Nora'nın Kitaplığı : Kitap-Film
Kitap-Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap-Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Cumartesi Güncellemeleri #3 - Nisan Ayında Neler Yaptım? Pozitif ve Mutlu!


Herkese merhaba! Nasılsınız, ev hayatı nasıl gidiyor? Nisan ayı benim için oldukça yoğun bir aydı. Bir yandan uzaktan çalışmaya devam ederken diğer yandan okul, dersler ve sınavlar da devam etti. Ah, o sonu gelmez sınavlar... Evde çalışamadığı için yurda çıkmış birisi olarak okulu evden devam ettirmek bana resmen acı veriyor. Ama iyi yanından bakacak olursak, yol derdi olmadığı için normalden çok daha fazla zaman ayırabiliyorum kendime. Normal zamanda böyle bir fırsatım olmadığı için, şu anın keyfini sürmeye çalışıyorum diyebiliriz. Peki bu ayı iş ve okul görevleri dışında neler yaparak geçirdim?


Kendime Özen Gösteriyorum!

Komik bir başlık gibi dursa da, aslında bu karantina dönemi bu açıdan bizlere verilmiş inanılmaz bir fırsat. Hayatın yoğunluğu ve karmaşası içerisinde dönüp kendimize bakmaya, kendimizi değerlendirmeye veya hayatımız üstüne düşünmeye pek vaktimiz olmuyor. Bu süreçte ise ister istemez düşünmeye başladım: Hayatımdan ne kadar memnunum? İstediğim nelere sahip değilim? İstediklerime sahip olmak için neler yapabilirim? 

I am important too… | Treatmesweetlie

Uzun zamandır, hayattaki nihai amacımın mutluluğa ulaşmak olduğu ve para ve başarının aslında sadece beni mutlu eden şeyleri yapmak için birer araç olduğu üzerine düşünüyordum zaten. Fakat gözden kaçırdığım şey ise hayatımda beni mutsuz eden ögelerin varlığıydı. Bir cesaret, bunları hayatımdan çıkarmaya karar verdiğim günden beri kendimi hafiflemiş ve mutlu hissediyorum. 

Aslında düşünmeye cesaret edemediğim şeyleri düşünmemde eve almaya cesaret edemediğim kararları almamda hayatıma yeni giren iki şeyin çok faydası dokundu diyebilirim.

1. Yoga

Not: Burada Asana yani pozlardan oluşan yogadan bahsediyorum. Çok bilgisi olmayanlar için, fiziksel bir uygulama, bir çeşit spor diyebiliriz. Zihinsel ve ruhsal boyutu şu anlık benim için meditasyona dayanıyor, henüz meditasyon içeren bir yoga pratiği yapma şansım olmadı.


Zayıf ve pek kaslı sayılmayan bir kız olarak hiçbir zaman dayanıklılık isteyen sporlarda çok başarılı olamadım. (Şınav bile çekemiyorum...) Daha önce yogayı da denemiş ve direk 'bu ne ya bununla uğraşılır mı?' diye düşünüp bırakmıştım. Zor gelmişti. Bu karantina döneminde bir arkadaşım Elvin ile Yoga kanalındaki Yeni Başlayanlar için Yoga derslerini bana atıp bunlara başladığını söylediğinde ise pek hevesli olmamakla beraber 'evdeyiz madem, denemekten zarar gelmez' diye düşünüp ilk videoyla başladım. 15 dk sonra kendimi yerlere atmak istiyordum. Çok zorlandım, bileklerim ağrıdı, ters duruşlardan başım döndü, sürekli 'doğru yapıyor muyum, yapmıyorsam ne anlamı var ki' diye düşünüp durdum. Ama yine de ilk videoyu bitirdim ve bir daha yapıp yapmayacağımdan pek emin olamayarak kapattım. 

Ertesi gün el parmaklarımdan boynuma, ayak bileklerime kadar HER YERİM ağrı içerisindeydi. Bunun ne demek olduğunu bilirsiniz: Kaslar gelişiyor! Bu spor sonrası ağrılar beni hep gaza getirmiştir. 2-3 gün daha ağrıların azalmasını bekleyip ilk videoyu tekrar açtım ve bu sefer -çok olmasa da- daha kolay geldi her şey. O günden sonra, bazen birkaç gün, bazen ise bir hafta aralıklarla her videoyu tamamen yapabilecek hale gelene kadar tekrarlayıp sonra sıradakine geçtim. 

Eğer yılmadan, kendinizi vererek yaparsanız, sadece 1 ay içerisinde o kadar gelişiyorsunuz ki, siz bile inanamayacaksınız! İmkansız dediğim şeyleri 1 hafta sonra yapabilmeye başlıyordum ve gerçekten, sadece fiziksel rahatlamanın yanında zihniniz de berraklaşıyor. Eh, sağlıklı beyin sağlıklı vücutta bulunur sonuçta. Evde yapabileceğiniz harika bir fiziksel aktivite. Ben yapamam demeyin, vücudunuza bir iyilik yapın ve bir (birkaç :D) şans verin.

2. Sınırsız Güç


Bu kitaptan o kadar çok bahsettim ki, beni takip edenler artık gördükçe göz deviriyor olmalı. Elimde değil, kişisel gelişim kitaplarına 'inanmayan' birisi olarak, bu kitap bana o kadar çok şey öğretti ki, herkese zorla okutmak istiyorum. Eğer sonunda sahip olacağınız şey istediğiniz şeylere sahip olmak ve mutluluksa, 400 küsür sayfa okumak gibi bir bedel ödemek çok mu sizce? Bu kitap bana genel olarak aradığım huzura nasıl sahip olabileceğimi, bunun yolunun sadece benden ve zihnimden geçtiğini ve hiç düşünmediğim kadar kolay olabileceğini anlatıyor. Henüz bitirmediğim için blogda bir paylaşım yapmadım ama Instagram hesabımda Sınırsız Güç'e dair hafif detaylı bir inceleme paylaşmıştım. Sizi de böyle gaza getiren bir kitap var mı? Varsa lütfen benimle paylaşın, ben bayıldım bu pozitiflik olaylarına!


