22 Eylül 2020 Salı

Bende O Kitaptan Var Mı? || Etkinlik


Herkese merhaba! Bugün farklı bir içerikle geldim ve abookutopia kanalından aldığım bir etkinliği sizinle paylaştım. Onun videosuna da buradan ulaşabilirsiniz. Umarım eğlenirsiniz, keyifli izlemeler! 

Videoyu Youtube'dan izlemek için buraya tıklayabilirsiniz!


19 Eylül 2020 Cumartesi

Gölgeler Kraliçesi (Cam Şato #4) - Kitap Yorumu


Arka Kapak

Karşınızda Kendisinin Şampiyonu Celaena Sardothien.

Celaena sevdiği herkesi kaybetti. Ama intikam için krallığa dönmeye yemin etti. Terrasen’in Kraliçesi Aelin olarak, Adarlan Krallığı’nın başkenti Rifthold’a geldiğinde tek amacı büyüyü yeniden özgür bırakmaktı. İntikamını alırken; Adarlan’a gelen Rowan, kalbini kıran ve krala isyan eden Chaol, uğruna savaşmak zorunda olduğu kuzeni Aedion ve kötü bir geçmişi paylaştıkları fahişe Lysandra da ona yardım edecek.

Cam Şato, Karanlık Taç ve Ateşin Vârisi’nden sonra Gölgeler Kraliçesi ile Sarah J. Maas yazarlığını ve epik masalını zirveye taşıyor. New York Times çoksatan yazarı Sarah J. Maas’ın bu kitapta yarattığı dünyanın yaratıcılığına ve kusursuzluğuna inanamayacaksınız. 
Herkese merhaba! Cam Şato serisine olabildiğince yavaş bir şekilde devam etmeye çalışıyorum. Çok uzatmadan 4. kitap ile ilgili genel görüşümden başlayayım:

Vay. Canına. Artık bu seriyi gerçekten çok ama çok sevdiğimi itiraf etme zamanım geldi. Daha şimdiden kendimi bu seriyi ikinci-üçüncü kez okurken görebiliyorum. Sanırım benim bir seriyi favorilerime ekleme standardım bu: Birden fazla kez okumaya katlanabilir miyim? Ve bu Cam Şato serisi için devasa bir "evet" alıyor. Hatta kitapları sömürürcesine hızla okuduğum için kaçırdığım detaylar bile olabilir, ikinci okumada daha farklı detayları görüp daha farklı bir okuma zevkine erişebilirim gibi geliyor. Ama şimdi bunu bir kenara bırakalım ve kitaba geçelim.

Olabildiğince üstü kapalı yazdım fakat Spoiler içerir diyebiliriz: 

1- Öncelikle bu kitaptaki yan karakterler bir harikaydı! Her kitapta seriye yeni karakterler dahil oluyor, bu kitapta gelenlere ise apayrı bayıldım! Nesryn, Lysandra, Evangeline, Arobynn, Lorcan, Elide ve daha niceleri... hepsi çok orijinal karakterlerdi. Zaten kitabın ilk yarısının başrolü Arobynn'di diyebilirim. Az ısınmadım kendisine açıkçası, çok renkli ve zeki bir karakterdi. Ama yeterince değil... Lysandra ile ilgili de bir ship alarmları alıyorum ama şimdilik sesimi çıkarmıyorum, sakin durup gözlem yapmaya devam edeceğim ;)


2- Kitabın başlarında sıkıldım, her kitapta benzer şeyler yaşıyorum. Gerekli olduğunu da anlıyorum gerçi yapacak bir şey yok sanırım. Bir de Rowan'ın yokluğu... Zaten bir önceki kitabın sonundan Rowan'ın bu kitapta en azından başlarında bir süre görünmeyeceğini anlamıştık fakat bu kadar uzun süre yokluğunu çekmek benim için zordu, anlıyorsunuz ya? 250 sayfa! Resmen kitabın yarısını Rowan'sız geçirdik :(

