Nora'nın Kitaplığı : Bekâret
Bekâret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bekâret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2015 Pazar

Tatlı Hesaplaşma (The Sweet Trilogy #3) - Kitap Yorumu


İNANCINA SARIL

Vakit gelmiştir. Savaş artık kapıdadır. Kalbi duru bir Nefilin yeryüzünü iblislerden temizleyeceğine dair kehanetten haberdar olan Dükler, Anna’nın peşine düşmüştür. Anna, hem kendi soyunun hem de tüm insanlığın kaderini belirleyecek olan hesaplaşma gününe kadar saflığını muhafaza etmek zorundadır. İblisleri cehenneme geri gönderecek olan Erdem Kılıcını kullanabilmesi buna bağlıdır. Ama peşindeki iblisler ve yanı başındaki Kaidan Rowe ile işi hiç de kolay değildir. Anna ne pahasına olursa olsun, saflığını ve inancını koruyarak hayatta kalmalı ve iblislerle kozlarını paylaşacakları bu görkemli savaşa öncülük etmelidir.



Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba! Öyle görünüyor ki bu yıl bütün postlarıma uzunca bir aradan sonra merhaba diyerek başlayacağım.. Daha birçoğunuzun okul yılı başlamadı bildiğim kadarıyla, ben ise daha şimdiden yorgunluktan ölüyorum ve bu sırada kitap okumak için zaman ayırma konusunda bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim ama gerçekten dedikleri kadar varmış, bu yıl çok zorlu geçecek gibi görünüyor benim için. Yine de Tatlı Hesaplaşma'ya dayanamadım ve ne zaman okuyabileceğimi bilemesem de başladım. Gerçekten.. çok özlemişim. Hem kitap okumayı, hem de Sweet serisini okumayı... Bu kadar durum raporu yeter sanırım. Isınma turum bittiğine göre yoruma geçebiliriz artık ^.^

Hatırlarsanız, ilk kitabı gerçek bir hayal kırıklığı olarak bulmuştum. Çünkü Kaidan neredeyse hiç yoktu. Gerçi bu kusurun dışında tempo biraz düşük olsa da beğenmiştim fakat Kaidan benim için önemli bir etken -sonuçta baş karakter sayılır-. 2. kitaptan sonra "Umarım son kitap bu eksiği telafi eder." demiştim ve tahmin edin ne oldu? Telafi etti, hem de fazlasıyla!

Aksiyon? Dorukta! Kaidan? Bol bol var. Eğlence? Üzgünüm, bu kitapta eğlenmek yok, savaş var. Serinin diğer kitaplarını okuduktan sonra akıcılığı hakkında zaten bir şüpheniz kalmamıştır sanırım. Fakat ben yine de bağımlılık yapıcı etkisi hakkında uyarmalıyım sizi.

Yalnız nedense bu kitapta çeviride beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Çok belirgin bir durum yoktu ama akıcılığı bozup dikkatimi dağıtan cümlelerle karşılaştım. Alışılmışın dışında hissettirdi yani. Yine de kitap yeterince sürükleyici olduğu için fazla da takılmadım çeviriye.

Tatlı Hesaplaşma go kitap ile ilgili görsel sonucu
Spoiler

Ve gelsin bomba haberler!

1 numara ve çok çok önemli bir olay:
Evlilik!

O-M-G millet, şehvet dükünün oğlu evlendi! Daha ne olsun? Bu kadar mantıklı bir fikrin nasıl daha önce aklıma gelmemiş olmasının şokundayım hâlâ. Bir de -şu an konumuzla ne alakası var bilmiyorum ama- serinin başından beri 2 yıl geçmiş olmasının. Sanki yazar ikinci kitapta "bunlar çok küçük biraz büyüyüp olgunlaşsın" dercesine zamanı ileri aldı bir anda. Keşke yazar en baştn 18 yaşında falan yapsaymış Anna'yı. Şimdi bu kitapta sanki çok büyüyü olgunlaşmış gibi konuşup durması beni uyuz ediyor çünkü. Farkında mısınız bilmiyorum ama Anna'ya çok sinir oluyorum fakat buna rağmen seriyi severek okumam büyük bir ironi :D Ne diyordum, evlilik. Açıkçası şu an buna yorum yapacak bir gücüm kalmadı. Çünkü olay kitabın ilk yarısında gerçekleşmesine rağmen hâlâ şokundan çıkamadım ben. Kaidan. Anna'nın kocası. W-e-i-r-d!

