Nora'nın Kitaplığı : Doğal Taşlar
Doğal Taşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal Taşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2020 Pazar

Karanlık Taç (Cam Şato #2) - Kitap Yorumu & Tanıtım Filmi


Karşınızda Kralın Şampiyonu Celaena Sardothien:
Güzel 
Ölümcül 
Efsanevi 

Celaena şeytanın buyruklarını yerine getiren zalim bir suikastçı mı? Gerçek sevgiyi arayan tutkulu bir âşık mı? Kralın bir numaralı suikastçısı olan Celaena, sarayın en korkulan kadını. Ne kadar kan dökerse o kadar özgür olabiliyor. Ama üstlendiği her ölüm, söylediği her yalan, sevdiklerini tehlikeye bir adım daha yaklaştırıyor. Yüzbaşı Westfall ve Prens Dorian onu korumaya devam etseler de, Celaena korkunç bir gecede, büyük bir trajedi yaşayacak. 

Celaena ne için savaşacak: 
Özgürlüğü mü, kalbi mi yoksa krallığının geleceği için mi?
Herkese merhaba! Videoda bahsettiğim yarım kalmış serilerimden birine daha devam ediyorum: Cam Şato. İlk kitabı hiç hatırlamadığım için geçen hafta tekrar okudum ve sonrasında 4 yıl önce bloga girdiğim yorumu okuyunca düşüncelerimin bir kez daha o zamanla aynı olduğunu fark ettim. (Bunca yılda bir arpa boyun yol kat edememişim ha? 😄) İlk kitabı bitirdiğimde sahip olduğum tek arzu daha fazla kan görmekti. Adarlan Suikastçisi namına sahip, kitap boyunca "şunun karnını şöyle deşerim, bunun gırtlağını böyle sökerim" diyen kızın bir kişiyi bile öldürmemesi beni hayal kırıklığına uğratmıştı biraz. Daha sert bir anti-kahraman kitabı bekliyordum sanırım.


Sonrasında Karanlık Taç'a başladığımda ise bol bol öfke ve kan gördüm. Arada geçen duygusallıklar yine bana nahoş gelse de (nedense bu kitapta duygular ve aşırı romantizm bana fazlalık gibi geliyor), her şey neredeyse tam ayarındaydı ve gerçekten okumaktan büyük bir zevk aldım. Bu kitapta genel olarak öyle büyük bir olay olmadı, daha çok bir gelişim kitabıydı; gizemleri çözme ve bunların yeni gizemleri açığa çıkartması gibi. Neredeyse bütün karakterlerin gözünden olayları görebilmemiz bu seriye dair en sevdiğim özelliklerden biri. Olayları çok daha geniş bir açıdan görmemizi sağladığı gibi oldukça da akıcı bir okuma deneyimi sağlıyor.


Aşk meselelerine dair Spoilerımsı kısım

Celaena'nın bir önceki kitapta suikastçi seçilir seçilmez Dorian'a olan ilgisinin patlamış bir balon gibi sönmesi benim için oldukça şaşırtıcı ve kafa karıştırıcı oldu. Madem bu kadar aklı başında bir kız, o zaman bunca zaman Dorian'la oynaşırken ve onu kendine bağlarken ne düşünüyordu?

