30 Ocak 2019 Çarşamba

Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the French Kiss #2) - Kitap Yorumu


Geçmişinde kalan çocuk, gelecekteki aşkı olabilir mi? Henüz kendini geliştirme aşamasındaki tasarımcı Lola Nolan modaya inanmıyordu... O, kostümlere inanıyordu. Kıyafet ne kadar parıltılı, eğlenceli ve farklı, yani etkileyiciyse o kadar iyiydi. Ve Lola'nın hayatı, özellikle de seksi rockçı erkek arkadaşı varken mükemmele gayet yakındı. Ta ki Bell ikizleri olarak da bilinen Calliope ve Cricket mahalleye tekrar taşınıp Lola'nın derinlere gömdüğünü düşündüğü acı verici geçmişini gün yüzüne çıkarana kadar.


Herkese merhaba! Şirin mi şirin bir kitapla sizlerleyim. Bu seri sayesinde hayatımda ilk defa bir seriyi sondan başa doğru okumuş oldum. Aslında Lola bana 2015 yılında gelmişti fakat birkaç kez başlamaya niyet ettiysem de bir türlü başlayamamıştım. Sonra, çok sıkışık bir zamanımda Isla'nın blog turunu yapmaya karar vermiştik ve Lola'yı okumaya vakit bulamadan Isla'yı okumam gerekmişti. Belki hatırlarsınız, pek de beğenmemiştim (Isla ve Mutlu Son yorumum). Dolayısıyla uzunca bir süre Lola'yı okumak aklımdan bile geçmemişti. Ah, bu arada Anna -yani ilk kitap- henüz piyasada değildi, en azından Yabancı Yayınları tarafından. O sırada Arunas Yayıncılık o kitabı Paris'te Aşk adıyla yayınlıyordu -ve bende yoktu. Geçen gün, her nasılsa bir anda kendimi Lola'ya başlarken buldum. Beklenmedik ama eğlenceliydi, basit bir romantizm kitabı okumak son zamanlarda ihtiyacım olan bir şeydi sanırım ve bu kitap bu ihtiyacı tamamen karşıladı.

Bu arada bu kitaba bayıldım! Orjinal karakterler ve renkli hayatları beni çok eğlendirdi. Az sonra yapacağım uzun eleştiriyi okurken de bunu aklınızda bulundurmanızı isterim. Çünkü kitapta hoşuma gitmeyen şeylere rağmen toplamda baktığımızda eğlenceli okunmaya değer buldum. İşte okurken beni rahatsız eden iki unsur:

1. Olay. Yok.

Spoiler içerir. Romantizmi konu alan bir young-adult olarak iki karakterin kitabın sonuna kadar mutlu son için çırpınıp ancak sonunda beraber olabilmeleri anlaşılır bir durum. Fakat genelde kitabın bir olayı olur ve bu olaylar yaşanırken bir yandan da karakterler arasındaki ilişki ilerler. Bu kitap yalnızca kızın rutin hayatının içine bir anda eski aşkının gelmesi ve kızın sevgilisinden ısrarla ayrılmaması, ayrılmaması, -bu arada çocukla birkaç kez karşılaşmaları-, sonra bir anda ayrılması ve eski aşkıyla görüşmeleri, görüşmeleri, kitabın sonunda da artık ayrılığın üzerinden yeterince zaman geçtiğine karar verip sevgili olmaları. Spoiler Sonu.

Hadi ama... Resmen tüm kitap 1 cümleyle özetlenebiliyor ve cümlenin yarısı tekrarlanan kelimeler. Olay bakımından fazlasıyla yavan kalmış bir kitaptı -ve saçma klişeleri falan olaydan saymıyorum- 200. sayfaya geldiğimde 50. sayfanın üzerine neredeyse hiçbir şey eklenmemiş olduğunu fark ettim. Bu yüzden çerezlik kitaplar kategorisinde harika olsa da bundan ileriye gidemeyecek benim için.

2. Aşk Üçgeni Saçmalıkları

Yoruldum artık şu aynı anda iki erkeğe aşık olabilen kız modelinden. Yok öyle bir dünya ve aslında kime aşık olduğunun tüm dünya farkında iken kızın sanki iki kefe de aynı ağırlıktaymış gibi davranması beni çıldırtıyor. Ayrıca gerçekten aşık olmadığı kişiyi de salak yerine koyup kullanmaları ama buna rağmen ağlayan, mağdur, iyi kız rolü kesmeleri de. Ayıp ayıp.

