Nora'nın Kitaplığı : Distopik
Distopik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Distopik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2021 Cumartesi

Sineklerin Tanrısı - Kitap Yorumu

"Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R. M. Ballantyne'ın Mercan Adası'nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı'nın başlıca iki kişisine Mercan Adası'ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası'nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu'nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding'in Sineklerin Tanrısı'nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne'ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir…
Herkese merhaba! 🌸 Mart ayının klasiği arkadaşımla beraber başladığım Sineklerin Tanrısı oldu. Bu yorumum spoiler içermeyecek, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Sineklerin Tanrısı, biraz şaibeli bir kitap. Okuyanların bir kısmı çok sevdiğini söylerken diğer kısmı da kitabı hiç sevmiyor, bazıları basitliğinden bazıları ise acımasızlığından yakınıyor. Ben sevenler takımından oldum. Açıkçası basitliğinden yakınılmasını da anlamıyorum. Her klasik ağır olmak zorunda değil ki? Öyle kitapları daha çok beğeniyorsanız edebî açıdan ağır eserler bulup onları okumalısınız. Bir kitaba ee bunun dili sadeymiş demek bir eleştiri değil durum tespitidir çünkü sade veya ağdalı bir dil kullanmak tamamen yazarın seçimidir. 


Bunu geçecek olursak, kitabın dili gerçekten de oldukça sadeydi 😄, öyle ki ortaokul düzeyindeki çocukların da rahatlıkla okuyabilirdi -okutmayın yine de-. Ama ne anlarlardı ki? Klasiklerin çoğunda kitapları okumak yetmiyor. Bir kitabın arka planını bilmiyor, verilen mesajları alamıyorsanız o kitabı okumanızın bir anlamı olmuyor. "Sadece klasik" okuduğunu iddia eden birçok insan da bu kitapları dümdüz okuyup gösterilen hikayeden ibaret görüyor, halbuki bu hikayelerin arkasında çok daha fazlası var ve bunun için kitap tartışma platformlarını, internetteki yorumları mutlaka incelemeniz gerektiğini düşünüyorum. 

Mesela bu kitap da dışarıdan bakınca birkaç çocuğun bir adaya düşüp orada yaşadıkları olsa da aslında
bu kitapta alegori kullanılmış ve -Hayvan Çiftliği'nde olduğu gibi- asıl fikir görünürde olan olayların arkasına gizlenmişti. Ben de kitabı bitirdiğimde kitaptaki bütün fikirlere hakim olduğumu zannetsem de, Beelzebub göndermesi gibi kitapta asıl anlamını fark edemediğim birçok nokta olmuş ve çevirmenimiz Mîna Urgan kitaba eklediği sonsözünde kitaptaki bütün ince detayların üzerinden geçerek her birini çok güzel bir şekilde açıklamış. Bu yüzden mutlaka bu kitabı bitirdiğinizde okuduklarınızı sentezlemek adına sonsözünü de okuyun derim.

Sineklerin Tanrısı, gerçekten de acımasız bir kitaptı ve içimizde her şeyin güzel olacağına dair ne zaman bir umut yeşerse bunu yerle bir etmeyi başardı. Bu yüzden ortaokul seviyesinde bir dili de olsa ben çocuklara okutmanızı tavsiye etmem. Zaten kitapta temel olarak hep masumluk atfettiğimiz çocukların aslında doğru yönlendirilmezlerse ne kadar kötü ve acımasız olabileceklerini görüyoruz. Yani tabii ki yazar da biraz kendi hayat görüşünü yansıtmış kitaba ve bu görüşe mutlak doğru diyemeyiz, hatta buna katılıyor muyum emin bile değilim. Evet, yaramaz çocuklar var ama bu kitaptaki şeylerin gerçek hayatta olabileceğine inanmak istemezdim ben de gerçekten.

Ben bütün tüyler ürpertici sahnelerine rağmen kitabı çok beğendim. Dilinin yalın olması beni rahatsız etmekten ziyade rahatlattı, kolayca akan ama aynı zamanda aşırı basitliğe de kaçmayarak güzel kelime oyunlarını da içeren bir dili vardı ve bu, okumayı eğlenceli hâle getirdi. Hiç sıkılmadım ve çocukların her gününü ayrı bir merak ve heyecanla okudum. Öyle dümdüz de değil, tamam oturup ağlamadım da ama sık sık şaşırarak, üzülerek, kızarak ve farklı farklı duygular hissederek okudum, dolayısıyla etkili bir kitap olduğunu da söyleyebilir -ki bunu okuduğum bu tarz kitapların çoğu için söyleyemiyorum-. Distopya olduğu için bilim-kurgu sayanlar var ama bence her distopya içeren kitap bilim-kurgu sayılmaz ve bu kitapta da ne bilime ne teknolojite dair bir şey yoktu, o yüzden böyle bir bilim-kurgu beklentisine girmemenizi veya bilim-kurgu okuma niyetiyle kitaba başlamamanızı tavsiye ederim. Kitap tam olarak arka kapağında yazdığı gibi, ne eksik ne fazla. 