 İşin aslı, Dorian ve Celaena'nın ilişkisini ilk kitapta sığ bulmuştum. Dorian onu olmadığı biri gibi görüyor, sırf alışılmışın dışında hem güzel, hem de asi ve güçlü bir kız olduğu için ona çekiliyor gibiydi. Chaol da tam tersine Celaena'nın taa derinlerini görüyor ve bu yüzden ona temkinli yaklaşıyordu. Dorian hayal dünyasında yaşıyor ve orada oluşturduğu kızı seviyordu. Fakat bu ikisinin ötesinde Celaena ne yapıyordu emin değilim... Sanırım kısa da olsa bir süre için geleceği düşünmeden bir ilişkinin verdiği hazzı yaşamak istemişti. Bu kitaba damgasını vuran ikili Chaol ve Celaena idi. Fakat haklarında söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Evet ilişkileri çok tatlıydı güzeldi ama daha ziyade uyanacakları bir rüya gibiydi. Çok daha devasa bir kaderin yüklerini sırtlarında taşırlarken normal bir sevgili hayatı sürmeleri düşüncesi zaten gerçekçi değildi. Sonunun nasıl bittiği de belli zaten. Gerçi bunun son olmayacağından az buçuk eminim sanırım. 
 Ayrıca şu sırf Dorian ile ilgili aklımızda bir şüphe kalmasın diye yazılmış "Her şey zaten başından beri Chaol ve Celaena ile ilgiliydi" kısımları bana inandırıcı gelmedi. İlk kitapta gerçekten Celaena ve Dorian arasaında alev alev yanan bir şeyler vardı. Ve garip bir şekilde puf diye söndü. Hiçbir iddia bu olayı normalleştiremez bende. Dorian tarafını tuttuğum düşünülmesin, şu an tam tersi taraf tutmaya dair hiçbir ilgim yok gibi. Fakat Dorian'a üzülmüyor değilim. Dışlanma, ihanet ve aşk acısının berbat bir karışımını yaşadı tüm kitap boyunca.



Spoiler içeren paragraf

Kitap boyunca sinyalleri verilip de kitabın sonunda açığa çıkan malum olaya gelecek olursak, ben zaten bunu daha önceden başkasından öğrenmiş olduğum için şaşıramadım. Celaena'nın Fae'e dönüşebilmesine daha çok şaşırdım aslında. Anlamadığım şey ise, kitap boyunca Aelin'in kim olduğu bilgisine sahip olduğum için özellikle dikkatimi çekmişti, Celaena Aelin'le ilgili şeyler düşünürken hep 3. kişi gibi düşünmüştü, mesela "belki de Aelin bir orduyla gelip kralı yener ve Chaol ile birlikte normal insanlar gibi bir hayat süreriz" gibi. İki ayrı kişi olarak düşünüyordu hep ve duyan kimse olmadığı için düşüncelerini de sansürlemiş olacağını düşünmüyorum. Biraz karmaşa yaşanmış gibi geldi bana yazar tarafından ve bu kısımlar hiç içime sinmedi doğrusu. 

Spoiler bitti!

İşte böyle... Bir an önce Ateşin Varisi'ni okumak istiyorum ama sanırım araya başka bir serinin devamını almam gerekecek 🙈 Ağustos ayı ile beraber Köpek Düşleri serisini de sona erdirmek istiyorum 😋 Yorumlarınızı bekliyorum, herkese mutlu tatiller!

Yazar: Sarah J. Maas    Orijinal İsim: Crown Of Midnight     Yayınevi: Dex     

 Sayfa Sayısı: 499      GoodReads Puanı: 4.43


7 Eylül 2014 Pazar

Aşka Var Mısın? (Eversea #1) - Tanıtım & İnceleme


"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." 
Kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın."

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı... Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...


Büyük bir merak içerisinde başladığım bu kitap sonu yüzünden beni biraz şoke etti. Sanki bir kitabın ilk yarısını, olayların daha yeni başladığı kısımları okumuşum ve bitmiş gibi hissettim. Nitekim öyle de oldu gibi. Belki de değil. Bilemiyorum, mantıklı düşünemiyorum şu an.

Kitap beni ilk sayfasından, hatta kapağından, ah tamam kabul ediyorum direk kapağından içine çekti. Aslında kapakta bir şey yok ama aynı zamanda çok şey ifade ediyor. Karetta karetta falan.. Anladınız siz.

Bir kere bu kitabı sevmememe olanak yok. Çünkü içerisinde Jack Eversea gibi taştan bir yaratık var. Ayrıca kendini dünyadan yarı yarıya soyutlamış bir kız karakterimiz var. Yerine kendimi rahatlıkla koyabilirim yani :D

Kızın bir türlü çözemediğim bir karakteri vardı. Aslında Jack'in de öyle. Al sana tencere-kapak. Çok açıklayıcı oldum değil mi?


