu. Ta ki bir gün yeni kitap seçme sistemim olan kuradan (Instagram'da beni takip edenler iyi bilir, yüz kez falan bıkmadan usanmadan kura çekişimi paylaştım: @dreamernora) bu kitap çıkana kadar. Ve kaderimi kabullenip kitaba başladım. Ve çok eğlendim! Çok ciddi söylüyorum, kitabın her zerresini büyük bir zevkle okudum. Belki öyle muhteşem etkileyici bir kitap değildi -belki de öyleydi- ama benim için kesinlikle öyleydi. Karakterlerin yerine kendimi rahatlıkla koyabiliyordum çünkü oyunda ben de o tarz karakterler oynamıştım, örneğin bir sebebi buydu. Bir de oynarken sadece uzaktan tanık oluyor gibi hissettiğimiz o devasa dünyada gerçekleşen bir olaya birinci elden tanık olmuşum gibi hissettirdi. Zaten kitap akıcı, esprili ve aksiyonluydu fakat ben en çok bana hissettirdiklerini sevdim bu kitabın. Elfler, orklar, insanlar, ejderhalar, troller, cüceler... Hangi ırkı ararsanız var bu dünyada! Bir de üstüne büyücüler, paladinler, suikastçiler, avcılar gibi bir sürü farklı sınıf var. Meslekler ve hiyerarşik düzene hiç girmiyorum bile... Alabildiğine renkli ve eğlenceli bir dünya, mesela kitapta başrolümüz büyücü bir insan, yan rollerimiz ise korucu elf ve hipogrif binicisi bir cüceydi. Ne olursa olsun güzel geliyor gerçi bana, görüyorsunuz ya, bir çeşit Warcraft dünyası aşığıyım ツ



Ne de çok konuşmuşum bugün! Heyecanımı dizginleyemedim, beni affedin... Madem bugün oyunlardan konu açıldı, o zaman bir soru daha sorayım. Aramızda oyun oynamayı sevenler var mı? Ne tür oyunları seviyor, hangi oyunları oynuyorsunuz? Yorumlarda buluşmak dileğiyle, hoşça kalın!


Yayınevi: Artemis    Yazar: Richard A. Knaak     Sayfa Sayısı: 370
GoodReads Puanı: 3,80    Çevirmen: Görkem Köroğlu