Evet, benim Sineklerin Tanrısı maceram da bu şekilde geçti. Siz bu kitabı okudunuz mu, sizin kitaba dair görüşleriniz neler? Beğenmeyeceğimden korkmama rağmen sevdiğim için çok mutlu oldum ben. Kitaba dair beni en çok tatmin eden nokta Sineklerin Tanrısı adının geldiği yerdi, çok zekice buldum bu adın kullanılmasını 😄 Görüşlerinizi paylaşmadan geçmeyin, bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, hoşça kalın! 💗

Yazar: William Golding         Çevirmen: Mîna Urgan       Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

 Sayfa Sayısı: 261      GoodReads Puanı: 3.69


23 Haziran 2020 Salı

2020'de Bitirmeyi Hedeflediğim Yarım Kalmış Serilerim #1 - Video


Herkese merhaba! Bugün sizlerle en kısa zamanda bitirmeyi hedeflediğim yarım kalmış kitap serilerimin ilk kısmını paylaştım. Hepsini tek videoda çekebilirim sanmıştım fakat maalesef çok fazla yarım kalmış serim var! Bu video daha başlangıç, ilerleyen aylarda ikinci, belki de üçüncü kısmı da gelecek. Keyifle izleyin, yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın 💖 

Videoda Bahsettiğim Serilerde Okuduğum Kitapların Yorumları:

Grisha Serisi:


Cam Şato Serisi:


Bana Dokunma Serisi:


Providence Üçlemesi:


Dikenler ve Güller Sarayı Serisi:


Ölümcül Oyuncaklar Serisi:


Beni Seç Serisi:


Demir Periler Serisi:


The Syrena Legacy Serisi:


Uyumsuz Serisi:



Videoyu beğendiyseniz beni desteklemek için kanala abone olabilir, videolarımı beğendim/beğenmedim şeklinde oylayabilir ve yorumlarınızı, görüşlerinizi benimle paylaşabilirsiniz

Videoda da bahsettiğim gibi, 7. yıl çekilişimiz en geç 30 Haziran'da Instagram üzerinden canlı olarak açıklanacak ve tabii ki Instagram kullanmayanlar için de o günlerde yüklenen videonun açıklama kısmına kazananların YouTube hesaplarını yazacağım (videonun başlığında çekiliş sonucunu içerdiği de belirtilecek). Beklemede kalın!

Çekilişe henüz katılmadıysanız, çekiliş paylaşımıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz! Orada ne yapmanız gerektiği açıkça yazıyor, merak etmeyin, katılmak çok kolay!

6 Eylül 2019 Cuma

Buzkentin En Soğuk Kızı - Kitap Yorumu


Buzkent tüyler ürperticiydi. Tana bunu herkesten iyi biliyordu. Görkemli bir kafes,
tehlikeli bir hapishaneydi. Lanetliler ve onlarla eğlenmek isteyenler için kusursuz bir mezarlıktı.

Tana'nın dünyasında Buzkent denen, duvarlarla çevrili şehirler vardı. Karantinaya alınmış canavarlarla insanların yaşadığı Buzkentler, av ve avcının bir arada olduğu kanlı bir hapishaneydi. Ve Buzkent'in kapısından bir kez içeri girince, bir daha çıkamazdınız...

Tana son derece sıradan bir partinin sabahında uyandığında, kendini cesetlerin arasında bulacaktı. Korkunç katliamdan onun dışında iki kişi daha sağ kurtulmuştu. Tana'nın sevimli eski erkek arkadaşı ve korkunç bir sır saklayan, gizemli bir genç adam. Tana; üçünün de hayatını kurtarmak için bildiği tek yolu izleyecek, doğruca Buzkent'in dehşet verici kalbine gidecekti.

Herkese merhaba! Canım çok sıkkın, biraz da bunu bahane ederek sağlam bir eleştiri yorumuyla geldim bugün. İlk Buluşmada Asla Isırma gibi gereksiz -ama yine de okuduğum- bir kitap var, bilirsiniz, Dex'in ilk çıkardıklarından. Bu kitap da niyeyse bana onun gereksiz yere uzatılmış versiyonu gibi geldi. Oku oku bitmedi, ne zaman sürükleyici kısmına geleceğim diye beklerken kitap bitti. 100. sayfadayken yoruma "ilk 100 sayfası sıkıcıydı, sonra nasıl bitirdim anlamadım" yazacağımı sanıyordum. 200lerdeyken "kitabın ilk yarısı fazla yavaş gitti ama sonrasındaki adrenalin bu durumu affettirdi diyebilirim" yazacağımı sandım. 300lerdeyken bile bir yerde hızlanacağını sandım çünkü "kitap genel olarak yavaş ilerliyordu fakat sonu o kadar etkileyiciydi ki buna değdi..." diye yorum yapmayı hayal ediyordum. Hepsi hayalde kaldı tabii, kitap bitti ve sonundaki tek yorumum: Ne saçma sapan bir şey okudum ben?

 Holly Black'in Zehir Yiyenler ve Diğer Hikayeler'ini okumuştum ve tam sevdiğim gibi kısa kısa garip-korku edebiyatı karışımı hikayeler vardı. Biliyorsunuz bu kitap da oradaki bir hikayeden esinlenerek yazılmış bir kitap, dolayısıyla beklentim de ona göreydi. Biraz küçük-ergen kitabı gibi ama bunun için de biraz fazla kanlı bir kitaptı. Karakterler hiç oturmamıştı ve olay örgüsü de bana kalırsa berbattı. Zehir yiyenler kitabının içindeki hikayesinden de açıkça görülüyor ki hikayenin temelde bayağı bir potansiyeli var aslında. Ama üzülerek söylüyorum bu potansiyel ancak bu kadar rezil edilebilirdi. 

