Nora'nın Kitaplığı : Markus Zusak
Markus Zusak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Markus Zusak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2018 Pazar

Kitap Alışverişi #25 - Show Must Go On!


Herkese merhaba! Serileri yarım bırakamama -ve tabii indirime asla hayır diyememe- takıntımın kanıtı olan bir kitap alışverişi ile karşınızdayım! Böyle diyorum çünkü mesela Deliryum'u 2014'te okumuşum, üzerinden 4 yıl geçmiş ve tamamen unuttum doğal olarak kitabı. Normal şartlarda bu durumda kalan bir seriye devam edilir mi? Hayır. Ama seri devamı kitaplarını indirimde gördüysem ve seriyi yarım bırakmak bana bir parçam eksikmiş gibi hissettiriyorsa evet, o seriye devam edilecektir. Bu arada başlamadan son olarak alışverişi nereden yaptığımdan bahsedeyim: OkuOku.com'dan 9.90 kampanyasından yaptım. Köpekler Ağladığında'yı 7.90'a, geri kalanları 9.90'a aldım. Muhteşem fiyatlar, yanında birçok ayraç göndermeyi de ihmal etmemişler. Bu siteden ilk alışverişimdi ve oldukça memnun kaldım, buradan okuoku'ya teşekkürler!

1-2) Requiem & Pandemonyum

Az önce de belirttiğim gibi Deliryum'u 2014'te okumuşum ve oldukça sevdiğimi hatırlıyorum. Hatta yayınevine seri devamlarını bir an önce çıkarmaları için baskı bile yaptığımı hatırlıyorum ama maalesef onlar geç kalmışlar ve ben seriden çoktan soğumuşum, dolayısıyla devam etmemişim. Muhtemelen seriye devam etmeden önce Deliryum tekrar okunacak, bakalım bunca yıl sonra bu seriyi tekrar ilk seferki kadar sevebilecek miyim? :)

Serinin ilk kitabı Deliryum yorumum için tıklayınız.

3-4) Kan ve Yıldız Işığı Günleri & Tanrı ve Canavarların Düşleri

Duman ve Kemiğin Kızı'nı da aynı şekilde 2014'te okumuşum, ne var ki kendisinin bende yeri çok ayrıdır. (Her ne kadar 4 puan vermiş olsam da yıldızlı beş vermiş gibi severim onu) Çoktan ikinci kez okudum bile ve serinin devamını okumaya hazırım! Beklentilerim çok büyük, umarım benim için bir hayal kırıklığı olmaz, DvKK ütopyasına bayılıyorum!

Serinin ilk kitabı Duman ve Kemiğin Kızı yorumum için tıklayınız.

5-6) Karanlık Taç & Ateşin Varisi

Bu sefer okumamın üzerinden 1 yıl bile geçmemiş bir ilk kitabın devam kitapları var karşımda. İyi ki de öyle, aynı kitapları ikinci kez okumaktan ciğerim solmuş durumda. Cam Şato akıcı ve eğlenceli bir kitaptı, suikastçilere olan sevgimden de kaynaklı tabii biraz. Sadece fazla... young-adult'tı yani kitaptaki romantizm falan baymıştı beni biraz. Yanlış hatırlamıyorsam tabii... Şimdiden unutmaya başlamışım acil seri devamlarının okunması lazım... Bu arada Dex bu serinin ciltli versiyonlarını çıkardı yakın zamanda ve muhteşemler, fakat bizim gibi elinde ciltsiz versiyonu olanlar için umarım ciltsizlerini de devam ettirirler... Yoksa büyük haksızlık olur gerçekten, bunca senelik okuruz sonuçta doğal olarak ciltsizinden okumaya başladık :/ Bu konuda Dex'i darlamaya devam edeceğim sanırım...

Serinin ilk kitabı Cam Şato yorumum için tıklayınız.

