16 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap Alışverişi #24 - Bir Fuar Daha Geçti...


Merhaba arkadaşlar! Bildiğiniz gibi bu ayın 6-15'i arası Ankara'da büyük bir kitap fuarı vardı. Ve bu da demek oluyor ki aslında istemediğim ama fuar heyecanına kapılıp alabileceğim bir sürü kitabım olacak! Tabii ki bu fırsatı kaçırmadım ve fuara gittim :D Öncelikle söylemem gerekiyor ki şu fuarlara sırf havası için gidiyorum, şöyle bir gerçek var ki çoğu yayınevi %20-25 indirimden fazla indirim yapmamış bu sene ve internet sitelerinde çok daha ucuza bulabilirsiniz kitapları. Bu nedenle istediğim çoğu kitabı almadım. Evimin yakınındaki kitapçılar bile %20 indirim uyguluyor. 

Yayınevleri ve indirimler ^-^
İthaki ve Yabancı yayınevinin mesela, geçen sene çok güzel fırsatları vardı fuarda bu sene hiçbir şey yapmamışlar, klasik %20 indirim vardı sanırım. Epsilon ve Artemis her yıl olduğu gibi %20 indirimliydi. Bu yıl GO Kitap, Arkadya, Koridor, Beyaz Balina yayınevleri bir standdaydı ve 3 kitap 40 tl gibi güzel fırsatları vardı. Dex'te de 5-10 tl fırsatları vardı ama acı bir şekilde  o standa geri dönmeyi unuttum (Ağlıyordu...) Parodi'de birçok kitap 10 tl iken Pegasus da %25 indirim yapmıştı. Ephesus'a alacak kitabım olmadığı için sormadım ama standı, süslemeleri olsun, düzeni olsun oldukça güzeldi, o dikkatimi çekti :)

Aldığım Kitaplar

Tehlikeli Yalanlar
Birtanecik yazarımın yeni kitabı çıktı ve ne zamandır alamıyordum. 
Sonunda pençelerimde :D
Pegasus'tan % 25 indirimle 24 TL gibi bir fiyata almış olmalıyım..

Akıl Çıkmazı
Çok sevdiğim ama bir türlü doğru düzgün okuyamadığım Mara Dyer serisinin son kitabı. Bu seriye yazık etmek istemiyorum, bu nedenle bu kitabı bir an önce okumam gerekiyor yoksa kitaplığımda okunmadan çürüyecek..
Pegasus standından % 25 indirimle 22,5 Tl ye almış olmam gerekiyordu ama Pegasus 24'e vermiş. Sağ olsun :D 

Karanlık Zihinler
Hiçbir şekilde başlamaya niyetim olmayan bir seriydi. Arkadaşım tutmasa serinin tüm kitaplarını -hepsi 10 tl idi- alıyordum. Şu an ilk kitabı bile niye aldım bilmiyorum. Anılarım çok bulanık. Okur muyum onu da bilmiyorum. Büyüye kapılıp aldığım tek kitap sanırım. Bu yıl ucuz yırtmışım..

Parçalanmış Dünyam
GO'nun en sevdiğim kitaplarından biri Benim Uzak Yıldızım'ın 2. kitabı Parçalanmış Dünyam'ın kapağını beğenmememe rağmen, seriye devam etme amacıyla aldım. Kapağın mat ve yazıların ilk kitaptaki gibi olmasını dilerdim. Parlak kapaklardan hiç hazzetmiyorum nedense...
GO standında 3 kitap 40 tl kampanyası vardı. Aldığım diğer 2 kitap da buna dahil olmuş oldu.

Komik Bir Hikaye-Ölüm Adası
GO'nun merak ettiğim kitaplarıydı. Hazır fırsatını bulmuşken bunları da almış oldum :)

Buz Öpücük-Son Fedakarlık
Sahaf kısmını gezerken görüp aldığım Vampir Akademisinin 2 ve 6. kitapları. Buz Öpücük kitabın e-book olarak okumuştum ve kütüphaneme almayı düşünüyordum, hazır denk gelmişken almış oldum. Serinin bende olmayan son kitabı ise Son Fedakarlık'tı, onu da aradan çıkarmış oldum. Yıpranmış-okunmuş kitaplardan hoşlanmadığımı bilmeyen kalmamıştır aslında, fakat yine fuarın gazına gelerek bunları almış oldum. Neyse ki yeni gibiler :)
Tanesi 7 tl'ye almıştım.


Artı olarak GO! standında birçok ayraç ve 2 poster (Ölüm Adası, Sosyopat) verildi ve Pegasus da 1-2 ayraç vermişti. Bunların yanında sonraki gün kardeşim fuara gitti ve o da kitap alırken kendini çok tutmamış görünüşe göre. Neyse ki birlikte okuduğumuz serilere katkıda bulunmuş oldu.

Bu kitaplar için yapacağım ekstra bir açıklama yok. Beni en mutlu edenler ise Labirent serisinin devam kitapları tabii, hâlâ sadece ilk kitabı okumuş olduğum düşünülürse... Sonuç olarak bu fuarda kitaplığıma 14 yeni kitap girmiş oldu. Tabii ki sonuçtan oldukça memnunum :D Tek pişmanlığım Doğan Kitap standına gitmeyi unutmuş olmam, fakat o fırsatları gideceğim birkaç kitapçıda daha bulabileceğime emin gibiyim. Uzun lafın kısası, eğlenceli bir fuardı. Aranızda giden var mı, hangi kitabı aldınız, şikayetleriniz veya beğendiğiniz yönler neler..? Yorumlarınızı bekliyorum, hoşçakalın!

13 Ocak 2017 Cuma

Tatlı Sır (The Maddox Brothers #1) - Kitap Yorumu


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu. Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu. Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...


Herkese yeniden merhaba! Bir Maddox kitabıyla daha karşınızdayım :P Bu kitap yanlış hatırlamıyorsam bana 2 yıl önce ilk çıktığında gelmişti ve ara ara başlamaya çalışsam da bir türlü okuyamamıştım. Geçenlerde aklıma düştü sebepsizce ve her ne kadar büyük bir beklentim olmasa da başladım kitaba. 