Spoiler içerir. Hayır yani kız da biliyor kime aşık olduğunu ama sırf o iş iyi gitmezse diye her şey kesinleşene kadar sevgilisinden ayrılmıyor. Bir kere başka bir erkeğe aşık olma ihtimalin bile varsa sevgilini sevmiyorsun demektir. Ki ilişkin varken başka bir erkeğe aşık oluyorsan sevgilinden ayrıl bari, hiçbir şey yaşanmasa da bu bir çeşit aldatma sayılır bence ve bunu yapan tarafın saf ayağına yatması da beni deli ediyor böyle aşk üçgeni içeren kitaplarda. Bir de yazarın kızı çok suçlamayalım diye Max'i sonradan kötü göstermeye başlaması çabasını çok acınası ve belirgin buldum. Kitabın başında melek ama Cricket gelince birden bütün kötü özellikleri ortaya çıkıyor. Aynen. Spoiler Bitti.



Evet, bu iki unsur beni delirtti doğrusu ama bir yandan da kitaptaki her karakterin ayrı bir rengi olduğunu hissetmek, özellikle Lola'nın kostüm olayı ve Cricket'in eline yazdığı yazılar, ah tabii bir de Cricket'in aşırı düşünceli, iyi kalpli ve karşısındakine çok değer verdiğini gösteren davranışlarının içimi ısıtması bu rahatsız olduğum kısımları eritti gitti. Evet Cricket bir badboy değil, aşırı yakışıklı-kaslı bir yarı-tanrı falan değil ve bu da bir şekilde benim için kitaba ayrı bir boyut kattı. Evet, bu kusursuz karakterleri çok severdim ama artık yorulmadık mı sizce de egoist-çok yakışıklı-kaslı-kendini beğenmiş tiplerden? Cricket ise tam aksine çok çok düşünceli ve aşık tavırlarıyla ön plana çıkıyordu, her davranışı her hediyesi ayrı bir anlam içeriyordu ve Lola'yı ne kadar düşündüğünü gösteriyordu. Çok tatlıydı bence. Lola'nın renkli hayatına yakışacak kadar tatlı =)

Spoiler İçerebilir.
Ayrıca yazarın onca çabasına rağmen Max'in de bu hikayede kötü karakter olduğunu düşünmüyorum. Lola ile uyuşamadılar belki ama Lola'nın davranışlarına bakarak diyebilirim ki Lola'yıı hak ettiğinden fazla sevmiş. Ama böyle düşünmeme rağmen Max'in kitabın sonundaki sahnesine de şaşırmadım çünkü bazı insanlar, ateşe ateş ile cevap verir. Bu bir karakter meselesi, bir kendini koruma mekanizması. Aşık olduğun kız senden ayrılıyor mu, bütün ilişkiyi ateşe ver ki geri dönüşü olmasın, böylece sen de o da aklından daha kolay çıkarabilirsiniz birbirinizi. Bu tarz -çocukça, doğrusu- bir düşünceydi ve suçlanmak yerine anlaşılmayı hak ettiğini düşünüyorum. İsteyerek veya istemeyerek Lola'ya büyük bir iyilik yaptı, onu Cricket'in kollarına attı işte, daha ne istiyoruz ki.
Spoiler Sonu

Lola ve Komşu Çocuk'un şeker tadında hikayesini de böylelikle bitirmiş oldum. Artık Anna'nın kitabını da merak ediyorum, bu kitapta sevgilisiyle biraz geçtiler. Aslında tabii ki bu seriye baştan başlamak çok çok daha mantıklı o yüzden kimse benim yaptığımı yapmasın :D Bu kitabın eğlenceli ve renkli olduğunu düşünüyorum. Birkaç küçük detayın canımı sıkmasına izin vermeyeceğim. Bence kendi kategorisinde bu puanı hak ediyordu. Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, Instagram üzerindeki çekilişe katılmayı unutmayın!



Yazar: Stephanie Perkins     Çeviri: Aslı Tümerkan   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 320
Liste Fiyatı: 38 TL    GoodReads Puanı: 3.98

25 Ocak 2019 Cuma

2019 Kitap Çekilişi !!

Herkese merhaba arkadaşlar! Üzülerek artık çok fazla blog okuyanınız kalmadığını fark ettiğim için yılın ilk çekilişini Instagram üzerinden (kullanıcı adı: dreamernora)  yapmaya karar verdim. (Fakat okurlarıma özel daha yüklü bir çekilişi de blog üzerinden yapmayı düşünüyorum. Blog okurlarımın yeri her zaman ayrıdır tabii ki.) 