İzliyorum, İzliyorum, İzliyorum!

Eh, hep beynimizi çalıştıracak değiliz ya! Bazen de sanki tatilmiş gibi rehavete kapılıp gözlerim kan çanağı olana kadar biiiir sürü şey izliyorum. Bakalım bu ay neler izledim?

300 Spartalı
Bu efsane filmi, daha önce izlediğimden emindim! Ama gelin görün ki izlememişim... Çok beğendim ben, büyük bir sürpriz sayılmaz gerçi :) 5/5

The Godfather
72 yapımı olmasının getirdiği bazı komiklikler olsa da, bana eski filmlerin izlenebilir olduğunu hatırlattı. Bu tarz filmleri seviyorum, ne diyebilirim ki. Mafya senaryolarının da babasıdır kendisi :) 5/5


The Platform
Netflix'in inanılmaz reklamcılık sistemi sağ olsun, izlemeyen kimse kalmamış olabilir artık. İlk gördüğümde biraz direnmiştim ama sonra izleyenler ve bahsedenler 2-3 gün içinde öyle bir arttı ki, kendimi açmış izliyorken buldum. Zirvede bitirilmiş bir filmdi ve bunu iyi anlamda söylemiyorum. Etkileyici ilerliyor, tam sizi filme odaklıyor iyice içine çekiyor derken ... BAM! Film bitiyor. Filmde anlatılmak istenenler oymuş, verilen mesaj buymuş derken iyice baydı beni bu film hakkında konuşmak. Benim için önemli olan izleme deneyimiydi ve filmin yarıda kesildiği fikri aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Neyse, yine de güzeldi, kızsam da sevdim sebepsizce. 4/5

The Circle: Fransa
Bir süredir Netflix programlarına kafayı taktım, ne çıksa izliyorum. Beyninizi tamamen kapalı duruma alıp sadece gözlerinizi ve kahkaha atmak için ağzınızı çalıştırdığınızı düşünün. Benim için ideal dinlenme stili budur. Bundan önce The Circle USA ve Brasil'i ve Love is Blind'ı izlemiştim (başka izlediğim varsa da unuttum). Fransa versiyonuna özellikle bayıldım. 5/5

How to Get Away with Murder
Sevenleri hemen heyecanlanmasın, henüz sadece 1. bölümünü izledim. Devam edemedim bir türlü nedense, hazır aklıma gelmişken bugün devam edeyim bari :)

Hababam Sınıfı Yeniden
E yani, heralde Kemal Sunal dönemindeki filmler gibi olmasını beklemiyoruz. Bence günümüz gençlik filmi olarak tatlı bir film çekmişler. Oyuncularını da çok severim. (Özellikle bkz. Fırat Albayram, Youtube: Noluyo Ya)

Maskeli Beşler Kıbrıs
Nereden esti bilmiyorum, çocukken çok severdim, Netflix'te karşıma çıkınca da kendimi izlerken buldum. Çok beğendim diyemem bu sefer, zaten oyuncularından birini de hiç sevmem, görünce tadım kaçtı en başından. 2/5


Brooklyn Nine-Nine
İşte bir sezonu (7) daha bitti gönlümün efendisinin. Bu dizi sanki insanlığı mutlu etmek, kötüleri iyiye çevirmek, hayata huzur ve kahkaha katmak için yapılmış gibi. O kadar seviyorum ki... Ön yargılarınız varsa bir kenara bırakın ve en azından ilk sezonu bitirene kadar izleyin derim ben. İlk başta ben de garipsemiş ve hoşlanmamıştım ama şu an Nisan ayımın teması olan 'mutluluk'un büyük bir parçası bu dizi. Belki de kendime özenme kısmının altına yazmalıydım :) 5/5

Mad Men
O kadar ününü duyup bunca zamandır izlemediğim bir diziye daha başladım. Başladım, o kadar da izledim ama hâlâ olayını anlayamadım. Tek anladığım 50'lerde kadınlara pek değer verilmediği. Boş boş izliyorum ama bırakmıyorum da, henüz ilk sezondayım, bakalım nereye gidecek, merakla beni çok saracağı anı bekliyorum.

Too Hot to Handle
Size demiştim, ne şov çıkarsa izliyorum. Konusunu okuyunca biraz rahatsız edici bulsam da başlayınca beklemediğim kadar çok eğlendim. Kurgu mu değil mi anlayamadığımız reality show'ları hep çok sevmişimdir. Konusunun aksine, izlerken Love is Blind'dan daha ağır bile değildi bence. Bir günde bitirdim ve çok güldüm. 5/5


Friends
Şöyle deli gibi bağlanacağım, nasıl izlediğimi anlamayacağım bir dizi arayışındayken bir de Friends'i deneyim dedim. Şu anlık iyi gidiyor ama ... 94 yapımı mı? Vaov, bunu gerçekten tahmin etmemiştim. Ama her izleyenini hayran ettiyse vardır bir bildiği diyerek devam ediyorum, henüz ilk sezondayım, şu anlık eğlenceli gidiyor :)

Aşk 101
Allahtan derslerim, işim varmış. Ne çıksa izlemişim, yaz yaz yoruldum! Evet, evet, bunu da çıkar çıkmaz izledim. Tripli bir lise dizisi, daha çok gençlere hitap ediyor. Bayıldım, deliriyorum diyemem ama beğendim. Bence iyi iş çıkarmışlar, Türk dizisi sektörünün Netflix'le daha çok işbirliğini görmek isterim doğrusu. (bkz. Rise of Ottoman da çok kaliteli işti bence, belgesel ve dizi karışımı, ilgilenirseniz bir göz atmanızı tavsiye ederim) Bu arada dizinin oyuncuları çok iyi seçilmiş bence, kurgusu sönük kalsa da oyunculardan kurtaracağını düşünüyorum. 4/5