7) Köpekler Ağladığında

Bu seriyle aramda kimsenin anlam veremediği bir bağ var. Açıkçası ben de çok anlam veriyor değilim. Sadece... okuması gerçekten hoş ve oldukça farklı bir zevk veriyor. Klasik günümüz romanları gibi hiç değil fakat edebi kitaplar kadar yoğun da değil. Dediğim gibi farklı ve oldukça güzel bir seri, merak edenler hiç merak etmeye vakit harcamasın ve başlasın. Zaten incecik kitaplar, ne ara başladınız ne ara bitirdiniz anlamazsınız bile. Çok bayılmasanız bile zaman kaybı olarak göreyeceğinizi garantileyebilirim.

Serinin ilk kitabı Köpek Düşleri yorumum için buraya, ikinci kitabı İt Dalaşı yorumum için buraya tıklayınız.

29 Ocak 2015 Perşembe

İt Dalaşı (Wolfe Brothers #2) - Tanıtım & İnceleme


Yenilginin rengi gözbebeklerini boğsa da, 
hepimiz gibi yoluna devam et ve inatla gülümse. 
Gülümse ve karanlık kuytuların en karanlıgında yaralarını yala.
Parmaklarınla yaralarına dokun ve onları hatırla.

Kendilerini birer başarısızlık örneği olarak gören Wolfe kardeşler, kaderlerini baştan yazmak için daha önce hiç denemedikleri bir yola baş koyarlar. 
Bu yol kimilerinin para, kimilerinin şöhret, kimilerininse onurları için seçtikleri boks ringleridir. 
Peki, iki kardeş bu acımasız düzene tutunup ayakta kalmayı başarabilecek midir?

Markus Zusak, Köpek Düşlerinden sonra üçlemenin ikinci kitabı olan İt Dalaşı'yla, talihle yıldızları bir türlü barışmayan arızalı iki erkek kardeşin hayatla verdikleri çetin mücadele üzerinden unutulmayacak bir mesaj veriyor:

Yüreğini kaybetme.


Ve bir kez daha Markus Zusak beni hayal kırıklığına uğratmadı. Tekdüze gibi başlayan kitap bir kez daha ne oldu ne gitti anlamadan bitti.

Dövüşü. Seviyorum.
Çünkü ne kadar fiziksel görünse de aslında tamamen psikolojik bir olay. Bunu Markus Zusak'ın dilinden okuyunca daha iyi anladım.

Bu serinin kitaplarını beğenme-beğenmeme konusunda çok zıtlık gördüm. Bana kalırsa kesinlikle herkese öneremem. Bu kitap, sanki siz onu okurken kalbinizin derinliklerinde bir yere dokunmaya çalışıyor. Uzanıyor, çekiliyor, gücünü toplayıp tekrar uzanıyor. Eğer siz kitabı okurken biraz yumuşarsanız anında oraya ulaşıyor ve sizi etkisi altına alıyor.
Ama çoğu kişi kitabı olayların içine girerek, bir karakter olarak değil de, "Peh, bu da neymiş ya, dram gibi ama değil, sıkıldım" tarzında okuduğu için, gerçekten sıkılıyor ve kitaptan uzaklaşıyor. Bu da gayet normal, çünkü bu kitap, bu düşünenin oluşmasına müsait bir kitap.

Bazı şeyler tamamen kişinin duygusal ruh haline bağlı oluyor. Kitaba kendinizi kaptırır ve beğenirsiniz, ya da kitaptaki konu size çok uzak gelir, umursamazsınız.

Ben kitabı beğendim, çünkü bir çocuğun psikolojik çırpınışlarını, çabalamasını, korkusunu ve cesaretini gördüm bu kitapta. Kardeşliği gördüm, sadakati gördüm, hayalleri gördüm. Ve gerçekleri gördüm, birazcık canımı acıttı.

Hayır bu insanlar ağlasın diye yazılmış bir dram kitabı değil, ağlayacağınızı da sanmıyorum zaten. Yüzünüzde mutlak bir ifadesizlikle okuyorsunuz kitabı. Ne sevinçten havalara uçuyorsunuz ne de şaşkınlıktan ağzının açık kalıyor. Sadece okuyorsunuz ve sanki hayatı yaşarcasına, bu işin sonu nereye varacak diye bekliyorsunuz. Belki de bir sonu olmayacak, kim bilir?