Kitabın akıcı olmasına sevinsem de daha ne oldu ne etti demeden bitmesi sinirlerimi bozdu. Ayrıca böyle kapağı kapatırsın da aklın hâlâ kitapta kalır ya, o etkiyi uyandıramadı bende. Bu ikisinden yarımşar puan kırarak toplamda bir puan kırmış oldum kitaptan. Hepsi bu.

Şöyle bir düşündüm de, bana ikinci kitap lazım ya. Yok yok, olmayacak bu böyle. Kitabı yarım bırakmış gibi hissediyorum. Ve gerçekten kitapları yarım bırakmaktan ölesiye nefret ederim. Yani şöyle bir fantastik serilerdeki gibi yarım kalma olayı değildi. Sanki bir tek kitap alınmıış, ortada bir yerlerden bölünmüş gibi. Anlayın işte.

Bence kesinlikle bu seri tek kitapta birleştirilmeliydi. Mâli amaçlar uğruna bölmüşler gibi geldi açıkçası. Neyse, olan olmuş, bize de ikinci kitabı alıp okumak düşer. Ve bekleme işkencesini çekmek. İyi ki Yabancı bekleten bir yayınevi değil de fazla perişan olmayacağız ^,^

Durum şu ki, bu kitabı şiddetle öneriyorum diyemeyeceğim. Ama bu seriyi öneriyorum! Yani ikinci kitabı bekleyin arkadaşlar, sonra benim gibi kafayı yemeyin yarıda bitti bu kitap diye, iki kitabı birlikte okuyun. Forever Jack! Gel artık!


Puanım: 4  -> Neden yarım bittin , nedeen! :'(
Sayfa Sayısı: 368     Yazar: Natasha Boyd    Yayınevi: Yabancı

21 Kasım 2013 Perşembe

Zümrüt Yeşil (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #3) - Tanıtım & İnceleme

zümrüt yeşil kitap ile ilgili görsel sonucu 

İçinde aşkın tüm renklerini bulduğunuz
unutulmaz serinin son kitabı...

Bir kadın kalbi kırıldığında ne yapar?

En iyi arkadaşını arar, çikolata yer, belki haftalarca aşk acısı çeker.

Ancak zaman yolcusu Gwendolyn Shepherd, elinde olmayan nedenlerden dolayı enerjisini başka şeylere harcamak zorundadır. Örneğin; hayatta kalmak.

Çünkü geçmişte yaşayan Saint Germain Kontunun yaptıkları, geleceği tehlikeli bir şekilde etkilemeye başlamıştır.

Gwendolyn ve Gideon aşk acısına rağmen ipucu bulmak için 17. yüzyıldaki büyüleyici bir baloda menuet dansı yapmakla kalmayacak, kendilerini unutulmaz bir maceranın da içinde bulacaklardır.

 °.•°•.★

Serinin bu son kitabında "İ-NA-NA-MI-YO-RUM" dediğimiz çok kısım vardı. Çoğu tahmin edilebilirdi ama bazıları gerçekten bizi şok etmeye yetti. Kitapla ilgili şikayetçi olduğum bazı kısımlar da var. Mesela kitabın sonu yarım yamalak bitirilmiş. (Azıcık spoiler içerebilir.) Gwendolyn, Gideon, Leslie, Raphael, Gwen'in ailesinin falan geleceği, akıbeti belirli değil. Yani olaylar oldu bitti ve sonra ne oldu? Konta ne olduğu bile söylenmiyor sonunda. Birazcık daha uzatılmalıymış bana kalırsa, en azından 1 bölüm boyunca gelecek süreçte neler olduğu, olayların nasıl düzene girdiği anlatılmalıydı. Diğer muhafızlardan kim işbirilğinde, kim nasıl tepki verecek, bunlar resmen uçtu gitti yani.

Sadece bu kitap için söyleyeceklerim bu kadar, çünkü biraz da seri hakkında yorum yapacağım. Mesela 3 kitabın bu kadar kalın görünmesine rağmen içeriği biraz sıkıştırılsa nasıl tek kitap haline getirilebileceği gibi. Tamam tek cümle olarak biraz uzun oldu, şöyle açıklayım.  Kitaplar hem Ciltli, hem büyük puntolu, hem de fazla boşluklu olduğundan dolayı kalın gibi görünüyor. Fakat bu üç kitabı da puntoları küçültüp boşlukları normal hale getirince (ve karton kapağı da unutmayalım) birleştirirsek ben en fazla 700 sayfalık normal bir kitap ortaya çıkar diye düşünüyorum. Sadece görünüş olarak değil içerik olarak da üç kitap gereksizdi. Çünkü zaten kitaplar totalde sadece 2 haftayı anlatıyor. İnanabiliyor musunuz? O kocaman kitaplar topu topu 2 hafta!

