26 Haziran 2013 Çarşamba

Senden Önce Ben (Me Before You) - Tanıtım & İnceleme


   Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...

   Yaşamın ince detayları Loudan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...

    Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.

   Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lounun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

   Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...

   Lütfen, böyle yapmayın işte! Mucize mi?  #Spoiler: Neresi mucize bunun acaba Will'in ölümü mü? Ne mucize ama bayıldım. Will nasıl ölür ya nasıl ölür?! Ben de mucize deyince kız İsviçre'deyken fikrini değiştircek diye düşünmüştüm. Sonra öldü. ÖLDÜ!! İnanamıyorum hala!! Küçük bebekler gibi ağladım, yazara çok teşekkürler. Ayrıca bence bu arka kapak tanıtımını hazırlayanlar kitabı tekrar okumalı! (Bitirir bitirmez defterime yazdığım yorum buydu işte. Cidden etkisinde kalmışım, vay canına)

   Okunması ve arşivde bulunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Başlarda sıkıldım diye bırakmayın bence kitabı çünkü sonunda olayların nasıl geliştiğini görmek sizi şoka uğratabilir. İlk 100-150 sayfayı sürükleyici bulmayabilirsiniz ama sonlara doğru kitap akıp gidiyor. Biraz klasikti ve sonradan o kadar da muhteşem bulmadığımı söylemeliyim. Gelip geçici bir kitapmış.

   İlk bitirdiğim ve hala etki etkisinde olduğum anda her kitap gibi bunun da muhteşem olduğunu düşünmüştüm. Sonra Facebook sayfalarında falan yazılanları gördüm "aaaayyyyy wiillll yerim ya oyşşş, çok ağladım yaaa" "hayatımın en dehşet en muhteşem en beğendiğim kitabıydı, bir şaheser !!!" gibi abartı yorumları görünce içimde kalan azıcık yaşama sevincimi de yitirdim ve soğudum kitaptan. Ama yine de bunları okumamış gibi davranarak yorum yapmaya çalışıyorum.

   Ben fantastik okumaya alışmışım son zamanlarda, o yüzden farklı bir tür iyi geldi. Birçok kişinin de beğendiğini gördüm. Ama kitabın sonunu biliyorsanız başka bir esprisi de yok. Ama hala duymadıysanız tavsiye ederim :)

Sayfa Sayısı: 480      Yayınevi: Pegasus    Yazar: Jojo Moyes 
    İlk baskı: Nisan 2013      Puanım: 4

21 Haziran 2013 Cuma

Aklından Bir Sayı Tut (Think Of A Number) - Tanıtım & İnceleme


    Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır:
"Aklından herhangi bir sayı tut. 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir: "Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin... Küçük zarfı aç."

   "Aldıklarını geri vereceksin
    Vermiş olduklarını aldığın zaman.
    Biliyorum ne düşündüğünü,
    Ne zaman uyuduğunu,
    Nereye gittiğini,
    Nereye gideceğini.
    Seninle bir randevumuz var,
    Bay 658."

    Kitabı okumam yaklaşık olarak bir haftamı aldı açıkçası. Bu tip romanları nedense sürükleyici bulmuyorum en azından son 100-150. sayfalara kadar.. Ama cidden merak ettiriyor kendini ve zekice kurgulanmış bu kitap insanın aklında soru işareti bırakmadan kitabın sonunda şok edici gerçekleri açıklıyor. Tekrar ediyorum "Gerçekler". İlk başta "Nasıl olur?" diye düşünmedim değil ama kitapta doğaüstü veya fantastik hiçbir öğe yok. (Aslında bu gayet doğal ama kitabı okuduğumda 14 yaşında falandım sanırım, pek hatırlamıyorum ama üzerinden uzun zaman geçti.) 

En başlarda karışık olan kurgusunun sonradan aslında ne kadar basit cevapları olduğu gerçeğiyle sivrilen bu kitabı okumanız belki biraz zamanınızı alabilir ama bu tip cinayet ve dedektiflik romanlarını seviyorsanız kesinlikle okumanız gerekenlerden biri bu kitap olur diyorum ^.^

Puanım: 3     Sayfa Sayısı: 480      Baskı Yılı: 2011
Yayınevi: Koridor   Yazar: John Verdon

20 Haziran 2013 Perşembe

Beni Seç (The Selection #1) Tanıtım & İnceleme


  Bir prens nasıl tavlanır?

    Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçimi kazanmanıntek yolu Prens Maxonı kendine âşık etmek.

    America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspeni arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı.

    America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak.

    35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır?



  
   Bi dakika şimdi, "35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır?" diye bitirmişler ama America'da şimdiye kadar böyle bir çaba göremedik. Yanlış anlamayın kitaba deliler gibi bağlandım ama samimi davranıyorum, America'ya biraz sinir oldum. Kızdaki keyfe bak yaa! Karşısında bilmem nerenin prensi duruyo bu hala sadece arkadaşız havalarında. Her neyse bu kişisel bir görüştü. Kitap genel olarak sürükleyiciydi. Elit'i de hemen almayı düşünüyorum.