3- Kitabın sonunda art arda patlayan bombalar seri boyunca yolundan hiç sapmadı. Bu kitap genel olarak uzun zamandır olmasını beklediğimiz olayların gerçekleşmesinden oluştuğu için çok şaşırmadım kitap boyunca yaşanan olaylara -fakat oldukça tatmin ediciydi yine de-. Ama tabii yine kitabın sonunda ortaya çıkan şeyler beni şaşırtmayı bırakmadı. Çok kurnaz bir kadın bu SJM. Ayrıca cidden çok zeki... Örümceğin ağını örmesi gibi örmüş kurguyu. Erawan ile ilgili açığa çıkan sır resmen beni alt üst etti ve bu şekilde olmasına... hayran kaldım! Gerçi Chaol'un kitaptaki son haline pek hayran kalamadım... bu kadar yüklendiğin yetmedi mi şu karaktere sevgili SJM!


4- Rowan ve Aelin'in siz deyin partnerlik ben deyim dostluk ilişkisi, sonunda romantizme doğru kaymaya başladı. Hem de çook güzel bir şekilde. İkisinin sahnelerinde kah ağladım kah güldüm ve çıldırdım. Yeri gelince heyecanlı yeri gelince çok duygusal oldu. Benim için çok beklenmedikti, ne olursa olsun severdim ama böyle olunca da bir ayrı sevdim...

5- Manon-Aelin ilk karşılaşma! Aman Allahım! İşte bu, kesinlikle beklenmedik ve çok güzeldi. Özellikle Manon-Dorian arasında ekilen sessiz ilişki tohumları... Bu ikilinin bir devamı olacak mı çok merak ediyorum gerçekten. Manon sahnelerinde Elide'dan pek hazzedemesem de On Üçler'e ayrı bir bağlandım. Ateşin Varisi'nde zorla okuyordum ama bu kitapta çok severek okudum bunları. On Üçler'e dair berbat bir spoiler almış olmasaydım keşke! Bir de Asterin'in başına gelenler hepimizin kalbini eritmedi mi ama...


6- Yazar bu kitapta Chaol'a fazla mı yüklenmiş bana mı öyle geliyor. Sırf Rowan-Aelin ilişkisini haklı çıkarmak adına Chaol'u nefret edilesi bir karaktere çevirmesine gerek yoktu bence. Benzer davranışları ikinci kitapta Dorian'a da yüklemişti. Bu pek hoşuma gitmedi doğrusu. Bir ve ikinci kitapta gördüğümüz Chaol karakteri bu karakter değildi. Çelişkiler beni rahatsız etti. Yazar bunu telafi edecekmiş 6. kitapta fakat benim içimde hep bir yara olarak kalacak bu davranışlar...

Spoiler sonu

Kitabı gerçekten çok sevdim ama kelimelere dökemiyorum hislerimi... Bu da böyle parçalı incelemeler içeren bir yorum olsun. Fırtınalar İmparatorluğu'nu okumak için sabırsızlanıyorum, içim kıpır kıpır resmen. Serinin şu an bulunduğu yeri çok sevdim, ne zamandır beklediğimiz olayların gerçekleşmesi içimi rahatlattı. 5. kitap da ne zamandır beklediğimiz savaşı konu alacak sanırım, içim içime sığmıyor! Ama kalbimi yaşlandırmamak adına bir mola verip araya ince bir kitap alacağım. O yorumda görüşmek üzere o zaman, hoşça kalın!
Cam Şato serisi yorumlarım:
5- Fırtınalar İmparatorluğu
6- Şafak Kulesi
7- Kül Krallığı

Yazar: Sarah J. Maas    Orijinal İsim: Queen of Shadows     Yayınevi: Dex     

 Sayfa Sayısı: 632      GoodReads Puanı: 4.56

16 Eylül 2020 Çarşamba

Kardeşimin Hikayesi - Kitap Yorumu


Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalının kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.

Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.

Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadenizin lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.''


Herkese merhaba! Bugün yorumunu yazarken bile kendimi gergin ve rahatsız -yorum boyunca bu kelimeleri sürekli göreceğiniz için şimdiden özür dilerim- hissettiğim bir kitapla beraberiz: Kardeşimin Hikayesi. Herkesin dilinden düşmeyen, sürekli ne kadar etkileyici olduğundan bahsedilen kitap. Ama asla, ne kadar rahatsız edici olduğundan bahsedilmiyor!