2 numara ve sanırım en üzücü olay:
Marna'nın Hamileliği

Bu olay ortaya çıktığında ben salya sümük ağladım galiba. Özellikle Jay'den böylesine bir fedakarlık beklemezdim. Hayır, Jay kötü bir karakter falan değil fakat.. Daha 18 yaşında. Çocuk sayılır.. Çocuğu aldırmasını istemesini beklerdim. Çocuk istemeyeceğinden değil ama sonuçta çocuğun doğumu aşık olduğu kızın ölümüyle sonuçlanacak. Peki ya Ginger'ın tepkisine ne demeli? Sürekli olarak Marna ve Jay'e yüklenmesi yüzünden saçını başını yolmak istesem de duyguları aynı zamanda çok yürek parçalayıcıydı.

3 numara, bundan bahsetmezsem olmaz:
Blake ve Ginger
Kopano ve Zania

Çiftlerin bir araya gelmesinden gayet hoşnut olsam da fazlasıyla bir young-adult klasiği oldu sanki. Herkes çiftini buldu falan. Kope-Z birlikteliğine ısınamadım zaten. Blake karakterine bayıldığım için o ve Ginger'ı yürekten destekliyorum ama =D

4 numara ve beni bu kitaba aşık eden kısım:
SON ZİRVE!!

Aman Allah'ım! Bu da neydi böyle! Sanırım bu son zirve sayesinde en kaliteli seri sonları ödülünü aldı benden bu kitap. O kadar değişik duygular içerisinde bitirdim ki kitabı, tanımlayamıyorum şu an. Patti'nin ölümüyle ilgili mahvolurken bir yandan da cennete gitmesinin rahatlığını yaşıyor, Marna'nın ölümüyle kendimi kaybetmişken doğan çocuğun sevimliliğiyle mutluluktan ağlıyordum mesela. Böyle değişik şeyler. Bir dakika, en son zirve diyordum. Zirve... Korkunçtu. Resmen karakterlerle birlikte ben de yaşadım o anları. Beklediğimden daha kolay ve çok daha farklıydı. Bana kalırsa bu zirveyi ve yaşanan olayları daha iyi yazmak mümkün değildi. Bambaşka senaryolar olabilirdi ama sanki yazar yıllarca üzerinde düşünmüş ve sonunda en muhteşem senaryoyu bulmuş.

Ah bu arada Marek... Tuttum seni dostum. Keşke seni daha yakından tanıyabilseydik :D Ayrıca Belial'in Büyük Rotty'nin vücuduna girmesi de komik bir ayrıntıydı, söz etmeden geçemeyeceğim :D Madem ayrıntılara girdim bir de Caterina-Ginger olayına değineyim. Çok güldüm ve aynı zamanda Ginger'a biraz daha ısındım. Caterina çok ilgi çekici bir karakter. Sürekli olarak lafa karışıp "doğru söylüyor, ciddi" gibi yorumlar yapması da çok tatlıydı.


5 numara ve benim duygu karmaşasından kendimi kaybettiğim kısım:
6 yıl sonra...

6 yıl mı?! Koskoca 6 yıl mı? Önce bu düşünceyle sadece başlığı okuyup mızmızlanmaya başladım. Sonra aceleyle cümlelerde Marna ismini aradım. Düşünmüştüm ki belki nişanları beyaza döndüyse nefil özellikleri de değişir ve Marna ölmez. Umutlanmıştım. Ama ne oldu? Öldü. Marna, arkasında dünyalar tatlısı bir kız bırakarak öldü... Ve ben tabii ki aynı hamileliğini öğrendiğim anda olduğu gibi ağlama krizine girdim. Ama yılmadım, okumaya devam ettim :D Ve sonra... evlat edinme kısmına geldik. Erkek çocuklar iyi hoş vs falan ama sonra o kızla yaşanan olayı okuyunca bendeki ipler koptu. Bu sefer öyle klasik ağlama değil resmen şoktan ağzım beş karış açık kendi kendime "rü-rü-rüya mı de-dedi" falan diye sayıklamaya başladım. Bir yandan da hıçkırıklara boğuldum.
Spoiler Sonu


İşte böyle aşırı duygusal bir veda yaşadık bu seriyle. Aslına bakarsanız çoğu seride olduğu gibi fakat uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir son olmamıştı. Hâlâ aklımdan çıkmıyor ve düşündükçe bir garip oluyorum. Blake, Ginger, Marna, Jay, Kope, Z, bu karakterlerden ayrılmak o kadar üzücü ki. Çok garip, neredeyse kendi arkadaşlarımdan ayrılmış gibiyim. Sanırım bu kitapta arkadaşlık bağları gerçekten çok ince işlenmiş..