  Ayrıca kitabın zekice yazılmış bir senaryosu vardı kesinlikle. Uzun zamandır fantastik sayılmayan bir kitap okumamıştım, iyi geldi aslında ^.^ Güzel bir aşk hikayesi, zevkli devam ediyor ve America Maxon'ı seçmeli der ve susarım. Her neyse, kitap çok güzeldi bence sadece America'nın tüm kitap boyunca gidip gelmeleri sıktı biraz. Elit'i almayı dört gözle bekliyorum. Bir de son olarak, kitabın Açlık Oyunları'na benzediğini farkeden bir tek ben değilimdir umarım.. Ayrıca ben Team Maxon olabilirim ama karşı görüşlere her zaman açığım, bu konu üzerinde tartışmayı da seviyorum :D Yorumlarınızı bekliyorum..

Sayfa Sayısı: 304     Baskı Yılı: 2013    Yayınevi: DEX
Yazar: Kiera Cass      Puanım: 4,5


Trailer:

19 Haziran 2013 Çarşamba

Mucizeler Dükkanına Dönüş (Blossom Street #4) - Kitap Yorumu

İsteyince, her sorunun bir çözümü olduğunu anlıyor insan...
Aşkın ve arkadaşlıkların filizlenerek çoğaldığı, zamanla sımsıcak ilişkilere dönüştüğü bir sokak hayal edin.
Her iki yanında kapısını çalabileceğiniz, bir bardak çay eşliğinde sevdiklerinizle sohbet edebileceğiniz, içinizi ısıtan dükkânların dizili olduğunu düşünün. Aydınlığa açılan umut dolu bir dünyaya girmenin, hüzün ve mutluluğun bir arada sunulduğu, doyumsuz yaşam öykülerine tanıklık etmenin vakti gelmiş demektir.

İlk olarak, bilirsiniz bu seriyi hep sevmişimdir. -Ama bizim fantastik young-adult'lar kadar değil- Yine de bazen sonunu tahmin edemeyeceğiniz farklı bir kitap okumak istiyor insan. Yani böyle başlar başlamaz bitirilen şekilde değil de daha çok böyle, canın sıkıldı mı eline alıp birkaç bölüm okuyup tekrar koyacağın türden. İşte aynen öyle bir seri (gerçi 3. kitabının sonu biraz okumaya zorluyordu :) )  Sonuç olarak bu kitap biraz sıradan kaçtı yani 3.'nün falan yanında. Seviyorum tabii ki sevmedim diyemem ama dediğim gibi biraz tek düzeydi, 1 ve 2. kitaplara benziyordu. Bunun dışında içeriğiyle alakalı; kitabımızda Lydia ve Alix yine başrollerdeler bunun dışında ise Collette adında yeni bir karakterimiz var. Ben açıkçası Lydia'yı pek sevmiyorum o yüzden onun kısımlarını sıkılarak okudum. Ama Alix her zamanki gibi hoştu, ağlattı biraz. "Böyle bitmesin :( " dedirtti. #Spoiler: -ki bitmedi de.. Collette'de ise sonlara doğru bi hareketlilik başladı Christian'la aralarındaki -ilişki midir artık neyse- ondan işte :D merak etmiştim "ayy nolcak acabaa" diye, öyle işte.. Bunun dışında sıkıldım biraz özellikle şu Margaret'a falan.. Puanım: 3,5

 Sayfa Sayısı: 528      Baskı Yılı: 2012        Yayınevi: Martı Yayınları
Yazar: Debbie Macomber

İşaret (Gece Evi #1) Tanıtım & İnceleme

   Yeni Bir Hayat, Yeni Bir Aşk...

   On altı yaşındaki Zoey, İz Sürücü tarafından İşaretlendiğinde, eski hayatının geride kaldığını anlamıştı. Şimdi artık, arkadaşlarından ve ailesinden ayrılıp çalışması gereken tek dersin Vampir 101 olacağı Gece Evine yerleşmek zorundaydı.