Kitabı okurken kendimi sürekli diken üstünde ve gergin hissettim. Tabii ki yazar bunu kasten yapmış belli ki -ve işinde de oldukça başarılı olmuş-, kitaba tam da istediği havayı vermiş ve okurlara... bir şeyler hissettirmeyi başarmış. Kitabı okurken sürekli bunu düşündüm, evet yapmak istediği şeyde başarılı olmuş yazar fakat ben yapmak istediği şeyi sevmediğime oldukça eminim. Kafka'nın Dönüşüm'ünü okuyor gibi hissettim kendimi. Bu bazıları için iyi bir his olabilir sanırım ama benim için kesinlikle iyi bir deneyim olduğunu söyleyemem. Aklımda tek bir soru sürekli dönüp durdu: Neden? Neden böyle bir şey yazılmış?? Neden, neden, NEDEN?!

Şimdi üzerine düşündükçe anlıyorum ki kitaptaki -neredeyse hissedebileceğiniz seviyedeki- gergin havanın sebebi çoğunlukla başrolümüz Ahmet Bey'in "gariplikleri" ve bu yaşlı adam ile genç gazeteci kızımız arasındaki ilişkinin -ya da belki de "muhabbetin" demek daha doğru olur- tuhaflığıydı. Özellikle bu ikilinin muhabbeti beni çok rahatsız etti. Sürekli nahoş bir şeyler olacakmış gibi hissediyor, adamın hevesli tavırlarının sapıklık seviyesine varacağından korkarak geriliyordum. 

Kitapta sürekli aşkın ne kadar korkunç bir şey olabileceğine dair yapılan vurgular da beni çok soğuttu. Şahsen aşk konseptine ne gözle baktığımdan emin değilim fakat böyle tek yönlü bakıp sadece o yöndeki bulgularla iddiaların desteklenmesi absürt ve neredeyse çocukçaydı. Sanki bir münazara varmış da bu karakter de aşkın korkunç bir şey olduğunu savunmak için seçilmiş gibiydi. Sonrasında karakterin neden böyle düşündüğünü anlıyoruz fakat kitabı okuma sürecinde bunu bilmediğim için bu yönde yapılan sürekli konuşmalar bana etkileyicilikten uzak geldi. Bu kadar okuyan bir insan bu derece basit düşünüyor olamaz, diye düşündüm. Nitekim olaylar açığa çıktığında bile tüm kitabın -iki hikayenin de- bu fikirler üzerine kurulu olduğunu görmek de bir miktar canımı sıkmadı değil.


Duygusallığıyla beni etkileyecek bir kitap bekliyordum fakat tam tersine kitabın en can alıcı, en etkileyici kısımları bile -birazcık tahmin etmiş olmama rağmen- yüksek derecede rahatsız ediciydi. Yani resmen rahatsız ediciliğiyle okuru etkileyen bir kitapmış Kardeşimin Hikayesi. Ve maalesef, bu tarz kitapların bana hiç hitap etmediğini bir kez daha anladım. Kitap bittiğinde bile o kadar sinirim bozulmuştu ki, kitaba şiddet gösteresim geldi. Bir tanecik kitabıma, inanabiliyor musunuz?!

Tabii hakkını da yememek gerek, inanılmaz sürükleyici bir romandı. Sıkılırım, elimde sürünür sanmıştım fakat asla öyle olmadı. Her ne kadar sinirlerimi bozuyor olsa da bir yandan da su gibi akıp gidiyordu. İyi ki de öyleydi, yoksa bütün bu hislerle ne yapardım inanın bilmiyorum. 

Bu kitap hakkında o kadar çok öneri aldım ki, sevmeyen bir tek benmişim gibi hissediyorum. Buna inanamıyorum. Evet, reklamı gerçekten çok iyi yapılmış bir kitap -bütün o "modern binbir gece masalları" zırvalığıyla- ama buna rağmen bu rahatsız ediciliğin etkileyiciliğini ezip geçtiğini düşünen tek kişi ben olamam değil mi? Belki de ben bir şeyler kaçırdım bu kitapta, emin değilim. Ama -biraz uzun uzun da olsa- düşüncelerimi size açtığım için pişman değilim. Bir tane de sevmeyeni oluversin, nazar boncuğu olur.

