Nora'nın Kitaplığı : Üniversite
Üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2021 Salı

Hedef (Off-Campus #4) - Kitap Yorumu


Sabrina hedeflerine ulaşmakta iyiydi…

Üniversitenin son senesinde olan Sabrina James tüm geleceğini planlamıştı: Mezun olacak, hukuk okulunun canına okuyacak ve amansız bir hukuk firmasında yüksek maaşlı bir işe girecekti. Şüphesiz ki, ilk görüşte aşka inanan yakışıklı hokey oyuncusu, onun utanç duyduğu geçmişinden kaçış planlarının bir parçası değildi. Sabrina’nın John Tucker’a tek verebileceği ateşli bir geceydi, fakat bazen tüm hayatının değişmesi için bir gece yeterliydi.

Fakat oyun daha da karmaşık hale gelecekti…

Tucker yıldız oyuncu olmak kadar takımın bir parçası olmanın da öneminin farkındaydı. Buzun üzerinde spot ışıklarından uzak durmakta sorun görmüyordu fakat yirmi iki yaşında baba olması gerektiğinde kenarda durup izlemekle yetinmeye hiç niyeti yoktu. Yakında çocuğunun annesi olacak kadının güzelliği, zekâsı ve onun bütün enerjisini istiyor olması sorun değildi. Sorun olan şey, Sabrina’nın kalbini açmıyor olmasıydı ve bu sıkı kumralı yardım kabul etmeyecek kadar inatçıydı. Eğer Tucker rüyalarının kadınıyla bir gelecek istiyorsa, Sabrina’yı bazı hedeflere asla tek başına ulaşılamayacağına ikna etmesi gerekiyordu.
Bu kitabı gerçekten sevmedim ve üzerine düşündükçe daha da az sever oldum. Tucker zaten sosyal açıdan pasif bir karakter olduğu için çok ısınamamıştım ama yine nötr kaldım ona. Ama Sabrina... yani davranışlarına dair öyle çok yanlışlık var ki, karakter sayısı yetmiyor anlatmama. Bizim yıldızlarımız hiç barışamadı anlayacağınız. Karakteri geçtim, kurgu da bayağı bir yavaş aktı benim için, öyle ki kitap okuma hevesimi kaybettim ve bitirmek için kendimi zorlamam gerekti. İkilinin arasında cinsellik dışındaki duygular bana hiç geçmedi. Tucker zaten yapısı gereği Sabrina’ya çok değer veriyordu, bunu hissettim ama Sabrina için aynı şeyleri söyleyemiyorum. Aslında diğerlerinden çok bir farkı yoktu belki de ama ben başlarda sevsem de kitap ilerledikçe soğuduğum için sonlara doğru iyice zorlanmış olabilirim 😞

Uzun uzun yorum yapabilirim ama hepsi Sabrina hakkında yakınıp neden haklı olduğumu ispatlamaya çalışmakla dolu olur muhtemelen. O yüzden bu kitaba hak etmediği bir emeği vermeyip yorumu burada keseceğim sanırım. Okuyalı bir ayı geçmiş olmasa belki daha objektif bir yorum yapabilirdim ama şu an aklımda sadece neden sevmediğim kalmış. O yüzden bu kitabı Off-Campus'ün başarısızlığı ilan ediyor ve kaçıyorum :D (En kısa yorumum bu olabilir mi?)

 Yazar: Elle Kennedy     Çevirmen: Tuba Özkat      Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 384      GoodReads Puanı: 4.05


18 Mayıs 2021 Salı

Hesaplaşma (Off-Campus #3) - Kitap Yorumu

Bu kızı kazanmak için birkaç gösterişli hareketten fazlası gerekiyordu…

Allie Hayes’in hayatı tam bir karmaşaydı. Mezuniyeti yaklaşmıştı ve hâlâ ne yapacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Bu da yetmiyormuş gibi bir de uzun süredir devam eden ilişkisi bitmiş ve kalbi kırılmıştı. Sorunlarının çözümü elbette ki çılgınca sevişmek değildi ancak yakışıklı hokey oyuncusu Dean Di Laurentis’e karşı koymak imkânsızdı. Tabii ki bu bir defaya mahsus bir şeydi çünkü her ne kadar geleceğinde belirsizlikler olsa da Allie, tek gecelik ilişkiler kralının geleceğinin bir parçası olmadığına emindi.

Dean gol atmakta başarılıydı; hem buz pistinde hem de pist dışında. Her zaman istediğini elde ederdi. Kızlar, iyi notlar, itibar, kızlar… Pek tabii kızların peşinde koştuğu bir adamdı ve kendisine karşı koyabilen bir kadınla henüz tanışmamıştı. Ta ki Allie’ye kadar. Bu ateşli sarışın bir geceliğine dünyasını sarsmıştı ve şimdi arkadaş olmak mı istiyordu? Asla. Dean bitti diyene kadar bitmeyecekti. Kızı ikna etmek için kolları sıvamıştı ancak altüst edecek olaylar yaşandığında belki de odaklandığı şeyin aradığı şey olmadığını düşünmeye başlayacaktı.