Tamam, uzatmadan (sanki hiç uzatmamışım gibi) diğer meseleye geçelim, dipnotlar. Madem bazı kelimelere dipnot koyuyosunuz, doğru düzgün açıklama yapın bari. Bir kelimeye yıldız koyup altına "Bir simya terimi." yazıyorlar. Evet canım, onu ben de görebiliyorum, asıl yazmaları gereken şey kelimenin anlamı. Terim olduğu ortada zaten ne olduğunu bilmiyoruz asıl.

Ben bu seriye ilk başladığımda aşk ağırlıklı olduğunu düşünmüştüm. Kapakları olsun, serinin ismi olsun, tanıtım yazısı olsun her şeyiyle. Ama biraz yanılgıya düşmüş olduğumu farkettim. Her ne kadar aşk içerse de kesinlikle macera ağır basan bir seri. Zaten romantik kitaplarda kız-erkek sahneleri durmadan karşımıza çıkar ve sürekli dipdibedir. Bu seride ise tam zıddına 5-6 sahneden birinde kısa bir konuşma (veya her ne yapıyorlarsa işte ondan) var. Bu açıdan hayal kırıklığı oldu diyemem ama biraz şaşırdım yani, bir kitap bitiyor ben hala 'ee hani bunlara ne oldu' havalarında kalıyorum.
 °.•°•.★

Ve ve ve ve veee! Serinin filmi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Çünkü ben fragmana atılan 2 saniyelik bakış içerisinde milyonlarca eleştirel düşünceye sahip oldum.
Gwendolyn; şişman ya, bildiğiniz balık etli kız. Krem bir elbise giymişti izlediğim kısımda ve -OMG!- o neydi ya çok ciddiyim. Bu kız kitabın başında uzun bacaklıyım, güzel suratlıyım diye kendini yüceltiyordu ve sonuç: 10 üzerinde 3. Tabi bu sadece fragmana bakarak söylediklerim, resimlerde gayet normal duruyordu.
Gideon; Bu konu üzerinde fazla düşünbir düşüncem yok aslında. Hayallerimdeki Gideon ile uzaktan yakından alakası yok ama izlediğim kısımda berbat falan da değildi. Şöyle bir düşününce gayet hoştu aslında, bir türlü karar veremiyorum o yüzden bu konuyu pas geçeceğim. Ama bir şeyi de eklemem lazım, çocuğu görünce aklıma ilk gelen şey Leonardo DiCaprio'nun Titanic'deki haline ne kadar benziyor olduğuydu. Bilmiyorum belki de sadece saçlar yüzündendir.

Evet fragmana şöyle bir bakıldığında, aşırı sessiz ve kasvetli (tam olarak kullanabileceğim kelime bu) diye düşünüyorum. Macera kitaplarına-filmlerine has olan o hava bu filme verilememiş. Aynı şeyi Kemikler Şehri filminde de yaşadığımızı düşünüyorum -ki daha önce belirtmiştim bunları zaten-. Zaten filmde neden Almanca konuşulduğu saçmalığını çözebilmiş değilim. Kitaba göre bunlar Londra'da yaşıyor. Almanca'da ise Gwendolyn 2. veya 3. dil olarak alıyor ve pek de iyi değil diye anlatılıyordu. Bu arada filmdeki soğuk havayı da çözdüm: Alman oyuncular. Tabii yazarın Alman olması bu uupuzuun paragraftaki her şeyi açıklıyor sanırım.