Harley Quinn
Kimse neden bana DC'nin yetişkinler için Harley Quinn çizgi filmi çıkardığından bahsetmedi? Görünce dilim tutuldu, hemen başladım. Bence inanılmaz eğlenceli, Harley'nin çılgın dünyası ve ilişki problemlerine bayılan biri olarak modumu çok yükseltiyor diyebilirim. Çizgi film diye düşünmeyin, çizimleri çok eğlenceli ve komedi dizilerini aratmayacak bir kurgusu var bence. Hem Poison Ivy de var 😍 5/5


Kaçak Gelinler
Nereden çıktı bilmiyorum... desem de inanmayın, çok iyi biliyorum. (Bkz. aşağıdaki Noluyo Ya, Fırat Albayram) Hem zamanında ünlü bir dizi olduğu için, hem de izlediğim bir de Türk dizisi olsun canım, diye düşündüğüm için başladığım bir dizi. İnternetteki versiyonlarında görüntü kalitesi 15. bölüme (TV8e taşınma) kadar o kadar kötü ki, gözlerime yazık edip devam etsem mi bilemiyorum. Bir yandan da oldukça eğlenceli ama :) 

Noluyo Ya?
Youtube'u neredeyse yıllardır hiç doğru düzgün kullanmamış birisi olarak geçen aylarda keşfettiğim Noluyo Ya kanalıyla YouTube bağımlısına dönüştüm, yetmedi bir de bu çiftin her geceki Twitch yayınlarını da izlemeye başladım. Yine Nisan ayımın 'mutluluk' temasına uygun bir izleme oluyor. Huzurlu ilişkinin sırrını çözmüş iki evli oyuncudan bahsediyorum: Ceyda Kasabalı (Albayram) ve Fırat Albayram. İçerikleri sizi açmasa bile ikilinin ilişkisi her videoyu sonuna kadar izletir (öyle ki, alakasız ürün inceleme videolarına kadar izledim). Bence hayatınız için harika bir ilham kaynağı olabilir :)


Okumaktan da Geri Kalmadım Tabii!


Zaten gerek blogda, gerek Instagram'da, sürekli kitaplarla ilgili yazdığım için, bu gönderide bu kısmı uzun tutmayacağım. Bu ay okuduğum kitaplardan bahsettiğim paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz! Özetle, Paranormal serisine devam edebilmek için baştan başlamak zorunda kalma gibi bir duruma düştüm, bu Paranormal ve Doğaüstü'nü 2. kez okumamı açıklar sanıyorum. İlk okuyuşumda (2013) yaptığım yorumlara buradan ulaşabilirsiniz. Şimdi bir okuyunca düşündüm de, ulaşmasanız da olur. O zamanlar yazdığım yorumları okuyunca bana bile bir titreme geliyor :D

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat yorumunu blogda paylaşmak için Stefan Zweig'den bir kitap daha okumayı bekliyorum fakat Instagram'da hafif bir ön-yorum yaptım diyebilirim. Buradan ulaşabilirsiniz. 

Asla Vazgeçme yorumum ise zaten blogda, buraya tık tık!

Bir dahaki ay daha çok kitap okumuş olarak karşınıza çıkmak dileğiyle...


Bütün bunların dışında kalan boş zamanlarımı da (kitap-blog işleri dışında) suluboya yaparak ve Teamfight Tactics oynayarak geçiriyorum ama şu an o kadar uzun zamandır yazıyorum ki ellerim koptu sanırım. Zaten aramızda fazla gamer yok sanıyorum ki... O yüzden bu kısmı da geçiyorum :D

Bu arada 1000Kitap hesabı açtım! Yavaş yavaş kitaplarımı ekliyorum, bana buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

Çok çok uzun bir yazı oldu, ben bittim arkadaşlar, o yüzden kapanışı kısa tutacağım. Umarım evde kalıyorsunuz, depresyondan uzak duruyorsunuz ve bu zamanlarınızı iyi değerlendiriyorsunuzdur. Nisan ayı sizin için nasıl geçti? Neler yaptınız, okudunuz, izlediniz? Benimle paylaşmadan geçmeyin, yorumlarınızı bekliyorum! Sağlıcakla kalın, hoşça kalın!

10 Ocak 2015 Cumartesi

Cumartesi Güncellemeleri #2 - Once Dead, Well, Always Stays Dead, Right? No?


Merhaba arkadaşlar! Ciddi uzunlukta bir aradan sonra Cumartesi Güncellemeleri köşesine yazmaya devam ediyorum. Aslında bu 2. yazışım ve devamının düzenli geleceği konusunda 
sizi 
temin 
ed-em-iyorum.
Malesef..

Çünkü çoğunlukla haftalarım bu hafta kadar aktif geçmiyor. Tabii bu güncellemeye haftalık ders çalışma saatimi yazacak olsaydım daha aktif olabilirdi belki... Fakat her hafta böyle olmadığı için içi boş, gereksiz yazıları da sizinle paylaşmak istemem. Ama elimden geldiğince aktif tutacağım bu köşeyi artık.

Bu aralar paylaştığım postları okuduysanız biliyorsunuzdur, aralıksız bir sınav dönemindeyim. Tabii şu kar tatilinde kendimi salıp kitaplara sarmamdan bahsetmiyorum. Bilirsiniz işte, genel olarak. Bu yüzden bazı adını vermek istemediğim kitapları (Siyah Buz), dar zamana sıkıştırmak istemediğim için erteledikçe erteliyorum. Benimki de bahane işte.. Ama.. Şey, her neyse, durum bundan ibaret. Sadece kitabı terk ettiğimi düşünmenizi istemiyorum :D

Bu kar tatili zımbırtısı bana iyi yaradı aslında. Çok güzel kitaplar okudum. Filmler seyrettim (Çok güzel mi? No Comment.) Hiç dizi seyretmedim :( ve yarım kalan animelerime tekrar başlamadım :( Çünkü bunlara bir kere başlarsam kendimi durduramayacağımın gayet farkındayım...