Peki siz bu kitapla ilgili neler düşünüyorsunuz? Fikirlerime katıldığınız/katılmadığınız noktaları benimle mutlaka paylaşın, hoşça kalın!


Yazar: Ömer Zülfü Livaneli          Yayınevi: Doğan Kitap
 Sayfa Sayısı: 330       GoodReads Puanı: 4.17

14 Eylül 2020 Pazartesi

ÇEKİLİŞ - Seçtiğiniz 1 Kitap veya Klasik Seti!

Herkese merhaba ☀️ Yeni çekilişimiz başlıyor! Kazanan 1 kişiye ilk görselden seçtiği bir kitap veya ikinci görselden seçtiği bir klasik seti hediye! 💕


 

Çekiliş Instagram üzerinden devam ediyor, katılmak için BURAYA tıklayabilirsiniz! İyi şanslar!

Hamlet - Kitap Yorumu


Babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılır. 
Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü "Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!" sözleriyle dile getirir: 
"Acaba zalim feleğin okuna, taşına göğüs germek mi, yoksa bu mihnet deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi daha asil bir hareket olur? Ölmek: Uyumak... Hepsi bu kadar... Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını, vücudun yakındığı binbir derdi dindirebilmek... İşte varlığımızın özlediği netice! Ahh, işte güçlük burada! Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sıyrılıp ölüm uykusuna daldığı an, nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilir?"


Herkese merhaba! Bugün 5-9 Ağustos okuma maratonumun son kitabı, ünlü "Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!" repliğinin kaynağı olan Hamlet kitabının yorumu ile sizlerleyim. Hamlet, kral olan babasının ölümü ardından kendine gelemeyen bir prens. Tabii bu durumunda annesinin daha babasının ölümünden çok zaman geçmeden amcasıyla evlenip onu kral koltuğuna oturtmasının da payı var. Veya kral koltuğuna oturan amcasıyla evlenmesinde... emin değilim. 

Kitabı okudukça hayal kırıklığı ve ihanetin acı tadını gittikçe daha çok hissetmeye başlıyorsunuz. Shakespeare okurunu üzmekten kaçınmıyor fakat bu esnada çok derin ve kulağa hoş gelen cümlelerle de bizleri taçlandırıyor. Hamlet, okuması kolay ve hızlı akan bir kitap, zaten oldukça da kısa bu yüzden klasikleri okumakta zorlanıyorsanız bile bu kitabı okuyabileceğinizden eminim. Klasik okumaya tiyatro eserlerinden başlayarak ısınmaya çalışmak mantıklı çünkü neredeyse yalnızca diyalog olan bu eserler, bu özellikleri sayesinde romanlara göre çok daha hızlı akabiliyor. Sadece karakterlere adapte olmak biraz zaman alıyor, hepsi bu. 

Hamlet'in bendeki Antik Batı Klasikleri versiyonunun çevirisini beğenmedim. Yanlış olmasa bile eğreti geldi sözcükler gözüme, önceden bildiğim çoğu repliğin çevirisi bile çok farklıydı ve okurken biraz hevesimi kırdı bu durum. Bu kitabın daha tabiri caizse ağzıma layık bir çevirisini bulmak için arayışa başladım bu aralarda. Bu noktada bir öneriniz varsa memnuniyetle dinlerim. Daha güzel bir çeviriye sahip olan versiyonunu aldığımda tekrar okumayı düşünüyorum bu kitabı. 

Ünlü oyun Hamlet hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Zaten Shakespeare oyunlarını okumayı çok sevdiğim bir yazar, o yüzden Hamlet'i de çok seviyor olmam şaşılacak bir şey değil sanırım. Peki siz tiyatro eserleri okuyor musunuz? Okuyorsanız en çok hangilerini beğeniyorsunuz? Benimle paylaşmadan geçmeyin, herkese mutlu günler!