Neyse yani sanki daha söylemem gereken bir milyon şey varmış gibi hissediyorum ama şu ana kadar yazdıklarımın okunması bile zor olacak bu yüzden burada bırakıyorum. Okuyanlar ve okumayanlar yorumlarınızı bekliyoruum :)

Puanım: 5   GoodReads Puanı: 4,34   Imdb Puanı (Film): 5,7 / 10
Yazar: Kerstin Gier   Sayfa Sayısı: 464   Yayınevi: Pegasus

 
 

19 Kasım 2013 Salı

Safir Mavi (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #2) - Tanıtım & İnceleme


Acemi bir âşığı geçmişe yollamak iyi bir fikir olmayabilir!

En azından on altı yaşındaki çömez zaman yolcusu Gwendolyn böyle düşünüyordur.

Bu macerada Gideon ve Gwen dünyayı kurtarmak ya da menuet dansını öğrenmek gibi pek çok sorunun üstesinden gelmek durumunda kalacaktır. (Üstelik ikisi de hiç kolay değildir!)

Bütün bunlar yetmezmiş gibi Gideon büsbütün tuhaf davranmaya başlayınca, Gwendolyn artık hormonlarını kontrol altına alma zamanının geldiğini anlayacaktır!

Çünkü işin içinde aşk varken zaman yolculuğu yapmak pek mümkün görünmemektedir

 -o-

 Şu an Zümrüt Yeşil'i bitirmek üzere olduğum için bu kitabı hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü zaten toplasan en fazla 1 haftayı anlatıyor kitap. Bu yüzden bu seriyle ilgili gerçek ve uzun olacağını düşündüğüm yorumumu Zümrüt Yeşil'e bırakıyorum ve biraz bu kitaptan bahsediyorum. İlk kitap kadar akıcıydı ve onun kadar hoştu. Ama bu kitapta çoğu okuru tatmin etmeyen bir şey var: Gwendolyn-Gideon sahneleri. Spoiler vermeden yorum yapacağım bu yüzden ne olduğunu söylemeden şöyle diyebilirim: Kitabın sonunda bu konu özellikle sinirimizi bozdu "Yok daha neler ya Ünlem!1!!!bir!11!!" veya "Ayy canım Gwenny'm ya bu da yapılmaz ki bak nasıl acıdım" gibi tepkiler aldık. Zümrüt Yeşil'de açığa çıkacağını tahmin ettiğim için konunun üzerinde ben fazla durmadım ama gıcık oldum denebilir.

  Kitabın son sahnesini Lucy-Paul bekliyordum ama tahmin edin kim? Paul-Gideon. Aslında oldukça hoş bir son bölüm olmuştu ve biraz da meraklandık tabii ki. Safir Mavi'yi bitiren Zümrüt Yeşil'siz yapamaz gibi geliyor bana. Belki de arka arkaya okuduğum için böyle hissetmişimdir, bilemiyorum. Şu Paul-Lucy çok hoşuma gidiyor, Gideon'dan bahsetmiyorum bile. Bu yüzden kitabın son bölümü iyiydi işte :D 

  Ve şu suareye gelecek olursak. Gwen biraz salaklık yaptı, doğrudur. Ama çok tatlı ve komikti o kısımda bana kalırsa, böyle hafif uçuk kafayla Memory'yi söylemeler falan, çok güldürdü beni. Aslına bakarsanız seri bildiğimiz klasik young-adult'lardan birazcık olsun farklı değil. Farklı olan şey konusu, zaman yolculuğu. Çünkü her ne kadar o upuzun seri ismi "Aşk" ile ilgili olsa da seri daha çok macera. 

  Bu arada filmine, kadrosuna, ya da fragmanına bakan var mı bilmiyorum. Ama tavsiye etmem, Gwen berbat en başta, Gideon pek hayallerime uymasa da fragmanda hoş sayılabilirdi. Ama film aşırı kasvetli olmuş, Ölümcül Oyuncaklar'da da aynı şeyi yaşadık. Hareketli olmaktan çok üzgün ve karamsar bir hava yayıyor, zaten Almanca olunca tüm sempati kayboldu. Belli Alman yapımı olduğu (Kitap ve film de aslında) böyle bi soğukluk var yani, apaçık ortada, her ne kadar Londra'da geçse de -ki ben niye İngiltere'de Almanca konuştuklarını anlayamadım-. 