İşin doğrusu, iyi ki beklentilerimi düşük tutmuşum, böylece hayal kırıklığına uğramamış oldum. Beklentilerimi az buçuk karşılayan bir kitap oldu bir diğer deyişle. Farklı bir aşk hikayesi ve Tatlı Bela'da bahsedilen Cami-Trenton ilişkisinin ayrıntılarını görmüş olmak bana yetti. Kitapta geriye kalan bütün ayrıntılar benim için ıvır zıvırdan ibaretti diyebilirim. En acı verici kısımsa büyük bir aptallık yaparak kitabın son sayfasına göz atmak ve kitabın tek esprisi olan "SIR"ı önceden öğrenmek oldu sanırım benim için. Ben nereden biliyim kitabın en büyük olayının son cümlesi olacağını.. Yani diyeceğim o ki kendinizi tutun arkadaşlar, ben yandım siz yanmayın :D

beautiful oblivion ile ilgili görsel sonucu

Kitabı okurken karakterler beni çok ikilemde bıraktı, beğendim mi beğenmedim mi karar veremedim uzun süre. Fakat nihai karar olarak ön planda tutulan karakterlerin hiçbirini beğenmedim diyebilirim. Hangisi daha tutarsız, hangisi daha aptal emin olamıyorum şimdi düşününce. Senaryo ise dümdüz bir yolda yaptığımız sarsıntısız rahat bir yolculuk gibiydi, hiç şaşırtıcı veya etkileyici bir olay yaşatmadı bize sağ olsun. Boş bir okuma deneyimi olarak nitelendirebilirim bu kitabı okuma sürecimi; ne kötü, ne de iyiydi. Bahsetmek istediğim bir kısım bile yok neredeyse. Sanki yazar sadece "Hazır Tatlı Bela'da bu ikiliden bahsedip milleti heyecanlandırmışken bir kitap yazayım bunlar üstüne de merakları gitsin bu arada başka bir seriye de yol açmış olurum." gibi düşündüğü için bu kitabı yazmış gibiydi. İki kitap arası bir köprü gibi. 

İlgili resim
Böyle yeriyor olmama rağmen kitaptan nefret etmiş değilim. Sadece çok kötü veya çok iyi diyemiyorum. Her şeyiyle ortada kalmış, vasat bir kitap olduğunu düşünüyorum. En çok canımı sıkan kısım ise kitabın sonları.

Spoiler
.
Zaten kitabın sonundaki sırrı önceden biliyordum, bu nedenle beni en çok meraklandıran Trenton'ın bu konu hakkında ne düşüneceği, nasıl tepki vereceğiydi. Fakat tek gördüğümüz bir kabullenme ve sarılma sonrasında her şey tamam çok mutluyuz. Bu ne saçmalık Allah aşkına ya :D Resmen gülme krizine girdim. Sen tüm kitap boyunca sır sır sır de sonunda 1 sayfa bile ayırma o sırrın açığa çıkma süreci için. Zaten tüm kitap boş ve anlamsız olaylar ve davranışlar silsilesinden oluşuyordu, toparlarsa sonunda toparlar diyordum, onda da iyice mahvetti. Umarım Tatlı Yalan bu kitabın saçmalığını affettirecek nitelikte olur. Yoksa Maddox'lardan tümüyle vazgeçeceğim. Belki de sadece Tatlı Bela'yı yazıp tadında bırakmalıymış yazarımız. Bilemiyorum...
..
Spoiler Sonu

Görünen o ki tekrar havaya girmeye başladım, yavaş yavaş yorumlarım destansılaşıyor :D Ve her ne kadar bu kitap bana fazlasıyla boş gelse de okurken çok sıkmadığı için ve Tatlı Bela'nın hatrına 3 puan vereceğim sanırım. Aranızda bu kitabı okuyan varsa görüşlerini mutlaka yorum olarak bekliyorum =) Hoşça kalın!!


Yazar: Jamie McGuire   Yayınevi: Yabancı   Sayfa Sayısı: 368

Liste Fiyatı: 23 TL    GoodReads Puanı: 4,13

10 Ocak 2017 Salı

Mahouka Koukou no Rettusei (The Irregular At Magic Highschool) - Anime Yorumu



Büyü, ne efsanelerin ne de peri masallarının ürünüdür. Uzun zamanlardan beri, insanlar için teknoloji kadar gerçekçi bir olgu olmuştur. Doğaüstü güçler büyü ile sistematik bir hale getirildiği için, büyü teknik bir yetenek olarak görülmektedir. Bir Doğaüstü Güç Kullanıcı'sı aynı zamanda bir Büyü Teknisyeni'dir. Büyü Teknisyenleri, kısaca Büyücüler, büyü için özelleşmiş lise ve üniversitelerde eğitilirler.

Shiba Tatsuya, kusurlu ve az başarılı bir abidir. Shiba Miyuki ise kusursuz ve çok başarılı kız kardeşidir. İki kardeşin Büyü Lisesi'ne kaydolması ile hikayemiz başlar.

Ayrtıntılar: Türk Anime TV



Bugün blogda dolaşırken blogumda bir anime yorumu kısmı olduğunu fark ettim(!) ve hazır dün bir animeyi bitirmişken düşüncelerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. Çizimlerine bayıldığım bu anime Shiba Tatsuya adlı bir gencin etrafında dönüyor. Aslında Tatsuya'dan insanmış gibi bahsetmek ne kadar doğru olur bilemiyorum, fakat spoilersız bir biçimde bahsetmem gerekirse Tatsuya kardeşine olan bağlılığı dışında duygusu olmayan bir karakter. Fakat bununla birlikte fazlasıyla zeki ve başarılı. Ne var ki, Büyü Lisesi'nin başarı kriterleri fazlasıyla sığ ve her nasılsa hepsi de tanrısal bir başarısı olan Tatsuya'nın başarısız olduğu konular. Bu nedenle yine fazlasıyla yetenekli olan kız kardeşi Miyuki liseye birinci sınıf bir büyücü olarak girerken Tatsuya "Weed" adıyla aşağılanan sınıfta başlıyor öğrenim hayatına. Eh, keşfedilmesi çok uzun sürmüyor tabii.