Sanırım böylece bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Yine hüzünlü bir ayrılık... Daha çıkmadan önce aşık olduğum bir seriydi bu. Nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama oluyor bazen işte :) Bir sonraki yorumumda görüşebiliriz umarım, hâlâ hayatta olursam yani :D Hoşça kalın!


Yazar: Wendy Higgins     Çeviri: Bige Turhan    Yayınevi: GO Kitap    Sayfa Sayısı: 440
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,39


31 Ocak 2015 Cumartesi

Buz Öpücük (Vampir Akademisi #2) - Tanıtım & İnceleme


Tanıtım Spoiler İçerir

Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir! 

Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor. 
Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır. 

St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu. 
Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. 

Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Arkadaşı Mason ise Rose'a feci tutulmuş vaziyette ve Rose da erkek arkadaşı Christian'la bol bol yiyişen Lissa'nın beynine hapsolup duruyor! 

Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi.

Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor. 
Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet... 

Çok fena, çok.

Spoiler sonu

Serinin Diğer Kitapları & Yorumlarım:
1. Vampir Akademisi
2. Buz Öpücük (şu an buradasınız)
3. Gölge Öpücük 
4. Kan Sözü
5. Ruh Bağı 


Bu nasıl bir tanıtım anlayamadım ben. Kitabın özetini yazsaymışsınız bari. Nitekim öyle de olmuş. Bir sonunu yazmamışlar. İyi ki kitabı okumadan önce tanıtımını okumamışım, nefret ederim kitabın içeriğindeki olayları önceden öğrenmekten.

Neyse geçelim bu ıvır zıvırları, kitapla ilgili konuşacak çok meselem var. Aslında hepsini unuttum ama yavaş yavaş geleceğini ümit ediyorum. İlk olarak karakterler ile giriş yapacağım. Kitabın filmini izledikten sonra okurken hep o -berbat ötesi- filmdeki karakterler geldi aklıma. Karakterler berbat ötesi değil ama film öyle yani. Yine de Dimitri'yi sevmedim filmde. Rose ise bana kalırsa cuk oturmuştu. Lissa... Hayal ettiğim gibi değildi ama Christian'ın tipi hoşuma gitmişti. Gerisini hatırlamıyorum.

Rose'un karakterini seviyorum. Tabii ki o da ruhsal olarak çoğu kız karakter gibi kırılgan ama bunu dışa yansıtmamakta gayet başarılı. En azından şu son olaylara kadar. Bu karanlık meselesi gerçekten merak uyandırıcı. Bakalım ne çıkacak altından. Lissa ise... Ben Lissa'ya ne kadar uğraşsam da ısınamadım. Her daim Rose'un arkasına saklanan küçük kedi yavrusu gibi geliyor bana. Yani kendisini sevmiyor da değilim. Kararsızım, sanırım bu mesele diğer kitapları okuyunca karara bağlanacak.

vampir okulu ile ilgili görsel sonucu

Mason.. İlk kitapta kendisi hakkında ne hissettiğimi hatırlamıyorum. Ama film sağolsun kendisini hiç de yakışıklı gibi haya edemedim bu kitapta. Ama karakteri gerçekten insanı kendisine bağlıyor. Çok sempatik ve her daim neşeli, espri anlayışı en üst düzeyde.. Rose'u deliler gibi sevmesi üzücü. Asıl üzücü kısım ise spoiler içeren bölümde gelecek. O kısmı okuyorsanız neden bahsedeceğimi az çok tahmin edebilmişsiniz demektir zaten.

Bu arada Christian'dan bahsetmedim. Çünkü bahsedilecek bir şey bulamıyorum. Kendisi kitaptaki favori erkeğim zaten. Her hareketi, konuşması, davranışı hoşuma gidiyor. Ama Lissa'yla yaşadıkları vıcık vıcık aşk midemi bulandırmıyor değil. Aşk böceklerine hayır!

Ve Dimitri.. Erteliyorum ama yine dönüp dolaşıp geliyoruz. Filmde sizce de yaşı abartılmamış mı? Demek istediğim neredeyse babam yaşında duruyordu! Hayalimdeki kesinlikle öyle değildi, -ve şişman değildi.- -tamam filmde de şişman değildi ama- -öyle gibiydi işte bilmiyorum- ama şu an hayalimde nasıl olduğunu da unuttum. Lanet olası filmler! Her neyse, yaşı yüzünden ben de Dimitri'ye biraz mesafeliyim. Ayrıca tüm kitapta Rose'a o hareketin çocukça bu hareketin çocukça deyip durdu, sanki babası konuşuyor sandım. Tamam deneyimli dedik de, biraz da kuralları takmayan biri olsaydı.