Resimden seçeceğiniz bir kitabı hediye ediyorum bu çekilişte. Kitaplar tabii ki sıfır ve tabii ki kargo ücretini de ben karşılıyorum. Çekiliş 2 hafta sonra sona erecek, katılmayı untumayın!

Not: Bu arada blogu takip etmek ekstra 10 giriş hakkı sunuyor, bilginize ;)

Çekiliş linki: https://www.instagram.com/p/BtDZrXWFXQ8/

24 Ocak 2019 Perşembe

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter #3) - Kitap Yorumu

Ä°lgili resim

"Mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs'e hoş geldiniz. Asanızı tuttuğunuz elinizi uzatın, otobüse atlayın, sizi istediğiniz yere götürelim."

Sirius Black adında azılı bir katil, tüyler ürpertici Azkaban kalesinde tam on iki yıl boyunca tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi birden öldüren Black'in, Karanlık Lord Voldemort'un hizmetkârı olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Bir yolunu bulup Azkaban'dan kaçan Black'in peşinde olduğu bir tek kişi vardır: Harry Potter. Harry, büyücülük okulunun sihirli duvarları arasındayken, arkadaşları ve öğretmenleriyle birlikteyken bile güvende değildir. Çünkü aralarında bir hain olabilir.


Herkese merhaba! Yine eski fakat değerli bir kitapla karşınızdayım. Evet, ben Harry Potter serisini yalnızca izlemiş olanlardanım maalesef. Dolayısıyla okumaya biraz geç başladığım suçlamalarını tamamen kabul ediyorum. Yine de -her ne kadar neredeyse herkes bu kitapları çoktan biliyor olsa da- görüşlerimi ve yorumumu kısaca paylaşmak istedim.

Bu kitabın filmini defalarca izlediğim için başlarda okumak benim için biraz sıkıcı oldu doğrusu. Aslında klasik bir Harry Potter kitabı olarak ufak tefek olaylarla son 100 sayfaya kadar okuru hazırlayıp son dördünde olayı patlatan bir kurguya sahipti yine ve çoğu şeyi önceden bildiğim için ilk başların -veya ilk 300 sayfanın- biraz yavaş geçmesi çok sürpriz olmadı. Fakat yine her bu tarz kitap gibi sonundaki bomba olayları okumaya değdi, her ne kadar o "bomba" olayları önceden biliyor olsam da. Bildiğim olaylar olsa bile kitaptan okumak film izlemekten gerçekten de çok daha farklı bir deneyim. Filmde karakterlerin akıllarından ne geçtiğini okuyamıyorsunuz ve kitaptaki tasvirler çoğu hazırlanmış sahneden daha etkileyici oluyor bana kalırsa. Kitabın filmini önceden izlemiş olmamın okumamı çok etkilediğine inanmıyorum açıkçası çünkü Rowling'in dile öyle güzel ki, hiç bilmiyormuşum gibi aynı heyecan ve istekle okumaya devam ettim kitabı.

Ä°lgili resim

Bir dahaki kitabı ne zaman okurum bilmiyorum, açıkçası bu seri bitirmek için acele ettiğim serilerden biri değil çünkü okuduğum kitapları unutma şansım pek yok :) Fakat bu kitap beni şaşırtıcı derecede eğlendirdi ve serinin yavaş yavaş ilk kitaplardaki çocuksu dilinden kurtulmaya başladığını da fark etmeden edemedim. İlk kitapları da çok seviyorum fakat serinin ilerledikçe daha eğlenceli olduğunu söylemeliyim, yirmili yaşlarda bir okur için en azından. Bu kitaba 4 puan veriyor olmamın sebepleri şu şekilde: İlk olarak kitabın benim için fazla durağan geçmesi, en azından kitabın sonlarına kadar. İkincisi ise sonunda bile seri için çok büyük bir olay olmamış olması, evet önemli bir olay oldu fakat daha çok serinin diğer kitaplarına hazırlık kitabı gibi hissettirdi bana, aslında bu kitap serinin çok sevdiğim kitaplarından, o ayrı.