Bu arada, bugünün Cumartesi Güncellemesi başlığı ve fotoğrafının esin kaynağı az sonra yorumu gelecek olan bir film. Acaba nedir, nedir :P

Neyse bu kadar ıvır zıvırdan bahsetmek yeter. Yeni dinlemeye başladığım müzikler, bu hafta içerisinde okuduğum kitaplar ve izlediğim filmlere bir göz atalım:

Müzik


Lana Del Rey:
I Can Fly
Big Eyes
Goodbye Kiss
Summer Wine
Brooklyn Baby
The Man I Love
You Can Be The Boss

Keira Knightley 
(Begin Again filminden..)
A Step You Can't Take Back
Like A Fool
Lost Stars (Adam Levine Cover'ı da var.)

Imagine Dragons
Warriors
Gold
I Bet My Life

NANO & Anime Müzikleri
No Pain. No Game (Btooom! Op.)
Nevereverland
Spirit Inspiration (Zetsuen No Tempest Op.)
Exist (Btooom! Op.2)
Savior Of Song

Hit Müzikler
Iggy Azalea ft. Rita Ora - Black Widow
Jessie J ft. Ariana Grande & Nicki Minaj - Bang Bang
All About That Bass
Ariana Grande ft. Iggy Azalea - Problem
Ariana Grande - Break Free
Calvin Harris - Summer
Calvin Harris feat. John Newman - Blame
Magic! - Rude


Kitap


Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Gregory Petrov
(Alıntılar için "buraya" tık!)

Tatlı Şeytan - Wendy Higgins
(Kitap Yorumu için "buraya" tıktık!)

Sır - Julie Garwood
Yorumu da çok yakında sizlerle!


Film


Like Crazy (Çılgınlar Gibi)IMDB

Kesinlikle nefret ettim. Berbat bir aşk filmiydi. 
Beğenenler kusura bakmasın -.- 
Benim için tamamiyle zaman kaybıydı, posterine aldandım..
5/1,5

Warm Bodies (Sıcak Kalpler) - IMDB - GoodReads

Tamam, biraz midem bulanmadı değil ama Like Crazy'den sonra çok şeker bir aşk filmi oldu. 
Fantastik ögeleri zaten severim ama zombilerden uzağım açıkçası. 
Yine de Warm Bodies hoştu, sevdim ^,^ 
Bir de kitabı var biliyorsunuzdur.
Oğlanın bakış açısından izledik filmi, kitap da öyledir diye tahmin ediyorum, emin olmamakla birlikte.
Oğlanın düşüncelerine gerçekten bayıldım
Yorumunu paylaşmayı da düşünüyorum ama ne zaman olacağı konusunda hiçbir fikrim yok..
5/4

The Giver (Seçilmiş) - IMDB - GoodReads

Yine bir kitaptan uyarlanmış bir film var karşınızda. 
Filmi izlerken sürekli kitabında izlediğim kısımların nasıl olduğunu düşündüm. 
Gerçekten, 
muh-te-şem-di. 
Keşke kitabını okusaymışım dedirtti bana, tabii okumayacağımı bildiğim için izlediğimden pişman değilim. 
Filmi iyiydi fakat kurgunun hızlı olduğu belliydi, çoğu kitap-filmi gibi. O yüzden kitabının çok daha iyi olduğuna bahse girerim. 
Yazar inanılmaz bir distopya kurmuş, şimdiye kadar olanlardan çok farklı. 
Yorumunu yakın zamanda blogumdan görmeniz muhtemel. 
Veya değil. 
Bilemiyorum :| 
5/5

So Undercover (Çok Gizli) - IMDB

Belki bilenleriniz vardır, filmin başrolü Miley Cyrus. 
Kendisine hiçbir özel ilgim bulunmamasına rağmen o gün eğlenceli bir film arıyordum ve buna denk gelince de açıp izledim. 
Çok da memnunum! 
Evet film aşırı derecede klişe ve basitti ama kabul edebilirim ki, beni eğlendirdi. 
Bazen çok yorgun oluyorum ve beni düşündüren veya etkisinde bırakan filmler izleyecek gibi hissetmiyorum. 
İşte böyle zamanlarda açıp izleyebileceğiniz filmlerden biri So Undercover. 
Bol kahkahalı, komediyle karışık aksiyonu ve eh, olmazsa olmaz romantizmiyle beni gerçekten günlük hayatın stresinden uzaklaştırmayı başardı.
5/4


Blogumda uzun uzun film yorumları yapmaktan hâlâ uzağım biraz. Aslında seviyorum fakat çok fazla film izlediğim için üşeniyor da olabilirim.. Belki artık izlediğim filmleri sadece Cumartesi Güncellemeleri'nde yorumlarım.

Vee bu arada, hâlâ katılmayanınız veya görmeyeniniz kaldıysa blogumda küçük çaplı bir yılbaşı çekilişi var. 5 farklı kitabın ayrı ayrı çekilişleri var daha doğrusu. Hâlâ devam ediyor ve 15 tatilin ilk günü sona erecek. Çekilişi görmek için buraya tıktıkk!

Bu güncellemenin de sonuna geldik, umarım beğenmişsinizdir. Diyorum ve sizi çok sevdiğim bir şarkıcı olan Ed Sheeran'ın yeni sayılan bir klibiyle baş başa bırakıyorum. İyi tatiller!

Ed Sheeran - Thinking Out Loud


Sahne Arkası! (Behind The Scenes)



31 Temmuz 2014 Perşembe

Uyumsuz Filmi || Silinmiş Sahne & Kitap-Film Farkları


Merhaba arkadaşlar! Bugün karşıma çıkan birkaç yazı üzerine bu postu sizinle paylaşmak istedim. Uyumsuz filmini yeni izlemiş olduğum için bunları yeni paylaşıyor olmam size garip gelmesin. Malum, film yorumunu da daha geçen gün paylaştım :D Ayrıca bu posttaki bilgiler başka bir siteden alıntıdır. Ben içlerinde önemli bulduklarımı postuma aldım. Buraya tıklayarak ayrıntılı olarak orjinaline ulaşabilirsiniz. 