Benimki aslında kitabın berbat olduğunu düşünmek değil, düpedüz hayal kırıklığı. Kitap kötü değildi ama normal, ortalama bir kitaptı işte ve bu beni üzdü. Etkileyici bir şeyler bekliyordum, şaşırmak ve yazarı içten içe taktir etmek istiyordum. Bunun yerine vasat bir kitapla karşılaştım ve işin kötüsü, diğer vasat kitapların aksine akıcı bile değildi! Bu da benim gözümde olabilecek en kötü şeylerden biri oluyor: Hem iyi bir yazarın yazdığı hayal kırıklığından öteye gidemeyen ortalama bir kitap, hem de sürükleyici bile olmaması....

İşte bu şekilde kitabı yerlere gömdükten sonra diyebilirim ki... Yani dilerseniz/merak ediyorsanız okuyun, okunmayacak bir kitap değil demeye çalışıyorum fakat diyemiyorum. Boş verin bence siz bu kitabı, piyasada onca güzel kitap varken vasat kitaplarla zaman kaybetmeye gerek var mı gerçekten? Bilemiyorum... Fakat benim düşüncelerim işte bu yönde ツ Bu arada, güzel bir fragman videosu var kitabın, yaklaşık ilk 100 sayfasını falan özetleyen, onu da aşağıya bıraktım. Ayrıca unutmadan bahsetmek istiyorum, çeviri de gayet güzeldi. Malum, son zamanlarda zor bulunan bir durum...

Ah! Açıkçası şu an benim bile yazarken içim sıkıldı, sizin moralinizi de düşürdüysem çok çok özür diliyorum! Bir sonraki yorumumda beğendiğim bir kitaba yer vereyim ki modumuz yükselsin biraz, değil mi? Şimdilik benden bu kadar, bir sonraki yorumda görüşmek dileğiyle, hoşça kalın!


Yazar: Holly Black     ÇeviriDeniz Evliyagil       Yayınevi:  Artemis    Sayfa Sayısı: 456
Liste Fiyatı: 26,85 TL    GoodReads Puanı: 3,85

18 Ağustos 2019 Pazar

Kızıl Yükseliş (Kızıl İsyan #1) - Kitap Yorumu


Ben dünyaları ateşe verecek kıvılcımım. Ben zincirleri kıracak çekicim. Ben halkımın ve esaret içinde yaşayan herkesin umuduyum. Çünkü biliyorum ki insan kendini köleleştiren adaletsizlikle özgürleşemez. Gelecekte, renk kodlarına göre sınıflara ayrılmış Toplum'un en alt sınıfını Kızıllar oluşturmaktadır. Diğer bütün Kızıllar gibi Darrow da, Mars'ı yeni nesiller için yaşanılır bir gezegen haline getirdikleri inancıyla günlerini madenlerde çalışarak geçirmektedir. Üstelik bunu severek ve isteyerek yapmakta, kanı ve teriyle çocuklarına daha iyi bir dünya bırakacağına inanmaktadır.

Ancak Kızıllar kandırılmıştır. Darrow, halkının yozlaşmış yönetici sınıfın kölesinden başka bir şey olmadığını keşfettiğinde adalet özlemi ve kaybettiği aşkının anısıyla hırslanır. İnsanlığın yeni nesil Altın hükümdarlarının güç için mücadele ettiği efsanevi Enstitü'ye sızmak için her şeyden vazgeçer. Hayatı ve medeniyetin geleceği pahasına en başarılı ve en vahşi Altınlarla rekabet etmek zorunda kalacak olan Darrow'un düşmanlarını yenmek için artık yapmayacağı şey yoktur… Bu, onlardan birine dönüşmek anlamına gelse bile.

HERKESE MERHABA! Şu an inanılmaz coşkuluyum çünkü şu an itibariyle effsane bir serinin ilk kitabını bitirmiş bulunuyorum. (Yani aslında iki ay oldu ama anılar tekrar canlanıyor) Bu serinin ilk iki kitabını esaslı bir seriye başlamak istediğim için sipariş etmiştim çünkü zamanında çok konuşulmuş, övgü toplamış bir seriydi ve ben de -ne diyebilirim ki- kolay ikna olabilen bir insanım. Fakat şu kadarını diyebilirim ki, iyi ki almışım ve iyi ki de okumuşum. 

Kızıl Yükseliş'i bir kelimeyle tanımlamam gerekirse bu kelime sanırım çılgınlık olurdu. Evet evet, Kızıl Yükseliş tam anlamıyla bir ÇILGINLIKtı. Kitabın ilk başları biraz monoton geçti ve beni ne oluyor ya bu nasıl bir kitap böyle anlayamadım gibi şeyler düşünmeye sevk etmişti. Fakat o "kitap başları" diyebileceğimiz kısmın sonunda öyle bir olay yaşandı ki! Ne desem spoiler olur :D Şu kadarını diyebilirim ki, hislerimi anlatmaya kelimeler yetmezdi ve daha kitabın 60 (?) küsürüncü sayfalarında falandım sanırım. Kendimden geçmiştim. Okuduğum kitabın temellerinin acımasızlık, belki de daha çok acıyla işlenmiş bir kitap olduğunun bilincine vararak devam etmeye başladım. Herkes bu olaydan benim kadar etkilendi mi bilmiyorum... fakat ben belki de işleri -sebepsizce- çok kisişelleştirdiğimden dolayı mahvoldum denilebilir.