Fakat bu anime bir lise hayatından çok savaşlar ve kapışmaları konu alıyor. Lise kısmını sadece savaşta yer alacak kişileri tanımak için izliyor gibiyiz ilk bölümlerde. Sonra işler fazlasıyla karışıyor. Bana göre bu anime 2-3. izlenişinde daha iyi oturan animelerden, ilkinde de anlıyorsunuz tabii fakat bazı şeyleri bilerek izlemek kafamızda o anda oluşmuş soru işaretlerinin cevaplanması açısından iyi olabilir. Bu benim ilk izleyişimdi fakat animenin sonlarına doğru bir manga buldum -ki kendisi animeden 3 yıl öncesini anlatıyormuş. 15 bölümlük bu kısa manga (linki aşağıda), Tatsuya'nın durumunun sebebinin ve Tatsuya-Miyuki ilişkisinin anlaşılması açısında animeyi izlemeden önce okunmalı mutlaka.
 



Bu anime hakkındaki en büyük tartışma konusu Tatsuya ve Miyuki'nin ilişkisi. Ensest ilişki diyenler mi dersiniz, onlar aslında abi-kardeş değil diyenler mi dersiniz efsaneler uzayıp gidiyor fakat ben size gördüklerimden çıkardığımı söyleyebilirim. Bir kere bir ilişkiye ensest denilebilmesi için ortada bir romantik ilişki olması lazım -ki yok, özellikle cinsel bir ilişki olmadığından bu şıkkı eliyorum. Ne animede ne mangada kardeş olmadıkları yönünde bir olay görmedim, bu nedenle olayı meşrulaştırmak için kardeş değiller diyenleri de elemek durumundayım. Fakat şöyle bir olay var ki Tatsuya çocukken sıfırdan baştan yazılıyor, bu da kan bağı olayını fazlasıyla karmaşık bir hale getiriyor. Bir diğer gerçek ise animelerde ne zaman bir abi-kardeş ilişkisi olsa orada hep muallakta bir durumun olması, yani Japonların bu konuda bir zaafı olduğu gerçeğini görmezden gelemiyorum ben. O yüzden bu konuya net bir cevap vermektense bazı şeyleri görmezden gelerek izlemeyi öneriyorum. Ben Tatsuya ve Miyuki'nin gerçekten abi-kardeş olmadığını düşünerek izlemiştim uzun süre, bu nedenle benim için rahatsız edici bir durum olmadı.




Tabii bir diğer gerçek de animede romantizme dair birkaç kırıntıdan fazla bir şey bulunmaması. Eğer öyle bir beklentiyle başlayacaksanız, şimdiden uyarayım. Bilirsiniz işte yalnızca çiftler halinde takılma olayları var sonlara doğru, gerçekten romantik denecek neredeyse bir olay bile bulunmuyor. Çünkü bu anime daha çok aksiyon üzerine kurulu. Savaşlar, dövüşler, değişik stratejiler... Büyünün kodla yazıldığı ve silah olarak kullanıldığı bir dünyada bulunuyorsunuz ve önce okullar arası yarış diye izlerken bir anda ülke çapında bir karmaşada buluyorsunuz kendinizi. Mafya, terör, yabancı ülkelerden saldırılar ne ararsanız var. 




Kendi adıma her ne kadar tanrısal bir erkek karakter etrafında dönen aksiyon animelerini sıkıcı bulsam da bu anime, karakterleriyle olsun olay örgüsüyle olsun bana kendini izlettirdi. Gerçekten, fazlasıyla eğlenceli ve çeşitli karakterleri var ayrıca aksiyon sahneleri de orijinal ve sarsıcı geldi bana.
Her ne kadar romantik bir anime sanıp (turkanime sağolsun) başlasam da  karşıma çıkan aksiyon animesi de beni büyük bir hayal kırıklığından kurtarmış oldu.



Son olarak yine Türk Animede beni güldüren bir yorumu buraya linkiyle birlikte bırakmak istiyorum, 2 yıl önce TC Kadir Karacı tarafından yazılmış:

"Tatsuya Şakaları(Bazılarını Gerçekten Yapabilir):

-Zombi istilası başladığında Tatsuya hayatta kalmaya çalışmaz, zombiler çalışır 
-Tatsuya el bombası fırlattığında bomba patlamadan 50 kişi öldürebilir 
-Tatsuya bıçağı tereyağıyla kesebilir 
-Tatsuya bir odaya girdiğinde ışığı açmaz, karanlığı kapatır 
-Tatsuya'ya saldırı olayları polis tarafından intihar girişimi olarak değerlendirilir 
-Tatsuya ölümü kandırmaz, adil olarak yener( Novel-Volume 8 ) 
-Örümceklerden korkmaya araknofobi, kapalı yerlerden korkmaya klostrofobi denir. Tatsuya'dan korku ise düz mantıktır 
-Çin Seddi aslında Tatsuya'yı dışarıda tutmak için yapılmıştır ama başarılı olamamışlardır 
-Tatsuya avlanmaya gitmez. Çünkü avlanma kelimesi başarısızlık ihtimalini çağrıştırır. Tatsuya yok etmeye gider."

Yoruma ulaşmak için buraya tıktık!
Bahsettiğim mangayı da buradan okuyabilirsiniz.


Puanım: 4    Bölüm Sayısı: 26
Tür: Macera, Bilim-Kurgu, Aksiyon, Büyü, Gizem, Lise, Süper-Güçler


Fidye (Highlands' Lairds #2) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Gillian, yakışıklı birer İskoç beyi olan Ramsey Sinclair ve Brodick Buchanan’ın yardımıyla geçmişini aydınlatabileceğini keşfeder. Genç kadın, bu iki İskoç beyinin cesaret ve kurnazlığı, yeni tanıştığı Bridgit’in de arkadaşlığı sayesinde, ailesini dağıtıp babasının adını kötüye çıkarmış olan vicdansız Baron Alford ile sıkı bir mücadeleye girişir. 

Fakat Sinclair ve Buchanan gibi iki güçlü savaşçıyı yanlarında bulan Gillian ve Bridgit, ihtirasın güçlü bir silah olabileceğini, tek bir ihanetin bile tüm güveni ortadan kaldırabileceğini ve en büyük riskin teslim olmak - özellikle de beklenmedik bir aşkın uyandırdığı güçlü hislere teslimiyet - olduğunu fark ederler.