Ah, bu arada çok yakında Instagram üzerinden yapacağım çekilişi sakın kaçırmayın! Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın! 

Serinin Diğer Kitapları:

2. Harry Potter ve Sırlar Odası
3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4. Harry Potter ve Ateş Kadehi
5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Harry Potter ve Melez Prens
7. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları



Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,55
Sayfa Sayısı: 396   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling

20 Ocak 2019 Pazar

Tanrı ve Canavarların Düşleri (Duman ve Kemiğin Kızı #3) - Kitap Yorumu


Bir varmış bir yokmuş, Bir melekle bir şeytan ellerini yüreklerine bastırmış ve kıyameti başlatmış.

İki dünya amansız bir savaşın eşiğinde. Karou, Kimera isyanının başına geçiyor ve gelecek, artık tamamen onun ellerinde. Peki ufukta daha da büyük tehlikeler belirirken Karou ve Akiva, tanrı ve canavarlara direnecek kadar güçlü kalabilecek mi?

Wuu huu! Bir serinin daha sonuna geldim, hatta çok sevdiğim bir serinin! Çok neşeliyim, heyecanlıyım, üzgünüm, kızgınım... çok karışığım! Öncelikle genel olarak seri hakkında konuşacağım. 


İyi ki okumuşum ve iyi ki bu dünya, bu karakterler ve bu yazar hayatıma girmiş diyorum. En başından beri çok hayran olduğum bir dünya ve kurguya sahip olan seri bunu sonuna kadar taşımayı başardı. Çok seviyorum ve uzunca bir süre unutacağımı hiç sanmıyorum bu güzel seriyi... Bize müthiş hayal gücünün kapılarını açtığın için bir kez daha teşekkürler Laini Taylor! Bu devirde bu orjinallikte YA kitaplarına çok zor rastlıyoruz doğrusu...

Son kitaba gelince... Sonunda bu hikaye benim için yarım kalmamış, tamamlanmış bir hikayeye dönüştüğü için çok mutluyum. Karakterlerle vedalaşmam gerektiği içinse bir o kadar üzgünüm. Yazacak çok şeyim olduğu içinse çok heyecanlıyım. O yüzden başlıyorum fakat spoiler vermeden bu kitap için söyleyebileceğim tek şey fazlasıyla doyurucu olmasıydı, neredeyse ilk kitap kadar.




Spoiler İçeren Yazı

Bu kitap beni resmen delirtti. Akiva'yla Karou'nun bir türlü bir araya gelememesi, ikisinin de tam başına bir şey gelecekken bir mucize olması, tam bir araya geleceklerken kıyamet kopması -ve tam kitap bitti bir araya gelecekler yine kıyamet kopuyor bu kısımda kriz geçirdim sonra değineceğim- yani hep bir bakışma özlem var ama hiç bir hareket olay yoktu bu ilişkiye dair ve kitapta hep bir şeyler neredeyse oluyordu, tam olacak gibi oluyordu ama asla olmuyordu. Her olayın da kıyısından dönülmez ki canım! Yazar resmen bizi hoplatıp durdu yani, hayır gidişattan şikayetçi değilim, sevdiğim karakterler ölmedi iyi hoş ama sürekli bir olacak gibi olma durumu olması karnıma ağrılar girdirdi.

Ama -daha fazla dayanamayıp başlıyorum- en nefret ettiğim, ya böyle demesem mi nefret etmek ve bu seriyi yan yana getirmek istemiyorum çıldırdığım diyeyim onun yerine, çıldırdığım kısım kitabın son 50-100 sayfasında ayrı karakterler ayrı macera ayrı bir kitap olmasıydı. Allah aşkına bu ne saçmalık ve hiç yakışıyor mu? Madem Stelyalılar ile ilgili bir olay çıkartacaktı sevgili yazarım o zaman ya kitaba yedirmeliydi -çünkü kitabı okurken de ne zaman bahsedecek acaba merak ediyorum inşallah bütün olaylar bitince bu arada Stelyalılar'ın olayı da şu denmez diye düşünüyordum ki aynen öyle oldu- ya da apayrı bir kitap, belki bir seri kitabı belki de bir novella yazmalıydı. Ne yapar, ne şekilde çözüm bulursa bulsun bundan daha iyi olacağı kesindi çünkü bu sadece kitabın sonunda Stelyalılar'ın kim olduğunun ortaya çıkması olmadı, kitabın olayından çok ayrı yeni bir macera ve yeni karakterler atıldı ortaya, sanki yeni bir seriye başlanıyormuş gibi. 