Ve kitabın sonu için de farklı değil. Bence muhteşemdi sonu yine de ne çok mutlu oldum ne de çok ağladım. Yine ifadesizdim, sadece başımla onayladım, hafifçe gülümsedim ve içimde bir umut ışığı belirdi. Çünkü bu kitap size böyle hissettiriyor. Hislerinizi soruk noktalarda yaşamıyorsunuz belki ama içinizde bir şeyler kıpır kıpır.

İşte bu kitabı bu yüzden seviyorum. Çünkü bana farklı hissettiriyor. Bütün kitapların hissettirdiği net duygulardan farklı. Her duygunun önünde bir sis perdesi var, aynı gerçek hayat gibi. Yazarın dilini sevme nedenim de bu. Olayların hiçbiri muhteşem, tahmin edilemez, kusursuz değil.

Ama yazarın öyle bir dili var ki, bu kitaptaki olayları kim yazarsa yazsın o çizgiye ulaşamaz. Aynı hikayeyi başka bir yazardan okusam sıkılırım. Çünkü olay örgüsü basit. Gerçek güzellik, kitaptaki duygularda, kelimelere yüklenen psikolojide.

Aslında bu yorumda böyle felsefe sınıfına ders anlatır gibi cümleler kurmayı düşünmüyordum. Her zamanki gibi içerikten konuya girip düşüncelerimi aktaracaktım fakat bir baktım konu kaymış gidiyor. Kısaca ben bu serinin ikinci kitabını da severek okudum. Özellikle son yarı hızlıca akıp gitti. 3. kitabı ne zaman alırım bilmiyorum, muhtemelen yine uzunca bir zaman sonra alırım.


Yazar: Markus Zusak   Yayınevi: Martı   Sayfa Sayısı: 176
Liste Fiyatı: 12 TL    GoodReads Puanı: 3,85




2 Ocak 2015 Cuma

Kitap Alışverişi #19 - 2014'ün Son Yeni Kitapları

Kitap Alışverişi #19 - 2014'ün Son Yeni Kitapları ile ilgili görsel sonucu

Merhabalar ve mutlu yıllar herkesee! İşte karşınızda üşengeçlikten 2015'te yazdığım 2014 yılının son kitap alışverişi! Geçen seferki alışverişin üstünden fazla zaman geçmedi bir de bunları aldım evet. Bu yüzden uzuunca bir süre kitap alışverişi yapmayı düşünmüyorum. Yani kendimi tutabilirim umarım.


1. Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov

Atatürk tarafından bütün harp akademilerinde bu kitabın okutulması zorunlu tutulmuş bir klasik var karşınızda. Anladığım kadarıyla savaşla, fedakârlıklarla ilgili bir kitap. Aslında edebiyat sınavım için aldım ama benim de merakımı uyandırdı ve bugün başlamayı düşünüyorum. Bu yılın okuyacağım ilk kitabı olacak sanırım :)

2. Gölgelerin Kanı - Samantha Young

Kitap alışverişi postumun ne kadar geciktiğini bu kitaptan anlayabilirsiniz. Çünkü bu kitabı okudum ve yorumunu yapmamın üzerinden de kısa bir süre geçti. Birkaç hafta, belki? Her neyse ben size sanki yeni almışım ve okumamışım gibi meraklı bir açıklama yapayım:

Bu kitabın serisinin 1 ve 2. kitaplarını okumamın üzerinden 1 yıla yakın zaman geçti ve sanırım ciddi ciddi unuttum. Umarım 2. kitaba bir göz atmam hatırlamama yeter. Seriyi genel olarak fazla beğenmemiştim fakat hiçbir seriyi yarım bırakmaya kıyamıyorum ve bu kitabı da İnkılap Kitabevi'nde 8 TL'ye görünce hemen kaptım. Alışverişten okuyacağım ilk kitap olur sanırım çünkü bir kez ertelersem sonsuza kadar erteleyeceğimi biliyorum.