Spoiler
Aslında özünde kurallara bağlı kalmakta ne kadar zorlandığını da görmüş olduk. Bence bu zayıflığın üzerine gitmeli Rose, ben bu aşırı kontrollülük olayından sıkıldım (Şeytani gülüş)

Ve sırada sevgili yeni tanıştığımız karakter Adrian Ivashkov var. Selam yakışıklı! Öyle ama.. nedense ben bu adamı da yaşlı hayal ettim kitabı okurken. Nefret ediyorum böyle olmasından ama bir nedenle kafama kalıp gibi oturdu. Belki de Rose'un adama sürekli büyük erkeklerle takılmıyorum falan demesindendir ama.. bilemedim. Belki de cümlelerindendir. Konuşması bir garip geliyor. Anlıyorum ki asıl sorun Adrian'da değil bende. Bu soruna bir çözüm bulmak lazım ve bunun tek çözümü sanırım bir fotoğraf görüp onu kafama Adrian olarak yerleştirmek. Eh, ne olursa olsun, benim hayalimdekinden iyi olacağı kesin!

Şimdi 180 derece dönerek konuyu tekrar Mason'a getiriyorum. Ve onun lanet olası ölümüne!!!! Ben sanmıştım ki... Eddie, olmadı Mia ölür sanmıştım. Ama Mason?! Yapılır mı bu bize? Tamam, belki Mason'la aramda özel bir bağ falan yoktu ama Rose'la daha aralarını tam düzeltemeden, konuşamadan ölmesi? Hem de aptalca bir fedakarlık yapmaya çalışarak ölmesi? O kadar içime oturdu ki! En çok da Rose'un uzunca bir süre cesedin başında oturmasından kafayı yiyip şok geçirmesinden etkilendim. Sanırım bizim güçlü (!) Rose'un yıkılışı beni Mason'ın ölümü hakkında en çok etkileyen etken oldu.

poster ile ilgili görsel sonucu

Ve bahsedeceğim iki önemli karakter kaldı. 1 numara: Tasha! Tasha'dan hiç hoşlanmayan birkaç kişiye denk geldim. Ben öyle değilim. (Bu karakteri de yine biraz yaşlı hayal ettim, hala falan olunca, sonra da güzelleştiremedim hayalimde. Ne olacak benim bu halim...) Güzel, başarılı, cesur bir karakter. Dimitri'yle araları iyi ve ondan hoşlanıyor. Eh, normal, zaten Rose'un Dimitri'den hoşlandığını bile bilmiyor, değil mi? Dimitri de kendisine yeşil ışığı yakınca, ikisi doğal olarak yakınlaştılar tabii. Dimitri'ye Gardiyanı olmasını teklif ettiğine şaşırmadım. Önünde hiçbir engel yoktu.

2 numara: Janine -Rose'un annesi-! İlk olarak, sizce de isim çok garip değil mi? Jeanine'i duydum ama Janine bir garip geldi. Her neyse. Ayrıca 1.55 mi?! Cidden mi? Benimle dalga geçiyor olmalısınız. Ve... Rose'un babası bir Türk mü? Ne bu? Şaka mı? Kesinlikle şaka olmalı... Okurken gözlerime inanamadım! Nazar boncuğu hediye etti ya! Ben de diyorum ne bu göz gibi şey, ilk başta aklıma geldi, nazar boncuğu gibi bir şey heralde dedim ama gerçekten nazar boncuğu olacağı aklıma gelmemişti :D

Janine'in karakteri hakkında.. karar veremediğim bir şey var. İşini kızından önce tutmasını anlıyorum ama Rose'a ne derecede değer verdiğini çözemedim. Yine de iyi kadın. Sanırım..

Kitabın sonunda sanki Rose bir anda büyümüş gibiydi. Demek ki olgunluk yaşla değil deneyimle doğru orantılıymış. O yaptırdığı iki çarpı dövmesi nedense benim için bile büyük anlam taşıyormuş gibi hissettim. Sanırım ben bu kitabı bayağı yaşayarak okudum. Özellikle sonlara doğru :D
Spoiler Sonu

İlgili resim
(Resmi yeni sekmede açarak daha ayrıntılı görebilirsiniz.)