Durum aynen şu şekilde gerçekleşti: Seri boyunca arada Stelyalılar'ın adı geçti, çok gizemlilerdi, açıklanamayan bazı olaylar oldu son iki kitapta, sonra bütün macera aksiyon bitti ama açıklanamayan olaylar soru işareti olarak kalmıştı, yazar dedi hadi Stelyalılar'ı tanıtayım da onlara bağlayayım bu olayları artık. Buraya kadar her şey harika yani olabilir, aksiyonun akışı bozulmasın sonda açıklarım demiş olabilir yazar yani. Ama 3 kitap boyunca bahsedilen olay daha yeni bitmişken yepyeni, alakasız, yoktan var olan daha büyük bir macera çıkarmanın anlamı ne? Yani tamam kitap bitti orada, hikaye bitti, güzel de bitti, peki neydi gerçekten bu çırpınışlar? Ay hayır ya henüz kavuşamazsınız bir olay daha çıkarayım da aylarca daha görüşemeyin, ay hayır ya daha dünyanızı düzeltemezsiniz savaş çağı bitemez bir olay daha yazayım da asla rahata ermeyin hiç dinlenemeyin. Kadın resmen son nefesinde karakterlere hiç yoktan korkunç bir kader uydurdu. Yani bunu söylemek istemezdim ama o kısım çok uyduruk ve gereksiz geldi, hevesimi çok kaçırdı ve 500 satır boyunca mızmızlandığım için çok üzgünüm.

Bir yandan yazılan sonu çok orijinal ve bir o kadar da hoş buldum. Sonsuza dek mutlu yaşadılar böyle bir seri için çok basit kalırdı tabii ki fakat farklı bir son yazmanın yolu tüm seri bitince yeni şeyler uydurmak olmamalıydı. Bu kitabın sonu kitabın başından belli olsa, seriye çok daha güzel yedirilebilirdi ve ben bunun olmasını tercih ederdim gerçekten.

Kitabın son 50 sayfası hakkında 3 saat konuştuğuma göre asıl düşüncelerime dönebilirim. Tasvirleri, yaratıkları, karakterleri ne kadar beğendiğim ile ilgili ilk kitaptan beri bahsettiğim düşüncelerimi geçiyorum. Bu kitapta ön plana çıkan olaylara gelecek olursak Ziri'nin neredeyse ölümü şaşırtıcı bir şekilde kalbimi kırdı (çünkü seviyordum ama çok da fanı değildim) ve bunun sebebinin Liraz olduğunu fark ettim. Liraz ve Ziri ikilisine gerçekten bayıldım! Harika bir fikir, harika karakterler, çok zıt ve bir o kadar da tatlı olduklarını düşündüm. Bu kitabın benim için beklenmedik ve hoş sürprizlerinden birisiydi. 

Eliza'yı çok alakasız ve gereksiz bulmuştum ve sonu yine gereksiz bulduğum Stelya-Kaşif hikayesine bağlanınca da hiç şaşırmadım. Cidden Eliza'nın sonradan -ve Dünya'dan gelip- saçma bir özgüvenle bizim ekibe dahil oluşu ve herkesin onu sevmesi inanılmaz yapmacık geldi. Scarab'ı çok daha fazla sevdim, en azından sonlara doğru. Mik'in Esther'in dileklerini çalması harika ötesi ve oldukça eğlenceli bir ayrıntıydı, bir Fırtına Avcısı'nı evcilleştirmeleri de aynı şekilde. Melekler ve Kimeraların bir araya gelişi göz doldurucuydu, ben bile anlamsız bir şekilde duygulanıp gururla doldum. Virko-Zuzana ilişkisi çok sevimliydi ve Liraz'ın da bu kitapta yine hem soğuk hem iyi halini çok sevdim. Razgut'un sonunda gidip Esther'e yapışması da çok güzel ayrıntılardan biriydi. 

Benim dikkatsiz okumamdan mıdır, gerçekten bahsedilmediğinden midir bilmiyorum fakat benim cevap bulamadığım birkaç soru işareti kaldı aklımda. En başta ve bence en önemlisi, içi kanlı ve insandan yapılma gibi görünen meyve neydi, Stelyalıların sivri dişleri çıktığında insanlık dışı iğrenç-soğuk-korkunç tiplemelere dönmeleri neyin sonucuydu, ne alakaydı, sadece kitap boyunca kafamızı karıştırmak için mi vardı bu unsurlar?