Nasıl, oldu mu? :D Her neyse, yorumumu görmek için buraya tıklayabilirsiniz ^,^ 

3. İt Dalaşı

Kitap Hırsızı ve Köpek Düşleri'ne yaptığım yorumu okuyanlar bilirler, ben Markus Zusak'ın dilini çok farklı buluyorum ve okurken de çok farklı hissediyorum. Buradaki farklı olumlu anlamda ama yerine iyi veya güzel tarzı kelimeler koyunca düşüncelerimi karşılamıyor. Farklı diyorum işte, anlayın siz.

Serinin ilk kitabı Köpek Düşleri'ni yine çok beğenmiştim ve çıktığı günden beri İt Dalaşı'nı da her siparişime ekliyor fakat başka kitaplara öncelik vererek son anda çıkartıyordum. Yine İnkılap Kitabevi'nde 8 TL gibi bir fiyata görünce hemen aldım. Gerçi kitap zaten 12 Tl yani çok bir fark yok fakat alınacak o kadar seri devamı varken durduk yere gidip bunu almak aklıma gelmezdi. Orada, reyonda gözlerimiz birleşti ve ben de hemen kaptım :D Yine öncelik vereceğim kitaplardan biri olacak İt Dalaşı.

4. Tatlı Şeytan

Veee karşınızda bu yeni kitaplarım arasında beni en çok heyecanlandıran kitap! Tatlı Şeytan bugün elime ulaştı ve GO Kitap'a buradan çok teşekkürler gönderiyorum bu harika kitap için. Tabii ki yine o hayran kaldığım mıknatıslı kapağı var ve bir adet de ayracı içinde. Bu kitabı 1-1,5 yıl önce Goodreads'te gördüğüm an aşık olmuştum. (Yabancı ve These Broken Stars gibi. Go Kitap aklımı mı okuyor ne?) Ve Türkiye'ye geleceği günü heyecanla bekliyordum. Ah bu arada, öğrenmeyen kaldı mı bilmiyorum ama Lux Serisi'nin kitaplarından birinde bahsediliyordu Tatlı Şeytan'dan.

Bla bla bla. Yani kısacası Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi sınav için okuduktan sonra okuyacağım ilk kitap karşınızda! Sadece kapağına bakarak bile inanılmaz beklentiler içine giriyorum. Bir an önce başlamalıyıımm :3


İşte bende durumlar böyle. Peki siz? Neler okuyorsunuz, neler okuyacaksınız, bu kitaplar hakkındaki görüşleriniz?... Yorumlarınızı bekliyorum, hoşçakalııın!!



22 Kasım 2013 Cuma

Köpek Düşleri (Wolfe Brothers #1) - Tanıtım & İnceleme & Alıntılar


   Yalnızca gözyaşlarıyla yıkananlar kazandım diyebilir!

    Adım Cameron Wolfe.
    Şehirde yaşıyorum.
    Okula gidiyorum.
    Kızlarla aram hiç iyi değil.
    Biraz akıllıyım.
    Pek fazla sağduyum yok.

    Markus Zusak, Köpek Düşlerinde hiç istemediği bir hayata gözlerini açan bir çocuğun çırpınışlarına odaklanıyor. Arızalı çocukların acımasız dünyasına adım atan yazar, erkeklik hallerinin sert ve bilinmeyen kuralları üzerinde durarak, dibe vurmaktan çekinmeyenlerin korkusuz hikâyelerini mizah yüklü bir dille ele alıyor.

•❤•.¸✿¸.•❤•

   İlk olarak kitaba yapılan bazı yorumlar, lafı ağzımdan aldığı için birkaçını da sizinle paylaşabilirim diye düşündüm:

   Markus Zuzak, erken yaşta hayat mücadelesine giren bir çocuğun dünyasını büyüleyici bir dille ele alıyor. Bu kitabı herkes okumalı!
    Publishers Weekly

    Kimine yakın kimine ise çok uzak olan bir hikâyedir erkeklerin dünyası. Ancak bu kitapta herkesin kendinden bir şeyler bulacağı kesin...
    Kirkus Reviews

    Yalın ve akıcı bir dille yazılan Köpek Düşleri, Markus Zusak sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak.
    Goodreads  
•❤•.¸✿¸.•❤•