Kitabı dört parçaya böleceksem sıradaki parçaya 2. parçası diyebilirim ve kitabın ikinci parçası yine biraz durulmuş ve sakin geçti, sanki yazar önceden olanları sindirmemiz ya da belki de tam tersi hemen unutup gitmememiz için okurları olan bize biraz zaman vermişti.

Sadece okuyanların anlayabileceği şekilde Açlık Oyunları olarak adlandırmayı uygun gördüğüm 3. kısım ise beni gerim gerim gerdi ve sabırsızlandırdı, kızdırdı hatta delirtti. Cidden bu kadar uyumsuz ve takım olmayı beceremeyen bir grup olması mümkün müydü? Eh, 4. kısmı çok hatırlamıyorum çünkü başroldeki karakterimiz gibi ben de tükenmiştim artık. Bu kitap dolu dolu bir kurguya sahip derken dalga geçmiyordum, tatildeydim ve neredeyse gün boyunca okuyordum ve gerçekten, hani derler ya, burama kadar gelmişti. Kötü olduğu için değil asla, sadece tabiri caizse aşırı yüklenme yaşadım denebilir. 4. Kısma dair hatırladığım tek şey sinirimi bozan ufak bir detay. Eh, aklıma gelmişken bu noktada biraz spoiler'a girme durumundayım.


Bu Paragraf Spoiler İçerir
Ay lanet olsun biliyorum ölen ölmüştür gitmiştir bitmiştir sonsuza kadar yas tutulmaz ama ben Echo'nun ölümünü kabullenemezken Darrow'un karşısına Kısrak'ın çıkması bir de karşılıklı ilgileri falan beni inanılmaz üzdü ve rahatsız etti. Durmadan aklıma Echo geldi ve Darrow'un da aklına Echo'ya ihanet etmiş gibi hissetmesi gelmesi gerektiğini düşündüm. Bu beni kötü biri mi yapıyor olabilir ama dediğim gibi ben bu durumu anlamsız bir şekilde çok kisişelleştirdim ve ne zaman Darrow'un yüzünde bir gülümseme oluşacak olsa ben istemsizce kendine gel Echo'yu unuttun mu diye çıldırmaya başlıyorum. O yüzden kitabın Kısrak'lı kısımları benim için biraz acı verici geçti. Kısrak'ı sevmediğimden değil, çekici, hoş, eğlenceli, akıllı ama Echo? Echo'ya ne olacak :'( Yine ağlamaya başlamadan bu bahsi kapatıyorum. Aylar geçti ama çok hassasım hâlâ.
Spoiler Sonu 

Sonuç olarak bu kitap beni mahvettiği kadar kendine çekti de diyebilirim. Bu arada, yanlış anlaşılma olmasın, Açlık oyunları dediğim kısım aslında Açlık oyunlarıyla tamamen alakasız. Bana onu anımsatan bazı sebeplerden dolayı kafamda o kısımları bu şekilde kodladım :D Hazır Altın Oğul da elimdeyken seriye devam etmek istiyorum ama serinin devam kitaplarını alma konusunda endişelerim mevcut olduğundan devam edemiyorum. Pegasus Yayınları'nı insafa davet ediyorum, birkaç ayda bir 10tl zam yapıp durulur mu Allah aşkına! Biz de insanız...hatta öğrenciyiz. Lütfen biraz anlayış...

Yorumlarınızı eksik etmeyin... Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalınn!

Serinin Diğer Kitapları & Yorumlarım:

3. Sabah Yıldızı
4. Demir Altın

Yayınevi: Pegasus    Yazar: Pierce Brown     Sayfa Sayısı: 448
GoodReads Puanı: 4,27    Çevirmen: Selim Yeniçeri


8 Eylül 2017 Cuma

KCBT 33. Blog Tur || Aldatıcı Öpücük (Remnant Serisi #1) - Kitap Yorumu

Aldatıcı Öpücük ile ilgili görsel sonucu

Morrighan’ın rahminden,
Kasvetin en uzak köşesinden,
Hükümdarların entrikalarından,
Kraliçenin korkularından,
Doğacaktır umut.

Yeni ve zorlu bir dünyada kendi yerini bulmaya çalışan bir prenses...

Morrighan Hanesi’nin İlk Kız Çocuğu olan Prenses Lia, omuzlarındaki ağır sorumluluklara karşı çıkar ve düğün gününde, krallığın bilgesine ait gizemli bir hazineyi de çalarak ortadan kaybolur. Daha önce hiç görmediği Dalbreck Prensi ile evlenip krallıklar arasındaki güç oyununda bir piyon olmak yerine, seçimlerinde özgür olabileceği kendine ait bir hayatı tercih eder. Küçük bir liman kasabasına kaçar ve hayallerini gerçekleştirmek için çabalamaya başlar. Ancak gerçekleşmeyi bekleyen eski bir kehanet ile olmak için doğduğu kişiyi keşfetmek zorunda kalır. Lia’yı, gücünün sınırlarının farkına varıp, sevdiklerini korumak için neleri göze alabileceğini sorgulamasına neden olacak bir savaş beklemektedir.