Herkese merhaba! Geldik Off-Campus serimizin 3. kitabı Hesaplaşma'ya. Öncelikle Instagram'dan beni takip eden herkesten bu kitabı okurken yaptığım hesaplaşma zamanı geldi esprileri için özür dilerim, elimde değil 🤣 Kitapların adı çok dandik geliyor bana, neden orijinal adı olarak bırakmadılar bilmiyorum. Her neyse, davul seslerini alalım çünkü serideki en çok sevdiğim kitaplardan birine geldik! Şımarık, utanmaz prensimiz Dean ve serideki favorim, Hannah'nın en yakın arkadaşı, canım kızım Allie. Bu kitapta gerçekten de hem kız hem erkek karakterlerimizi çok sevdim, özellikle Allie gerçek hayatta çözümleyemediğim bazı hislerime tercüman olduğu için onu ayrı bir sevdim. Dean'i ise bütün klasik muhteşemlikleri bir yana, kusursuz olmadığı ve bana gerçekçi hissettirdiği için sevdim. İkilinin uyumları ise her yönden muhteşemdi, bana gerçek hayata en yakın çift onlarmış gibi geldi.


Bu kitapta, tam her şey güllük gülistanlıkken gerçekten gönüllerimize kor gibi düşen bir olay yaşandı ve her şeyi tepetaklak etti. Bunun bir kitap, hem de çerezlik diye nitelendirdiğim bir kitap olduğunu bilmeme rağmen gerçekten etkilendim. Hata yorumumda bahsettiğim geçiş fazını tetikleyen olay da bu oldu bu kitapta. Bu sefer kız karakterimiz Allie de gerçekten savaştı ve bunu görmek çok hoşuma gitti. Ama her şeyin, herkesin bir sınırı vardır tabii. Yine de Allie boş naz yapıp işi Dikmen yokuşlarına sürmediği için rahatladım. Dean'in el bebek gül bebek büyümesi sebebiyle duygusal açıdan güçsüz olma durumunu doğal karşıladım ve hayatındaki sorunları aşıp olgunlaşmasını izlemek benim için çok tatmin edici ve mutluluk vericiydi.

Dean ve Allie çok dinamik bir çiftlerdi ve bu kitap diğerlerine kıyasla bayağı bir cinsellik odaklıydı. Yine de bu durum benim için ikilinin arasındaki romantik hislerin önüne geçmedi, eğlenceli ve komik olayların bol olmasının yanı sıra, karakterleri de sevdiğim için kitapta herhangi bir eksiklik hissetmedim. Gerçekten düşündükçe heyecanlandığım bir kitap oldu ve Anlaşma gibi bu kitabı da çerezlik ihtiyacım olursa tekrar okuyabilirim. Eline sağlık sevgili yazarım, yine döktürmüşsün 💕


Kitabın sonunda ise öyle bir cümle vardı ki, resmen kafamıza geldi. Böyle bir bomba ile kitabı bitirmek kesinlikle haksızlık diye isyan ettim istemsizce. Her yönüyle çok sevdiğim bu kitap, Off-Campus'teki -ilkine çok yakın- ikinci en sevdiğim kitap oldu. 🥰

Off-Campus Serisi Yorumlarım:
2. Hata
4. Hedef

Yazar: Elle Kennedy     Çevirmen: Tuba Özkat      Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 400      GoodReads Puanı: 4.26

 

Hata (Off-Campus #2) - Kitap Yorumu

O birden fazla alanda tam bir oyuncuydu…
Ama bu defa onu bekleyen, çok sıkı bir oyundu…