Yazar: William Shakespeare     Yayınevi: Antik Kitap    Sayfa Sayısı: 206
Çevirmen: Tolga Sağlam    GoodReads Puanı: 4,02

11 Eylül 2020 Cuma

Ateşin Varisi (Cam Şato #3) - Kitap Yorumu


Arka Kapak
Karşınızda Alevlerin Tanrıçası Celaena Sardothien. Celaena artık küllerin ve ateşin varisi, kimsenin önünde eğilmeyecek. Ölümcül yarışmalardan ve kalbini parçalayan anılardan sonra hayatta kaldı. Şimdi de en karanlık gerçeğe doğru yola çıkıyor… Geleceğini sonsuza kadar değiştirebilecek korkunç bir gerçeğe doğru… Dünyasını köleleştirmeye çalışan acımasız canavarlar, ufukta birer birer görünmeye başladılar. Celaena gücünü toplamak zorunda. Sadece içindeki kötülükle savaşmak için değil, zincirinden kopmuş şeytanı yenmek için. Cam Şato ve Karanlık Taç'tan sonra Sarah J. Maas, suikastçısını, en göz kamaştırıcı parlaklığa ulaşması için ateşe veriyor.

Gerçekten bütün Celaena partlarını Rowan bir yerlerden çıkacak diye öyle bir şevkle okudum ki anlatamam. Ne zamandır kadim bir sevgiliye hasret kalmışsam demek ki... Gerçi Darkling vardı hayatımda geçen aylarda fakat o da... pek istediğim şeyleri göremedim diyelim spoiler vermemek adına. 


Herkese kocaman merhabalar! Ateşin Varisi'ni bitirdim ve hemen yorumunu yazmaya geldim. Tek sorun... nereden başlayacağımı gerçekten bilmiyorum! O kadar çok şey yaşandı ki kitapta. Tam "Son 50 sayfa... artık bitti sayılır" derken yazar hiç vakit kaybetmeden yüzümü kara çıkardı ve son sayfalara bile inanılmaz olaylar sıkıştırdı. İşte bu noktada takibi kaybettim ve... ah, resmen kayboldum! Spoiler içeren kısma geçmeden önce söyleyebileceğim tek şey, bu kitapta aradığımı kesinlikle bulmuş olmam. Bundan önceki kitaplar sanki etrafta oyalanma, dünyaya alışma kitapları gibi kaldı bunun yanında. Ateşin Varisi ise bir şeylerin ciddi anlamda başladığı ve zaman zaman kalp kırıcı da olsa dehşetle ve zevkle okuduğum bir kitap oldu.

Spoiler İçerir 

Sanırım nereden başlayacağımı biliyorum, kendimi bulduğum yerden başlayacağım: Rowan'dan! Demek istediğim... Aman Allah'ım! Ben bu konuda hiçbir spoiler almamıştım ve ikisini de sonsuza kadar birlikte olacağı kişi zannederek okumama rağmen Celaena'nın ne Dorian ne de Chaol ile olan ilişkisi bana tam hissettirmemişti. Ama Rowan sahneye çıktı ve ben anında kitaba o kadar çok çekildim ki... İşte aradığım kan bu dedim ve Aelin-Rowan ilişkisi olsun diye dualar düzmeye başladım. Hâlâ sevgili değiller gerçi ama yine de her sahnesi birbirinden güzeldi, hâlâ aklıma geldikçe kalbim pıt pıt atıyor, hem de aralarında hiçbir şey olmamasına rağmen! Nasıl yapıyorsun bütün bunları yüce Maas, anlat bana! Gerçi aralarında bir şey olmasına gerek yok çünkü yazarın Rowan'ı ilk yazmaya başladığı andan beri şu şekilde ilerledi olaylar:

-yazar: "Rowan içeri girer"
+ben: *R harfini görür görmez erimişimdir.*
-yazar: "Rowan Celaena'ya bir bakış attı.
+ben : *kalbim var olan bütün hız sınırlarını aşmıştır*
-yazar: "Rowan"
+ben: *Mutluluktan ağlıyorumdur*