  Bu kitaba kısacık bir yorum yapıp asıl yorumu son kitaba bırakıyım demiştim ama gördüğünüz gibi tutamadım kendimi yine. Neyse yeterince sıkıcı oldu biraz daha uzatırsam birileri esnemeye başlayacak, Zümrüt Yeşil'de görüşürüüüzz !! :)

Puanım: 4,5   GoodReads Puanı: 4,27
Sayfa Sayısı: 368   Yazar: Kerstin Gier   Yayınevi: Pegasus

18 Kasım 2013 Pazartesi

Yakut Kırmızı (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #1) - Tanıtım & İnceleme

İçinde aşkın tüm renklerini bulacağınız, macera dolu, unutulmaz bir seri...

Geçmişin gölgesinde kalmış bir aşk
Fantastik bir dünyada hayat bulan, muhteşem bir zaman yolculuğu
Gizem, heyecan, romantizmin olağanüstü karışımı

Bazen sırlarla dolu bir ailede yaşamak gerçekten de zordur.
En azından on altı yaşındaki Gwendolyn bundan kesinlikle emindir.
Ta ki günün birinde kendini 18. yüzyıl Londrasında bulana dek.
İşte o zaman ailesinin en büyük sırrını öğrenir: Zaman yolculuğu!
Ancak bu yolculuklarda genç kızın hislerine yer yoktur.
Çünkü aşk, durumu daha da karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramaz!

-o-

   Açıkçası 1. kitap gerçekten çok güzeldi ama benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Özellikle ilk 50 sayfa. Sonları güzeldi, daha çabuk ilerledi ama bu kadar övgüden sonra daha iyi bir ilk kitap beklerdim şahsen. Ama seriye lafım yok, gerçekten güzel ilerliyor, akıcı ve farklı bir konusu var. Yazar muhteşem bir kurgu ile beynimizdeki 3 parçayı birbirine karıştırıyor: Geçmiş, Şimdiki Zaman, Gelecek. Kafamızın fazla karışmasına izin vermediği gibi birçok konuyu birbirine karıştırmadan sırayla ilerliyor kitap.

   Fakat ilk kitapta serinin adıyla ters düşen bir şey vardı: Aşk. Aşka o kadar az yer verilmişti ki (Sonları saymıyorum). Ben "Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" diyince kitabın başında tanışır aşık olurlar dedim ama yok. Ortalara doğru tanışıyorlar, sonunda ise bizim aşık olduklarını düşündüğümüz durumlar yaşıyorlar. Ama dikkat, itiraf veya "Seni seviyorum" gibi şeyler yok. Bu olay hoşuma gitti, böyle sevgili tavırları serinin başından başlayınca sıkıyor açıkçası.

   Ve bir de yazar seride ana karakterler hakkında fazla tasvire yer vermemiş. 1 veya 2 kez söyleyip geçiyor, özellikle bazı karakterlerin tipini hatırlamak için hafızamı zorlamam gerekti. Ama hakkını yemeyelim seri çok iyi ilerliyor. Ayrıca Gwendolyn'in parolalarla imtihanı gülünmeye değerdi :D Ve şimdi kitabın ilk bölümünden anladığım bir olayı spoiler'la anlatacağım, çünkü bu konuda diğer okuyanların da görüşlerini duymak istiyorum:

#Spoiler

Kitabın ilk bölümü Lucy ve Paul olduğunu tahmin ettiğim iki kişi arasında geçmişti ve burada "onu bırakmak zorunda kaldık" "en azından 16 yaşına kadar rahat olacak" gibi şeyler de geçiyordu. Ben de Gwendolyn kısmına başlar başlamaz "Bu kızın anne babasıymış" diye düşündüm. Ama bunu ilk başladığımda seriyi bitirmiş birkaç kişiye sorduğumda "Hayal gücüne göre değişir." "Evet, bence de." veya "Aa, öyle mi, çok mantıklıı" gibi yorumlar aldım. Yani demek ki serinin sonunda bununla ilgili somut bir şey yok, diye düşündüm (emin olmamakla birlikte). Ama kitabın son bölümü yine Lucy ve Paul arasında geçiyordu ve bu sefer de "Şurasını senden almış, bu huyunu benden almış" ve benzeri konuşmaları görünce bu sefer kesinleşti kafamda düşüncem. Tabii daha seriyi bitirmediğim için konuyla ilgili net bir yorumda bulunamıyorum ve sizin de düşüncelerinizi bir alayım dedim :)