Merhaba arkadaşlar! Yaklaşık 1 yıl önce okuyup hâlâ yorumunu paylaşmadığım kitaplardan biriyle karşınızdayım. Malum ne kitabı, ne de kitabı okuduğumda hissettiğim yoğun duyguları çok hatırlayamadığımdan dolayı çok etkili veya uzun bir yorum yapamayacağım. Yine de henüz bunamadığımdan merak edenlerle paylaşabileceğim kadar düşünce ve anılarım var :D

İlk olarak okuduğum her tarihi-aşk kitabında olduğu gibi (2 tane okudu) yine okurken çok yoğun duygularla sarılıp sarmalandım, hayatımın kitabı gibi yapışıp gecelere kadar başından ayrılmadım bu kitabın da. Bitirdiğimde de sarsıcı hisler yaşadım, evet. Fakat bu kitapla ilgili canımı sıkan bir durum varsa, o da karakterleriydi. Evet, tarihi-aşk türündeki kitaplarda tanrısal, yıkılmaz, 'ben ne dersem o kadın!' diyen erkek karakterlere ve 'ben de güçlüyüm senin kadar olmasam da yani beni klasik bir kız mı sandın seni kendime aşık edip dize getiririm ben' diyen kadın karakterlere alışığız artık. Bunları görmeyi de bekliyoruz ve bazen sırf karakterlerin bu davranışları ile eğlenmek için okuyoruz tarihi aşk kitaplarını - en azından benim için durum bu. Fakat serinin ilk kitabı Sır'ın aksine bu kitabın erkek karakteri Brodick, beni fazlasıyla baydı. Sebebi de şu ki, hmm (hatırlayamıyordu, ağlıyordu) muhtemelen yine aşırı maçoluk, kendini tanrı sanması vb. ego fırlamaları olsa gerek..

Ve yine tarihi aşk kitaplarının benim üzerimdeki klasik etkilerinden bir diğeri ise okurken aşırı bağlanmak fakat üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra aslında o kadar da büyük bir esprisi olmadığını fark etmektir. Fidye'de bunu on misli ile yaşamıştım. Okurken iyiydi, hoştu belki ama fazlasıyla boş geldi sonradan. Özellikle serinin ilk kitabı ile karşılaştırınca Fidye'yi vasat olarak görmek mümkün. Tabii o kadar da fark etmedi benim için. Okurken 4 puanlık bir deneyimdi, şu an ise okurken zevk almamın hatrına 3.5 puanlık bir kitap olacak benim için.

Eveet, aylar sonra Fidye yorumumu resmi olarak tamamlamış bulunuyorum. Umarım meraklıları için faydalı bir yorum olmuştur. Herkese bol okumalı günler, hoşça kalın!! ^,^

İlk kitap Sır'a yazdığım destansı yoruma da göz atmak isterseniz buraya tık-tık!



Yazar: Julie Garwood   Yayınevi: Epsilon   Sayfa Sayısı: 544

Liste Fiyatı: 30 TL    GoodReads Puanı: 4,33

9 Ocak 2017 Pazartesi

DEV Çekilişler Serisi #1 - 4 Kitap Hediyeli Kış Çekilişi!


Öncelikle herkese merhaba! Uzunca bir pasiflik döneminden sonra sahalara geri dönüyorum! (vol.2 oldu sanırım, veya 3 mü? Tamam tamam bunu 5. söyleyişim falan artık. )

Ödül ve Çekiliş Ayrıntıları
Özür mahiyetinde benden umudu kesen-kesmeyen biricik okurlarıma birkaç (aslında 10-20 tane) kitap hediye etmek istiyorum. 

Kitaplar çoğunlukla defosuz ve kesinlikle okunmamış olmakla beraber birkaç tanesi kargoda -veya depoda- az da olsa hırpalanmış. Bu nedenle listede bunları belirtmek için yanlarına (d) koyacağım. 

İlk çekilişte kazanan 2 kişiye listeden seçmiş olduğu 2 kitabı PTT Kargo aracılığıyla göndereceğim. Rastgele seçimde çıkan ismin şartları gerçekleştirip-gerçekleştirmediğini tekrar kontrol edeceğim ve sonrasında blogdaki çekilişe katıldığınız kutuda, şu an okuduğunuz blog postumda ve Facebook sayfamızda açıklayacağım.

Kargodan dolayı oluşan sorunlarda sorumluluk kabul edemeyeceğimi özellikle belirtmeliyim.

Kazandığınız Takdirde...
10 - 24 Ocak arasında sürecek olan çekilişin sonuçları 24 veya 25 Ocak'ta açıklamaya çalışacağım.  Kazananların ad, soyad,  kargonun rahatça bulabileceği bir açık adres, sorun çıktığı takdirde ulaşabileceği aktif bir telefon numarası ve son olarak da hangi 2 kitabı istediği bilgilerini eksiksiz bir şekilde bana E-posta veya Facebook yoluyla 29 Ocak'a kadar ulaştırmaları gerekiyor. Bu sürede kazanandan bir haber alamazsam asıl kazananlarla birlikte açıklayacağım yedek kazanandan bilgilerini istemek durumunda kalacağım.

Kitap Listesi


Son bir hatırlatma! 
Çekilişe katılmak için yapmak zorunda olduğunuz tek şart blogumu takip edip takipçi adınızı çekiliş kutusunda ilgili yere yazmaktır. Sonradan açılan çekiliş şartları zorunlu olmamakla birlikte kazanma şansınızı arttırmak için tamamlayabileceğiniz seçeneklerdir. Paylaşma seçenekleri ise günlük yenilenecektir ve her tekrarlayışınızda kazanma şansınızı biraz daha arttırmış olursunuz :) Her girişiniz kontrol edilecek ve bulunamayan isim/linkler silinecektir, bu yüzden bilgileri girerken hata yapmamaya özen gösterin. İyi şanslar!!

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway


21 Aralık 2016 Çarşamba

Günlerin Sonu (Penryn & the End of Days #3) - Kitap Yorumu



Penryn ve Raffe kaçıyorlar. Ümitsizce bir doktor bulmaya çalışıyorlar.