Buradan gelelim bir sonraki değineceğim noktaya. Bu kitapta Rowan için kafayı bir miktar yediğimden dolayı, Manon ve Rifthold (Chaol, Dorian, Aedion) sahnelerini oflaya puflaya okudum. Hele ki Sorscha *titreme* ... O ne itici bir karakterdir öyle ya. Dorian da yavrum ne kadar ayrangönüllü çıktı, biraz daha seçici olmasını beklerdim doğrusu. Sözün özü, evet bunları okurken sıkıldım ama... kitabın sonu nasıl bir bombaydı öyle ya?! Bir tane de değil yani, ardarda sıralamış yazar hepsini. Kalbim nasıl kaldırdı hâlâ emin değilim. Dorian'ın boynuna geçen o tasma, sanki benim boynuma geçmişti, işte öyle kırıldı kalbim o anda. Bu arada Rowan'a deli oluyorum diye Dorian ve Chaol'u sevmiyorum sanmayın. İkisi de hâlâ kalbimde özel yerleri olan karakterler, ben sadece Aelin ile olan ilişkilerini çok toy bulmuştum hepsi bu. Her ne kadar Sorscha'yı sevmesem de, Dorian'ın kalbinin o şekilde parçalandığını göreceğime tüm seri Sorscha zırvalığını çekebilirdim. Ah, Dorian, başına gelen her şey için çok üzgünüm mavişim.

Bu kitapta Aelin'in -sonunda- kendini bulmasına çok sevindim. Celaena'yı çok seviyordum, bir suikastçi insan kızı olarak yani ama artık Celaena olarak kalmasına imkan yoktu. Özüne dönme zamanı gelmişti ve bunu olabildiğince muhteşem bir şekilde yaptı. Ayrıca Maeve 'in yanına gittikleri sahne de ayrı bir etkileyiciydi, aferin zeki Aelin, şimdiye kadar yaptığın en akıllıca hareketi falan yaptın orada. Bir de Aelin'in kendini Rowan'a açma isteği de çok tatlı değil miydi ya, içim eriyordu resmen. Rowan'ı henüz tam çözemedik ama daha fazla sahnesini görmek için dört gözle bekliyorum ve mümkünse biraz da romantizm serpiştirebilir miyiz şu ikilinin kalplerine!

Spoiler Sonu


İşte böyle... Biliyorum çenem biraz fazla düştü ama uzun zamandır böylesine duygular hissettiren bir kitap okumamıştım ve doya doya yazmak istedim. Açıkçası daha da yazardım fakat okumamın üzerinden günler geçti -ona rağmen böyleyim!- ve önemsediğim detaylar hariç çoğunu kafamdan sildim bile -üzgünüm ben de böyleyim-... Seriye hemen devam edemedim ve araya bir kitap aldım fakat muhtemelen dayanamayıp hemen sonrasında Gölgeler Kraliçesi'ni okuyacağım! Dayanmak da istemiyorum zaten ama diğer yandan seri hemen bitsin de istemiyorum, iki arada bir derede kaldım anlayacağınız. Her neyse, en büyük derdimiz bu olsun diyorum ve bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, hepinizi uğurluyorum! Yorum bırakmayı unutmayın <3
Cam Şato serisi yorumlarım:
5- Fırtınalar İmparatorluğu
6- Şafak Kulesi
7- Kül Krallığı

Yazar: Sarah J. Maas    Orijinal İsim: Heir of Fire     Yayınevi: Dex     

 Sayfa Sayısı: 628      GoodReads Puanı: 4.48

7 Eylül 2020 Pazartesi

Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) - Kitap Yorumu


Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek ask.
Solugunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan.
“Ölümcül Oyuncaklar”da aksiyon tam gaz!

Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri’ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri’nde biraraya gelmişti. Clary’nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.

Clary’nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!


Herkese merhaba! Hastalıklarla dolu bir hafta geçirdim ve bu süreçte bana Camlar Şehri eşlik etti. Evet, Ölümcül Oyuncaklar serisine, 6 yıl önce bıraktığım yerden devam ediyorum! @yorumluyore Instagram hesabının sahibi İrem sağ olsun bana Küller Şehri'ni hatırlamam için detaylı bir özet geçti, bu sayede seriye baştan başlamadan devam edebildim. 

