Âşık olmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı…
Beni ona bakarken yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım. Bakarken yakaladığına inanamıyordum. Ona karşı hissedebileceğim çekim fikrinden nefret ettim.Beni rehin almıştı. Beni isteğim dışında alıkoymuştu. Son iyilikleri bunu değiştiremezdi. Kendime onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmalıydım. Ama gerçekte kimdi?
Britt Pheiffer unutamadığı eski erkek arkadaşının, Teton Dağları'nda yapacağı yürüyüşe katılmak istemesiyle altüst olur. Calvin'e karşı hislerini çözmeye fırsat bulamayan Britt, dağda aniden karşısına çıkan kar fırtınası yüzünden gözlerden uzak bir kulübeye sığınır ve çok yakışıklı iki ev sahibinin misafirperverliğini seve seve kabul eder. Fakat iki adam da kanun kaçağıdır ve Britt'i rehin alırlar.
Britt, Calvin onu bulana kadar hayatta kalması gerektiğini bilmektedir. Ancak dağda gerçekleşen tüyler ürpertici bir dizi cinayete dair kanıtlar bulunca işi iyice zorlaşır... Üstelik bu keşfi yüzünden katilin bir sonraki hedefi olma ihtimali vardır.
Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve onu kaçıranlardan biri olan Mason dahil herkesin büyük sırları vardır. Peki Britt kime güvenecektir?
Spoiler İçermeyen Yorum
Becca... Neden favori yazarım olduğunu bana bir kez daha hatırlattığın için teşekkür ederim. Sen harikasın. Tek sorun şu ki.. Söyleyecek çok şeyim var ama ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yok.
O zaman yazarın diğer serisi Fısıltı ile biraz karşılaştırma yapayım. İki tür de young-adult fakat bana kalırsa Fısıltı daha çok 13-17 yaş arasına hitap ediyor. Ben 15 yaşında okumuştum ve hayatımın kitabı olduğunu düşünmüştüm mesela. Siyah Buz ise sanki daha üst sınırda gibi. 15 yaş altının sıkılabileceğini düşünüyorum. Ama 20lerinde okuyanların beğenebileceğini düşünüyorum, diğer serinin aksine. Ayrıca Fısıltı'ya göre bu kitabın karakterleri pek de masum değil. Hiçbir karakterimiz iyilik timsali sayılmaz, baş karakterimiz Britt bile.
Tamam, şimdi karakterlerden bahsetmeye başlayacağım o zaman. İlk olarak Britt. Çocukluk aşkı Calvin'i ona yaptığı onca şeye rağmen unutamayan, bir türlü geride bırakamayan baş karakterimiz. Kim demiş ki ilk aşklar her zaman mükemmel olur, sonsuza kadar sürer diye. Aslında şöyle bir düşününce, çoğu genç kitabı böyle diyor, evet. Ama Siyah Buz birçok yönden "çoğu kitap" kategorisinden ayrılıyor ve bu da onlardan birisi. Britt babası ve abisi ile yaşayan ve hayatı boyunca erkekler tarafından korunmaya, onların kendi işlerini yapmasına alışmış bir kız. İşte bu onun en büyük kusuru.
Korbie.. Korbie karakterini seven biri olduğunu sanmıyorum. İlk okuduğumda "İşte Nora-Vee gibi best-friend-forever tarzı bir arkadaşlık daha, yazarın klasik hamlesi sanırım." demiştim ve inanılmaz haksız çıktım. Becca bu kitap ile beni çok şaşırttı. Bir de Calvin var. Kitap boyunca ona sempatik bir gözle bakmaya çalıştım. Uyuz, şımarık, pislik diye düşünmeye başladığım özellikleri sonradan çok değişti aslında, tabii ne yönde değiştiğini spoiler olmadan söyleyemeyeceğim o yüzden pas geçiyorum.
Shaun en baştan midemi kaldıran bir karakter olmuştu. Mason ise en başta hiç de ısınamadığım bir karakterdi. Gerçi yazarın bizi en başta ısındırma gibi bir amacı olduğunu sanmıyorum. Ve kitaba sonlarda katılan Caz karakterine kesinlikle ba-yıl-dım! Ve o karaktere özel apayrı bir seri istiyorum. Tanıdığım en manyak kişilik! :3
Kitabın giriş bölümü asıl hikayeden 1 yıl önce gerçekleşen bir olayı anlatıyordu. Kitaba biraz hastayken başladığım için anılarım çok bulutlu, sadece kelimelerin gözümün önünde yer değiştirdiğini hatırlıyorum. :D Kitabın ilk başlarını sadece dümdüz okudum, bir beğeni veya heyecanım yoktu. Sadece ne olacak acaba, hep böyle mi ilerleyecek diye bekliyordum.
Bir yere kadar böyle ilerledi. İlk yarıyı bitirdiğimde, "İyi gidiyor fakat muhteşem değil, böyle ilerleyecekse 4 falan alır benden" diye bir hayal kırıklığı ile okuyordum. Sonra ne olduysa son yarıda oldu. Senaryo resmen şaha kalktı, şok edici olaylar, beklentiler, meraklar, peşpeşe geldi ve ben resmen kitaba gömüldüm. Özellikle o son 50 sayfa falan bir muhteşemdi. Sırf sonu için tekrar tekrar okuyabileceğim bir kitap. Birçok yönüyle gerçekten eşsiz. Britt'teki büyük değişimi sayfalar aktıkça fark ediyorsunuz. Kitap başladığında şımarık, pervasız, babasının küçük kızı gibi olan Britt kitap bittiğinde bambaşka biriydi. Bu olaya bile başlı başına bayıldım.