-Pagie'in kaderi nasıl değişecek? Tehdit nereden gelecek? 
-Hangi tarafta olmak güvenli?
-Penryn, canavarlardan ve meleklerden önce cevaplarla savaşmak zorunda. Apokaliptik kâbus başlıyor.

Hazır mısın?


Merhaba arkadaşlar! Bildiğiniz gibi Penryn & the End of Days en sevdiği serilerden birisiydi ve an itibariyle bitmiş bulunuyor. Fakat içimde bir yarım kalmışlık hissi yok gibi geliyor, beklediğimin aksine. Serinin ilk kitabına gerçekten bayılmıştım, ikincisini sevmiştim fakat son kitap.. beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Akıcı diyebilirim belki fakat bu kitapta ne senaryo ne de karakterler etkileyici nitelikteydi. Hatta tam aksine, Raffe'ye bile göz devirdiğim kısımlar oldu.

En büyük hayal kırıklığım - büyük olasılıkla tahmin edebileceğiniz gibi- Penryn-Raffe ilişkisinin samimiyetsizliğiydi. Seri boyunca zaten hiçbir zaman romantizm üzerinde fazla durulmadı fakat o az gördüğümüz sahneler bile bizi gülümsetmeye yetiyordu. Bu kitapta ise tam tersine okuduğum sahneler sadece sinir bozucu geldi. Kitabın sonunda bile çok sevdiğim bir seri bitti diye ağlayıp sızlanmak yerine kapatıp yerine koyduktan sonra şimdi ne yapsam diye düşündüm. Beklediğim his bu değildi, aksine uzun bir süre etkisinden çıkamayacağım bir son bekliyordum. Sanırım hayal kırıklığımın en büyük nedeni de bu.

Spoiler
Zaten kitabın çoğunlukla savaş konusu etrafında dönmesi beklediğim bir şeydi. Ve evet, savaşta gerçekleştirilen bazı stratejik taktikler gerçekten çok hoşuma gitti. Obi'nin ölümü de etkileyici bulduğum sahnelerden birisiydi. Fakat bilemiyorum, genele bakacak olursak birçok olay olmasına rağmen hepsini toplayınca ortaya o kadar da etkileyici bir senaryo çıkmamış gibi geliyor bana. Birçok anlamsız bulduğum kısım vardı. Ve tabii.. En sonunda Raffe'nin kanatlarını feda etmek zorunda kalması, inanılmaz saçma geldi. Yazar farklı bir şey bulabilirdi fakat sanki fedakarlığı çok büyük görünsün diye çok değerli bir şeyini kaybetsin istemiş gibiydi. Okurun gözünü boyama taktiği gibi, fakat ben Raffe'yi ilk okuduğumuzda tasvir edilen kanatları olmadan biraz daha itici buluyorum. Ve sonrasında tekrar iblis kanatları takılması... cidden duygulandırıp üzmek yerine bu ne saçmalık diye düşündürdü.
--o--

Sonuç olarak ne kitabın genel kurgusu ne de sonu beni tatmin edemedi, meraklısına tereddütsüz önerdiğim bu seriye yakışmayan bir son kitaptı. Beklentimi büyük tuttuğum için hayal kırıklığına uğradığım bir kitap daha eklenmiş oldu listeye. Yine de kurgu dünyası hoşuma gittiği için yazarın diğer serilerini takip ediyor olacağım. Her şeye rağmen Penryn ve Raffe'yi özleyeceğim :( 
Hoşça kalın!!

Sayfa Sayısı: 388   Yazar:  Susan Ee   Basım Tarihi: 5 Ağustos 2015
Fiyat: 25 TL    Goodreads Puanı: 4,11


15 Aralık 2016 Perşembe

KCBT 30. Blog Tur - Harry Potter ve Lanetli Çocuk (Harry Potter #8) - Kitap Yorumu


Sekizinci Hikâye. On Dokuz Yıl Sonra...

Harry ait olduğu yerde durmayı reddeden bir geçmişle boğuşurken, en küçük oğlu Albus da istemediği bir aile mirasının yükünü omuzlarında taşımakta zorlanır. Geçmişle gelecek uğursuzca iç içe geçerken hem baba hem oğul tedirgin edici bir gerçeği, bazen karanlığın beklenmedik yerlerden geldiğini öğrenir.

"Harry Potter ve Lanetli Çocuk", J.K. Rowling, John Tiffany ve Jack Thorne'a ait yeni bir özgün hikâyeden yola çıkarak Jack Thorne'un yazdığı yeni bir oyun. Bu oyun sadece sekizinci Harry Potter hikâyesi değil, aynı zamanda tescilli olarak sahneye koyulan ilk Harry Potter hikâyesi. 30 Temmuz 2016'da Londra West End'de gerçekleşen prömiyerin hemen ardından Sahne Metni Özel Baskısı, dünyanın dört bir yanındaki okuyucuları Harry Potter, arkadaşları ve ailesinin devam eden yolculuğuyla buluşturuyor.


Başlangıç olarak söylemeliyim ki bu kitabı Harry Potter serisinin devam kitabı olarak değerlendirmektense okunması kişinin keyfine bağlı, seriyle ilgisi olan ayrı bir kitap olarak değerlendirmeyi tercih ediyorum. Bir kere tiyatro formatında olması her şeyi değiştiriyor, bu nedenle bir seri devamı gibi eleştirmeyi doğru bulmuyorum. Fakat formatını göze alarak kitaba yaklaşacak olursam kesinlikle akıcı ve eğlenceliydi. Harry Potter hayranı yetişkinlere nostaljik gelecek birçok kısım içeriyordu, tabii kitabın yine çocuk sayılacak kitleye hitaben yazıldığını özellikle belirtmeye gerek duymadan söylüyorum bunu.

Kitabın senaryosu çoğunlukla Harry ve oğlu Albus'un zayıf ilişkisi ve bir zaman döndürücü etrafında dönüyordu. Beni sıkan kısım genellikle baba-oğul ilişkisinin baskın olması ve kitaba aşırı duygu katılma çabasıydı sanırım. Macera kısmı ise o kadar heyecanlı olmamakla birlikte 'Voldemort'un Çocuğu' fikrini orjinal buldum. Fakat tabii ki kitabın beni sarmasını sağlayan en büyük özelliği yine alaycı dili olsa gerek. En zor anlarda bile başarıyla yapılan espriler ve tabii ki Ron... Kitapta eksik bulduğum tek şey ise Harry ile Ginny'nin oğlu Albus başroldeyken diğer çocukları -açık ara farkla Albus'tan daha eğlenceli ve daha az ergen kompleksleri olan- James ve Lily'ye neredeyse hiç yer verilmemesi. 