Ve dalga geçmeyin ama gerçekten Karou, sadece Akiva'nın yerini öğrenmek için bir gavriel harcamak zorunda mıydı ya? Aşağısı kurtarmıyor muydu bir deneseydi yani o gavriel bir yandan koskoca nefilimin yok olmuş, kaybolmuş benliğini geri getirip onu en güçlü haline getirme gücüne sahipken mağarada iki adım ötesindeki adamı bulmak için gavrielden aşağısı kullanılamaz mıydı?

İşte kitaba kendimi o kadar kaptırmıştım ki bu anda içim çok acıdı yani, çok yazık olduğunu düşündüm, umarım benim gibi düşünen vardır yoksa çok saçmalamışım gibi hissedeceğim...

Spoiler Bitti

Çok fena dert döktüm gerçekten, umarım kimseyi çok sıkmamışımdır. Hem çok sıkılmayın diye bir sürü resim ekledim, belki beni affedersiniz hmm? Gerçekten benim için çok yoğun bir seans oldu fakat içimde biriktirdiğim neredeyse her şeyi dökebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Benimle aynı veya çok daha farklı düşündüğünüz noktalar var mı? Hazır bitmişken serinin geneli hakkında neler düşünüyorsunuz, kimlere önerirsiniz? Yorumlarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirimm =)

Bayıldığım bir seri bitti, yorumlarını yazma işim bitti biraz içimin buruk olmasını beklerdim açıkçası ama aksine çok neşeli hissediyorum. Sanırım bir şeyler yarım kalmış gibi değil de tam yerine oturmuş gibi, tatmin edici bir seri oldu benim için. Hep sevgiyle anacağım, hoşça kal Duman ve Kemiğin Kızı serisi! Ve bir yorumumun daha sonuna geldiğime göre hoşça kalın sevgili okurlarım! Bir sonraki yorumda görüşmek üzere! 

Yazar: Laini Taylor   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 652
Liste Fiyatı: 42 TL    GoodReads Puanı: 4,22

18 Ocak 2019 Cuma

Kara Kraliçe Kösem (Osmanlı Hanedanı #6) - Kitap Yorumu & Yeni Kütüphane Keşfim


16246735

SALTANATININ GÖZÜ KARA SULTANI MAHPEYKER KÖSEM’İN BEKLENMEDİK YÜKSELİŞİNİN HİKAYESİ

Çocuk yaşta Milos’tan koparıldığında bütün hayallerine veda etti Nasya. Kaderi, ona hizmetçi olacağını fısıldasa da asi bir denizkızıydı o. Cehennem beklerken cenneti bulduğu Osmanlı Sarayı’nda kraliçe olmaya ant içmişti. Entrikalara, hiç uyumayan düşmanlara, sinsice kol gezen ölüme ve ihanetlere, zekâsı ve insanı büyüleyen güzelliğiyle meydan okudu. Talihi kendine aşık eden, Osmanlı’nın yolunu çizen Mahpeyker Kösem Sultan’dı artık o. Ancak uğruna gençliğini, çocuklarını, vicdanını, umutlarını feda ettiği taht, kime sadık kalmıştı ki ona kalsın? Koskoca bir devleti, sayısız padişahı dize getiren, onu Osmanlı’da Kösem yapan zekası, sonunda kadere boyun eğecekti belki de... Ama, cihana hükmeden Mahpeyker Kösem Sultan’dı o. Tarihi padişahlar değil, o yazmıştı. Ve ant olsun ki, adı tarih sayfalarından eksik kalmayacaktı. Azrail, bir tek canını alabilirdi. Varsın, alsındı!
Ah, benim bahtsız Kösem Sultan'ım! Uzun zamandır kitap okumamış olduğum sıcak Karadeniz günlerimde bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim!