    Aslında Gece Evi serisine biraz ön yargıyla yaklaşıldığını düşünüyorum, çünkü ben kitabı beğendim açıkçası. Konusu biraz sıradan olabilir ama üslubu, kurgusu ve içeriği yönünden hoşuma gitti. Sürükleyiciydi zaten ona bir sözüm yok. Okur üzerinde bıraktığı bir etkisi de var. Tabii ki içerisinde aşk konusu olmadan olmazdı :) Kitap ilk okuduğumda hoşuma gitmişti. Belki biraz basit gelebilir ama okunuyor mu? Evet. Konu ve olayların işleyişi biraz saçma olmuş.. Yani o Nyx hediyesi dantelli dövmeler ya da alnındaki ay falan çocukça geldi. Serinin hmm.. nasıl denir.. "dandik" olduğu gerçeği de var. Tabii ki sizin yorumlarınızı da merak ediyorum bu yüzden okuduktan sonra yorum bırakırsanız sevinirim :) Seri biraz uzun olduğu için sıkılan olabilir, bilemem ama birinci kitap biraz iyiydi yine de, okunabilir.. Fazla mı puan veriyorum diye düşünmeye başladım...  Puanım: 3,5

Sayfa Sayısı: 336    Baskı Yılı: 2012    Yayınevi: Pegasus
Yazar: P. C. Cast + Kristin Cast

18 Haziran 2013 Salı

Kayıp Gül (#1) Tanıtım & İnceleme


   Kayıp Gül'ün kahramanı Diana'nın peşine takılan okur, başta Türk kültürüne olmak üzere, Yunan mitolojisinden Yunus Emre'ye; William Blake'ten Sokrates'e; doğu mistisizminden Küçük Prens'e; Meryem Ana'dan Nasrettin Hoca'ya; modern yaşantıdan metafiziğe; gerçek dünyadan güllerin ve düşlerin dünyasına gizemli bir yolculuğa çıkıyor.

   Şahsi fikrimi sorarsanız ilk söyleyeceğim şey: ABARTILIYOR. -nokta- Şahsen hayatımda okuduğum en güzel roman değildi -yanından bile geçmez. Yok neymiş şu kadar dile çevrilmiş şu kadar baskısı varmış, iyi aman ne güzel. Canım bak kitap güzel ama reklamlarından kitabın içeriğine yer bırakmamışsınız yani. Ne güzel çok satılmış çok beğenilmiş ama abartmayın ya.

Zekice yazılmış bir kitap ama bazen o kadar iteledi ki "acaba doğaüstü öğelere yer verilmiş mi?" diye sordum kendi kendime. Bu soruyu sormamızı sağlamak için çok uğraşılmış. Sonunu okuyunca 'Vay be' diye düşündüm, insanı şaşırtıyor diye bu kadar abartılacak bir durum da yok.

Neyse çok eleştirdim bu konuyu biraz da iyi yönlerine geçelim :D Akıcı, sade bir üslupla yazılmış ama kafamıza genel kültür sokmak için uğraşılmış, belli ediyor. Ayrıca sonunda cidden şaşırtıyor, o da iyi, güzel. Bitince de "bitti" diyorsunuz yani böyle aç kurtlar gibi "2.si yok mu, harikaydı, bitmesin bu seri!!" demiyorsunuz. Abartıldığı kadar olmasa da okunabilitesi var. Merak edenler; okuyun, tavsiye ederim, hoşunuza gider. İstemeyenler de çok büyük bir kayıp vermiş olmazlar. 

Puanım: 3      Sayfa Sayısı: 208      Baskı Yılı: 2012    
Yayınevi: Timaş    Yazar: Serdar Özkan


17 Haziran 2013 Pazartesi

Paranormal (Paranormalcy #1) Tanıtım & İnceleme


   Evie her zaman normal, sıradan bir genç kız olduğunu düşünmüştür. Gerçi Uluslararası Paranormal Tecrit Ajansı için doğaüstü yaratık avlıyor, en yakın arkadaşı bir denizkızı, erkek arkadaşı doğaüstü bir yaratık, şimdi bir biçim değiştirene aşık olmak üzere ve yeryüzünde paranormal yaratıkların o büyüleyici dış görünüşlerinin arkasında yatan bütün çirkinlikleri görme yeteneğine sahip nadir insanlardan biri ama... Olsun, o normal bir genç kız olduğunu düşünüyor.

   Ancak Evie şimdi tüm paranormal yaratıkların yok oluşunu haber veren korkutucu bir kehanetin tam ortasında yer alıyor.

   Kitap o kadar sürükleyici ki daha ilk sayfasından sürüklemeye başladı. Aslında en başta bütün şu Paranormallik, etiketleme, UPTA olayları falan saçma gelmişti. Ama sonra bi bakmışım kitap bitmiş ^.^ Kiersten White yaratıcılığını konusturmus resmen. Serisinin ilk kitabı bu ama ben baya bi şüphe etmiştim özellikle durmadan "Reth'le aramızda geçenlerden sonra" falan dediğinde. Ama bu serinin ilk kitabı. Belki öncesinde şu Reth'le geçmişini anlatan bir Novella vardır diye araştırdım ama bunun hakkında bir şey bulamadım. #Spoiler: Her neyse şu Requel'e en başta sinir olmuştum ama sonunda olanlardan sonra hoşuma gitmeye başladı. Ve Dish'in ölümüne gerçekten üzüldüm ama pek drramatik olmamış bence ne biliyim böyle ağlayasım falan gelmedi. Ben normalde en saçma şeylere ağlarım ve burada da tam ağlayacağım türden şeyler vardı ama bu kitap duygularımı fazla harekete geçiremedi açıkçası. Sürükleyiciliğinden +1 puan kazanıyor zaten Senaryosundan +2 tabii ki bunun içinde karakterler falanda var. Lend ve Evie arasındaki ilişkiden de +1 kazanıyor ama kitaptaki tek şey üzerimde fazla etki bırakmaması. Buradan -1 kırıyorum istemeye istemeye.. Ama mesela Melez'i ilk bitirdiğimde Safkan'ı bulmak için adam öldürürdüm o derece :D Ama Doğaüstü'nü (2. Kitap) zamanı gelince alırım gibisinden düşünüyorum. Bunun dışında harika bir kitaptı, hemen bitti. Tavsiye ederim :) Puanım: 4,5  -Bu arada kitabın kapağının harika olduğunu düşünen bir tek ben miyim? :)