Kitabı okurken, sanki o soğuğu ben yaşıyorum, karların arasında kalan ben gibiydim. Kışın okumak da harika bir tesadüf oldu benim için. Yazar soğuğu öyle güzel tasvir etmiş ki.. Soğuktan nefret ederim, üşümekten nefret ederim ama bu kitabı okuduktan sonra dışarı her çıkışımda, soğuğun suratıma her vuruşunda aklıma bu kitap geliyor ve şöyle bir gülümsüyorum.
Kitabı okurken bu kadar beğeneceğimi hayal bile edemezdim.
Bazı kitaplar vardır okurken aşık olursunuz, bitirdikten sonra gün geçtikçe üzerinizde olan etkisi azalır. Ve bazı kitaplar vardır, okurken dümdüz, sadece merakla okursunuz ama bitirdikten sonra üzerinde düşündükçe daha çok beğenir ve aslında okuduğunuz kitabın ne kadar muhteşem olduğunun farkına varırsınız. İşte Siyah Buz benim için öyle oldu.
Uzun zamandır böyle dolu dolu bir kitap okumuyordum. Bunun iki katı kalınlıkta olmasına rağmen sadece olay örgüsü akıcı olup da iki üç önemli olayla geçip giden kitaplar, ve bu. Karşılaştırdıkça bu kitabın değerini daha çok anlıyorum. Becca'nın neden seri yazmadığını düşünüp üzülüyordum kitap ilk çıktığında. Şimdi anladım, koca bir seriyi bitirip alacağınız tadı tek bir kitaba sığdırmış yazar.
Spoiler İçeren Yorum
Aslında bu kısıma yazacak fazla bir şeyim kalmadı. O yüzden kısa tutacağım.
Çok önemli bir sorum var ama. Eğer Jude Lauren'ın abisi ise neden soyadı Van Sant? Neden Huntsman değil, anlayamadım. Anne babası da Bay ve Bayan Hustman olarak geçiyor. Bu konuyu biri bana açıklasın :(
Aslında ilk başlarda tereddütlü hareketlerinde, soğuk davranmasından, uzak durmasından dolayı Mason'a ısınamadım. Ne zaman ısınmaya başladım onu da hiç bilmiyorum. Ama kitap bittiğinde karakterlere gerçekten çok bağlandığımı fark ettim. Jude diye ölüp bitmiyorum ama kendi dünyalarında o kadar harika bir ikili oldular ki... Gerçekten şimdiye kadar okuduğum bütün aşklardan farklıydı sanırım.
Zaten bu kitabı okurken ilk 200-250 sayfada falan neredeyse hiç romantizm yoktu. Ama romantizm olmayan kitapları sıkıcı bulan biri olan beni hiç rahatsız etmedi bu durum. Heralde romantizm demelerinin nedeni Calvin'i atlatamamış olması veya Mason'a olan az buçuk ilgisi diye düşündüm. Ama kitabın sonunda her şey o kadar değişti ki! Macera arttı, gerilim arttı ve romantizm kesinlikle arttı. Ve romantizm açısından bakacak olursak son bölüm olağanüstüydü! O kadar bayılarak okudum ki! Tabii bunda yeni karakterlerin de büyük etkisi var. Ian mesela.. Veya Caz! Bu kitapta kesinlikle daha çok görmek istediğim karakterler var. Caz listenin en başında olmak üzere Ian ve Britt'in babası. Kitabın neresine eklenebilirdi hiçbir fikrim yok çünkü kitap zaten dolu doluydu ve ayrı bir kitap da çıkamayacağını biliyorum bu karakterlerle ilgili ama onları gerçekten daha iyi tanımak ve onlar hakkında daha çok okumak isterdim. Özellikle Caz hakkında! Hayatımda okuduğum en renkli kişilik sanırım. Aslında birçok yönden Vee'ye benziyor. Bu da merakımı daha çok körüklüyor. Ah, gerçekten bu kitabı Fısıltı ile karşılaştırmaya bir son vermem lazım. Gerçekten.
Spoiler Sonu
Becca'nın bir kitabı daha bitti ve kitaplığıma bir muhteşem kitap daha girdi. Bu kitabı genel olarak 15 yaş üstüne öneriyorum. Yani içinde neredeyse hiçbir cinsel öğe yoktu fakat 15 yaş üstünde kurguyu sindirmek daha kolay olur ve başrolün yaşı da genel young-adult grubuna göre biraz daha büyük olduğu için (pek de değil aslında 18..) daha çok beğenilir diye düşünüyorum.
Ben çok beğendim yani. Zaman geçtikçe daha çok da beğeniyorum. Siz bu kitap hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Okuyanların yorumları? Düşüncelerinizi benimle paylaşın :) Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşçakalıın! ^,^
Yazar: Becca Fitzpatrick Yayınevi: Pegasus Sayfa Sayısı: 384
Liste Fiyatı: 30 TL GoodReads Puanı: 3,85
Trailer



















