Nora'nın Kitaplığı : Mektup
Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2020 Pazar

Stefan Zweig Yorumları #2 || Korku - Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Çöküşün Öyküsü


Herkese merhaba! Stefan Zweig yorumlarımın ikinci kısmına hoşgeldiniz! İlk Stefan Zweig yorumları paylaşımıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!

1. Bir Çöküşün Öyküsü


Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya'ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris'teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.


Stefan Zweig'den okuduğum 4. kitap Bir Çöküşün Öyküsü oldu. Olağanüstü Bir Gece'de yaşadığım hayal kırıklığından sonra bu kitap bana ilaç gibi geldi. Madame de Prie'nin yeni hayatına ayak uyduramayışını gözlemlemek, sadece insanların kendisi hakkındaki düşünceleri kadar var olduğuna dair inancının onu sanki bir palyaçoya çevirişine şahit olmak hem iç burkucu hem de ders vericiydi. Tabii ki oldukça sürükleyiciydi, ayrıca oldukça da kısaydı. Her ne kadar bu psikolojik çırpınış öyküsünü okumak bana edebi bir haz verse de, yazarın karakterin acılarına hızlıca son vermesi belki de daha iyiydi. Bu öykü benim için okuduğum en iyi Stefan Zweig kitapları arasında yerini alacak...


Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 48
GoodReads Puanı: 3,99    Çevirmen: Regaip Minareci



2. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat



Zweig bu novellası'nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera'sını seçen Zweig, 1920'li yılların sonlarında Avrupa'nın "kibar" tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.


Bu kitap hakkında konuşmaya nereden başlasam bilmiyorum. Öncelikle açık açık söylemeliyim ki bu kitabı sevmedim, hatta biraz da sinirimi bozdu. Zweig'in klişe bir erkek yazar gibi kadın cinsiyetini içi boş duygularla dolu, erkekler için bir cinsellik ve çocuk yapma aracı olarak işlediğini hissediyorum kitaplarında. Durum böyle olsa da, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda kadın duygularının işlenişi hoşuma gitmiş, Bir Çöküşün Öyküsü'nü ise cinsiyetten bağımsız olarak kibir ve sahtekârlığın, toplumun kuklası olma durumunun baskın bir şekilde işlendiğini düşündüğümden beğenmiştim. Ama bu sefer canıma yetti artık. Bir de kadın kalbinin sırlarına ermiş usta demişler. Bana kalırsa Zweig kadınları erkek gözüyle çözmüş, bazı duygularını ve bu duyguların sonucu olarak sergileyebilecekleri davranışları anlamış bir yazar ama kadın doğasının gerçek derinliğini anlaması mümkün olmamış bu süreçte. Nedense her okuduğum kitapta kadın karakterleri -çok affedersiniz- "beyinsiz" gibi davranıyor. Hakaret olarak değil, gerçek anlamda, sanki belli bir zeka seviyesinden yoksunlar gibi, yapmacık geliyor bana. 

Bu kitapta da belli duyguların nasıl işlendiğini gördüm, anladım ama hep bir eksiklik, bir rahatsızlık hissettim okurken. Klasik Zweig kitapları gibi gittikçe hararetlenen bu kitap, bu sefer beni içine çekemedi, aksine zorla okudum ve biraz da soğudum yazardan. Şimdiye kadar en sevmediğim kitabı bu oldu sanırım, gerçi yazara haksızlık etmek istemem, her yazdığına bayılsam zaten olağanüstü bir durum olurdu ama bu duyguları biraz sindirmek ve unutmak adına bir süre Zweig okumaya ara vereceğim diyelim. Umarım sonraki okuyacağım kitapları beni yazara tekrar ısındırır. 


Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 71
GoodReads Puanı: 3,92    Çevirmen: Mahmure Kahraman


3. Korku


Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer.

Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.


Şimdi ne yalan söyleyeyim, kitaba başladığımda konusunu görünce biraz canım sıkılmıştı, zira yazarın kadın karakterleri hep ahlaksız, sadakatsiz veya prensipleri olmayan zayıf karakterler olarak ele alması beni biraz bunaltıyor doğrusu. Kitabın ilk yarısını bu sinirle, göz devirerek okudum. Ama kitap ilerledikçe öyle bir kapıldım ki... sonunu az buçuk tahmin ettiğimden çok şaşırmadım ama yine de çok etkileyici buldum. O korku duygusunu, endişe ve utanç karışımını ele alıp inceleyişi bir kez daha pahabiçilemezdi. Kitaptaki kadın karakterin çevresindekilerin kıymetini anlama süreciyle gelen pişmanlık duygusu, eşinin ne kadar zeki ve etkileyici bir adam olduğunu fark etmesiyle gelen hayranlık duygusuyla karıştıkça kitap renklendi. Bazı konularda kendisine kızıyor olsam da Zweig’in harika bir dili olduğunu asla inkar edemem. Duyguların ifade edilişi ve bir insandaki yansımaları daha güzel anlatılamazdı. Korku, yazarın en sevdiğim kitapları arasına girdi diyebilirim.

İşte kitaptan üzerinde düşünmeye değer birkaç cümle:
"Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?"
"İçte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır."
"Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir."

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 70
GoodReads Puanı: 4,16    Çevirmen: İlknur İgan

18 Haziran 2019 Salı

Stefan Zweig Yorumlarım #1 || Satranç - Olağanüstü Bir Gece - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu


Herkese merhaba! Bu aralar her ay birkaç tane Stefan Zweig kitabı okuduğumdan dolayı yorumlarımı bir tag altında birleştirmeye karar verdim. Lafı çok uzatmadan, Nisan ayında okuduğum Stefan Zweig kitaplarıma geçelim :)

1. Satranç


Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.

Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.


Satranç, daha önceden kardeşimin okulundan istendiği için aldığım fakat aylardır kitaplığımda olmasına rağmen okumanın hiç aklıma gelmediği bir kitaptı. Ta ki bir gün kafama esip de elimi atana kadar. İyi ki o gün o ilham gelmiş bana çünkü çok kaliteli bir yazarla tanıştım ve harika bir uzun öykü okumuş oldum.

Çok beğendim... hatta beklediğimden çok daha fazla diyebilirim. Genelde bir kitap çok fazla beğeniliyorsa beklediğim gibi çıkmayacağını, hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünürüm çünkü çoğunukla yükseltilmiş beklentilerimi karşılayamaz. Satranç tam da abartıldığı kadar sevilmeye değer bir kitaptı bana kalırsa. Öyle ki okunacak onca kitabım varken koşa koşa D&R a giderek bir Stefan Zweig kitabı daha aldım ve ona başladım... :)

Kitapta ilk başta kurgunun nereye gideceğini kavrayamıyorsunuz, hatta öykünün ana kısmı başladığında bile başlamış olduğunu fark etmiyorsunuz. Ancak gittikçe artan gerilim belli bir boyuta çıkınca kitabın en hayati yerinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Anlatabildim mi emin değilim fakat bir yandan da kitabın oldukça sürükleyici olduğunu söylemek istiyorum. Ama bir yandan da 70 sayfa değil de 270 sayfa okumuşsunuz gibi dolu dolu hissettirmeyi de başarıyor. 

Hem bu kadar sürükleyici hem bu kadar dolu olan bir kitap yazmanın çok zor olduğunu düşünüyorum fakat yazarımız bunu başarmış ve bana da yalnızca takdir etme düşüyor. Çok güzel bir deneyimdi benim için ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Satranç, uzun süre unutamayacağım bir kitap...

Yayınevi: Can Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 71
GoodReads Puanı: 4,29    Çevirmen: Ayça Sabuncuoğlu





2. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu


Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal! 


Tahmin edersiniz ki, Satranç'tan sonra koşa koşa D&R'a gidip aldığım kitap Stefan  Zweig'in en çok merak ettiğim kitaplarından biri olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'ydu. Can Yayınları birden fazla kitabını birleştirerek yayınladığı için bu şekilde olan kitapları Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan almak istedim. Bir de kapaklarını sevdiğim kitapları (bkz. sonraki kitap)... :)

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda duygular öylesine ince fakat öylesine tutkulu işlenmişti ki... Kitabı okurken kadının tutkusu, hüznü, korkusu veya mutluluğunu içinizde hissederken sesinin de kulaklarınızda yankılandığını duyar gibi oluyorsunuz. İşte böylesine bir kitaptı... Kitabı bitirince "aşk" kavramını ciddi anlamda sorgulamaya başlıyorsunuz. Böylesine fedakârlıkları görünce kendi çevrenizdeki "aşk"ların boyutunu sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu kitapta geçen aşk, öylesine bencilliklerden ve diğer tüm kirli duygulardan arınmış ve saf ki... 

Ah, çok etkilendiğimi söylememe gerek bile yok sanırım. Belki Satranç kadar, belki de daha çok sevdim. Stefan Zweig'in insan psikolojisini çok kolaymışçasına çözümleyip kalemiyle oyun oynar gibi eğip bükmesi ve kendisi olmayan, empati yapmasının da oldukça zor olduğu bir insanın psikolojisine bu derece hakim olabilmesi beni resmen büyüledi. Bu kitaba aşık olduğumu söyleyebilirdim, bana aşkın ne demek olduğunu unutturmasaydı.

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları   Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 62
GoodReads Puanı: 4,17    Çevirmen: Ahmet Cemal



3. Olağanüstü Bir Gece

Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.


Bir sonraki D&R'a gidişimde kapağından dolayı hayran olduğum bu kitabı almadan çıkamadım doğrusu. Fakat diğer kitapların aksine, bu kitap beni çok etkilemedi, çok sürüklemedi de. Belki en iyi kitabı olmasını beklediğimdendir, belki de yanlış zamanda okumuşumdur, bilemiyorum ama bir türlü kitabın içine giremedim, karakteri özümseyemedim hatta itici bile geldi diyebilirim. 

Tabii ki bu kitapta da Stefan Zweig'in artık alışmış olmama rağmen hâlâ aynı zevki aldığım o gittikçe yükselen gerilimi hissettiren olay örgüsü ve anlatımı vardı ve bu benim için devasa bir artıydı. Kitabın sonu da bir o kadar etkileyiciydi ve asla unutmayacağım alıntılar çıkardım. 

Sonuç olarak gidişata çok kapılamasam da sonunda beni kendine katmış bir kitap oldu. Ve yine o bayıldığım psikolojik çözümlemelerle doluydu. Öyle ki bir yerde ben de kitaba karıştığımı hissettim. 

Spoiler içerir: Önce depresyona girdim, kötü bir insan oldum; sonra en ufak şeyde mutluluk arayan iyimser ve neşeli birine dönüştüm sanki. 

Sevdim kısaca bu kitabı da, yalnızca diğer kitaplar kadar büyüsüne kapılamadım...

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları   Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 69
GoodReads Puanı: 4,06    Çevirmen: İlknur İgan