Aslında her şey bir yaz günü Sinop'ta akrabalarımın evinde her gün olduğu gibi sıkıntıdan ve sıcaktan krizler geçirip - ama bu sefer yetti artık diyerek- kendimi sokağa atmamla başladı. Nasıl bir cesaretse güneşin alnında sahil yürüyüşü yapacağım derken alnıma vuran güneşten yanan beynimi kurtarmak için kendimi, kütüphane olduğunu duyduğum ama açıkçası nedendir bilinmez biraz çekinip de hiç girmediğim bir binaya atarken buldum. Ve kendimi gerçekten çok otantik ve kendine hayran bırakacak bir yerde buldum: Dr Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi. Bu konuyu uzatmayacağım fakat kitapseverler olarak Sinop'a yolunuz düşerse mutlaka içeri bir kafanızı uzatın derim. Küçük bir kütüphane olsa oldukça sıcak ve samimi, döşemeler bile sizi içeri, okumaya davet eder gibi. Deniz kıyısında olması dolayısıyla manzarasının da harika olduğunu söylemeden geçemeyeceğim...

Kütüphanede kitaplar arasında gezinirken reading-slump'ın ne kadar derinlerinde olduğumu kestirmeye çalışıyordum çünkü her ne kadar bütün kitapları alıp götürme isteğiyle dolsam da hiçbirini uzun süre okuyamıyordum. Önce sağda gördüğünüz pencerenin yanındaki rahat koltuklara geçip Nietzsche'den birkaç satır okudum, sonra Tomris Uyar'dan... Sonra biraz daha öyküsel bir kitap istediğimi fark ettim, belki bir roman... Ve biraz daha dolanmaya başlamışken bir anda bir kitaplığın en altında Osmanlı Hanedanı serisinin birkaç kitabına gözüm takıldı, evimde zaten olanlar dışında Kösem de onların içindeydi. Aslında daha farklı (İngiliz - İskoç tarzı) bir tarihi aşkı tercih ederdim ama Kösem beni kendine çekti ve öylesine elime alıp ilk ve son sayfalarını okudum. Bu arada dünyanın en büyük hatası, lütfen kimse kitaba son sayfasından başlamasın... Bir sonraki an kendimi tekrar rahat koltuklarıma yerleşmiş ve kitaba gömülmüş bir halde buldum. Zaten bir kez başlayınca elimden bırakmak mümkün olmadı. Hemen ödünç alıp eve geçtim ve bitirene kadar yemek ve uyku dışında ara verebildiğimi hatırlayamıyorum.
Daha önce bahsettiğim gibi bende bu serinin birkaç kitabı var. Annem Hürrem'i çok beğendikten sonra okuması için almıştım ve severek de okumuştu. Sonra çevremden birkaç kişi daha alıp okumuştu. Gerçekten nasıl yapabildiklerini bilmiyordum. Kapkalın bir tarih kitabı! Belki bu ön yargı bana hiç yakışmıyor ama gerçekten böylesine sürükleyici bir seri olabileceği aklıma bile gelmezdi. Son kitabından başlamış olabilirim fakat bunun eksikliğini neredeyse hiç hissetmedim. Zaten ilk kitapta başlangıç değil sonuçta, onun da öncesi var, zaten gerçek tarihten esinlenerek yazılmış kitaplar.

Ä°lgili resim

Gerçek tarih demişken en çok da gerçekçi kısımları çarptı beni bu kitabın. Yani tarihin bir yerlerinde belli yıllar aralığında, farklı detaylarla aynı temel olayların gerçekten de yaşanmış olduğunu bilmek bana çok ayrı bir heyecan ve haz kattı. Bu yüzden olacak ki kitaptaki bazı saçma ve yersiz bulduğum olağanüstü ögeler -bkz. cinci hoca, kahin dilenci, gelecekle ilgili rüyalar...- beni rahatsız etti. Her karşıma çıkan yerde bana senaryonun gerçekten ne kadar uzak olduğunu hatırlattı fakat ben gerçekmiş gibi okumaktan çok zevk alıyordum.

Ne var ki tek rahatsız olduğum nokta buydu! Tabii ki kitabı bitirdiğimde çok etkilenmiştim fakat en çok merak ettiğim şey kitaptaki hangi kısımların gerçek hangilerinin kurgu olduğuydu. Buna gerçekten kafayı takmış durumdaydım ve sorularıma cevap bulamamam biraz rahatsız edici bir hal almaya başladı. Ben de bir dahaki sefere Osmanlı tarihiyle ilgili bir kitap okurken kurgu içermeyen bir kitap okumaya karar verdim. Bu durumun bu serinin güzelliğiyle pek alakası yok gerçi...

kösem sultan gif ile ilgili görsel sonucu

Yazıma neşe katan, çok çok akıcı ve bir o kadar da etkileyiciydi bu kitap. Elime alınca bırakamıyordum ve bıraktığımda da gün boyunca etkisinde oluyordum. Sürekli o dönemde yaşıyormuş gibi konuşasım, o elbiseleri giyesim geliyordu, anlarsınız ya... Bir kitaptan böyle etkilenmeyeli uzun bir zaman olmuştu bu nedenle içinde olduğum bu durum bir hayli hoşuma gidiyordu açıkçası. 