Sayfa Sayısı: 292     Baskı Yılı: 2011      Yayınevi: DEX      Yazar: Kiersten White


16 Haziran 2013 Pazar

Eroinle Dans - Tanıtım & İnceleme


  "Çok şaşıracaksın ama... Sana olan tutsaklığım buraya kadar Eroin! Vedalaşmamızın zamanı geldi.
Her şey ne güzel başlamıştı oysa... Yepyeni ufuklar açmıştın önüme. Bulutların üzerine çıkarıp özgür bırakmıştın beni.
   Bambaşka bir özgürlüktü bu; çevremdekilerden farklı kılan, sıkı sıkıya bağlanmaya değer çekici, vazgeçilmesi güç bir büyü... Asıl tutulduğum da buydu galiba.
   Eros, dedim sana! Aşk tanrım oldun benîm. Mutluydum kollarında...
   Beni dansa kaldırdığında, geri çeviremedim; tam tersine havalara uçtum sevincimden...
   Ayaklarımızın uyumu harikaydı. Bana bırakmıştın kendini, istediğim gibi yönetebiliyordum seni. Hep böyle sürecek sandım...
   "...Tüm sorumluluğu sana yüklemek haksızlık olur.
   Nereye sürüklendiğim belliydi, gene de koştum peşinden. Canımdaki canı çekip alman da ders olmadı bana. Senden kaçarken, sana sığındım.
   Yaptığımızın ölüm dansı olduğunu bile bile, kollarındaki sarhoşluğumu sürdürdüğüm için ben de en az senin kadar suçlu değil miyim?
   Ama bitti artık... Ölüm dansı tek kişiliktir!
   Bundan sonrasında bana eşlik edemeyeceksin.
   Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin!
   Bu zevki tattırmayacağım sana..."
   Eroinle ölümüne dans!
   Bitti, deseniz de bir yerlerde sürüyor hâlâ.
   Değişen, yalnızca dans edenler...

   Eylül'ün Alev'e, Alev'in Kül'e dönüştüğü yerde Eroin'in Kırmızı'yla dansı başlar...
  Ölüm Dansı'na yenik düşen tüm Alev'lere...

   İster inanın ister inanmayın, hayatımda ilk kez Türk bir yazarın kitabını bu kadar çok beğendim. Tabii bu pek Türk yazarlardan okumadığım içinde olabilir :D Ama ben bu kitabı 7. sınıftayken
okumuştum ve etkisinden uzun süre çıkamadım. Bu yüzden o yaştakilerin okumaması gerekiyor çünkü burada 'etki'yi iyi bir anlamda kullanmadım. Her neyse kitaba gelecek olursak. Aşırı derecede dram içerdiği bir kesin en başta. Yani bir genç kızın başına gelebilecek bir durumdan bahsediyoruz; genç kızdan kastım üniversiteli basrolumüz: Eylül.  "Eylül'ün Alev'e, Alev'in Kül'e dönüştüğü yerde Eroin'in Kırmızı'yla dansı başlar..." kısmı kitabı bitirdiğinizde çok daha iyi anlaşılıyor. Birazcık #spoiler vereceğim bundan sonra. Basrolümüz Eylül, başına gelenlerden sonra eroine sarıyor ve bu dünyasında adını Alev olarak değiştiriyor. Bu durumdan dolayı "Eylül'ün Alev'e. Alevin küle dönüşmesinden bahsediliyor... :)  Ben bu kitabı gayet güzel ve sürükleyici buldum. Tavsiye ederim :) 

Puanım: 3,5   Sayfa Sayısı: 400   Baskı Yılı: 2005   
Yayınevi: Altın Kitaplar  Yazar: Canan Tan

Empati - Tanıtım & İnceleme

  Yaşamınızın kontrolü sizde değil!
  Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz.
  Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz.
  Bu kitabı kapatabilirsiniz.
  O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz.
  Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz.
  Ama sorun şurada: ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.
  Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz.
  Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar.
  Bu nedenle hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz onu yapın. Sadece isteklerinizin tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın.