Serin bir akşamüstünden herkese merhaba! Yıllar önce okunacaklar arşivime girmiş, merakla beklediğim ve sonunda Türkiye'de de Nemesis Yayınevi aracılığıyla çıkan The Kiss of Deception, nam-ı diğer Aldatıcı Öpücük yorumumla uzun bir aradan sonra tekrar sizlerleyim! Bu yaz hiç yazmamış olsam da okumamış değilim... Ufak bir ön bilgilendirme; çok yakında art arda 2 -belki de 3- kitap yorumu daha sizinle olacak :)

Asıl meseleye dönecek olursak, ilk bölümün son cümlesiyle bir anda beni kendi dünyasına çeken Aldatıcı Öpücük, biraz dili biraz da distopyası sayesinde mistik, büyülü bir havaya sahipti. Venda ezgileri ve her bölüm başına koyulan Gaudrel ahitlerindeki hüzün ve gizem de bu büyülü havayı okur için fazlasıyla pekiştiriyordu. Sanırım tüm kitapta beğendiğim yegâne şey de okuru saran bu buğulu havasıydı. Öyle ki başroldeki karakterlerin klişe ve odunsu kişilikleri bile bu kırılgan havaya üstün gelmeye yetmemiş. Ne zaman büyülü hava uçacak olsa pat diye bir "her şeyi biliyorum ama nereden bildiğimin bir önemi yok" karakteri ortaya çıkıp gizemli ve tüyler ürpertici konuşmalar yapıp o havayı geri getirmeyi başarıyordu.

İlgili resimFakat bu büyülü hava kitabın etkileyiciliğine katkıda bulunsa da kitabın sayfalarını kapatır kapatmaz uçup gidiyordu yani maalesef ki kitap ne okuduğum süre boyunca ne de bitirdikten sonra üzerimde büyük bir etki bırakamadı. "Hemen 2. kitabı almalıyım" düşüncesine kapılmadım ve bana kalırsa seri kitaplarda, özellikle ilk kitapta, okurun beğenisini kazanmak için en önemli noktalardan biri bu, son. Zaten tek kitaplar çoğunlukla tam anlamıyla bir sona sahip oluyor ve nasıl olursa olsun okurun aklında kalıyor, seri kitapların ise bu eksiği diğer kitaba bağlanacak fazlasıyla etkileyici bir sonla kapatması gerektiğini düşünüyorum. Aldatıcı Öpücük'ten de bunu, belki de biraz fazlasıyla, beklemiştim fakat aradığım sonu bulamadım. Olması gerektiği kadar iyiydi fakat ben olması gerektiğinden fazlasını beklediğim için hayal kırıklığı oldu diyebilirim.

Öylesine bir bakayım düşüncesiyle başlayıp, garip ilk bölümünü okuyunca değişik hissedip bölüm bitince kapatmaya karar vermeme rağmen bölümün sonuyla olduğum yere çakılıp kendimi bir anda kitabın için dalmış bir şekilde bulduğumda kitabın akıcılığından da etkileyiciliğinden de fazlasıla memnun kalmıştım. O kaçış-kovalanış heyecanı, yeni bir hayata başlamanın verdiği muhteşem his sanki başrolden bana bulaşıyor gibi kitapla bir olmuştum. Dilerdim ki bu his böylece sürüp gitsin. Fakat bir yerden sonra her şey çok sıradan ve sıkıcı hissettirmeye başladı ve kitap en başında yakaladığı o muhteşem tempoyu kaybetti benim gözümde. Belki de ilk defa akıcı başlayıp sonradan bunu kaybeden bir ilk kitap gördüm, genelde tam tersi olurdu. Şu anda tam tersi olmuş olmasını dilerdim, çünkü kitapları genelde sonlarıyla hatırlıyoruz...

Image may contain: one or more people, people standing, child, text and outdoor

Spoiler

Fark etmişsinizdir ki karakterlerden neredeyse hiç bahsetmedim. Bu konuda çok dolu olduğumu söyleyebilirim. Sevgili yazara soruyorum; amacın gerçekten neydi? Katilin apaçık bir şekilde Rafe prensin de Kaden olduğunu tüm kitabı bunu böyle -düşünerek değil- bilerek okutup kitabın ortasında tam tersi olduğunu açığa çıkarmanın amacı neydi? Çünkü okuru şaşırtıp "aaaaaa demek buymuş ben diğeri sanıyordum vay be yazar ne güzel şaşırtmış" dedirmekse amaç, bunun için kullanılan yöntemin hileden farkı yok. Takdir edersiniz ki kitabın ortasında afallayıp kalmama ve kafamın allak bullak olmasına hiç de iyi bir tepki verecek değilim. Fazlasıyla sinirli olduğumu bile söyleyebilirim bu konuda.

Klişe kick-ass prensesimiz Lia'nın da bu kafa karışıklığından sonra kitabı sevmeme bir katkısı olmadı. Fakat sıra beni sarsan en önemli kısıma geldiğinde gözyaşlarımı tutamadım: Lia'nın abisini ve tüm alayı tek başına gömmeye çalıştığı bölüm. Ve sırf bu bölüm uğruna sanırım kitabı tekrar sevdim. Walther'ın ölümü kadar Greta ve bebeğin ölümü de etkileyiciydi, ne var ki Lia'nın ergen davranışları o sahnelerin etkisini biraz bozmuştu.