İşte kitaba başlama serüvenim: Bir gün evde çok sıkılmıştım ve şöyle eğlenceli, çok da derin olmayan bir kitap okuyayım dedim.  Aklıma bloguma bıraktığınız yorumlardan birinde Vampir Akademisi'ne devam et dediğiniz geldi. Ben de Rose'un renkli kişiliği, esprileri ve umursamazlığı şu an tam ihtiyacım olan şey dedim. Aslında bundan önce okuyacağım kitaplar vardı ama nedense onları okuyasım gelmedi. Elimde ne gariptir ki serinin 1-3-4-5. kitapları var ama 2 yok. Çünkü ben aldığım zaman baskısı tükenmişti. Her neyse, ben de e-book formatında okudum, aynı 1. kitap gibi, bunu da sonradan alacağım yani. Kitap aynı gün içerisinde okunup bitti, ama ebook biraz gözlerimi yorduğu için kalkıp da pc başına geçemedim. Ertesi günde dışardaydım falan derken yorum birkaç gün gecikti.

Diyeceğim o ki bence serinin 2. kitabı olarak gayet akıcı, eğlenceli, hafif romantik, biraz da dramatik bir kitaptı. Tadı damağımda kaldı. Serinin kitapları da elimde olduğuna göre en kısa zamanda devam edeceğim :) Aslında tam puan vermek istiyordum ama şöyle bir dönüp bakınca kitabın, özellikle ilk yarısının biraz içi boş olduğunu fark ettim. O yüzden 1 puan kırdım. Bunun dışında bir harikaydı!



Yazar: Richelle Mead   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 345
Liste Fiyatı: 18 TL    GoodReads Puanı: 4,31



13 Ekim 2014 Pazartesi

Sınırları Zorlamak (Pushing The Limits #1) - Tanıtım & İnceleme


Birbirleri için çok yanlış ve bir o kadar da doğrular.

Echo Emerson'ın, sporcu sevgilisi olan popüler bir kızdan, hakkında dedikodular dönen, kollarında 'tuhaf' yaralar olan dışlanmış bir kıza dönüştüğü akşam neler olduğuna dair kimsenin bir fikri yoktur. Echo bile o korkunç akşama dair tüm olanları hatırlayamıyordur. Tek bildiği, her şeyin tekrardan normale dönmesini istediği.

Oldukça yakışıklı ve siyah deri ceketli çapkın ama yalnız Noah Hutchins, şaşırtıcı anlayışıyla hayatına girdiğinde Echo'nun dünyası asla hayal edemeyeceği bir biçimde değişir. Oysa ortak hiçbir noktaları olmaması gerekirdi. İkisinin de tuttuğu sırları düşünürsek, beraber olmaları oldukça imkânsızdı.

Fakat aralarındaki çekim bir türlü geçmek bilmez. Echo, sınırları daha ne kadar zorlayabileceklerini ve ona sevmeyi yeniden öğretebilecek tek bir adam için neleri göze alabileceğini kendisine sormak durumunda kalır.


Spoiler içermez.

Bu kitap... Ah, cidden, bu kitap beklentilerimin çook çok üstündeydi. Şu yayınevinin tasarladığı berbat ötesi kapağa bakınca, basit bir new adult beklemiştim (her ne kadar tanıtımda liseli yazsa da kapaktaki 30 yaşında gösteren insanları liseli olarak düşünemiyorum.) ama gerçekten, bu kadar kalbime dokunacak bir kitap beklemiyordum.

Bilemiyorum.. Belki de beklentilerimi çok düşük tuttuğum için bu kadar beğenmişimdir, eğer öyleyse çok üzülürüm çünkü çevremdeki herkesin beklentilerini yükselttim ve yine eğer öyleyse beklentisi yüksek olanlar fazla beğenmez. Kafam çok karışık, ne yapsam, size kitabı kötüleyip sonra okumanız için zorlasam mı :D

Bu yorumum temel olarak 3 bölüme ayrılacak. Giriş, gelişme, sonuç... Değil tabii ki :D En iyisi başlık olarak atayım. İlk başlıklar ilginizi çekmiyorsa diğer en sondaki asıl yorumuma geçebilirsiniz.