   Bu kitabı gerçek anlamda büyülenerek okumuştum. Çok sürükleyici bir anlatımı ve insanı kendine kaptıran bir konusu var. Spoiler vermek istemiyorum kesinlikle kendiniz alıp okumalısınız. Bazı kısımları biraz karısık gelebilir tarihleri falan karıstırmıs biraz bi de dava günü dediği gercek dava anlamında değil :D Her neyse ben herkesin -anlayan herkesin hoslancağını düşünüyorum. Bana sacma gelen tek bir kısmı vardı, orası da kitabın sonundaki olaydan yaptığı çıkarım (Spoiler vermeden söyleyemem üzgünüm :( ) #Spoiler: Sonunda bunlar el ele tutuşunca olan biten her şeyi gördüğünde buradan yaptığı cıkarım: Aslında tanrı diye bir şey yokmuş, Tanrı dünyadaki tüm insanlar topluluğuymuş. Gibi bir şeydi. Bana saçma geldi ama önemli değil. Kitap çok güzeldi herkese tavsiye ederim :) Puanım: 4,5

Sayfa Sayısı: 640    Baskı Yılı: 2008     Yayınevi: APRIL


Akıl Oyunlarının Gölgesinde (Sherlock Holmes #1) Tanıtım & İnceleme

  "İnsan beyninde çözülemeyecek kadar zor, tahmin edilemeyecek kadar karmaşık duygular ve arzular vardır. O arzuların karanlık olanlarına gelince; işte onlar oldukça soğuktur ve kişiyi adeta buzdan bir kütleye çevirir. Gözleri kör eden bu ürkütücü ruh halleri, insanın aklının ucundan bile geçiremeyeceği şeyleri yapmasını sağlar.

   Benim işim, karanlıkta kalmış bu insanların yol açtığı kötülükleri sona erdirmek. Suçluları
ayrı ayrı çözümlemeyip, her kılığa bürünebilme yeteneğimle doğru izlerin peşinden gittiğime
inanıyorum. Uyguladığım yöntemler ise, en az izini sürdüğüm suçlular kadar farklı. Ve şunu bilmenizi isterim ki, kesinlikle hepsi işe yarıyor…"

   Sherlock Holmes

   Herkes gibi ben de Sherlock Holmes'un bir efsane olduğunu düşünüyorum ama -hadi ama arkadaşlar kısa kısa hikayeler olması sizin de canınızı biraz sıkmıyor mu? Tamam dedektiflik kitapları çok uzun olsa sıkıcı olur ama birbiriyle fazla bağlantısı olmaya 15-20 sayfalık hikayeler olunca kitaba kendinizi kaptıramıyorsunuz. Çoğu kişi belki verdiğim puanı hak etmediğini düşünebilir ama ben açıkçası bitirmek için okudum. Kötü müydü? Hayır. Aksine ben Sherlock Holmes hayranıyım ama sadece bir hikayeye kendinizi kaptırıyorsunuz ve hemen bitiyor. Ve bu kitabın içerisinde 56 farklı hikaye var! Sadece kendimi kaptıramıyorum ama okumak isteyenlere tavsiye ederim. 4 puan vermek isterdim ama beni gerçekten o kadar sarmadı, 3,5'a ne dersiniz :)

Sayfa Sayısı: 400  Baskı Yılı: 2012  Yayınevi: Martı Yayınları  Yazar: Sir Arthur Conan Doyle


Mo'nun Gizemi - Otran (#2) Tanıtım & İnceleme


   Defne ile Burç, birbirlerine çok yoğun bir aşkla bağlı iki genç.
Japon bilgin Yumanın ise tek hedefi İN-MO-SAN adlı insanüstü varlığı yaratmak. Bu amaca erişmek için, Defne ile Burça Mo yaratığının genlerini aşılamak istiyor. İki genci, soluk kesici olaylar sonucu tuzağa düşürüp kaçırıyor.

   Sonra ... Neler oluyor neler, bir bilseniz!..

   İşte o gençlerle birlikte bu soluk kesici serüvene daldığınızda, birden karşınıza OTRAN çıkıyor. Sakın ŞAŞIRMAYIN!

   İnsan varlığının gizemli sınırlarını aşmayı düşleme gücüne sahipseniz, bu kitapla kanatlanıp uçmanız, işten bile değil.