   Sanırım bu okuduğum ilk "gerçek anlamda" erkek gözüyle yazılmış kitaptı diyebilirim. Yani yazar da erkek olduğu için o kadar samimi bir şekilde anlatılmış ki, gerçek hayat gibi düşünüyorsunuz. Burada gerçek derken Ayaklı Bela gibi kitapları kastetmiyorum. Onları çoook beğeniyoruz ama hepimiz gerçeğin farkındayız: Yazar kadın, bu duygular aslında kadınların karşısındaki kişide görmek isteyeceği duygular. Ama Köpek Düşleri'nde bu yok, yazar erkek ve erkeğin gözünden yazılmış bir gerçek hayat romanı. Sadece aşk değil, macera değil; gerçek hayatı tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seren bir kitap.

   Kitap kısacık olmakla birlikte bir seri. Bildiğim kadarıyla yurt dışında 3, Türkiye'de 2 adet kitabı çıktı. Ve kitabın akıcı bir dili, Markus Zusak'ın ise harika bir üslubu var. Ya da ben öyle düşünüyorum. Ama yorumlarda olduğu gibi ne zaman bu yazarın bir kitabını okusam, erkek-kız gözüyle yazılmış farketmez, içinde mutlaka kendime ait bir şeyler bulabiliyorum. Bu belki sadece benim hissettiğim bir şeydir. Belki de değildir. (Tam kitaba uygun belkiler kullandım, okuyanlar farkediyordur umarım :D) Ben Markus Zusak'a çok ön yargıyla yaklaşmıştım, ama sonra hepsi uçup gitti. Diğer yazarlardan o kadar farklı geliyor ki, tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama belki üslubunda hoşuma giden şey bu da olabilir: Özgünlük.

   Kısa ve akıcı olması nedeniyle basit gelebilir ama bana kalırsa bu kitap için "basit" kelimesi biraz aşağılayıcı geliyor kulağa. Bu kitabın kısa olmasına rağmen, okurlara bir şey kattığını düşünüyorum; en azından empati duygusu. Bu çoğu kişi için gerekli çünkü. Cameron'un yaşadıklarını 1. ağızdan okumak ve onun düşünceleri, karmaşık gibi görünebilir dışarıdan ama aslında gayet anlamlı geliyor bana, ve en önemlisi de; samimi.

   Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum diyemeyeceğim, çünkü klasik bir fantastik young-adult kitabı değil, daha edebi ve daha anlamlı. Okuduktan sonra umursamaz bir ifadeyle "Bu ne ya saçma sapan" gibi yorumlar görür, duyarsam "Sen onu hiç anlamıyosun kii" diye ağlayabilirim. Tamam, belki o kadar ileri gitmem ama sadece içimden salak der geçerim heralde. Bu biraz açıksözlülük oldu ama bazen böyle yorumlara katlanamıyorum işte, bu yüzden herkese tavsiye etmiyorum bu kitabı. Sadece 15 yaşındaki, dışarıdan sokak serserisi gibi görünen bir çocuğun hayatını içeriden anlatan bir kitap, o kadar. Bu açıklama ilginizi çekiyorsa okuyun diyebilirim işte :D

Birkaç küçük alıntı :)

Bizim gibi çocuklar-aslında genel olarak erkekler- dünyanın pisliği olmak zorundaydılar. En azından çoğu zaman. Yemin ederim, zamanımızın çoğunu hayvan gibi davranmak için harcıyorduk.

•❤•.¸✿¸.•❤•

Bir yeri soyuyor filan değildik.
Biz umutsuzduk.
Umutsuz, sefil ve başınızı sallamanıza neden olacak kadar acınası...

•❤•.¸✿¸.•❤•

Belki kelimesi beni rahatsız etmeye başlamıştı çünkü hayatımda sabit olan tek şey belkilerin sonsuza dek benimle kalacak olmasıydı.