Spoiler Sonu



Sonuç olarak Aldatıcı Öpücük etkileyici başlangıcı ve kitap boyunca katlanarak artan gizemli ve büyülü havasıyla gönlümü çelerken kitaba başladıktan bir süre sonra azalan sürükleyiciliği ve yerini klişelere bırakan etkileyiciliğiyle gözümde biraz düştü. Kitabın sonu beni heyecanla 2. kitabı bekleme moduna sokmasa da bir şekilde serinin devam kitapları çok daha güzel olacakmış gibi hissediyorum. Nitekim bunu merak edip GoodReads'e baktığımda da devam kitaplarının ilk kitaptan çok daha yüksek puanlara sahip olduğunu gördüm. Eh, o zaman bize de Türkiye'de çıkmasını beklemek düşer... Kitabı okuduysanız veya okumak istiyorsanız yorumlarınızı bekliyorum, çok yakında gelecek yeni yorumlarımda buluşmak üzere hoşçakalın!


Yazar: Mary E. Pearson    Çeviri:Begümnaz Yürekli
Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 536    Liste Fiyatı: 39 TL    GoodReads Puanı: 4.06

 
KATKILARIYLA...

10 Haziran 2015 Çarşamba

Kıyamet Sonrası (Penryn & the End of Days #2) - Kitap Yorumu


Penryn'in küçük kız kardeşi Paige kayboldu. İnsanlar korkuyor. Bir annenin kalbi kırık. Penryn San Francisco sokaklarında kardeşini arıyor. Sokaklar neden bu kadar boş? Herkes nereye kayboldu? Paige kardeşinin izini sürerken, meleklerin gizli planının merkezini buluyor ve ürkütücü gerçeklerle yüz yüze geliyor. 

Raffe kanatlarının peşinde. Onlarsız meleklere katılması imkansız. Tekrar kanatlarını kazanmak ya da Penryn'in hayatını kurtarmak arasında kaldığında, hangisini seçecek? 

Melekler, insanlar ve canavarların korku dolu hikayesi, Meleğin Düşüşü'nün ardından, Kıyamet Sonrası ile devam ediyor.


İçimdeki kitap okuma isteğini alevlendirmek için başlamıştım aslında, o yüzden bayağı ani bir karar oldu. Ama iyi de oldu. Bir yandan da olmadı. Çünkü kitabı tamamen Raffe'yi görme umuduyla okudum ama sonlarına kadar gerçek anlamda Raffe'yi görememenin hayal kırıklığı içerisindeydim. Bu bir spoiler sayılmaz, sadece erken uyarı diye düşünün. Ben gece yatarken başladım ve kitabı okudukça "Raffe'yle bir konuşsunlar kapatıp yatacağım." dedim ama sonuç büyük hüsrandı, özellikle ertesi gün şişen gözlerim için.

Sonuç olarak bu kitap yine ilk kitap gibi 2 (teknik olarak 24 saat içinde) günde bitti ve güzelce de bir etki bıraktı üzerimde. Penryn'in "yalnız kurt" maceraları çoğunlukta olsa da özellikle Raffe'nin olduğu kısımları gözlerim parlayarak okudum. Raffe'nin alaycılığını, Penryn'in kick-ass tavırlarını özlemişim. Çok özlemişim. 

Bu serinin favori serilerimin başlarında olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum artık. Yazar bu seriyi 5 kitap olarak ayarlamıştı -ben ilk kitabı bitirdiğimde öyle görünüyordu en azından- ve ben de bunun rahatlığıyla okudum. Ama kitabı bitirince bir baktım 3 kitap ve "üçleme" yazıyor. Çıldıracağım galiba. Çığlık atmak istiyorum. Favori karakterlerimden olan bu ikiliden ayrılmak için daha çok erken! Tabii Dex 3. kitabı ne zaman çıkarır bilemem ama bunun bir önemi de yok, ne zaman çıkarırsa çıkarsın bu seriye veda etmek için çok erken olacak. Bu kurgu çok daha derinleştirilebilir ve uzatılabilirdi. Neden böyle yan çizdin yazar neden?? :'(

angel man ile ilgili görsel sonucu

Teknik meselelere gelecek olursak, her zamanki gibi kapak resmi, kalitesi ve basım-sayfa kalitesi çok kötü. Çeviri en başlarda baştan savma geldi bana ama sonradan kitabın diline alışmış sanırım çevirmen. Keşke seri olan kitaplarda çevirmen değişikliği olmasa fakat bunların elde olmayan nedenleri de olabiliyor tabii ki. Neyse, ben bu teknik meseleleri eleştirmekten yoruldum artık, bizi duyan yoksa boş yere bağırmanın bir anlamı yok sonuçta.

İçerik olarak da Raffe pek görünmediği için ilk kitap kadar bayılmadım, ama yine de çok sevdim. Sadece... 3 kitap çok az geliyor. Neyse bu konuya tekrar girmiyorum. Sürükleyiciliğinden, ardı ardına gelen olaylarından, heyecan ve geriliminden hiçbir şey kaybetmemiş seri bu kitapta. Sadece biraz duygu eksikliği vardı, o kadar. 5 kitap olsa görmezden gelebilirdim ama.. tamam tamam, sustum.

Daha ne diyebilirim bilmiyorum, bu serinin kurgusu, her karakterin -yan karakterlerin bile- inanılmaz bir derinliğinin olması ve sıradanlıktan çok uzak olması (ve Raffe'nin nefes kesiciliği vs vs.).. Gerçekten. Kaliteli. Distopya-fantastik-romantizm ve maceranın birbirine muhteşem bir şekilde girmesi bunun en önemli örneği zaten.