 John Logan istediği her kızı tavlayabilirdi. Bu hokey yıldızı için hayat, partiler ve tek gecelik ilişkilerden ibaret gibiydi ama baştan çıkarıcı gülüşünün ve rahat tavırlarının ardında mezuniyet sonrası hayatı ile ilgili giderek artan bir umutsuzluk yatıyordu. Birinci sınıf öğrencisi Grace Ivers ile yaşadıkları seksi bir karşılaşma, Logan'ın tam da aradığı şeydi fakat düşüncesizce yapılan bir hata Grace'i ondan uzaklaştırdığında, Logan'ın tek bir amacı kalmıştı; ikinci bir şansı hak ettiğine Grace'i inandırmak. Pek de gösterişli denemeyecek ilk senenin ardından Grace, Briar Üniversitesi'ne daha olgun, daha akıllı ve kendisini küçük düşüren kibirli hokey oyuncusunu kesinlikle unutmuş olarak geri dönmüştü. O artık, ilk buluştuklarındaki naif kız değildi ve kimsenin acımasına ihtiyacı yoktu. Eğer Logan onun hokey oyuncularına hayran diğer kızlar gibi sırtüstü yatıp ona yalvaracağını sanıyorduysa, çok yanılıyordu. Logan onu geri mi istiyordu? O zaman bunun için uğraşması gerekecekti. Bu defa ipler Grace'in elindeydi... ve Grace onu çıldırtmaya kararlıydı.
Merhabalaar! Fazlasıyla ertelenmiş Off-Campus serisi yorumlarıma devam ediyorum. Anlaşma'dan sonra bir gazla Hata'ya başladım ve bu kitabı da çok sevdim! Ama kitaptaki romantizmi Anlaşma kadar sevemedim maalesef. Logan'ı çok sevsem de Grace'in boşboğazlığı ve saçmalamaları bana utanç verici geldi. Biraz özgüvensiz olması ve başkalarının gölgesinde yaşaması, bu derece silik bir karakter olarak kitabın başrolü olmasından çok hoşlanmadım. Aşk, aşktır tabii ki ama Grace her kendisiyle ilgilenen erkeğe düşebilecek gibiyken Logan'ın Grace'te tam olarak ne bulduğunu pek iyi açıklayamamış yazar. Ayrıca Logan sevdiğim bir karakter olsa da Grace ile tanışma sahneleri, gerçekten bayağı bir soğuttu beni. Sonra yine içine aldı tabii kitap, akıcıydı ve eğlenceliydi ama bir şeyler eksikti işte.

Bu arada yorumumda kitabın içeriğinden bahsediyor olabilirim, o yüzden bu konuda hassasiyetiniz varsa devamını okumayın derim 💘

Bir de her kitapta bir 'ayrılık dönemi' tarzı bir mutlu son öncesi geçiş fazı koymayı aklına koymuş belli ki yazar. Ben bu kitaptaki geçiş fazını çok sevmedim. Grace abarttı sanki durumu, sonrasında da çok fazla naz yaptı, beni bayağı bir yordu yani. Çocuk aklında biri varken seninle ilgilendi diye suçlu mu yani? Kocaman bir insan olarak çocuğun ilk görüşte kendisine aşık olup aklından her şeyin silinmesini beklemesi biraz abartıydı. Hannah'yı unut öyle gel de o zaman yani sanki Logan ömrünün sonuna kadar Hannah ile Garrett'ı izleyecek âşık âşık. Yordu yani.


Şunu söylemeliyim ki bir romantik kitapta okuduğum karakterleri başka bir kitapta yan karakter olarak görmekten hoşlanmıyorum. Normalde onları ne kadar seviyor olsam da başka bir kitapta, başkasının gözünden görünce soğuyorum. Hannah'yı hiç sevemedim bu kitapta. Logan'ın ona olan ilgisi garipti ama Hannah'nın dünyanın en zekice keşfini yapmış gibi aslında ilgisinin ona değil de bir ilişki bulmaya yönelik olduğunu söylemesi, herkesin de 'aa gerçekten de öyle vay be' diye kabullenmesi biraz zırvalıktı doğrusu. 

Ayrıca Logan'ın babasını yıllardır bir rezalet olup tam da olması gerektiği zamanda çat diye düzelip adam olması neydi öyle ya? Tamam romantik kitaplarda çok mantık aramıyoruz da, kurgunun temellerine biraz özen gösterilmesini beklerim yine de. Mucize okumak istesem kutsal kitapları irdelerim zaten. Bu kitapta böyle bir eksik bulduğum için çook kararsız kalarak 1 puan kırdım. Pişman değilim ama bu kitabı da çok seviyorum, bunu da tekrar söylemeden geçmeyim. Öyle ki, bu biter bitmez üçüncü kitaba atladım direkt 😋

Peki siz bu seriyi okudunuz mu, en sevdiğiniz kitabı hangisi oldu? 💖

Off-Campus Serisi Yorumlarım:
2. Hata
3. Hesaplaşma
4. Hedef
Yazar: Elle Kennedy     Çevirmen: Tuba Özkat      Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 376      GoodReads Puanı: 4.11


Anlaşma (Off-Campus #1) - Kitap Yorumu

"Okulun kötü çocuğuyla anlaşmak üzereydi ve işler fena halde karışacaktı..."

Hannah Wells onu baştan çıkaracak birini sonunda bulmuştu. Hayatındaki diğer her şey konusunda son derece kendisine güvenmesine rağmen, konu seks ve arzulara geldiğinde boş çuvaldan farkı yoktu. Hoşlandığı adamın dikkatini çekmek için sinir bozucu, çocuksu ve kendini beğenmiş hokey takımı kaptanına özel ders verip onunla çıkıyormuş gibi davranmak zorunda kalsa da, bunu yapmaya kararlıydı.