İlk olarak silinmiş sahneden bahsedeceğim. Birçok silinmiş sahne vardır tahminimce ama ben filmi izlerken bunu niye çekmemişler diye çok hayıflanmıştım. Halbuki çekmişler! :D Ama 
Bahsettiğim sahne herkes gece uyurken kim olduğu bilinmeyen birinin (!) Edward'ın gözüne bıçak sapladığı sahneydi. Şiddet ve kan içerdiği için silinmiş. Bence kalmalıydı ama bana soran yok zaten :D Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Şimdi asıl önemli kısım olan kitap senaryosunu filme uyarlarken tamamen sildikleri ve değiştirdikleri sahnelere geçelim:

Tamamen kesilen sahneler:

Cesurluk topluluğuna ilk gidişlerinde trene ve binaya atlarken ölenler.

Az önce aslında çekildiğini öğrendiğimiz sahne, Edward'ın gözünü kaybetmesi.

Uriah. Karakter ilk filmde olmamasına rağmen ikinci filmde olacağı söyleniyor.

Christina ve Will'in ilişkileri.

Four'un Tris'e "seni seviyorum" demesi. Ve ona aşık olduğunu belirtmesi.

Değiştirilen sahneler

Tobias sarhoşken Tris'le arasında geçenler.

Ebeveynlerin ziyaret günü.

Tris-Jeanine görüşmesi.

Four'un savaşı ve nedenlerini öngörmesi.

Bla bla bla.. Sonuç olarak benim filmi izlerken dikkatimi çekenler bunlardı, fakat alıntı yaptığım siteden devamına ulaşabilirsiniz. 

Bunların dışında birçok fark olduğuna eminim. Peki sizin dikkatinizi neler çekti? Yorum bırakmadan geçmeyin, hoşçakalıın ^,^

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Uyumsuz (Divergent) - Film Yorumu & Fragman


Fütürist bir distopya hikayesi olan bu filmde toplum her biri farklı bir erdemi temsil eden beş bölgeye bölünmüştür. On altı yaşına gelenlere kendi bölgelerinde kalıp kalmayacakları sorulmaktadır. Çünkü hayatları boyunca verdikleri karar sonucu seçtikleri bölgede yaşamak zorundadırlar. Beatrice Prior herkesi şaşırtan bir seçim yapar. Bunun üzerine Tris ve bölgenin diğer üyeleri yaptıkları seçimden sonra hayatta kalmak için oldukça rekabetçi bir başlangıç sürecine girerler. Ağır fiziksel ve psikolojik testlerden geçmek zorunda kalırlar. Bu testler sonucunda değişeceklerdir. Ancak Tris bir sır saklamaktadır. Sırrı herhangi biri öğrenirse kesinlikle bu sonu olacaktır. Görünüşte mükemmel olan toplumunu tehdit eden bir çatışmanın hızla büyüdüğünü gördükçe, sırrının sevdiği insanların hayatını kurtarabileceğini fark eder.



Bol gifli Uyumsuz yorumumla herkese merhabalar! İlk olarak düşüncelerimi özet geçeyim; film beni çok az hayal kırıklığına uğrattı. Ama gerçekten beğendim. Hayal kırıklığımın nedeni belli; kitaptan çevrilen tüm filmler gibi bunun senaryosunda da eksiklikler vardı. Benim heyecanla okuduğum sahneler filmde 2 saniye sürdü ve boş boş bakarak izledim, etkileyemedi beni. Ayrıntılara daha sonra gireceğim.


İlk olarak söylemeliyim ki karakter kadrosunu tam olarak incelememiştim ve bazıları beni şaşırttı. Tris rolünde Shailene'in oynadığını zaten biliyordum ama eski oynadığı filmlerdeki rol arkadaşları olması özellikle yapılmış gibiydi. Mesela Ansel Elgort, biz bunları sevgili diye izledik, şimdi ise abi kardeş olarak görüyoruz. Zaten Caleb'la bağdaştıramadım bir türlü de neyse. 

Onun dışında bir de Miles Teller var tabii. The Spectacular Now filmini izleyeniniz varsa biliyordur, bu ikisi orada da sevgiliydiler. Bu filmde ise düşmanlar. Olmadı. Hiç olmadı.



Onun dışında karakterler muhteşemdi. Ve her biri rollerini harika oynadılar. Özellikle (Tris ve Four'dan bahsetmiyorum bile) Tris'in annesi favorim oldu. Onun da hikayesini duyacağımız zamanlar gelir umarım :D

Asıl konuya geçiyorum: Geçiştirilen sahneler. Kitabın ilk yarısı inanılmaz ayrıntısız, son yarısı olması gerektiği gibiydi. Yani ayrıntıya girmemelerini anlıyorum, sonuçta film zaten uzun daha nasıl uzatacaksın ama işte, okur kaprisi yapmazsam olmaz şimdi :D 


Yorum sonuna kadar spoiler içerir.
Bana kalırsa geçiştirdikleri şeylerden en önemlisi dövüş sahneleriydi. Bir iki çaktı bitti falan. Ben böyle uzun, heyecanlı bir şeyler bekliyordum. O-onu dövsün bu-bunu falan. Ama yok. Maalesef. Ayrıca o kızın testi ne saçmaydı? Kitaptakine hem benziyor hem benzemiyor, toplasan 5 saniye sürmez zaten.. Kaşlarım kalkık izledim resmen.

Ah bir de, Tris başarı tablosunda üstlerde değil miydi? Hatta 6. falan olarak geçmişti. Ama burada bir ara Eric kızı topluluksuzlara göndermeye bile karar verdi. Ben böyle bir şey hatırlamıyorum kitapta. Dikkatsiz mi okumuşum yoksa filmde değiştirilmiş mi anlam veremedim.


 Ama filmin ikinci yarısı, gerçekten bir harikaydı bana kalırsa. En azından ilk yarının aksine beni etkisi altına almayı başardı. Ve gel gelelim ana konuya: Four! Tobias! Ah, her neyse işte..

Öncelikle açıkçası Four için Theo James kesinlikle hayalimdeki kişi değildi. Ama filmi izlerken onu karakteriyle bağdaştırabildim ve artık hayalimdeki Four o oldu. Benim ilk seçimim olmazdı ama filmi izledikçe kafama daha çok yattı. Ve rolünü çok iyi oynamasının (ve kaslarının -.-) bunda önemli miktarda katkısı olduğunu düşünüyorum.