   Serinin ilk kitabını beğenmiştim, ama bu.. Tam bir hayal kırıklığıydı. Meraktan okudum sadece. Beklediğim kadar iyi değildi gerçekten. Biraz sıkıcı ve saçma olmaya başladı ama okunmaz demiyorum. İki gencin basına gelenler gerçekten korkunç ve üzücü. Tüm gençlik hayatları mahvoluyor, tanıştıkları gündeki hayatlarıyla bu kitabın sonundakini karsılastırınca ağlayasım gelmişti. Serinin devam kitabıydı ve 1. kitap heyecanlı bitmişti. Normalde 2 puan verirdim ama 1. kitap hatırına okunuyor. Bu yüzden puanım: 2,5

Sayfa Sayısı: 336     Baskı Yılı: 2008   Yazar: Gülten Dayıoğlu   Yayınevi: Altın Kitaplar


Mo'nun Gizemi (#1) Tanıtım & İnceleme

   Avustralyaya gidiyordum. Uçakta, her haliyle garip ve gizemli, genç bir adamla tanıştım. Kendisi Genetik Mühendisiydi. Onunla insan kopyalama olgusu üzerine, ürperti verici konuşmalar yaptık. Daha sonra o bana, roman yazmam için, yürek hoplatıcı bir serüven aktardı. Bu serüveni, birbirlerine tutkulu bir aşkla bağlı olan, Defne ve Burç adında, liseli iki genç yaşamıştı.

   Böylece her sayfasında, acaba sorusuyla insanı kuşatan, bu soluk kesici roman ortaya çıktı. Ne var ki, bu olayda aklıma takılan bazı soruların yanıtlarını, hala bulabilmiş değilim:
Yol arkadaşım Burç, gerçek bir insan mıydı?

   Yoksa ben, gen teknolojisi ve canlı kopyalama yöntemiyle, laboratuvarda oluşturulmuş biriyle mi yolculuk yapmıştım?

    Ben bu kitabı ilk aldığımda genetik mühendisi olmak istiyordum bu yüzden ilgimi çekmişti. Ve Gülten Dayıoğlu beni şaşırtmadı gerçekten akıcı ve zevkle okuduğum bir kitaptı. Normalde Türk yazarların kitaplarına ön yargı ile yaklaşırım ama bu sefer gerçekten hoşuma gitti. Kolay okunabilir ve akıcı bir üslubu ayrıca yaratıcı bir içeriği var. Ayrıca kitapta bir yerlere kendini de sıkıştırmış olması çok hoşuma gitti. Güldüm, ağladım ve serinin başlangıcını çok sevdim. Ama güzelim gençlik yıllarının ellerinden alınması beni çok üzdü. Bunu spoiler olarak düşünmüyorum çünkü ne demek istediğimle ilgili çoğu kişinin bir fikri olmayacak. Tavsiye eder miyim? Evet. Kitap kapağı kadar güzel, çok da övmüyorum ama ben sevdim ve unutuyorum şu an o yüzden tekrar okuyacağım :)

Puanım: 4   Yazar: Gülten Dayıoğlu   Çıkış Yılı: 2000


Paradokya Serisi (#1 - #2) Tanıtım & İnceleme

  Gecenin sessizliğini bozan derin nefes alıp vermelerini, hızla çarpan kalp atışların takip etti. Bu kadar korktuğunu hatırlamıyor, belki de bundan daha heyecanlısını yaşayacağını sanmıyordun.

  Yanılıyorsun…

  Sıradan hayatın, değer verdiklerin, arzuladıkların… Her şey çok uzak, bir o kadar da yakın… Karşında çözmen gereken şifreler, tamamlaman gereken görevler var. Uyanman için Gecenin Gizemli Oyununu tamamlamak ve geçmişe tersten bakmak zorundasın.

  Bu gece, geçmişin izlerinin peşine düşmeye, bilinçaltınla yüzleşmeye, paradokslarla çevrili rüyalar âlemine dalmaya hazır mısın?

  ŞİMDİ GÖZLERİNİ KAPAT. OYUN BAŞLIYOR…

  Böyle dışarıdan bakınca çok heyecanlı görünüyor ama okumak için kendimi zorladım. Bu arada hiç Türk yazar kitabı koymadım simdiye kadar o yüzden birkaç tane koymak istedim. Açıkçası bu kitabın fazla bir okunabilitesi olduğunu söyleyemem. İyi kurgulanmış ama üslubunu beğenmedim. Bazı yerlerde neredeyse kahkaha atıyordum, gülünç sözcükler var gerçekten. Okumak istiyorsanız sizi tutamam ama %50 bir puan verirdim. Çok da kötü değil okunabilir ama tavsiye listemin başlarında olduğunu söyleyemem... Puanım: 2,5

13 Haziran 2013 Perşembe

Safkan (Melez Sözleşmeleri #2) - Tanıtım & İnceleme


   Bir yanda ihtiyaçlar. Bir yanda kader...

   Doğaüstü bir yaratık olmak tam olarak muhteşem bir şey değil; özellikle her gittiğin yere "diğer yarının" da gittiği düşünülürse. Seth, eğitimde, ders dışında ve hatta yatak odasında Alexandriayla birlikte ve bu hiç de eğlenceli değil. Aralarındaki bağın kabuslardan uzak kalmak gibi faydaları da var ama Alexin safkan yasak aşkı Aidena olan hisleri üzerinde hiçbir etkisi yok. Ya da Aidenın onun için feda edecekleri üzerinde.