Garrett Graham'ın tek istediği mezun olduktan sonra profesyonel hokey oyuncusu olmaktı, ancak düşen ortalaması, uğruna çalıştığı her şeyi tehdit ediyordu. Eğer alaycı bir esmer güzelinin başka bir adamı kıskandırmasına yardım etmek takımdaki pozisyonunu garanti altına alacaksa buna katlanırdı. Fakat beklenmedik bir öpücük her ikisini de daha önce yaşamadıkları bir arzu yolculuğuna sürüklediğinde, Garrett numara yapmanın hiçbir işe yaramayacağını anlamıştı. Şimdi sadece Hannah'yı aradığı adamın kendisine çok benzediğine ikna etmeliydi.
Herkese merhaba! Size görünce benim de en başta yaptığım gibi yüzünüzü buruşturacağınız bir serinin ilk kitabıyla geldim: Anlaşma. Şu kapağı görünce 'meh okunmaz' diye düşünüyor olabilirsiniz. Ben de yıllardır suratına bile bakmıyordum sağda solda görsem de. Ama son zamanlarda sürekli Off-Campus paylaşımlarına denk gelmem ve Mihri'nin de ısrarlarıyla ben de seriye bir şans vermeye karar verdim. İyi ki o şansı vermişim. 

(Hannah ve Garrett birbirlerinden hoşlanmıyormuş gibi yaparken)

Kapakları çok rezil olmasına rağmen kitabın için çok çok eğlenceli ve bir o kadar da tatlıydı. Özellikle okuma tıkanıklığına falan girdiyseniz, elinizin ilk gideceği çerezlik kitaplardan olabilir bu seri. Elle Kennedy gerçekten okurlarını nasıl eğlendireceğini iyi biliyor. Elimden bırakamayıp bir çırpıda bitirmemin yanı sıra daha hop bitti bir yorum girseydim demeden kendimi ikinci kitaba başlamışken buldum, sonra da 3... Açıkçası bu yüzden bir aydır bu serinin yorumlarını bir türlü giremedim, o kadar arka arkaya okudum ki hepsi benim için bir haline geldi resmen. O yüzden o ilk baştaki duygularımı ve detaylara olan yorumlarımı kaybettim ama yine de bu kadar sevdiğim bir seriyi paylaşmamak haksızlık olurdu. 

Ayrıca şu diğer kapak serisine ve renklerin güzelliğine bakar mısınız? Yabancı yayınları bu kapakları kullanırken ne düşünüyordu gerçekten merak ediyorum...

Anlaşma'ya dair tek eleştirim sona doğru eee yeter be uzattınız ama hislerinizi kabul edip kavuşun artık hemen diye isyan etmiş olmamdı. Ama bunun için puan kırmadım çünkü bitince de 'keşke biraz daha uzun olsaydı' demeden edemedim. Bu arada serideki her bir kitap başka bir karakterin aşk hayatını konu alıyor ve çoğu kişi gibi benim de favorim Anlaşma oldu. Ama diğerlerinden de çok sevdiklerim var ve sırayla hepsini okuyun bence 😍 Zaten Off-Campus adı da -tahminimce- serinin kampüsün dışında (Amerika'da kampüsteki yurtlar/lojmanlar yerine kampüs dışında yaşamaya off-campus housing deniyor) bir evde yaşayan 4 buz hokeyci erkeğin aşk hayatlarının konu alınmasından geliyor. Bence Anlaşma serinin en romantizm ağırlıklı kitabıydı, diğerleri biraz daha cinsellik bazlı ilişkilerdi sanki -eleştiri değil, gözlem- ve söylemeden de geçemeyeceğim, seri bir yeni-yetişkin serisine göre bile üst düzeyde yetişkin içeriğe sahip, okuyup/okumamayı ona göre seçmenizi tavsiye ederim. 


Bu kitapta Garrett Graham (bu arada gerçekten de Garrett Graham diye bir Amerikan futbol oyuncusu olması tesadüf mü bir esin kaynağı mı acaba 😄) gerçekten bir doğa harikasıydı. Hem takımına ve profesyonelliğine verdiği değer hem de Hannah'ya bu derece itinayla yaklaşması gerçekten çok tatlıydı. Hannah'ya çok bayılmasam da Garrett hatrına bu kitabın birkaç kez daha okunabilitesi var kesinlikle. Çerezlik bir yeni yetişkin-romantik kitabı okuyasınız gelirse, Off-Campus rahatlıkla ilk tercihiniz olabilir bence 💃💙

Off-Campus Serisi Yorumlarım:
2. Hata
3. Hesaplaşma
4. Hedef
Yazar: Elle Kennedy     Çevirmen: Hanife Albayrak      Yayınevi: Yabancı

 Sayfa Sayısı: 448      GoodReads Puanı: 4.28

14 Şubat 2021 Pazar

Rüzgarın Adı ( Kralkatili Güncesi #1) - Kitap Yorumu


"Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur." 