Filmin sonu da ayrı bir harikaydı. Ama bu filmden değil senaryodan kaynaklanıyor. Artık onlar topluluksuz! Çok heyecanlı! Çünkü ben henüz ikinci kitabı okumadım. (Ne büyük utanç!)

Ve bu kadar eleştirdim ama aslında film çok güzeldi. İyi yönlerini yazsam çok uzun süreceği için eleştirilerimi yazdım ben de. Bakın, bu kadarcık. Çok sayılmaz, değil mi?


Filmin sonunda Tris'in gerçek bir cesura dönüştüğünü (yeni) farkettim. Fedakarlıktan Cesurluk'a geçerkenki hareketleri, Cesurluk'ta yaptıkları ve Başkanı alt edişi. Evet kızım, sen gerçek bir asisin. Yeni Katniss'im olmaya ne dersin? 

Demişken bir konuya daha değinmek istiyorum. Uyumsuz aslında birçok okur bundan şikayet etse de tam Açlık Oyunları ile karşılaştırılacak bir kitap bence. Ama yok, olmuyor. Ben yapamıyorum.Yani farkettim ki karşılaştıramıyorum ben bu iki seriyi, sanki ortak hiçbir yanları yokmuş gibi geliyor. İkisinin de ayrı bir yeri olmuş bende sanırım.



Yani uzun lafın kısası, karakterler rollerini gerçekten harika oynadılar, film bir çok ayrıntısına kadar kitaba sadık kalmış ve bu çok hoşuma gitti. Yani kitapta atladığı yerler olabilir ama kitabı değiştirmeye çalışmamış. (Kısmen) O yüzden kitabın okurları için rahat bir izleme olmuştur ve beğenmişlerdir diye düşünüyorum.

Eh, malum bayram günü, benden bu kadar :D Bir sonraki postumda görüşmek üzere, hoşçakalıın! ^^

Puanım: 5   IMDB Puanı: 7,1
Süre: 139 dk   Tür: Distopya, Macera, Aksiyon, Romantik



Fragman #1


Fragman #2


Fragman #3



27 Haziran 2014 Cuma

Aynı Yıldızın Altında - Film Yorumu & Trailer


 On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Gracein birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır. 
   Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazelın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır... 


 Merhaba arkadaşlar! Bugün Aynı Yıldızın Altında filmi vizyona girdi bildiğiniz gibi. Sevigili blogger'ınız da sabah sabah ilk seansına gitti hemen filmin. Kitabı okuyalı bir yıl oldu en az. O yüzden pek hatırlamıyordum ve sürekli "Abartmayın artık" diye düşünüyorum. Hâlâ aynı şeyi düşünüyorum ama bir süreliğine ben de abartabilirim. Şaşırmayın :D


Öncelikle, filmin ilk yarısı çok güzel geçti. Bol bol kahkaha, çok az gözyaşı içeriyordu. Her şey tıkırında ilerliyordu yani. Tabii salonda her şeye aşırı tepki veren kızları saymazsak. Augustus'un her lafın "Aawwww" demeseler de olurdu yani, haksız mıyım?


İlk yarıda akıllanıp (yeterince akıllanamamışım) arada çantaya birkaç peçete doldurdum. Ağlamam ben o kadar, diye düşünmüşüm. Düşünmez olaydım. Tüm ikinci yarıyı bir tek peçeteyle geçirmek ne demek biliyor musunuz siz? Üzerimde inanılmaz bir baskı oluştu :D Bütün bunlar bir yana, ikinci yarıda her şey drama bağladı. Film çıkışı kırmızı ve şişmiş gözlerle dolu bir salon olarak çıktık. Tabii ben ve arkadaşım en son çıkanlar olduk, görevli baskısı olmasa daha da dururduk yani. Ah, tabii bir de salonda ikinci yarı boyunca bağıra bağıra ağlayan kız da etkiyi biraz bozdu sağ olsun, ama çıkışta karşılaşamadık maalesef. Ne olur ki duygularını içinde yaşasan? Aptal ergen -,-

Ben filmden çok etkilendim. Kitabı ilk okuduğumdaki duygular tekrar üzerime hücum etti. Çünkü kitabı neredeyse unutmuş gibiydim ve film sahneleri geçtikçe kafamda flaş patlamasıyla geçmişten sahneler oluştu. Hayal edin işte :D 


Karakterlere gelince, ilk seçildiklerinde "Bu ne, şaka gibi" gibi sinir bozucu yorumlarda bulunmuş olabilirim. Çok bilmiş davranmışım (İTİRAF, benden?!) kesinlikle her karakter, rolünü kusursuz oynadı, harikaydı.

Kısaca (Kısacası mı kaldı?) filme bayıldım. Muhteşemdi. Kitabını sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. "Kesinlikle" tavsiye ederim yani. Gidin, gülün, ağlayın ve eve gelip filmi düşünün. Bu seferliğine toz pembe gözlüklerden kurtulabiliriz :D


Evet, başka diyeceklerim de vardı ama duygu yoğunluğundan her şeyi unuttum. Gerisini de izleyip kendiniz anlayın artık, fazla duygusala bağladım bugün. Beynim su kaynattı, bence yeter... Bir sonraki postta görüşmek üzere, hoşçakalıın!


Puanım: 5   IMDB Puanı: 8,5
Süre: 126 dk   Tür: Romantizm, Dram, Sağlık



Trailer (Spoiler İçerir)

20 Haziran 2014 Cuma

Aşk, Şimdi (Now is Good) - Film Yorumu


Tessa, lösemi hastalığına yakalanmış, gördüğü dört yıllık kemoterapi tedavisinin ardından doktorlar tarafından iyileşemeyeceği yönünde teşhis konulmuş gencecik bir kadındır. Ölümü kabullenen çaresiz Tessa son günlerini hastanede tedavi olarak ya da acı çekerek geçirmeyi istemez. Bu süreci sevdikleriyle birlikte olabileceği hayat dolu anlarla değerlendirmeye karar veren genç kadın ölmeden önce yapmak istediklerini sıraladığı bir liste hazırlamaya koyulur. 