Spoiler Sonu

Yani, işte bu kitaptaki düşüncelerim de bundan ibaret, ama seri kurgusuyla olsun, karakterleriyle olsun gerçekten hoşuma gitti. Kapağı biraz çocukça olduğu için kitabın da çocukça olduğu şüpheleri var. Biraz basit olabilir ama kesinlikle çocukça demezdim ben bu kitaba, bu konuda garanti verebilirim. Birkaç alıntı da paylaşarak bu yorumuma son vermeliyim sanırım artık :)

Puanım: 4,5   GoodReads Puanı: 4,14
Yazar: Kerstin Gier   Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 352

Alıntılar:

"Gerçekten düşünceleri okuyabiliyor mu?" diye fısıldadım.
"Uşak mı?" diye fısıldadı Gideon. "Umarım okumuyordur. Biraz önce onun bir sansara benzediğini düşündüm."
Yoksa bu sözlerinde hafif bir esprinin gölgesi mi vardı? 'Bay çekilin yoldan önemli bir zaman yolculuğundayım' gerçekten şaka mı yapmıştı? Çabucak sırıttım. (Ne de olsa böyle bir şeyin olumlu biçimde desteklenmesi gerekirdi.)

-o-

"Parola?"
Quark edit bisküvi ya da öyle bir şey.
"Qua redit nescitis," dedi Gideon.
Eh, en azından yaklaşmıştım. 
... 
Şu parola neydi? Qua neskuik moskito muydu? 
Bunu mutlaka kafamın bir yerine yazmalıydım.

11 Ağustos 2013 Pazar

Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter #1) - Kitap Yorumu

   Ä°lgili resim

Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla yaşamı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okuluna kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.

   Felsefe Taşı, kesinlikle okunması gereken bir serinin ilk kitabı: Harry Potter. Her ne kadar seriyi deli gibi sevsem de bu kitap hakkında küçük bir eleştiri yapmadan geçemeyeceğim (Görevim bu n'aparsın). İlk kitap DİĞERLERİNE kıyasla biraz daha amatörce göründü gözüme. (Anahtar Kelime: diğerlerine kıyasla) Çünkü seriye amatörce denmesi neredeyse imkansız. Kusursuz bir kurgu ve hiçbir soru işaretini cevapsız bırakmayacak bir senaryo. Daha ne bekliyoruz ki zaten? Ama dediğim gibi sadece ilk kitap adına konuşursak, başlarını biraz sıkıcı buldum, atlayarak okudum. Tabii ki bunu yadırgadığımdan değil, gözlem olarak söylüyorum. Çünkü zaten çoğu İlk kitapların başları bilgi verme odaklıdır (karakterler olsun, geçen yerler olsun..) Bu yüzden bu tür ilk kitapların filmini kitaba tercih ederim. Ama hakkını yemeyelim Harry Potter serisinin filmleri neredeyse kitaplar kadar güzel. Özellikle efektler ve kadro o kadar profesyonelce ki hayal ettiğimize cidden benziyor ve hiçbir ayrıntı atlanmamış.

İlgili resim

   Onun dışında kitabın Özellikle son 100 sayfası inanılmaz bir şekilde akıcı gidiyor. Ayrıca kitapta hoşuma giden 2 önemli -ama küçük- şeyi söylemeliyim:

    1. İsimler: Draco Malfoy, Albus Dumbledore gibi kişi isimleri veya Salazar Slytherin gibi bina isimleri ve tabii ki Quidditch oyununun ismi de acaip hoşuma gidiyor. Bunlar sadece örnekler tabii ki daha çok var.
    2. Büyüler: Wingardium Leviosa -kuş tüyünü uçurmaya çalıştıkları büyü- mesela. Çok havalı değil mi bu büyüler, yoksa bir tek ben mi böyle düşünüyorum? J. K. Rowling'i bu konuda tebrik etmekten kendimi alamıyorum, hatta blogumda bu serideki büyüler hakkında bir paylaşım yapmayı da düşünüyorum. :)