Ve favori iki karakterim yine bir Malfoy ve Granger(+Weasley) oldu. Draco'nun oğlu Scorpius Malfoy -Albus'un uyuzluğunu görmezden gelmemi sağlayacak kadar eğlenceli bir karakter- ve Rose Granger-Weasley, uyuz ve kibirli davranışları ile annesini hatırlatarak kalbimde bir yer kazandı. Rose'u olayların içinde daha çok görmeyi isterdim tabii.

Sonuç olarak bana soracak olursanız Lanetli Çocuk'un tiyatro formunda yazılması ile olaylar çoğunlukla konuşmalar üzerinden döndüğü için kitap fazlasıyla akıcılık kazanmıştı ve çocuksu olmasının yanı sıra eğlenceli bir dile sahipti. Aşağılanmayı hak eden bir kitap olduğunu düşünmüyorum, yalnızca farklı bir tarzı vardı. Benim için bol gülümsemeli ve kafa dağıtıcı birkaç saat oldu. Eski karakterleri görmek de oldukça duygulandırdı. Turun son gününe kadar yapılan paylaşımları Kitap Canavarları Facebook bağlantısında bulabilirsiniz. 
Hoşça kalın!

Sayfa Sayısı: 360   Yazar:  J. K. Rowling, John Tiffany, Jack Thorne   Basım Tarihi: 2/11/16
Fiyat: 22 TL    Goodreads Puanı: 3,81



Yapı Kredi Yayınları'na bu tur için teşekkür ediyorum ^.^

Image result for yapı kredi yayınları logo

9 Ağustos 2016 Salı

KCBT 29. Blog Tur || Güzelleştiğim O Yaz (Summer #1) - Kitap Yorumu


Güzellik bazı yazların kaderinde var.
Her şey bu yaz oldu.
Ve ondan önceki bütün yazlar,
Bu yaz için vardı.

Belly, her sene okullar kapanınca, hayatının bütün yazlarını geçirdiği aile dostlarının evine gelir ve kendini müthiş bir tatilin kollarına atar. Annesinin en yakın arkadaşı Susannah ile samimi sohbetler, geceleri onu bekleyen havuz eğlenceleri, nefis bir kumsal ve vazgeçemediği iki genç adam... Belly'nin kendini bildi bileli âşık olduğu ulaşılmaz Conrad ve genç kızı gerçekten ciddiye alan tek kişi, arkadaş canlısı Jeremiah. Ama bu yıl başından beri bir şeyler farklı. Herkes Belly'yi ilk kez fark etmiş gibi. Harika bir yaz olacak. Belly'nin asla unutamayacağı bir yaz...
Yazın sonlarına yavaş yavaş yaklaşırken yaza gerçekten çok yakışan bir kitapla karşınızdayız. Sizi bilemem ama benim -ve fark ettim ki- çevremdeki çoğu insanın yazın fazla kitap okuyamama özellikle kurgusu derin olan kitapları okumaya üşenme gibi sorunlarım var. Bu yüzden yazın okumak için genelde çok akıcı ve yüzeysel kitaplar seçmem gerekiyor. İşte bu yüzden bu kitap, benim yazıma çok yakıştı. Bir kez daha: İnanılmaz akıcıydı!

Zaten beklemediğim için çok derin, çok etkileyici bir kurgusunun olmaması beni rahatsız etmedi. Kitap zaten çok kısa olmakla beraber yarıya yakın bir kısmında 'O yaz' değil de önceki yazlarda yaşanan iyi-kötü anılar anlatılıyordu. Kitabın ana konusu; Belly'nin çocukluğa veda etme, kendini çocuk değil de bir genç olarak çevresine kabullendirme çabaları etrafında dönüyordu. Ve bir de ne kadar uğraşırsa uğraşsın asla kurtulamadığı hisleri...

Bir kızın ergenlik dönemiyle sınanması ve bu dönemdeki çocukça hisleri ve davranışları -mesela kıskandırma çabaları ve bunu kıskandırmak için yaptığını kendisine bile itiraf edememesi gibi..-  yönünden bu kitabı oldukça gerçekçi ve cesur bulduğumu söyleyebilirim. Cesur diyorum çünkü okurun başroldeki kızın aptalca davranışları nedeniyle kitaptan soğuması olası -bana soracak olursanız beni soğutmadı- fakat yazar bunu açıkça göze almış görünüyor. Gerçekçi dediğim kısım ise çoğu olay için değil, kızın hisleri ve davranışları için. Spoiler vermediğimden açıklayamayacağım fakat bunu özellikle belirtmeliyim. Ayrıca kapak her bakışta gözlerimi kanatsa da çeviride de bir sıkıntı gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Benden kocaman bir artı.

Sanırım ben biraz da bu kitabı benim kötü hissettiğim bir dönemde beni gerçek hayattan uzaklaştırabildiği için sevdim. İhtiyacım olan bir anda kafamı dağıttığı için minnettar olduğum için biraz torpil geçebilirim. Çok az ;)

Yine de ufak bir eleştiri yapmadan geçmeyeceğim. Her ne kadar Belly'nin yaz hayatına aşık olsam da olay örgüsü olsun, kitabın sonu olsun, karakterler olsun beni pek tatmin edemedi. Sanki sağdaki soldaki hikayelerden toplanmış karakterlerin birbirinden bağımsız olayların arasına zorla kurulan köprülerden geçişini izler gibi hissettim. Okurken eğlendim ama o doyumu hissedemedim başka bir tabirle. Sanki kitabın sonunda başlarda yarım kalmış hiçbir olay tamamına bağlanmamış gibiydi. Tabii ki daha seri devam ediyor ama benim bahsettiğim küçük olayların muhtemelen bahsi bile geçmeyecek o kitaplarda. Bir de beni şaşırtan olay şu ki kızın güzelleşmesiyle ilgili de ekstrem bir olay göremedik. Ya da diğer tüm yazlar bu yaz için vardı diyerek büyütülen yazda olan muhteşem bir olay da göremedik. Vaadedilen hiçbir şeyi elde edememişim gibi bir hisse kapıldım kitabın sonunda. Ama yine de sevdim ve gülümsedim. Garip...