1. Kapaktan yakınma ve yayınevine yakarış

İlk olarak eleştirimi yapıp kurtulmak istiyorum. Hayır, kitap hakkında değil. Evet, kapak hakkında. Kitaba başlarken zaten kapak yüzünden inanılmaz tereddütteydim ve yayınevinin neden orjinal kapağı böyle saçma bir kapakla değiştirdiğini merak ettim. Kitabın başlarında karakterlere aşina olmaya başlayınca ve kapaktakilerle uzaktan yakından alakası olmadığını anlayınca sinir olmaya başladım. -Bu arada "sinir olmak" kalıbını hiç sevmem ama bu durum için daha uygun bir kelime bulamadım-

Sonra baktım kitap bitmiş, bu arada kitabın son 100-150 sayfası gerçek anlamda beni içine çekti ve kitabın en duygulu, en güzel kısmıydı. Bu konuya az sonra değineceğim. Kitap bitince gerçek anlamda nefret ettim kapaktan. İğrendim yani. Böyle bir kitaba, bu kadar içi boş, anlamsız ve berbat ötesi bir kapak. Gerçekten kitabın bütün değerini yerle bir ediyor. Yayınevi umarım okurların sesini duyar ve kapağı değiştirir. Çünkü birilerine bu kitabı gösterip "Bayıldım bu kitaba, o kadar güzeldi ki.." dediğimde aldığım bakışın nedenini anlıyorum. "Yani.. gerçekten çok beğendiysen okurum ama o kadar güzel bir kitap gibi değil sanki..." diyor çoğu kişi. Çünkü herkes kapakların kitabı yansıttığını bilir. 

Kapak yüzünden birçok kişi kitabı kitapçılarda gördüğünde eline bile almadan geçiyor. (Çünkü kapak çok çirkin!) Yayınevi için de okur için de zarar yani. Orjinal kapak da muhteşem, olağanüstü falan değil ama en azından güzel ve en önemlisi kitapla alakalı. Bu kapak, vampir kitabına melek resmi koymak gibi bir şey benim için. Tamam, belki biraz abartı oldu.

(Aşağıdaki resim, mesela, kitabın orjinal kapaklarından biri)

10194514

2. Kitabı okurken aklıma gelen kitap (Muhteşem cümle kurma yeteneğim..)

Colleen Hoover'dan "Umutsuz" oluyor kendisi. Nedense okurken sürekli bu iki kitabı karşılaştırdım, özellikle bir yerden sonra. İkisinde de okurken aynı duygulara kapılmıştım. Karşılaştırma diyorum ama kiabı bitirdikten sonra bile "bu daha güzel veya diğeri daha iyiydi" gibi yorumlar yapamıyorum. Sınırları Zorlamak da Umutsuz seviyesinde bir kitap oldu benim için. İkisi de aynı kefede yani şu an.

3. Bunu unuttum. Sanırım kitabı övmek ile ilgili bir şeylerdi. 
Neyse, en iyisi asıl yorumum olsun bu.

Evet iki dakika önce "3 şey" diye düşünürken sanırım diğer ikisine kendimi kaptırıp üçüncüyü unuttum. Her neyse çok önemli değil çünkü önemli olsaydı unutmazdım. Sanırım. Yani.. Umarım.

Kitaplığımda hangi kitaba başlasam diye düşünürken sonunda elime gelen kitap nasıl bu oldu bilemiyorum. Kış Güneşi ve bu arasında kalmıştım ve kuzenimle ortak kararımız olarak bunu seçtik. (O da Duygu'ya başladı heheh :D) Kapağının berbatlığı yüzünden çok ikilemde kaldım ama kitaba başlarken sanki kapağı orjinal kapağıymış gibi onu aklıma getirerek okudum ve.. daha ilk sayfasından beni sardı. 

Kesinlikle beklediğim şey sorunları -gerçek sorunları- olan iki kişinin duygular, seçimler, ihanetler ve hatıralarla dolu karmaşık aşk hikayesi değildi. Sonunun mutlu biteceğini bildiğim tekdüze, hafif 18+, basit bir kitap bekliyordum. Eğer siz de kitabın böyle olacağını bekliyorsanız, emin olun değil. 

Kitabın başlarında (Umutsuz'da olduğu gibi) klasik bir lise aşkı, aşk üçgeni, popüler olma çabaları, arkadaşların ihanetleri gibi şeyler içereceğini düşünmüştüm. Göz ardı edilecek bir kısımda içerdi de.

Ama sonra.. Ah, bir yerden sonra kendimi öyle kaptırdım ki okuduğum (doğru kalıp: yalayıp yuttuğum) yüzlerce sayfa sanki birkaç sayfaymış gibi geliyor aklıma şimdi. Ayrıntılar beynimde dönüyor ve neresi hangi kısımdaydı tam olarak ayırt edemiyorum. 

Yani diyeceğim o ki, uzun aralar vermeden okuyorsanız bir yerden sonra cidden kaptırıyorsunuz ve dış dünyada ne oldu ne bitti unutuyorsunuz veya umrunuzda olmuyor. Hayatınızın odak noktası: Noah, Echo ve hayatlarındaki sorunlar. 