Kitabı okuyalı aylar geçmiş olması ve kütüphaneye çoktan geri vermiş olmam sebebiyle içerikten bahsetmem pek de mümkün olmayacak şu an için. Zaten kendimi ve kitap hakkındaki düşüncelerimi yeterince açıkladığımı düşünüyorum. Bu arada, kitap şu an üretilmiyor anladığım kadarıyla, fakat her zaman ikinci elini uygun fiyatlara bulabilirsiniz! O zaman, bir yorumun daha sonuna geldik diyebilirim. Yorumlarınızı eksik etmeyin, hoşça kalın!

Yazar: Demet Altınyeleklioğlu  Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 800
Liste Fiyatı: 28 TL    GoodReads Puanı: 3,93

Küçük Prens - Kitap Yorumu & Alıntılar

küçük prens can yayınları png ile ilgili görsel sonucu

“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.”


Herkese merhaba! Tatlı mı tatlı, bir o kadar da nostaljik hissettiren bir kitapla sizlerleyim! Çocuk kitabı mı, demeyin. Küçük Prens içeriği itibariyle çocuklara hitap ettiği kadar, belki çok daha fazla, yetişkinlere de hitap eden bir kitap. Hatta öyle ki kitabı okurken bir cümlenin hem bir çocuğun çıkaracağı bir anlama hem de bir yetişkinin çıkaracağı ayrı bir anlama sahip olduğunu görüyorsunuz. Haliyle satır arası mesajların oldukça bol bulunduğunu da söyleyebiliriz.

Küçük Prens maceralarını anlattıkça, gözlemlerinden bahsettikçe, çocuklara dünyayı ve çevrelerini algılamaları için yeni bakış açıları sunarken büyükleri de kendilerini tekrar gözden geçirmeye itiyor. 
Özellikle kitap boyunca birçok defa tekrar eden cümlelere dikkat etmenizi öneririm, bu kısımların altında birden çok anlam yattığını düşündükçe fark ediyorsunuz.



Kitabın yanısıra, kitabın yazarı, hayatı ve kendini kitaba karıştırışı da benim bu kitapla ilgili ilgimi çeken kısımlar arasındaydı. Ah, ayrıca resimli bir kitap okumayalı uzun zaman olmuş. O bir sonraki resimi heyecanla bekleme duygusunu unutmuşum =)

Çok kısa ve öz bir kitap olduğundan çok uzun ve sıkıcı bir yorum yapmayı düşünmüyorum. Söylemek istediklerim kısaca bu kadardı. Şimdi kitabı okurken altını çizdiğim birkaç satırı sizinle paylaşmak isterim. Hoşça kalın!


"Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir."
(s.34)


"Kralların gözünde dünya çok basittir, onlara göre herkes bir uyruktur." 
(s.43)


"Kendini beğenmişlerin gözünde herkes bir hayrandır." 
(s.49)


"Kendini beğenmişler yalnızca övgüleri dinler." 
(s.51)


"İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi..."
"İnsanların arasında da yalnızlık duyulur," dedi yılan. 
(s.70)



"Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır."
(s.84)



"Ne çabuk döndüler? ... Bulundukları yerden memnun kalmamışlar herhalde."
"Kimse yerinden memnun değildir," dedi makasçı.
(s.85)



"Kimsenin peşinde değiller. Ya uyuyorlar ya da esniyorlardır şimdi... Yalnız çocuklar burunlarını cama yapıştırmışlardır."
"Zaten yalnız çocuklar ne aradıklarını bilirler," dedi Küçük Prens.
(s.86)



"Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren"
(s.89)



"Herkesin bir yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor."
(s.99)




Yazar: Antoine de Saint-Exupéry  Yayınevi: Can   Sayfa Sayısı: 107
Liste Fiyatı: 7 TL    GoodReads Puanı: 4,30

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...