Uzun lafın kısası yine beni benden  bir Susan Ee kitabıyla karşı karşıyayız. Olaylara fazla girmeden yaptığım sınırlı sayıda yorumlardan oldu :D Herkese bol kitaplı ve eğlenceli günler, hoşça kalın!


Yazar: Susan Ee    Çeviri: Belgin Selen Haktanır   Yayınevi: Dex   Sayfa Sayısı: 360

Liste Fiyatı: 24 TL    GoodReads Puanı: 4,28



25 Mart 2015 Çarşamba

21. Gün (The 100 #2) - Kitap Yorumu



Kitabın tanıtımı ve ön okuması için buraya tıklayın.


Bu seriye bayıldım! Günlük hayatın stresinden sizi uzaklaştıracak, eğlendirici, fazlasıyla akıcı ve çok fazla derinliği olmadığı için okurken yoracak değil dinlendirecek türde bir seri The 100. Bu yüzden sınav zamanım olmasına rağmen iki kitabı da 2 günde okudum. Rekorum olmadığı kesin fakat sınav zamanında okuyabilmiş omam büyük başarı bence. Benim için de kitap için de :D Hiçbir şey değilse bile kesinlikle çok akıcı bir seri, ona şüphe yok.

Özellikle serinin 2. kitabı olaylar açısından ilkinden daha dolu geldi bana. Gerçi bu kitap da o kadra hızlı bitti ki ne oldu ne bitti anlayamadım. Ama uzun zamandır bir kitabı fazla hevesle okumuyordum ve bu kitap bana bu hevesi geri getirdi. Mutluyum *-* Ve uzun zamandır bir serinin bir kitabını okuduktan sonra bir diğer kitabını hemen sonrasında değil, araya bir süre koyduktan sonra okuyasım geliyordu. Fakat The 100 serisinin iki kitabını arka arkaya okudum ve üçüncüsü çıkmış olsa onu da hemen arkasından okumak isterdim. Heyecanla bekliyorum şu an 3. kitabı. :-3



Spoiler İçerebilir
İçeriğe geçecek olursak karakterlerden başlayacağım. Glass'ı sevmiyorum, Luke'u da pek sevmiyorum diyebilirim. Bana kalırsa yazar onları sırf gemide neler olup bittiğini bilelim diye koymuş kitaba. Yani gerekliler evet, ben yine de sevmiyorum :P

Favori çiftim ise tabii ki Bellamy-Clarke. Bellamy'ye bayılıyorum, her ne kadar pek 20 yaşında gibi gelmese de. Wells'i kesinlikle sevmiyorum, gerçi bunda dizinin etkisi de var fakat zaten hemen başka bir kıza kayıyorsa Clarke'ı aslında o kadar -Dünya'ya inecek kadar- sevmemiş demek ki. Yani bütün insanları tehlikeye atacak kadar büyük bir aşk bu kadar kolay geçmez değil mi?

Clarke'ın annesinin yaşıyor olması da biraz garip bir durum. Hoşuma gitmedi. Ne olurdu ki yeni bir maceraya atılmak yerine Bellamy ile 'happily ever after' yaşasalar :D
Spoiler Sonu



Bu kitapta bazı tutarsızlıklar olduğunu göz ardı edecek değilim. Fakat beni rahatsız etmediler, kitapları o kadar rahat okudum ki bu seriyi yazar sonsuza kadar yazsın ben de okuyayım. Bütün o karmaşık-aşırı duygusal senaryosuyla insan beynini yoran kitapların yanında o kadar sade kalıyor ki, çerez niyetine, okuyun ve keyfinize bakın. İltifat ettim evet, bu bir eleştiri değildi ;)

Yani ilk kitap gibi bu kitabı da sevdim ben. İlk kitaptan bir tık daha iyi buldum da diyebilirim. Dizinin etkisinden çıkıp kitaba daha çok odaklanabildim bu kitapta. Ve bu da çok gerekliydi çünkü kesinlikle çok farklılar. İşte düşüncelerim böyle. Zaten sürekli söyleyip durduğum gibi The 100'ın kurulu olduğu distopyaya bayılıyorum. O yüzden kitapları beğenmemem düşünülemezdi. 

Şimdilik benden bu kadar, hoşça kalıın! :*


Yazar: Kass Morgan    Çeviri: Arın Zengin  Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 300
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 3,78

22 Mart 2015 Pazar

The 100 (The 100 #1) - Tanıtım & İnceleme


Onlar Yalancı, Onlar Hırsız, Onlar Asi, Onlar Kahraman

Onlar İnsanlığın Kaderini Belirleyecek 100 Genç...

Yaşanan nükleer felaket dünyanın sonunu getirmiş, bu büyük felaketten sağ kurtulan insanlar 300 yıl boyunca Dünya'nın yörüngesindeki bir uzay gemisinde varlıklarını sürdürmüştür. Tükenmeye yüz tutan kaynaklarla koloniyi ayakta tutmaya çalışan yöneticiler, nüfusu kontrol altında tutmak için en sert tedbirleri almakta, hafif suçlar için bile idam cezası uygulanmaktadır. Öyle ki çocuk suçlular on sekiz yaşına geldiklerinde idam edilmektedir. Ama ölümlerini bekleyen bu gençlerin artık çok önemli bir görevi vardır. Gözden çıkarılmış genç suçlulardan oluşan 100 kişilik bir ekip, geçen zaman içinde yerleşime hazır hale gelip gelmediğini test etmek için Dünya'ya gönderilecektir. Koloninin geleceği, onların elindedir. 