Ayrıca ufak bir uyarım var. Bol güneş ışığıyla başlayan bu kitabın sonlarına doğru o sıcak hava yerini karanlık, yıldızsız, boğuk bir gökyüzüne bırakıyor. Aman dikkat... ;)
Yayınevi: Artemis     Yazar: Jenny Han     Sayfa Sayısı: 255

GoodReads Puanı: 3,97    Çevirmen: Banu T. Öğüdücü     Basım Tarihi: Temmuz 2016

31 Temmuz 2016 Pazar

KCBT 28. Blog Tur || Poseidon Varisi (Of Poseidon #1) - Kitap Yorumu

Hayatının aşkından vazgeçebilir misin?

Emma ile tanışana kadar, herhangi birini öpmek aklının ucundan bile geçmemişti. Son zamanlarda ise, dudaklarında onun dudaklarını hissetmekten başka bir şey düşünemiyordu.Galen, balıklarla iletişim kurabilen bir kızı bulmak için karaya gönderilmiş bir Syrena prensiydi. Emma ile tanıştığında aralarında ikisini de sarsan, güçlü bir çekim oluştu. Aradığı kız o olabilir miydi?

Onunla vakit geçirdikçe, Galen aradığı kızın o olduğunu anlamıştı. Ama onun yeteneklerinin farkına varmasını sağlayabilecek miydi? Ve de en önemlisi, ona karşı hislerini bastırabilecek miydi? Emma krallığının anahtarı olabilirdi ama kalbinin anahtarı olması mümkün değildi.


 Evet arkadaşlar, an itibariyle karşınızda yeni reading-slumptan çıkış biletimiz bulunuyor. Poseidon Varisi'ni bu yıl okuduğum -az miktarda- kitabın en akıcısı ilan ediyorum. Akıcı olduğu kadar sarıyor da ayrıca. Sadece içeriğine şöyle bir göz atayım derken kitabı yarıladığım gerçeği beni gerçekten şaşırttı. 

İçerik olarak çok derin olmadığını, hatta birçok klişeyi de barındıracak şekilde yüzeysel olduğunu söyleyebilirim. Ama bir yandan da yeteri kadar tatmin ediciydi benim için. Beni reading-slumptan çıkardı diyorum, bana nasıl daha büyük bir iyilik yapabilir ki? Zaten çoğu kitabın bu kadar akıcı hale gelebilmesi için içeriğinin derinliğinden bir şeyler kaybetmesi gerekiyor sanırım. Çoğunun, diyorum çünkü az sayıda da olsa inanılmaz akıcı ve bir o kadar da etkileyici olan kitaplar var hepimizin bildiği. 

Genel içerikten çok fantastik içeriğe gelecek olursak.. Denizkızları.. Ups! Hayır. Kendilerine böyle hitap edilmesinden nefret eden Syrenalılar var kitapta fantastik öğre olarak. Su hayatı, çok sık karşılaşmadığımız bir fantastik dünya ve ben biraz da bu yüzden sömürerek okudum kitabı. Gerçekte, şekil değiştirenleri, vampirleri, melekleri, perileri çok seviyorum ama biraz değişikliğe ihityacım varmış. Özellikle de yüzgeçleri olan bir değişikliğe :D Bana nereden esti bilmiyorum ama biraz uzaylı kitaplarına benzetmediğimi söylersek de yalan olur gerçi. Fantastik öğeler açısından yine çok derin bir dünya yoktu ama kesinlikle beğenimi kazandığını söyleyebilirim. Böyle güzel farklılıklara nasıl hayır diyebilirim ki?



Karakterler için çok yorum yapmayacağım çünkü iyilerdi güzellerdi fakat klasik young-adult alışılmış karakterlerinin dışında pek bir orjinallikleri yoktu hatta kitap boyunca Galen'ın da Emma'nın da bazı davranışlarına 360 derece göz devirdiğimi itiraf etmeliyim. Kitabın sonunda göz devirmemi sağlayan en büyük şey ise kitabın sonunda ortaya çıkan 'büyük' sırrı daha başından tahmin etmiş ve kitabın sonunda aa inanamıyorum, doğru ya gibi şaşırma ifadeleri kullanamadığım için genelde serilerin heyecanlı biten ve diğer kitap için yalvartan sonlarında bu heyecanı yaşayamamış olmamdı.


Teknik detaylara gelince, basım kalitesi, cildi, hatta sayfa kalınlığı bile DEX'ten beklemeyeceğiniz kadar iyiydi bana kalırsa. DEX ilk ciltli kitabında yeterli bir başarıya ulaşmış bence ve son zamanlarda seri devamlarını çıkarmasıyla ve -bundan sonra da böyle devam edeceğini umuyorum- basım kalitesini artırmasıyla gözümde kaybettiği değeri yeniden yavaş da olsa kazanmaya başladığını söyleyebilirim.
    Bence yeterli bir Grom tasviri ;)