   İblisler binayı istila edip öğrencilere saldırınca tanrılar furileri salıyor üzerlerine. Furiler, öğrencilere ve tanrılara karşı en ufak tehdidi ortadan kaldırmakla görevliler, buna Alex ve diğer Apollyon Seth de dahil. Bu sorunlar yetmezmiş gibi, gizemli bir varlık Sethi tehdit ediyor, Alex de tehlikede. İşin içine tanrılar girince bazı kararlardan geri dönmek çok ama çok zor. Alexandria kaderinde yazanla bilinmez arasında bir seçim yapacak. 

Spoiler içerir

   Bu kitapta Seth'in çok daha fazla öne çıktığını ve Aiden'dan daha az bahsedildiğini görüyoruz (En azından sonlara doğru) ve şahsen ben durumdan memnun değilim. Tamam Seth iyi hoş ama Aiden varken.. No comment. Ayrıca tüm bunların arasında "önemsiz" bir ayrıntı daha var: İblis saldırılarından dolayı kızgın Tanrılar Furileri ortaya çıkarıyor. Yani... 

Bu kitap gerçekten çok acıklı, ne diyebilirim ki :D Sonuçta Caleb ölüyor, 17 yaşındaki melezimiz Alex Seth ve Aiden arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Ve doğru olan seçimi -Seth- yapıyor ama bu seçim kalbine söz geçiremiyor maalesef. Kitabımız sonunda Alex'in kuralları çiğneyecek şeyler yapması (Aklınıza hemen Aiden gelmesin :D Safkan bir muhafızı öldürüyor) ve Aiden'ın da kuralları çiğneyerek onu kurtarması (Olayı gören safkanlar üzerinde ikna büyüsü kullanıyor -ki bu yasak- ) ile bitiyor. Kitabın son cümlesi ise : "Baban Hayatta." ---

Yani inanılmaz derecede serinin üçüncü kitabı istememin nedenini anlıyorsunuzdur sanırım. Siparişi verdim bile! ^,^


Serinin Diğer Kitapları:

0,5. Daimon
5. Avcı (Sentinel)      

 Puanım: 5   Sayfa Sayısı: 412    Yayınevi: DEX


Olasılıksız (Improbable) Tanıtım & İnceleme


   BİTİRMEK İÇİN YARINI, BAŞKASINA ANLATMAK İÇİN BİTİRMEYİ BEKLEMEYECEKSİNİZ. 

   Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı anlamı olabilir mi?
Siz hiç Lotoda büyük ikramiye kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün paranızı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?
    Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parka baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı, yoksa geleceği mi görüyorsunuz? 

  -0-

  Benim bu kitabın etkisinden çookk uzun bir süre çıkamadığım gerçeği var tabii bir de. Adam Fawer'ın bu kitapla ciddi ciddi bir başyapıt yarattığını düşünüyorum ki satışlara bakarsak bunu görebiliriz zaten :).  İlk yüz sayfa da falan sıkılabilirsiniz veya terimler sizi boğabilir -özellikle yaş olarak daha küçük okuyucularımız için konuşuyorum- fakat bunların kitaptan zevk almanızı engelleyeceğini düşünmüyorum... Sürükleyici bir anlatımı var. Bazı yerlerde kafanızı karıştırabiliyor, kitabı 2. kez okuduğunuz da daha iyi anlıyorsunuz. Adam Fawer zaten "ne yazsa okurum" diyebileceğim bir yazar. Olasılıksız'ı yıllar önce okuduğum için ayrıntılı bir yorum yazamayacağım fakat "kesinlikle okuyun" diyebileceğim kadar büyülendiğimi hatırlıyorum. Okursanız, pişman olmayacağınıza eminim ;) Hoşça kalın!



11 Haziran 2013 Salı

Melez (Half-Blood) (Melez Sözleşmeleri #1) - Tanıtım & İnceleme


   Hematoi ırkı, tanrılarla yaratıkların soyu. İki Hematoi çocuğu Safkan sayılıyor ve tanrısal güçlere sahip oluyor. Hematoilerle ölümlülerin çocukları olan Melezlerde ise bu güçler yok. Bu melezlerin sadece iki seçeneği var: eğitimli birer Avcı olup iblis avlayabilir ya da Safkanların evlerinde kölelik yapabilirler.

  Bir Melez olan Alexandria, yaşamını tuvalet temizleyerek geçirmek yerine tehlikeye atmaya razı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırabilir. Avcılık öğrencilerinin uyması gereken belli kurallar var. Alex'in bu kuralların hepsiyle başı dertte ama en fazla birinci kural onun için büyük sorun: Safkanlarla Melezler arasında ilişki yasak.