100 ekibi farklılıklarını, geçmiş hesaplaşmalarını bir kenara bırakıp birleşmeli ve bilinmezlerle dolu Dünya'da hayatta kalmaya çalışmalıdır. Ama ihanetler, sırlar, henüz bitmemiş ve yeni başlayan aşklar gün yüzüne çıktıkça bir arada kalmaları gittikçe zorlaşacaktır.


Bu kitaba başlarken, bu kadar erken bitireceğimi düşünmemiştim. Fakat kitap gerçekten çok akıcıydı. Takip ediyorsanız görmüşsünüzdür bundan önce Pertev Bey'in Üç Kızı kitabını bitirdim. Yorum yapma gereği duymadım çünkü... Bilemiyorum. Eğer merak eden veya almayı düşünen varsa ona düşüncelerimi birkaç cümleyle özet geçebilirim. Her neyse, demek istediğim Pertev Bey'den önce Kuralsız'ı ve ondan önce de Köle'yi okumuştum. Hepsi inanılmaz iç karartıcı kitaplardı. Ve sonunda çok mutlu olmasa da onlar kadar içimi baymayan bir kitap okuduğum için mutluyum. The 100 sırf okunma zamanı sayesinde benden +1 puan aldı bile..

Kitabın dizisini çok severek takip ediyorum. Ama bu kitabı okumak konusunda bana biraz zorluk çıkardı. Çünkü kitaptaki karakterlerin dizidekilerle alakası yok. Dizide vahşi, umursamaz olan bir karakter burada ürkek, uysal bir çocuk gibi. Ayrıca bazı karakterler yok, bazıları farklı, olaylar çok farklı gelişiyor bla bla bla... Ben zaten kitabın diziden çok farklı olduğunu biliyordum fakat diziyi önce izlediğim için kitabı okurken adapte olmakta zorluk yaşadım. Siz siz olun, hâlâ izlemediyseniz, önce kitabını okuyun, sonra dizisini izleyin. Nasıl olsa dizide hayal gücüne ihtiyaç duymuyorsunuz :)


The 100 kitabı okuduğum birçok kitaptan farklıydı. Kitap sırayla 4 karakterin gözünden anlatılıyor -bu tarzı uzun zamandır okumamıştım- ve bu özelliği kitapta aynı anda gerçekleşen birçok olayı okuduğumuz için kitabın süresini kısaltıyordu. Mesela 1 günde 4 karakterin de ne yaptığını okurken bir bakmışsınız 60-70 sayfa falan olmuş. Bu yüzden kitap bittiğinde şaşırdım, çünkü henüz 1 hafta 10 gün ancak geçmişti. Tabii bunda yazarın arada sırada karakterlerin geçmişini vermesinin de etkisi var.

Bu arada! Orjinalinde de böyle mi bilmiyorum fakat Go Kitap karakterlerin şimdiki zamanda yaşadıkları olaylar ve anılarında geçen olayları karıştırmayalım diye yazı tipini farklı yapmış. Belki ilk anda dikkatinizi çekmemiş olabilir fakat ikinci bir bakışta farkı hemen anlarsınız. Ben bu ayrıntıya bayıldım çünkü bazı yerlerde kafam karışmadı değil yani. Yazı tipine bakarak geçmişten mi bahsediyor, o an yaşıyor mu anlamış oldum.

Kitabın kısa bir süreden bahsetmesinin bir de yan etkisi var: Olaylar çok hızlı gelişiyor. Karakterler daha 1-2 gün olmadan birbirlerine karşı duygu besliyorlar, değişken ruh hallerine giriyorlar. Çok dikkat etmediğiniz sürece rahatsız edecek bir durum değil gerçi. Her neyse.


Bu kitap o kadar hızlı geçti ki ne oldu ne bitti anlayamadım. Zaten dizinin başlangıcı ve kitabın başlangıcı aynı olay ve ben bu olaya, bu kurguya hayranım. Bu yüzden bu seriye farklı bir sempati besliyorum. Farkındaysanız içeriğe hiç girmiyorum. Çünkü girersem çıkamam. Spoiler'lık bir durum da yok. Sadece bir an önce 21. Gün'e başlayasım var. 

Neden yorumumu bu kapakla paylaştığımı size en son yaptığım kitap alışverişinde açıkladım aslında, fakat kendisini henüz yayınlayamadım. Elime ulaşmasını beklediğim bir kitap var ve Mart'ın sonuna doğru paylaşmayı düşünüyorum. Yazısı hazır fakat her şey resim için :D

Sonuç olarak size tavsiyem, The 100'ı dizisiyle kıyaslamadan okumaya çalışın, artık ne kadar olursa. O zaman gerçekten zevk alacağınızı düşünüyorum, çünkü dizi ve kitap çok farklı ve siz diziyle kıyaslarsanız kitap asla onun gölgesinden kurtulamaz. Mesela ben dizi yüzünden Wells'i hiç sevemedim, varsa yoksa Bellamy. Belki kitabı önce okusaydım böyle olmazdı, bilemiyorum :P 21. Gün yorumum veya 23. Kitap alışverişimde görüşmek üzere, hangisi daha önce gelirse artık. Hoşça kalıın!



Yazar: Kass Morgan    Çeviri: Arın Zengin  Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 300
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 3,56