Şimdi gelgelelim en sıkıntılı kısıma ve en büyük eleştirime. Tüm okları üzülerek çeviriye yöneltiyorum. Özellikle gözüme batan kalıp 'sürekli' olarak "Amanallahımyarabbim" veya "Amantanrımyarabbim" kalıplarının -aynen bu şekilde- kullanılması. Bu nasıl bir tepki? Gözlerim kanadı! Hanig insan 'Aman Tanrım'ı ve 'Ya Rabbim'i aynı cümle içinde kullanır ki ayrıca. Ah, pardon konudan sapmayalım. Bunu günlük hayatında kullananlar olabilir fakat TDK'da yeri olduğunu hiç sanmıyorum. Yani tamam, günlük hayatta kullandığımız kalıplar da olacak tabii ki ama işi bu kadar ileri götürmeye gerek olduğunu hiç sanmıyorum. 
İlk gördüğümde gülüp geçtim ikincisinde bir "cık cık"ladım ama her sayfada aynı şeyi görmeye başlayınca neredeyse kitabı fırlatacaktım. O an tam kendinizi olay örgüsüne kaptırmışken Emma'nın bir anda böyle bir tepki vermesini hayal edemiyorsunuz. Bir anda akış bozuluyor kafanızda oluşan senaryo cam kırıkları gibi dağılıyor, olaydan kopuyorsunuz ve hemen arkasından sinirle karışık bir kahkaha atma isteği geliyor. Ciddiyim, sırada ne var şiveli çevirmeye mi başlanacak? 
Herneyse, şu kalıp beni özellikle çok rahatsız etti fakat tek sorun bu değildi; çeviride anlaşılmaz, olayın akışıyla alakasız sanki kelime kelime çevrilmiş gibi duran cümleler, akışa uymayan eğreti kalıplar vardı. Düzeltmesi gözden kaçan kısımlar da vardı. Cidden bu konuyu uzattığım için üzgünüm, gerçekten eleştirinin geliştirmeye katkısı olduğunu düşünmesem eleştirimde çeviriye olumsuz olarak yer vermem ama bu sefer yer vermemin yeterince gerekli olduğunu düşünüyorum. 
Gerçi işin aslı, bu durum kitabı okumamı zevksiz bir hale getirdi mi? Hayır. Sadece aralarda dikkatimi uyarıya gerek olduğunu düşüneceğim kadar dağıttı. Benim gibi okurken çeviriden çok etkilenen biriyseniz sizin de mutlaka fark edeceğinizi düşünüyorum.


Sonuç olarak fazlasıyla akıcı, çok etkileyici olmasa da vakit kaybı olmayacak kadar eğlenceli, bir de sıkıldığınız fantastik öğelerden uzaklaşıp sizi yeni -ve biraz da ıslak- bir dünyayla tanıştıracak bir kitap istiyorsanız, Poseidon Varisi size gönül rahatlığıyla önerebileceğim yegâne kitap olur. Bu arada yıl boyunca neler okudum gibi eski okuduklarımı hatırlayıp yorumlamamı gerektirecek zorlu bir tag'den sonra, bir kitabı okur okumaz yorumlamak kesinlikle ilaç gibi geldi. Ve işte, Kitap Canavarları ile yaptığımız bir tur yorumumun daha sonuna geldik. Instagram üzerinden yaptığımız çekilişe katılmayı da unutmayın. 

Herkese keyifli okumalar, hoşça kalın!


Yayınevi: DEX     Yazar: Anna Banks     Sayfa Sayısı: 348

GoodReads Puanı: 4,05    Çevirmen: Melis Tarhun Soyer     Basım Tarihi: Temmuz 2016

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Alacakaranlık (Twilight #1) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yanı kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona âşık olmuştum.

İsabella Swan Washington'ın, yağmurun hiç dinmediği küçük kasabası Forks'a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hâle sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward'ın en çok değer verdiği insan olan Isabella.. İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.


Herkese tekrar merhaba! Bugün karşınızda YGS sınavından 1-2 gün önce okuduğum Alacakaranlık yorumu var. Bu kitabın yorumunu aylar önce yazıp GoodReads'te paylaşmışım hatta çoktan okuyanlarınız olmuş bile! Neden bloga koymadığım sorusu ise hâlâ merak konusu.. Neyse, geç olsun güç olmasın diyorum ve sizi yorumumla başbaşa bırakıyorum :)

"Evet, evet üzerime gelmeyin. Kitabını yeni okuyorum. Eh, ne yapalım YGS dönemine nasipmiş.

Filmden ve bütün o "Alacakaranlık klişesi" fikrinden bağımsız olarak değerlendireceğim bu kitabı. En azından elimden geldiğince. Sanırım filmini 7. sınıfta falan izlemiştim. Başroldeki oyunculardan hoşlanmamama rağmen filme bayılmıştım, o dönemde birçok yaşıtım gibi uzunca bir süre etkisinden çıkamadığımı hatırlıyorum. O zamanlar filmini izlemek yerine kitabı okusam, üzerimde yine aynı etkiyi hatta iki mislini bırakırdı sanırım.

Kıyaslamayla gideceğim çünkü eh, malum filmi daha önce izlediğim için kitabı okurken de sürekli kafamda kıyaslamalar yapıp durdum. Bir kere karakterler kesinlikle filmdekinden iyi. Filmdeki gibi soluk ruhlu, bayık, cansız değiller. Tam tersine esprili ve -tabiri caizse- daha canlı buldum karakterleri. Yalnız Jacob'ın 15 yaşında olması beni biraz rahatsız etmedi değil. Filmde geçiyorsa da -ki sanırım geçiyordu- dikkat etmediğim bir ayrıntı olsa gerek. Ayrıca nasıl başardım bilmiyorum ama kitabı okurken aklımdaki karakterler yine benim yarattıklarımdı, filmindeki karakterlerle oynamadı zihnimdeki sahneler ve bu beni gerçekten rahatlattı.

Filmini izlediğim için sıkılabileceğim düşüncesiyle başlamıştım ayrıca, fakat kitabın akıcılığı benim bir an olsun sıkılmama izin vermedi -ki bu benim için bayağı önemliydi.

Lafı daha çook uzatabilirim fakat senaryo ile kurgu çoğunlukla aynı olduğu için sanki bu kurguyu daha yeni öğrenmişim gibi yorum yapmamın bir manası olmadığına karar verdim. Bu seriye çok bağlı falan değilim aslında fakat gerçekten seviyorum çünkü benim için fazlasıyla nostaljik bir yanı var. Klişelere konu olması da beni rahatsız etmek yerine eğlendiriyor bu yüzden. Young-adult paranormal türün en şirin klasiklerinden bile diyebilirim. Bundan birkaç yıl önce, filmini izlemeden okusam sanırım hayatımın üzerinde devasa bir etkisi olurdu.. (bkz. Hush Hush) Bu yüzden doğru yaşlarda okunursa gerçekten zevk alınabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca hadi ama gençler, seksi vampirlere kim hayır diyebilir ki? ;)

Forever vamps,
14/03/2016                                                                                                         -Nora    "



Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 400

GoodReads Puanı: 3,56    Çevirmen: Hüseyin Baran



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...