Serinin Diğer Kitapları:

2. Harry Potter ve Sırlar Odası
3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4. Harry Potter ve Ateş Kadehi
5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Harry Potter ve Melez Prens
7. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları



Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,36
Sayfa Sayısı: 360   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling



4 Mayıs 2013 Cumartesi

Opal (Lux.3) Tanıtım & İnceleme

  
  Daemon'ın duygularından bir türlü emin olamıyordum ama son günlerde hiç tahmin etmediğim kadar ciddi olduğunu kanıtladı. Birlikte akıl almaz tehlikelerden geçmiş ve bölük pörçük ilişkimizi bir araya getirmeye kendimizi öyle kaptırmıştık ki... şey... ah tamam, söylüyorum işte: O yanımdayken tüm bedenimin titremesini dindiremiyorum, birlikteyken adeta ateş alıyoruz.

  Ama bizim dışımızda bir sürü sorun var. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ailesini koruyamıyor, ona yardım etmeliyim.

  Yaşadıklarımdan sonra artık eski Katy değilim. Bambaşka biriyim, geleceğim öyle belirsiz ki... Bizi sorunların çözümüne yaklaştıran her adım, aslında içinden çıkamayacağımız korkunç bir organizasyonun parçalarına götürüyor.

  Ölümler hâlâ acı veriyor, yardımlar en beklenmeyenden geliyor ve dostlar en ölümcül düşmanlara dönüşüyorlar ama biz geri adım atmayacağız. Sonunda dünyamız sonsuza kadar paramparça olsa bile.

  Birlikte güçlüyüz... ve onlar bunu biliyorlar.


(SPOİLER İÇERİR)

Ne diyebilirim ki?! Jennifer hepimizi yine dehşete düşürdü. Ama nedense bu kitap beni diğerleri kadar sarmadı. Olaylar biraz tekdüze ve tahmin edilebilir gidiyordu. Heyecan seviyesi düşük tutulmuş, duygular ön plana çıkmıştı. (Bir şikayetim olduğundan değil tabii ki Daemon forever) Bunun dışında Daemon azalmış öküzlüğüyle beni şaşırttı, çünkü zayıf noktalarını açığa vurmaya başlıyor. Bana kalırsa Opal, Origin'e hazırlık kiabı gibi olmuş çünkü kitabın sonuna kadar önemli bir olay olmuyor. Son bölüm ise Origin başlangıcı gibi. Demek istediğim Opal Origin öncesi novella gibi oldu biraz, aksiyonu düşük buldum. Bunun dışında romantizm bir harikaydı. Daemon Katy'ye iyice bağlandı ve kitabın sonu tamamen... yürek burkucuydu. Daemon için çok üzüldüm ve Katy için de tabii ki ama Daemon'ın durumu Katy'den daha kötü bence. O son bölümü resmen ağır çekimde okudum ama Blake'i tüm kitap boyunca iyi gibi gösterdiler, kitabın sonunda şeytan gibi. En azından bir "özür dilerim, gerçekten, beni zorladılar" gibisinden bir şeyler deseydi. Çünkü Katy'nin Blake'e üzülme sebebi doğruydu, sadece karmaya kurban giden gençlerden biri, gibi yani. Kitabın sonu sağolsun yaşama zevkim falan kalmadı ama kitap serinin diğer kitapları kadar beklentimi karşılamıyordu açıkçası. Daha maceralı bir şeyler beklerdim okurken biraz sıkıldım "Hadi bi'şeyler olsun artık" diye diye kitabın sonunu getirdim (bir şeyler de oldu yani) ama sanırım Origin'de harekete yeterince doyacağız.



  Ön okuma:  https://www.facebook.com/notes/dex/lux-3-opal-%C3%B6n-okuma-jennifer-l-armentrout/547959315263971?ref=notif&notif_t=notify_me
 
 Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,5
Sayfa Sayısı: 420   Baskı Yılı: 2013   Yayınevi: DEX