Jenny Downham'ın 'Before I Die' isimli romanının beyaz perde uyarlaması olan filmin senaryosu ve yönetmenliği, ilk filmi 'Imagine Me & You' ile sinemaya giriş yapan yönetmen Ol Parker'a ait.


Merhaba arkadaşlar, bugün canım sıkıldı ve blogda paylaşacak bir şeyler aradım. Sonra geçen günlerde birinizin tavsiyesi üzerine izlediğim Now is Good filmine yorum yapmak geldi aklıma. Bana Deliryum'un yazarı Lauren Oliver'ın Ben Ölmeden Önce kitabının uyarlaması olduğu söylenmişti halbuki Jenny Downham'ın Ben Ölmeden Önce kitabının uyarlamasıymış :D 3 tane ben ölmeden önce diye kitap olunca böyle karışıklıklar olabiliyor tabii. Kitaba buradan ulaşabilirsiniz.

Filme ilk başladığımda konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu ve "tüm film böyle gidecekse izlenmeye değmez" diye düşünmüştüm. Halbuki hiç alakası yokmuş! Filmin sonunda salya sümük ve gözyaşları içerisindeydim. Ben konu filmler ve kitaplar olunca inanılmaz sulugöz olurum. Sonra yok ben hiç ağlamadım, yok çok abartmışsın falan diye gelmeyin bana. Yapı meselesi :D

Filmdeki başrollerimiz Alacakaranlık'ta 'gözleriyle acı veren kız :O' diye tanıdığımız Dakota Fanning ve şahsen benim bu filmle tanıdığım Jeremy Irvine. Ama ben bu karakterlerden film boyunca soğudum, ve bunun için mantıklı bir sebep de gösteremem. Ama filmdeki favori karakterlerim kızın arsız arsız "ablam ölünce odasına ben geçebilir miyiiim" diyen kardeşi ve yine kızın en yakın arkadaşı oldu. 

Spoiler
Filmde beni duygulandıran çok fazla sahne vardı, ama aklıma gelen bir-iki tanesini de sizinle paylaşmazsam içim rahat etmez. İlk olarak, bunun olacağını her ne kadar bilsem de, kızın en yakın arkadaşının doğumunu görmeyi bu kadar istediği halde ömrünün yetmeyecek olmasıydı. Bir de arkaya giren o duygusal fon müzikleri yok mu! 

Her neyse. Bir diğeri de Tessa'nın adının unutulmasından korktuğunu söylediği için, aslında başka bir olaya bağlı olarak Adam'ın caddenin her yerine (hatta yazması imkansız olan yerlere bile ama görmezden geliyoruz -,-) Tessa'nın adını yazmasıydı.
Spoiler Sonu

Vay be, yine destan yazmışım (bunu söylemekten ne zaman vazgeçeceğim hiç bilmiyorum) Sonuç olarak diyeceğim o ki bu filmi romantik-dram-trajedi falan seviyorsanız alın izleyin. Aynı Yıldızın Altında seviyorsanız da izleyebilirsiniz, 'birazcık' benziyor. Neyse ben can sıkıntımı attım, burada bitirebilirim o yüzden yorumu :D Bir dahaki postumda görüşmek üzere, hoşçakalın!

☜♥☞

Puanım: 4   IMDB Puanı: 7,3
Süre: 103 dk   Tür: Romantizm, Dram, Sağlık


15 Mart 2014 Cumartesi

Artemis'ten Filmi Çıkan Kitaplara Yeni Kapak Uygulamaları!

1. Vampir Akademisi


Bildiğiniz gibi Vampir Akademisi'nin filmi yakın zamanda sinemalardaydı. Artemis de bir sinema uyarlamalı kapak çıkartmış ve bunu "ciltli" yapmış. Serinin diğer kitaplarının yanında komik duracağını bilmesem kesin bu versiyonu alırdım. Liste fiyatı da 25 TL bu arada ^,^

Satın almak için: Kitap Sihirbazı

2. Uyumsuz


Kitabını bir türlü alıp okuyamadığım serinin şimdi de filmi çıkıyor. (Aman ne güzel!) Ve ben tam almaya karar vermişken bakın ne oluyor. Ciltli film uyarlamalı kapağı çıkıyor ve kitabın normal versiyonlarının baskısına ara veriliyor. Bu kapak da iyi hoş ama seriyle uyumsuz. (Uyumsuz?!) Nedir benim bu acı kaderim, Vampir Akademisinde de aynı şeyi yaşadım, Allahtan onu okumuştum.! 

Satın almak için: Kitap Sihirbazı

22 Şubat 2014 Cumartesi

Labirent: Ölümcül Kaçış (The Maze Runner #1) - Tanıtım & İnceleme


Thomas bir asansörde uyandığında hatırlayabildiği tek şey ismidir. Ailesini, evini veya oraya nasıl geldiğini anımsamamaktadır. Zihni bomboştur. Asansörün kapıları açıldığında Thomas kendini Kayran isimli, devasa taş duvarlarla çevrili geniş bir alanda ve burada yaşayan çocukların arasında bulur. Tıpkı Thomas gibi Kayranlılar da oraya neden ve nasıl geldiklerini bilmemektedir. Tek bildikleri çevrelerini saran labirente çıkan taş kapıların her sabah açılıp her akşam kapandığı ve her otuz günde bir aralarına yeni bir çocuk katıldığıdır. Kimse Kayran'da kalmak istemese de kurtulmak imkânsız görünmektedir. Yine de Thomas'ın içinde bir his, çıkış yolu bulabileceğini söylemektedir. Ama bunun için zihninin derinlerinde yatan sırları açığa çıkararak labirentin gizemini çözmesi gerekecektir.