  Ne yazık ki Alex, Safkan Aidena çok fena âşık. Ancak bu aşk onun tek büyük sorunu değil; daha büyük bir sorun, okuldan mezun olana kadar hayatta kalmak ve bir Avcı olmak. Görevinde başarısızlığa uğrarsa ölümden ya da kölelikten de kötü bir son onu bekliyor: bir iblise dönüşmek ve Aidenın avı olmak.

  Daha korkunç bir şey düşünülebilir mi?


  Karşınızda Melez, Yunan Mitolojisinden yola çıkılarak Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabı. Sıkılmadan okuyacağınızı düşündüğüm bu kitapta başrolümüz  Alexandria (Arkadaşları için Alex, Annesi için Lexie), annesinin ölümünden sonra Avcı olup iblisleri avlamak istiyor.  Bu konuda Aiden adındaki yakışıklı safkan avcımız onu eğitiyor ve bu arada bu iki karakterimiz arasında bir bağ oluşuyor. Ama dikkat edin aşk kuşları, Safkanlar ve Melezler arasında hiçbir şekilde bir birliktelik olamaz. 

Fakat aşk, kural tanımaz ve bunun en iyi kanıtlarından birini bu seride göreceğiz sanırım. Bol aksiyonlu, romantik, eğlenceli bir seriye başladım sanırım :D Böyle devam edeceğine de güvenim tam ;)

Sayfa Sayısı: 340   Baskı Yılı: 2012   Yayınevi: DEX   

Serinin Diğer Kitapları:

0,5. Daimon
5. Avcı (Sentinel)

Bahçemde Yeşeren Umutlar (Blossom Street #3) - Kitap Yorumu


   Nefes aldığımız sürece, hiçbir şey için geç kalmış sayılmayız...

   Aradan uzun yıllar geçmişti. Bu süre içinde yaralarım iyileşmiş, mutlu bir evliliğim ve iki çocuğum olmuştu. Tüm bunlara bakıldığında her şey yolunda gibi görünüyordu ama iç dünyamda hissettiklerim bambaşkaydı…

   Eksik kalan bir şeyler, geçmişime dair cevaplanması gereken sorular vardı. Gidilmemiş yollara, gerçekleşmemiş hayallere duyduğum merak sürekli aklımı kurcalıyor, zamanı geri almak ve yarım kalan anıların kapılarını aralamak istiyordum.


   Serimizin 3. Kitabının ismi Türkçe'ye "Bahçemde Yeşeren Umutlar" diye çevrilmiş. Keşke olduğu gibi bıraksalardı (Susannah'ın Bahçesi gibi bir şeyler). Çünkü orijinal ismi, kitabın sonuyla ironik bir bağlantıya sahip. Bu kitabımızdaki ana karakterler 85 yaşlarındaki Vivian, Vivian'ın kızı 50 küsür yaşındaki Susannah, Susannah'ın kızı üniversiteli Chrissie ve Susannah'ın liseden arkadaşı Carolyn. İlk başlarda kitap o kadar sıkıcı gelmişti ki neredeyse bırakıyordum. Ama sonra o son 100-150 sayfaya gelince tüm düşüncelerim tepe taklak oldu, elimden bırakmak istemedim. Başları sabırla okursanız sonu gerçekten hoşunuza gider diye düşünüyorum. Çünkü sonunda zor tahmin edebileceğiniz durumlar ortaya çıkıyor ve bu da kitabın sonunu hemen okuma isteği getiriyor. Kitabın sonuna kadar 1 ve 2. kitaplarla hiçbir bağlantısı yok ama sonunda diğer kitapta geçecek bir bağlantı vermişler. Önceki kitapları okumadan da anlayabilirsiniz. Benim yorumum bu kadar sizinkileri de öğrenmek isterim :) Puanım: 4


Bir Yumak Mutluluk (Blossom Street #2) - Kitap Yorumu


   Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti: Hepimiz bu dünyaya, hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa. Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor. Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda...

   Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor; bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde…

   Küçük Mucizeler Dükkanı'nın 2. kitabı olan Bir Yumak Mutluluk, yeni başrollerle karşımızda. Lydia bu kitabın da basrollerinden biri. Bunun dışında yaklaşık 60 yaşlarında olan Elise'in aşk hayatı, 30-40 yaşlarında olan Bethanne'nin kocası tarafından aldatılmasıyla şekillendirmeye baladığı yeni hayatı ve 17 yaşındaki Courtney anneannesiyle kalmasıyla başlayan lise son hayatı anlatılıyor. Başlarda biraz sıkılabilirsiniz  -karakterlerin yaşlarından dolayı- mesela ben özellikle Courtney kısımlarını sabırsızlıkla bekliyordum, ama bitince 'keşke bitmeseydi' dedirten bir niteliğe sahip. Alix, Carol ve Jacqueline'den de bu kitapta biraz bahsediliyor. İlk kitabı sevdiyseniz bu da hoşunuza gider diye düşünüyorum. 4 Puan :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...