Bu kitap ile birlikte uzun zamandır (Tamam, belki çok uzun zaman değil ama benim için uzun. Sayılır.) yapmadığım bir şeyi yaptım ve gözyaşı döktüm. Birkaç damla belki ama gerçekten bir an için karakterlerin sorunları benim sorunum oldu, duyguları benim duygularım ve yaptıkları fedakarlıklar, karşılaştıkları hayal kırıklıkları için birkaç damla gözyaşı döktüm, evet.

Ah, bu arada "Birtanecik Badboy'larım" grubuma (harem gibi oldu biraz ama..) yeni katılmış olan Noah Hutchins'i de alkışlayalım. Gruptaki ilk keş badboy olarak Nora'nın Kitaplığı tarihine kazındı. 


Vuuhuu, yaptığım en uzun yorumlardan bir tanesine daha merhaba deyiin! Gerçi bana tüm yorumlarım uzun geliyor ama.. Artık ortasından, kıyısından, köşesinden göz gezdirin siz :D Şu an içimi dökünce ne kadar rahatladığımı anlatamam, sanki üzerimden bir yük kalktı. Sıkılıp usanmadan okuyan herkese teşekkürler (sıkılıp usanarak okuyanlara da teşekkürler sonuçta okudunuz :D) ve hoşçakalıın! ^,^

Puanım: 5  -> Beklediğimden çok, çok daha muhteşemdi.
Sayfa Sayısı: 416     Yazar: Katie McGarry    Yayınevi: Aspendos


7 Eylül 2014 Pazar

Aşka Var Mısın? (Eversea #1) - Tanıtım & İnceleme


"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." 
Kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın."

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı... Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...


Büyük bir merak içerisinde başladığım bu kitap sonu yüzünden beni biraz şoke etti. Sanki bir kitabın ilk yarısını, olayların daha yeni başladığı kısımları okumuşum ve bitmiş gibi hissettim. Nitekim öyle de oldu gibi. Belki de değil. Bilemiyorum, mantıklı düşünemiyorum şu an.

Kitap beni ilk sayfasından, hatta kapağından, ah tamam kabul ediyorum direk kapağından içine çekti. Aslında kapakta bir şey yok ama aynı zamanda çok şey ifade ediyor. Karetta karetta falan.. Anladınız siz.

Bir kere bu kitabı sevmememe olanak yok. Çünkü içerisinde Jack Eversea gibi taştan bir yaratık var. Ayrıca kendini dünyadan yarı yarıya soyutlamış bir kız karakterimiz var. Yerine kendimi rahatlıkla koyabilirim yani :D

Kızın bir türlü çözemediğim bir karakteri vardı. Aslında Jack'in de öyle. Al sana tencere-kapak. Çok açıklayıcı oldum değil mi?


Kitabın akıcı olmasına sevinsem de daha ne oldu ne etti demeden bitmesi sinirlerimi bozdu. Ayrıca böyle kapağı kapatırsın da aklın hâlâ kitapta kalır ya, o etkiyi uyandıramadı bende. Bu ikisinden yarımşar puan kırarak toplamda bir puan kırmış oldum kitaptan. Hepsi bu.

Şöyle bir düşündüm de, bana ikinci kitap lazım ya. Yok yok, olmayacak bu böyle. Kitabı yarım bırakmış gibi hissediyorum. Ve gerçekten kitapları yarım bırakmaktan ölesiye nefret ederim. Yani şöyle bir fantastik serilerdeki gibi yarım kalma olayı değildi. Sanki bir tek kitap alınmıış, ortada bir yerlerden bölünmüş gibi. Anlayın işte.

Bence kesinlikle bu seri tek kitapta birleştirilmeliydi. Mâli amaçlar uğruna bölmüşler gibi geldi açıkçası. Neyse, olan olmuş, bize de ikinci kitabı alıp okumak düşer. Ve bekleme işkencesini çekmek. İyi ki Yabancı bekleten bir yayınevi değil de fazla perişan olmayacağız ^,^

Durum şu ki, bu kitabı şiddetle öneriyorum diyemeyeceğim. Ama bu seriyi öneriyorum! Yani ikinci kitabı bekleyin arkadaşlar, sonra benim gibi kafayı yemeyin yarıda bitti bu kitap diye, iki kitabı birlikte okuyun. Forever Jack! Gel artık!