Kitaba ilk başladığımda biraz garip gelmişti. Her derin distopyanın başında olduğu gibi. Yazardaki hayal gücüne bak, vay be, demiştim. Asıl şaşırdığım şey ise, 80. sayfanın sonunda daha yeni 24 saat geçmiş olmasıydı. Fakat sonradan, olayların işleyişini biz de Thomas'la birlikte öğrendik. Öğrenim sürecimiz bayağı ızdıraplıydı gerçi. Thomas bizim aklımızdaki soruları sorup duruyor fakat kimse cevap vermiyordu. Ama yazara gerçekten hak verdim. Böyle bir distopya kurmuş ve üstesinden gayet de iyi gelmiş. Akla gelebilecek neredeyse tüm soruların cevabını vermiş ve kafamızda soru işareti kalmasına izin vermemiş. Harika!

Kitabın başlarında alışmam uzun sürse de bitişinde olaylar o kadar bambaşka boyutlar aldı ki başlangıç sadece başlangıçmış gerçekten. Ve filmin oyuncularına bakmasam da başrolde Dylan O'Brien olduğunu biliyordum. Kitabı okurken de aklımda hep o şekillendi zaten. Tüm mimiklerine kadar hayal edebiliyorum, Teen Wolf'tan da biliyoruz ki, çok başarılı bir oyuncu Dylan. Bu rolün üstesinden kolaylıkla gelebileceğini düşünüyorum. Ama Teresa, Thomas ve Chuck dışındaki oyuncuların pek olmadığını düşünüyorum. Aşırı küçük olmuşlar, özellikle Dylan'ın yanında ona söz geçirebilecek lider tipler gibi olmamış. 

Sorun şu ki Izdırap Verenler'in ne çeşit yaratıklar olduğunuaklımda şekillendiremedim. Aslında şekillendirdim, ama kitaptakine benzer mi bilemem. Iyk, hayvanımsı makineler mi? Ben pas geçeyim, tşk. Aklımda canlanmasa da olur. Şu hatıraların kaybedilip, sokulunca birazının kazanılması ise ayrı bir şey. Ayrıca bu yaratıcılar diye adlandırdıkları tipler de çok ayrı bir şey zaten. Ürkünç zekaları ve acımasızlıkları göz önünde bulundurulursa, kötü tarafta olduklarını düşünebilirim. Ama kitabı okurken "İsyan" kelimesi çok kafamı karıştırmıştı. Genelde sisteme isyan edenler iyi gruplar olur, o zaman yaratıcılar gerçekten de iyi şeyleri mi amaçlıyorlar? Kitabın sonunda bunun açığa çıkacağını ummuştum, ama sanırım 2. kitabı beklemek zorunda kalacağız.

Spoiler.
İlk olarak şu telepati olayını hala çözemedim. Kayran'dan çıktılar, fakat hala telepati yoluyla iletişim kurabiliyorlar. Bunu yüksek zekalarına falan mı bağlamalıyız? Yoksa dışarı çıktıklarını düşündükleri dünya da ayrı bir değişken mi? Ve o kitabın sonundaki mektupta neyin nesiydi? Bunları İsyan'dan kaçırdıklarını düşündüğümüz kişiler aslında İsyan'dan ve bu kaçırma olayı ve güzel hayat da 2. Aşamanın bir parçası mı? Yoksa cidden güvendeler mi? Peki ya ışıl? Işıl ne anlatın bana. Ayrıntılı ayrıntılı öğrenmek istiyorum! Omg, kafam allak bullak oldu. İşte bunun için, kesinlikle 2. kitaba ihtiyacım var :(


Sp.
Kitabın sonundaki kaçış kısmı da en iyisiydi sanırım. Chuck'ın kendisini bir yerde Thomas'ın önüne atacağını biliyordum fakat kod girildikten sonra bu düşüncem yerini rahatlamaya bırakmıştı. Fazla erken, fazla üzücü. En kötü kısmı ise Thomas'ın verdiği sözü ile ilgili olan kısımlarıydı. Ve Teresa. Teresa öyle bir karakter olmuş ki, hiçbir şeyden etkilenmeyen, oradaki tüm erkeklerden daha erkek sanki. Ve Teresa-Thomas ilişkisini diğer kitaplarda daha yoğun göreceğiz sanırım.

Sp.
Kaçış kısmında Alby'nin kendini boş yere feda etmesi kısmına çok üzüldüm. Alby kafayı yemeden önce sevdiğim karakterlerden biriydi. Ve Newt'in de Alby'nin ölümünden bu kadar sarsılması olayı da kötüydü. Ne diyelim, adınıza üzüldük çocuklar. Peki ya Gally'ye ne demeli? Bilgisayar kapanmasına rağmen nasıl kontrol ediliyor hala bu çocuklar? Ayrıca Kayran'da kalanlara cidden ne oldu? Izdırap Verenler tarafından öldürülme ihtimalleri yok, çünkü onları kapattılar. Eee, ne oldu yani? Kitabın sonunda bilmek istediğim asıl soru bu işte.

Sp.
En beğendiğim kısım ise, isimlerinin ünlü bilim adamlarından gelmiş olmasıydı. Dahice! Ve eğlenceli bir ayrıntı olmuş. Isaac Newton: Newt. Thomas Edison: Thomas. Albert Einstein: Alby vs.. Çok hoştu, hem komik hem şaşırtıcıydı benim için. Peki şu böceklerin hayatta kalmasına ne demeli? Eeew, diyorum ben. Böceklerden nefret ederim, umarım sonraki kitaplarda karşımıza fazla çıkmazlar :D
---Sonu

Son olarak kapaktan bahsedeceğim. İlk gördüğümde "bu renkler ne ya böyle ıyy" demiştim. Kitabı bitirdiğimde ise farklı bir kapağı olmasını istemezdim, diye düşündüm. Pegasus kalitesinde olduğu sürece en saçma kapaklar bile güzel görünebiliyor zaten. Ve ben yine aşırı uzattığımı farkettim. Söylemek istediğim bir şey daha vardı ama unuttum, yapacak bir şey yok, sizi de daha fazla sıkmayalım :D Hoşçakalıın!


Puanım: 5  GoodReads Puanı: 4
Sayfa Sayısı: 408   Yazar: James Dashner   Yayınevi: Pegasus


 Trailer