Ayrıca zaten serinin Shadowhunters adlı -oldukça kötü yapılmış- dizisini de dayanamayıp izlediğimden dolayı seriyi, karakterleri  hiç unutmamıştım. Hatta işin kötü yanı, bu kitapta olan olayların yüzde seksenini önceden dizide görmüştüm. Biraz da bu sebeple çok etkileyici bir okuma olmadı benim için.

Öte yandan, kitapta ilk defa gördüğüm -etkileyici olması gereken- olaylar da beni etkileyemedi. 

Spoiler
Jocelyn'in uyanışı zaten saçma sapan bir şekilde işlenmişti. Clary görür görmez bağırmaya başladı kadına, Jocelyn de adamakıllı konuşmadı bile. Jocelyn kılığındaki bir iblis zannettim kadını. Jocelyn'i hep hayran olunası bir karakter olarak hayal etsem de, bu kitapta resmen saçma sapan hareketler ve replikleri olan sinir bozucu bir karakter okudum. Hayal kırıklığıydı.

 Max'in başına gelenler ise apayrı bir konu. Hâlâ inanamıyorum, kabullenemedim. Bunun da bir sebebi yazarın inanılmaz üstünkörü ve yüzeysel bir şekilde konuyu geçiştirmesi oldu. Valentine'ın ölümünden bile daha çok etkilenmiş göründü karakterler. Şaka gibiydi.

Bir de şu kardeşlik meselesi. Gerçekleri bilmeme rağmen bütün kitabı iğnelerin üstüne oturuyormuşum gibi rahatsız bir halde okudum. Gençlik kitabında böyle ensestvari konular işlenir mi Allah için! Göz devire devire bir hâl oldum, sonunda gerçekler ortaya çıktığında da anlık rahatlamadan kusacaktım. Hayır Jace ile olan karmaşa bitti, Sebastian -Jonathan- ile gerçek versiyonu başladı. Yazarın bu konuda fantezisi mi vardır nedir bilmiyorum ama aklımda bu konuya dair yalnızca iki kelime var ve ikisi de iltifat değil: RAHATSIZ EDİCİ!
Spoiler Sonu
Sonuç olarak, evet, çok etkilenemedim. Ama aynı zamanda kitabın ne kadar akıcı olduğunu da söylemeden geçersem haksızlık etmiş olurum. Bildiğim bir senaryo olmasına rağmen, hiç sıkılmadan -evet bazen göz devirerek ama asla sıkılarak değil- okudum. Bu açıdan yazarı takdir ediyorum. Hoşlanmadığım bir kurguyu bile kolayca okunabilir hale getirdi ve kitabın sonunda aslında beğendiğimi bile düşündüm. Bir de şu ufak falsolar olmasaydı, çok daha iyi olabilirdi.

Yine de en kısa zamanda seriye devam edeceğim fakat Cehennem Makineleri serisinden mi devam etsem Düşmüş Melekler Şehri'nden mi emin değilim. Ama şu an için gidip Ateşin Varisi'nden doğru Cam Şato serisine devam edeceğim. Yorumlarınızı eksik etmeyin, sağlıcakla kalın, hoşça kalın!


Ölümcül Oyuncaklar Serisi:
4- Düşmüş Melekler Şehri
5- Kayıp Ruhlar Şehri 
6- Cennet Ateşi Şehri

Cehennem Makineleri Serisi:
1- Mekanik Melek
2- Mekanik Prens
3- Mekanik Prenses

Puanım: 3.5   GoodReads Puanı: 4,32
Sayfa Sayısı: 613   Yazar: Cassandra Clare   Yayınevi: Artemis

6 Eylül 2020 Pazar

Kitap Alışverişi #30 - Ağustos Ayı 28 Yeni Kitabım


Herkese merhaba! Bu videoda Ağustos ayında yaptığım bütün alışverişlerimi topluca sizlerle paylaştım ve bir de kargomun kaybolma hikayesini anlattım. Toplamda 6 alışverişten 28 kitap almış oldum, çoğunlukla kampanyalardan alışveriş yapmaya çalıştım. Keyifli izlemeler!