Puanım: 4  -> Neden yarım bittin , nedeen! :'(
Sayfa Sayısı: 368     Yazar: Natasha Boyd    Yayınevi: Yabancı

17 Haziran 2014 Salı

KCBT 10. Blog Tur || Sonunda - Kitap Yorumu & Çekiliş


Yepyeni bir gün ile tekrar merhaba arkadaşlar. Bugün, Kitap Canavarları ile Sonunda turumuzun 5. gününde, kitap yorumu sırası bende. Hadi başlayalım!

İlk olarak kitabımız romantik-komedi türündeydi. Ben şahsen romantik-komedi filmlerinde uyuklayan veya somurtarak izleyen biriyimdir. O yüzden kitap olarak hiç denemediğim bir türdü. Ama bu kitabı okurken kesinlikle kendimi yerlere atarak güldüğüm yerler oldu. Sadece beceriksizlikleri değil, utanç verici rezillikleri bile kıkır kıkır gülmeme neden oldu. 

Şimdi öyle bir söyledim ki sanki komedisi romantikten ağır basıyormuş gibi. Ama düşününce kitabın tamamı romantik -okusanız bu demek istediğimi daha iyi anlarsınız bence- ama bu yönü de komediye ağır basmıyor. Yani yazar(lar)ımız bu iki türü gayet iyi dengelemişler. Yalnız denge biraz üst sınırda olmuş, onu da söylemeden geçemeyeceğim :D

Ayrıca kitap iki karakterin de ağzından anlatılıyordu, sırayla. Ve bu konuda en çok hoşuma giden ise iki karakterin de kendi hayatının irdelenerek anlatılmasıydı. Hayatları birbirinden bağımsızdı yani, gerçek hayattaki gibi. Demek istediğim, mesela "genelde" romantik kitaplarda, sanki kız karakterin kendi hayatı vardır, erkek karakterinki ise bunun etrafında dönmektedir gibi. Veya tam tersi. Kimin ağzından anlatılırsa anlatılsın, bir karakterin hayatını daha ayrıntılı ve baskın görüyoruz. Burada ise iki karakterinki de neredeyse eşit. Bu olay benim hoşuma gitti.


Kitap boyunca en çok sevdiğim & nefret ettiğim karakterler:

Favori kızım kesinlikle Tilly'ydi. "Tilly arafta, o yürüyen bir seks zombisi." Bu kısım her geçtiğinde suratıma kocaman bir gülümseme oluşuyor. Ön okumayı okuduysanız konu hakkında az çok bilginiz vardır. Bu kız kesinlikle kitaptaki en masum karakter, çok şirin :D

Favori erkeğim ise hiç şüphesiz Casper. Kitabın içindeki en karakterli karakterdi bence. (Muhteşem bir sıfat, kendimi tebrik ediyorum :D) Anladınız siz. Özellikle kitabın sonundaki ıstakoz konuşması ile kesinlikle bende sahip olduğu tahtı sağlamlaştırdı. 

En nefret ettiğim kız karakter ise kitabı okuyan herkesin tahmin edebileceği gibi Stella. Üzgünüm Stella, ama sen tescilli bir sürtüksün. Lütfen en yakın zamanda ölebilir misin?

Ve son olarak geldik en nefret ettiğim erkek karaktere. İnanın bu konu üzerinde inanılmaz kafa patlattım ama böyle bir karakter bulamadım. Kendisi için hiçbir şey hissetmediğim karakterler var ama sevmediğim/nefret ettiğim yok. Üzgünüm, bu seçenek boş kalacak :D


Kitapla ilgili sevmediğim yönler de oldu tabii ki. Her ne kadar okuması eğlenceli olsa da sebebini tam olarak açıklayamasam da asla favori kitaplarım arasına giremeyecek bir kitap bu. Sanırım "acemi aşk" konsepti beni biraz soğuttu kitaptan. Ben ne yapacağını bilmeyen, utanç verici durumlara düşen karakterleri hiç sevmem, onların gözünden bir şeyler okumaktan da oldukça rahatsız olurum. Sanırım benim için kitabın en büyük kusuru, direk olarak temel aldığı konuydu. Konuyu işleme şekli ise oldukça kusursuz geldi bana. Normalde romantik kitaplarda çok sıkılsam da, bu kitap çok sürükleyici olmasa da beni sıkmaması çok şaşırtıcıydı. Sanırım komedi unsurunun etkisi bu olsa gerek. Yazılış olarak başarılı bulduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.


Puanım: 3 -> Kusurları vardı ama eğlenceliydi!
Sayfa Sayısı: 324   Yazar: Tom Ellen & Lucy Ivison   Yayınevi: Pena



Pena Yayınları'na katkıları için teşekkür ediyoruz..



Çekiliş


a Rafflecopter giveaway