Herkese merhaba! Bu kitabı yıllar önce almış olsam da, uzunca bir süre okumayı hiç aklımdan geçirmiyordum. Ta ki @madgirlwithabook ile tanışana kadar, onun bu seriye olan aşkı benim içimde bir heves ateşi yakmış olacak ki, son birkaç aydır bu kitabı okuma fikri aklımdan çıkmıyordu. İşim olsa da hazır mezun olmuş ve biraz olsun rahatlamışken bu kitabı okumak için doğru zamanı buldum diye düşünüyorum ❤️ 


Mızmızlanmalı yorumuma geçmeden önce size biraz kitabı tanıtayım. Yaşadığı maceralarıyla ve kahramanlıklarıyla diyarda ünlenmiş Kvothe adlı karakterimizin sahte bir isimle yeni yerleştiği bir küçük kasabada solup giderken bir Tarihçi'nin onu bulması ve Kvothe'yi hayat öyküsünü anlatması için ikna etmesiyle başlıyor. Kvothe hayatını 3 günde anlatacağını söylüyor, bu da her günün serinin bir kitabına denk gelmesi anlamına geliyor. İlk kitapta Kvothe'nin hayatından bir 20 yılı falan dinlemiş oluyoruz, devam kitaplarında da 3-5 yıl geçecek sanırım çünkü bu hikayeyi anlatırken Kvothe 25-30 yaşlarında falan oluyor. Ve bu hikayeyi anlattığı dönemde dünyaya tamamen bir kaos hakim. Dünyanın böylesine korkunç ve tekinsiz bir yer haline gelmesinin sebebi Kvothe'nin geçmişteki seçimleri ve eylemleri olabilir mi? Bu sorunun cevabını öğrenmek için merak içinde okuyoruz seriyi. Şu ana kadar bir ipucu bile verildiğini söyleyemeyeceğim gerçi 😅

Ağlayıp sızlanan birisi gibi görünmek istemem ama... bu tamamen haksızlık! Onca zaman ayırıp bu kadar sayfa okuyorum ve tam olaylar gerçek anlamda başlarken BAM! Kitap bitiyor! Bu kitabın bir başlangıç öyküsü olduğunu reddediyorum, hadi ama, seri yalnızca 3 kitaptan oluşuyor ve üçüncüsünü de muhtemelen dünya gözüyle göremeden ölüp gideceğim 💆‍♀️ Bütün o olaylar için 1 kitapçık neyime yetecek ki!


Bu krizi atlattığımıza göre kitaba dönebiliriz. Karakterin geçliği ve gelişiminden oldukça detaylı bir şekilde bahsedilmiş olsa da, kitap akıcılığından ödün vermedi. Uzunca bir süre her yeni bölüme geçerken “asıl hikaye yeni başlıyor” hissine kapıldım. Hevesle ve sabırla okuduğum, okurken de çok zevk aldığım bir kitap oldu Rüzgarın Adı. Ama görmek için yanıp tutuştuğum olayların hiçbiri burada yoktu!  Hatta duyduğum kadarıyla 2. kitapta bile yokmuş bu olaylar... Yandık! 

Biraz da karakterlerden bahsedeyim, yalnız kitabı okurken karakterleri ben kendim tanımak isterim, önceden bilmek istemem diyorsanız bu paragrafı gönül rahatlığıyla geçebilirsiniz 💖 Öncelikle güzelimiz, baş tacı ettiğimiz kraliçemiz -bizim bildiğimiz ismiyle- Denna'dan bahsedeyim. Denna'nın yetenekleri bir yana, erkeklere boyun eğmemesi -tam tersine boyun eğdirmesi- ve kimsenin de ona farklı erkeklerle takıldığı için çirkin yakıştırmalar yapmaması çok hoşuma gitti. Kulağa çok hoş gelmeyebilir ama Kvothe'nin söylediği gibi, o vahşi, dizginlenemez bir kız ve tek başına hayatta kalmaya çalışıyor. Davranışları çoğunlukla içgüdüsel, hesaplı ve içten pazarlıklı değil. Gerçekten böyle bir kadın karakter yarattığı ve Kvothe'nin tatlı dilini de kullanarak onu yücelttiği için Patrick Rothfuss'u ayakta alkışlayabilirim. Bir diğer bayıldığım karakter ise tabii ki Auri! Bu nasıl muhteşem ve özgün bir karakter, nasıl bir tatlılık, Aman Allah'ım! Gerçekten her sahnesini gözlerimden kalpler fışkırarak okudum Auri'nin ve yorumların geneli olumsuz olsa da Auri'nin başrolünde olduğu Sessizliğin Müziği novellasını okumayı merakla bekliyorum...