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Cam, bu benim son işim olacak." dedi. Duysanız onu Al Capone* filan sanırdınız. 
(* İtalyan asıllı Amerikalı mafya lideri)

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Bu son işten sonra soygunculuktan, hırsızlıktan, barbarlıktan emekli oluyorum."
"Daha kariyerin olmadan nasıl emekli olacaksın ki?"
"Kapa çeneni! İniş çıkışlarım olduğunu itiraf ediyorum ama artık sona ermek zorunda."

Puanım: 4.5   GoodReads Puanı: 3,37
Yazar: Markus Zusak   Yayınevi: Martı   Sayfa Sayısı: 159

25 Eylül 2013 Çarşamba

Kitap Hırsızı - Alıntılar


"Her yerde kitaplar! Bütün duvarlar oldukça kalabalık ancak mükemmel sıralanmış raflarla giydirilmişti. Duvarın boyasını görmek neredeyse mümkün değildi. Siyah, kırmızı, gri, her renkten kitabın sırtında değişik renkte ve boyada yazılar vardı. Liesel Meminger'in hayatında gördüğü en güzel şeylerden biriydi.
Hayretle gülümsedi.
Böyle bir oda nasıl olabilirdi!
---
Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk raflarda gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı.
---
Kaç kitaba dokunmuştu?
Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir hüzmeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kez neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmak istemedi. Fazla mükemmeldiler." (syf:129-130)

“İnsanlar genellikle bir günün renklerini sadece gün başlarken ve sona ererken fark ediyorlar, ama benim için günün her anı, her dakikası değişen, iç içe geçen yığınla farklı renk tonu içeriyor. Tek bir saat bile binlerce değişik renkten oluşabilir. Mumsu sarılar, bulutsu maviler. Kasvetli karanlıklar.” (syf: 3-4)

“Kelimeler..Neden var olmak zorundaydılar ki.. Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanamazdı.”

“Caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa yabancı bundan daha yalnız olamazdı.” 

“..Ceza ve acı olacak , yanında mutluluk da gelecekti. Yazmak buydu.”
  
“Beni mutlu etmeyin. Lütfen, beni umutlandırıp bütün bunlardan iyi bir şey çıkabileceğini düşündürmeyin. Çürüklerime  bakın. Şu sıyrıklarıma bakın. İçimdeki sıyrıkları görmüyor musunuz? Gözlerinizin önünde büyüdüklerini, içimi aşındırdıklarını görüyor musunuz? Artık hiçbir şey için umut etmek istemiyorum. Max’in hayatta ve güvende olması için dua etmek istemiyorum. Ya da Alex Steiner’in.
Çünkü dünya onları hak etmiyor.”

“Bir şeyi yeterince çok söylersiniz asla unutmazsınız.”
“İnsan mutluluğu çalabilir miydi? Yoksa bu da aşağılık bir içsel insan hilesi miydi?”

"Hiçbir insanın benimki gibi bir yüreği yoktur. İnsan yüreği bir çizgidir, oysa benimki bir daire ve doğru anda, doğru yerde olabilmek gibi sonsuz bir yeteneğim var. Bunun sonucu olarak insanları hep en iyi ve en kötü anlarında yakalayabiliyorum. Onların hem çirkinliklerini hem de güzelliklerini görüyorum; aklıma takılıyor, ikisini birden nasıl barındırabiliyorlar? Yine de kıskandığım bir yanları var. İnsanlar hiç değilse ölecek kadar sağduyulular. -Ölüm
“Ben aptalın tekiyim.” 
Hayır baba... Sadece bir insansın.

"Sözcüklerden nefret ettim ve onları çok sevdim, umarım onları doğru kullanmışımdır." -Liesel

“Dünya çirkin bir yahni" diye düşündü Liesel. "O kadar çirkin ki tahammül edemiyorum.”

"Çocuklar, çoğu zaman hantal sersemlikteki yetişkinlerden çok daha kurnaz olabiliyor."


“Hayır", diye düşündü Liesel yürürken. Yorgun olan asıl benim kalbim. On üç yaşındaki bir kalp böyle hissetmemeliydi.