30 Ağustos 2020 Pazar

Çirkin Aşk - Kitap Yorumu


Tate Collins havayolu pilotu Miles Archer’la tanıştığında, bunun ilk görüşte aşk olduğunu düşünmez. Birbirlerini arkadaş olarak görecek kadar bile iletişim kurmazlar. Tate ve Miles’ın tek ortak noktası birbirlerine karşı inkâr edilemez bir çekim hissetmeleridir. Tutkularını açıkça ortaya koyduklarında, kusursuz bir planları olduğunu anlarlar. Genç adam aşk peşinde değildir, genç kadının ise aşka ayıracak vakti yoktur, geriye sadece seks kalır. Tate, Miles’ın ona sunduğu iki kurala uyduğu sürece anlaşmaları şaşırtıcı bir şekilde sorunsuz olacaktır:

Asla geçmişim hakkında soru sorma.
Bir gelecek bekleme.

İdare edebileceklerini düşünürler, ama çok geçmeden bunun hiç de kolay olmadığını anlarlar.

Kalplere sızılıyor.
Sözler bozuluyor.
Kurallar çiğneniyor.
Aşk çirkinleşiyor.


Herkese merhaba! 5-9 Ağustos okuma maratonumdan bir kitap ile tekrar sizlerleyim! Çirkin Aşk, Umutsuz'dan dolayı çok sevdiğim bir yazar olan Colleen Hoover'ın ciddi şekilde ses getiren bir kitabıydı. Çirkin Aşk'ın daha yetişkin bir tarzı olduğunu biliyordum ve kalbimi paramparça edebileceğinin de farkındaydım.

Bütün bunlar bende büyük bir beklenti oluşmasına sebep olmuştu. Haliyle kitap beklentimi karşılayamadı. Konusunu okusam kitaba yönelik beklentim değişebilirdi aslında, çünkü arka kapağında açıkça kitabın temel aldığı konu yazıyormuş. Fakat ben hiçbir şey bilmeden başlamayı sevdiğim için okumamıştım. Çok daha duygusal ve dramatik bir kitap beklerken yeni-yetişkin romantik tadında bir kitap karşıladı beni. Duygusal açıdan derin bir kitap olacağını düşündüğüm için okuduğum satırlar bana sığ geldi.

Tabii bu dümdüz bir cinsellik kitabı olduğu anlamına gelmiyor. Aslında duyguları bastırma ve geçmise dair hüzün üzerine yazılmaya çalışılmış bir kitap. Hatta kitabın sonlarına doğru -Umutsuz'da da olduğu gibi- gizemini koruyan büyük bir trajedi açığa çıkıyor. Okuru alt üst ediyor, çok, çok üzüyor. Ben de çok etkilendim o kısımlardan gerçekten. Ama bu sefer, bu kitabın etkisi çok hızlı geçti üzerimden. O yüzden beklediğim başarıyı bulamadığımı söylemem yalan olmaz.



Bunun yanında, kitap inanılmaz akıcıydı. Zaten maratonda da olduğum için, başladığım günde bitirmekte hiçbir zorluk çekmedim. Bu açıdan çok güzeldi, asla sıkılmadım okurken. Colleen'in dili ve yazım tarzının sürükleyiciliği gerçekten takdire şayan.

Evet, bu kitapta aradığımı bulamadım ama okuduğumdan pişman olduğum da söylenemez, beklediğim kurgu bu olmasa da güzel bir romantik kitap okumuş oldum sonuç olarak. Yazarın Çarpılma serisini de tamamladım ve kesinlikle okumak istiyorum. O seriye dair hiçbir beklentim yok açıkçası, tam da bu yüzden çok seveceğimi düşünüyorum 🙈 

Peki siz bu kitap ve/veya bu yazar hakkında neler düşünüyorsunuz? 💕 Yorumlarınızı bekliyorum, kendinize iyi bakın, hoşçakalın!



Yazar: Colleen Hoover    Orijinal İsim: Ugly Love     Yayınevi: Epsilon
 Sayfa Sayısı: 368      GoodReads Puanı: 4.25