Bu kitaptan hemen sonra hangi kitabı okursam okuyayım sırf öncesinde bu kitabı okumuş olduğum için bana yetersiz gelecekmiş gibi bir endişeye kapıldım. Bir yanım Kvothe'nin öyküsünün devamını okumak için yanıp tutuşurken mantıklı yanım okunacak yüzlerce kitabın beni beklediğini hatırlatıp duruyor, bu vicdan muhasebesi de ne zor iş! Belki de kendime biraz sindirmek için zaman vermeliyim. Zaten üçüncü kitabın çıkması (daha ziyade asla çıkmaması) konusundaki belirsizlik beni resmen strese sokuyor.

Acısıyla tatlısıyla 1. günü atlattık, şimdi biraz uykuya yatıp 2. güne hazırlanma zamanı 🕺🏻Ben hazırlanırken siz de ilk kitabı okuyup bana yetişmeye ne dersiniz? 😋



Yazar: Patrick Rothfuss    Orijinal İsim: The Name of The Wind    Yayınevi: İthaki

 Sayfa Sayısı: 736      GoodReads Puanı: 4.52


25 Ocak 2018 Perşembe

Kış Güneşi (Frigid #1) - Kitap Yorumu


Yirmi bir yaşındaki Sydney, Kyler'a ezelden beri aşık. Ne yazık ki Kyler onu atlıkrancadan ittiği ve Sydney'in de karşılığında Kyler'a çamur yedirdiği günden beri sıkı dostlar. Kyler tam bir çapkın, bir kızın yanında iki geceden fazla duramıyor. Syd kendini gittikçe daha kötü hissdiyor. Ancak okuldaki son yılda duygularını itiraf ederek ilişkileirini berbat etmek istemiyor. Kyler'ın gözünde ise Syd hep ulaşılmaz bir noktada, adeta mükemmelliğin simgesi. Syd'in ona hayatta bakmayacağını düşünüyor. Bir gün Kyler'ın dağ evine kayak tatiline gidiyorlar ve bütün saklı duygular gün ışığına çıkıyor. Ama küçük bir sorun var. Evde yalnız değiller. 


Herkese mer-ha-baaa!!! Bugün inanılmaz keyifliyim, şu an yorumunu yapıyor olduğum kitabın da bunda etkisi büyük. Yanlış anlamayın, yazar komedi kitabı olsun niyetiyle yazmamış ama beni çok güldürdü okurken. Bunu bir iğneleme veya kötü bir eleştiri olsun diye söylemiyorum, gerçekten boş boş gülerek okudum kitabı. Direk kitap yorumuna dalmamdan da anlaşılacağı üzere, söyleyeceğim çok şey var...

Bu kitaba dair okuduğum yorumlar genellikle olumsuz ve karakterlere söver nitelikte olduğundan olsa gerek, ben bu kitabı sevmeyeceğimden emin olarak başladım kitaba. Ne var ki, durum tam öyle gelişmedi. Bu kitabı sevdim, yaramaz bir çocuğu sever gibi yani. Tüm şımarıklıklarını görüp de sadece gülümser geçersiniz ya, onun gibi yani. Gerçekten kitap tam bir falsoydu, Jennifer'ın ilk yazdığı kitap olduğunu falan düşündüm. Bu yazar çok fena ya, şu wattpad bozması kurguyu bile bize sevdirebiliyor ya, gerçekten hayran kalıyorum. Hazır yazardan bahsetmişken söylemeden geçemeyeceğim, tam Jennifer'a yakışacak bir biçimde akıcıydı kitap. Belki basitliğinden diyebilirsiniz ama hakkını yiyemem, çok hızlı okundu ve bitti. Ayrıca beni eğlendirdi de. Teknik olarak ileride bahsedeceklerimden dolayı 2 puanlık olarak görsem de kitabı, 4 puan vereceğim. Sebebi? Sanırım Jennifer okuru nasıl avcunun içine alacağını biliyor çünkü verebileceğim hiçbir mantıklı sebep yok. Kitabı resmen sebepsizce sevdim!


Spoiler
Bu kitabı beğenmiş olmama anlam verememe sebeplerimden birisi şu: Kurgu? Olay örgüsü? Ben hayatımda bu kadar anlamsız bir kitap okumadım sanırım. Yazar taslak çıkarmak için eline kağıt kalem almış ve başlamış yazmaya:

"İki en yakın arkadaş... Kız oğlanı çocukluğundan beri seviyor ama oğlan halka bedava hizmet veren bir jigolo sayılır. Bir gün bir fırtına oluyor bu ikisi bir eve hapsoluyor sonra erkek kızı çıplak görüyor, sonra kız gece korkuyor oğlan geliyor yanına yatıyor ama arkadaşça. Bu arada aklından gördükleri çıkmıyor, her gün her önüne çıkanla seks yapan bir erkek için bu hiç normal değil (!) o zaman kesin kıza aşık olmalı. Aaa zaten o da kıza gençliğinden beri aşıkmış ama kız onun için çok iyi ve muhteşemmiş o yüzden onu başka bir erkek hak ediyor, çok iyi bir erkek. Sonra aralarında bir şeyler yaşanıyor sonra kız diyor ki ben senin kankanım ama seninle tek gecelik ilişki hayalleri kuruyorum. Oğlan çok şaşırıyor diyor ki sen kendini o kızların yerine mi koyuyorsun? Kız diyor ki ahh benimle bunu bile yapmıyorsun o kadar bile çekici değil miyim vs.vs. Sonra böyle yanlış anlamalar alınganlıklar falan oluyor sonra düzeliyor, aslında birbirleri hayatlarının aşkıymış hep birbirlerine aşıklarmış herkes farkındaymış bir tek ikisi değiilmiş. Hem ne var erkek 500e yakın kızla yattıysa hem bir sürü tecrübe edinmiş oldu kız da bunu normal karşılıyor zaten mutlu son."


Çok muhteşem ve özlü bir roman var karşımızda. Bir yer, iki karakter, bir olay: Birbirlerine aşık olduklarını ellerine yüzlerine bulaştırmadan söyleyebilecekler mi? Ya da birbirlerinin ağzından her çıkanı ya da her hareketlerini yanlış anlayıp alınıp vazgeçmeden... Çıldırtıcı bir kitaptı doğru ama beni daha çok güldürdü bütün bunlar, resmen karakterlerin salakça çırpınışını izlemekten zevk aldım. Hatta bana çok tatlı geldiler. O nasıl bir aşk itiraf etmektir Sydney? Yıllarca ikisi de çok dolmuş birbirine karşı galiba, bunların sevgili olma evresinde işler ne kadar garip ve hızlı gelişti öyle. Düşündükçe gülesim geliyor. O kızlardan biri olmak istediğini söylemek, Kyler'ı sevdiğini söylemekten nasıl daha kolay olabilir ki? Yani niye böyle birşey yaptı, bilmiyorum hâlâ da anlamsız geliyor.

 Ee tabii karşısındaki çocuk da çok anlamlı biri sayılmaz gerçi, neymiş kızın eksiğini o kızlarla kapatıyormuş."Aynen canım, aynen". En çok da bu güldürdü beni. Zaten biz kızlar cemiyeti olarak Kyler, Travis Maddox gibi "çapkın" sıfatını fazlasıyla abartarak yaşayan erkek karakterlere bayılıyoruz. Ne kadar dalga geçersem geçeyim böyle karakterler okutuyor demek ki, yazarlar da bunu hiç gözden kaçırmıyor tabii ki. "Ee, erkek karakter tabii ki yakışıklı olacak, hazır olmuşken bir de aşırı ve abartı derecede çapkın olsun, yani dış görünüşte çok bad-ass bir badboy olsun ama özünde çok hassas ve kırılgan biri olsun bizim kız da bunu fark etsin" bla bla bla. Ne kadar klişe olursa olsun okumaktan asla yorulmadığımız bir hikaye.   Tatlı Bela'yı çok bayılarak okuduğumu düşünürsek bu eleştirim de çok mantıksız oldu ama olsun.


 Eleştiri değil de bir tespit diyelim buna çünkü eh, yine olsa yine okurum. Jennifer'ın kitaplarını hep eleştirmeme rağmen bir yandan da okumaya doyamıyorum. Evet, zevkliydi. Evet, klişeler ve basitlikler beni bolca güldürdü sürekli olarak cidden mi deyip durdum. Ama bir günde okuyup bitirdiysem o kadar da kötü olamazmış demek ki, değil mi? Genelde yaz kitapları böyle olur, kız yazlığa, festivale bir yere falan gider bir olay yaşar aşık olur hayatının aşkı olduğunu fark eder kitap biter falan. Bilirsiniz işte, klasik çıtır çerez kitaplar. Bir kış kitabı olarak Kış Güneşi de bunu başarmış. Kafanızı dağıtacak çerez niyetine bir eğlence.

Bu arada kitabın orjinal adının Frigid olmasının bir anlamı varmış, okuyunca anlıyoruz. Kış Güneşi nedir Dex, niye böyle farklı arayışlara girildi acaba? Kitap adından da sinyal verildiği gibi erotik-romantik tarzda bir kitap, bunu alıp ponçik bir dram kitabına çevirmiş bu isim ve kitabın adının içerikle olan bağlantısını tamamen kesitğini söylememe gerek yok sanırım.