Önce beyaz bir şey. Kör edici türden.
---
Bazılarınız büyük olasılıkla beyazın renk olmadığını düşünüyor ve ben bu saçmalıktan bıktım. Ben size beyazın bir renk olduğunu söylüyorum. Beyaz şüphesiz bir renktir ve kişisel olarak, bu konuda bana itiraz etmek isteyeceğinizi sanmam.
---
Lütfen, önceki tehdide rağmen sakin kalın. Ben sadece gevezelik ederim. Aslında ne şiddet eğilimlisiyim ne de kötü niyetliyim. Ben sadece bir sonucum. -Ölüm

“İnsanları hep en iyi ve en kötü durumlarında bulurum. Hem güzelliklerini hem çirkinliklerini görürüm ve ikisinin nasıl aynı yaratıkta olabildiğini merak ederim.” -Ölüm

“Her zaman için sadece oradaydı. Fark edilmiyordu. Önemli veya özellikle değerli değildi. Tahmin edebileceğiniz gibi bu görünmezlik tam anlamıyla yanıltıcıydı. Adamın kesinlikle bir değeri vardı ve bu Liesel Meminger’in gözünden kaçmamıştı. İnsan çocuklar bazen abartılı ölçüde tacizci yetişkenlerden daha duyarlı olabiliyordu.”

“Bugün gökyüzü yumuşak Max. Bulutlar çok yumuşak ve üzgün.. ve .. ve çok soğuk Max, çok soğuk..” -Liesel

My Book Banner:

21 Eylül 2013 Cumartesi

Kitap Hırsızı (The Book Thief) - Tanıtım & İnceleme


Ölüm Meleği Size Bir Hikaye Anlatmak İsterse Durup Dinlemez misiniz?

Ölüm meleğinin ağzından savaş yıllarında küçük bir kitap hırsızının, Liesel Meminger'in hikayesi bu.

"...Her durumda hayatta kalan birinin hikayesi bu; hep geride kalan olmakta ustalaşmış birinin hikayesi. Aslında pek çok başka şeyin yanısıra şu saydıklarımla ilgili küçük bir hikaye:
* Bir kız
* Bazı kelimeler
* Bir akordiyoncu
* Bazı fanatik Almanlar
* Bir Yahudi dövüşçü
* Ve bol miktarda hırsızlık..."

Liesel Meminger, Münih'in varoşlarında yaşayan yoksul Hubermann ailesinin yanına evlatlık olarak verilir. 1933 yılında Almanların yüzde 90'ı Adolf Hitler'i gözlerini kırpmadan desteklerken, Liesel'in üvey babası Hans Hubermann kalan yüzde on içindeydi. Üstelik, evlerinin bodrumunda bir Yahudi saklamak zorunda kaldılar.

Her ne kadar kitabın ağır gittiğinden yakınsam da gerçeği her zaman biliyordum:
  • Bir başladığınızda hemen yarısına geleceğiniz, hızlı okunan bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Mutlu veya şaşırtıcı bir son ve esprili bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Romantizm, aşk vs. ön planda bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Nazi Almanya'sı tarihini sevmiyorsanız bu romanı en baştan unutun siz zaten.
Bu yüzden kitabın  bana göre olmadığını düşünsem de okumaktan kendimi alamadım. Markus Zusak öyle bir dil kullanıyor ki, ne çok edebi diyebiliyorsunuz ne de klasik hikaye dili. Sıkıcı olduğunu düşünüyorsunuz ama atlayarak da okuyamıyorsunuz çünkü dil o kadar güzel kullanılmış ki.. Bu yüzden özellikle bu kitaba iyi veya kötü diye net bir tanı koyamam.


Nazi Almanya'sında işlerin nasıl yürüdüğünü böylece öğrenmiş oldum. Her ne kadar roman olsa da
gerçekliği yansıttığını düşünüyorum. Liesel'in duygu karmaşasını çözemesem de kitabın korkunç, üzücü ve bir o kadar da harika sonunda beynimde "İyi ki okumuşum." cümlesini duyduğum için mutluyum. Sonundaki bir bölümden sonra Liesel'e nolmuş falan hiç hatırlamıyorum. Aslında kitabın sonu çok edici değildi, çünkü zaten önceki sayfalarda böyle olacak şöyle olacak diye anlatıyor. Ben yine de şok oldum, belki de olacaklara inanmak istememiştim, ama oldu ve çok da iyi oldu bence :D