Sonuç olarak sonsuza kadar eleştirebileceğim bir kitap olmasına rağmen sevdim. Bu da böyle değişik bir kitapmış veya sorunu kendimde aramam gerekirse ben new-adult tarzının neye benzediğini unutmuşum biraz, malum uzun zamandır okumuyordum. Hiçbir esprisi olmadığından dolayı 5 veremeyeceğim bu kitaba (mükemmel bir gerekçe sundum yine) ama beklediğimden daha çok sevdiğim için puanım 4. Çok yakında bir kitap alışverişi postuyla karşınızda olacağım, şimdilik benden bu kadar, hoşça kalın! Okuduysanız, okumayı düşünüyorsanız veya bu paylaşıma dair söyleyecekleriniz varsa yorum bırakmadan geçmeyin ^,^

Yazar: Jennifer L. Armentrout     Çeviri: Serkan Göktaş   Yayınevi: DEX    Sayfa Sayısı: 316
Liste Fiyatı: 22 TL    GoodReads Puanı: 3.78

5 Temmuz 2016 Salı

Fangirl - Kitap Yorumu


Gerçek ve düş arasında sıkışmış hayalperest bir genç kız...
Bir elmanın iki yarısıyken farklı hayatlara savrulan iki kardeş

Cath bir Simon Snow hayranıdır.
Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır...
Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren'le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. Büyüdükçe Wren'in hayranlığı azalsa da Cath'in vazgeçmeye niyeti yoktur.

Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikâyesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikâyelerini yazmaya?..

En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?


Merhabalar herkese! Geri dönüşümün ilk yorumuyla ve yazın okuduğum ilk kitapla sizlerleyim! Fangirl; sakin başlayan, hafif dalgalanmalarla devam eden, yine sakin biten bir kitaptı benim için. Beklediğimin çok aksine.. Karşılaştırma taraftarı değilim ama yazarın diğer kitabı Eleanor&Park'tan sonra ve kitap hakkındaki yüzlerce olumlu yorumu duyduktan sonra çok daha eğlenceli bir kitap beklemiştim. Onun yerine çok durgun bir kitap karşıladı beni. Akıcılığıyla ilgili bir sorunum olmadı, ne çok akıcı, ne çok sıkıcıydı.

İçeriği benim kitaba bakış açım için en büyük artı oldu sanırım. Üniversiteye yeni başlayan ve bunun endişesini taşıyan, en sevdiği seriyle ilgili hayran kurgusu yazmaya bayılan ve bu işte oldukça başarılı olan bir kız Cath. Üniversite endişesi üzerine ruhunun yarısı olan kardeşinin ondan uzaklaşması üzerine iyice içine kapanması.. Bir yandan da beni hayal kırıklığına uğratan kısım buydu; tüm kitap boyunca Cath'in asosyalliğini, içine kapanıklığını okuduk sanki. Sanırım ben başrol olarak eğlenceli kişilikleri sevenlerdenim, o yüzden biraz daralttı bu kitap beni.

Bir yandan da gelen Simon Snow hikayeleri var. Bana kalırsa tam anlamıyla Harry Potter türevi bir kitap serisi ve Cath'in hayatının yüzde sekseni bu seri etrafında dönüyor. Her bölümün başında seriden bir kısım alıntı olarak veriliyor. Bazı kısımlarda kitabın akışını kestiği için okumayıp geçesim gelmedi değil ama işin doğrusu, sadece gösterilen kısımlarda bile Simon Snow serisine bayıldım! Rainbow Rowell bu Fangirl için uyarladığı seriyi kesinlikle yazıya geçirmeli. 

Fangirl'ü gerçekten çok beğenmeyi umarak okudum. Fakat kurgu çok dümdüzdü, kitaba heyecan katan tek kısım Simon Snow kısımlarıydı sanırım. Sadece kitabın sonlarına doğru her şey üst üste geliyor tarzı bir olay oldu ve o kısımda gerçekten heyecanlandım, beğeneceğim kısımlar yaklaşıyor diye düşündüm fakat sonra kurgu yeniden söndü ve dalgalanmalar yerini yine boş bir düzlüğe bıraktı.

Ve ben yine beni hayal kırıklığına uğratan bir kitabı bu kadar yerdim fakat aslına bakarsanız kitap bittiğinde içimde yine o tanıdık boşluk hissi oluştu. Sanki devam etse yine okumayı bırakmazmışım gibi. Ki muhtemelen bu doğru, kitabın bir şekilde okuru kendine bağlayan bir yanı var. Bunu karakterlerin gerçekçiliğine de bağlayabilirim, roman içindeki roman olan Simon Snow serisine bayılmama da.. 

Sanırım bu yorumda spoiler kısmına hiç girmeyeceğim. Çünkü muhtemelen bayat bir şekilde karakter analizi yaparak olaylar hakkında iyiydi, kötüydü diyeceğim. Sanırım bu kısmı okumaya karar verenlere bıraksam daha iyi olacak. Rainbow, seni gerçekten seviyorum fakat belki de Fangirl'ü Eleanor&Park'tan önce okumalıydım, beklentileri yükseltmemek açısından... Fangirl hakkındaki görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın =) Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalıın!


Yazar: Rainbow Rowell    Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 416

Liste Fiyatı: 35 TL    GoodReads Puanı: 4,15