Kitabı okuyanlar muhtemelen bana karşı atağa geçecekler "Neresi iyi oldu, kafayı mı yedin?" diye. Ama bence mutsuz sonların da kendine göre bir güzelliği var. Yalnız bir yer bende çelişki oluşturdu, eğer okuyan varsa yardım edebilir mi? (Yazının bundan sonrası spoiler içerikli olacaktır.) Kitabın ortalarında Rudy'nin donarak öldüğünden bahsedilmişti, fakat kitabın sonunda herkesle birlikte bombayla öldü. İşte bu kısmı anlayamadım, acaba bir yerleri yanlış mı okudum diye düşünüyorum. Kitabın sonlarına kadar hiçbir yerde ağlamamıştım ama sonunu bilmeme rağmen Liesel'in herkese (Özellikle Rudy'ye) veda etme kısmında kendimi tutamadım. -Gecenin 1'i olmasının da etkisi olabilir tabii- Sonra yazarın cimrilik edip Max'e sadece yarım sayfa ayırdığı yer de hoşuma gitti. Ama kitabın sonunda en çok hoşuma giden yer ise; Liesel'in "dün" ölmüş olmasıydı. Bu "dün" kavramı acaip bir ironi oluşturmuş ve beni gülümsetti. Ama Kitap Hırsızı isimli Liesel'in yazdığı kitabın son anda Ölüm Meleği tarafından alınması çok beklenmedikti, mutlu mu olsam hüzünlensem mi bilemedim.  (Spoiler Sonu)
Bu da Bayan Holtzapfel:
Kitap hakkında asıl hoşuma giden şey ise kitabın Ölüm Meleği'nin ağzından anlatılmış olması. Çok yerinde bir karar olmuş çünkü zavallı Liesel'in etrafındaki herkes ölüyor, bu durumda Ölüm Meleği genellikle onu takip etmiş olması gibi ironik bir durum var ortada. Bu düşünce hoşuma gidiyor çünkü bazı yerlerde Ölüm Meleği'ne acaip kanım ısındı. Kitap boyunca Liesel'in hayatından karamsarlığa düştüğümüz yerlerde beni güldürmeyi başarıyor. Gerçekçi ve umursamaz tavırları özellikle :D Küçük bir örnek vereyim (Kitabın hangi sayfasında olduğunu bilmiyorum o yüzden aklımda kaldığı kadar yazacağım küçük hatalar olabilir.) "Orağı falan unutun siz. Uzaktan bakınca da yüzüm iskelete de benzemiyor ayrıca. Sadece soğuk günlerde üstüme kukuletalı bir pelerin giyiyorum o kadar." Sanki çok normal bir şeymiş gibi. Neyse sonuç olarak yazarın bu "Ölüm Meleği'nin ağzından yazma" fikiri beni eğlendiriyor. Yazar sadece dili değil beynini de iyi kullanıyor anlaşılan :D

 Sonuç olarak kitabı beğendim. Ama herkesin okumak isteyeceği bir tür değil aslında. Çabuk sıkılır yarıda bırakırlar diye tahmin ediyorum. Bitirmem benim 4-5 günümü aldı mesela. Ama pişman da değilim. Beklediğim gibi bir kitap çıkmadığı doğru, mesela Hitler dönemini okuyacağım hiç aklıma gelmezdi. Markus Zusak'ın bir diğer kitabı Köpek Düşleri'ni de okumak istiyorum. O buna nazaran çooook daha kısa; 100 küsür sayfa. Eğer yazar onda da böyle bir dil kullandıysa 1-2 güne bitiririm artık. Neyse lafı çok uzattım, okuyanların olumlu-olumsuz yorumlarını beklerim, ne puan vereceğime kitap boyunca karar veremedim süreklideğişti fikirlerim yani bu bir son an kararıdır :D

Puanım: 4    GoodReads Puanı: 4,35
Sayfa Sayısı: 574    Yayınevi: Martı    Yazar: Markus Zusak