24 Ocak 2015 Cumartesi

Yılbaşı Çekilişi Kazananları!


Merhaba arkadaşlar! Heyecan var mı? İşte ne zamandır devam eden çekilişimizin açıklanma zamanı! Kazananlara mail de attım, fakat bazıları yanlış mailler yazmış olacak ki kabul edilmedi. Umarım blogumda ve facebook-twitter sayfalarımda paylaşıldığında görürler :)

Bu arada kazananları seçmek de biraz meşakatli oldu. Önceden bahsetmiştim, katıldığınız seçenekleri kazanan olursanız inceleyeceğim sadece diye. Bazı kişiler seçeneklere çok alakasız şeyler yazmış, üzülerek söylüyorum ki diskalifiye edildiler.

Yaklaşık bir buçuk saat uğraştıktan sonra, sonunda kazananları seçebildim. Daha doğrusu program seçiyor, ben değil ama olsun :D Lafı çok uzatmadan, işte kazananlar!










Kolajı neden böyle yaptım bilmiyorum, karınca duası gibi olmuş isimler. Bu yüzden ben tekrar edeyim;

-Emine Kılıç
-Fulya Tuğrul
-Müberra Gülseren
-Fatma Dadak
-Nursena Keskin

Kazanan arkadaşlardan iletişim bilgilerini (Kargonun ulaşacağı kişi, adres, telefon vs.) en kısa zamanda bana iletmelerini istiyorum. Tebrikler ve keyifli okumalar!

Kazanamayanlar da üzülmesin, çok yakında blog turu kapsamında yapacağımız bir çekiliş daha olacak. Üzülmek yok yola devam! :D

21 Ocak 2015 Çarşamba

Demir Kız (The Iron Fey #2) - Tanıtım & İnceleme


Fâni dünya bensiz dönerken Kış Divanında tutsağım. 
Zaman algımı yitirdim.
Demir Divan'da keşfettiğim büyü gücümü kullanamıyorum ve Ash kayıplara karıştı.
En azından Demir perileri yendiğimi sanıyordum.
Ta ki Mevsimler Asası çalınana kadar.

ONU GERİ ALACAĞIM.

Hayatı boyunca hiçbir yere uyum sağlayamamış yarı insan, yarı peri Meghan, Prens Ash'in kayıplara karıştığı Kış Divanı'nda tutsaktır. Demir perileri yendiğini sanan genç kız, Mevsimler Asası'nın Tekinsiz Divanı'ndan çalınmasıyla, savaşın daha yeni başladığını anlayacaktır.

Savaş çanlarını susturmak ve masumiyetini kanıtlamak için peri ve fâni dünyaları arasında mekik dokurken büyü gücüne anlayamadığı bir nedenle erişemeyen Meghan'ın tek silahı zekâsıdır. Ancak demir gibi bir irade geliştirirken bile fazlasıyla insani olan kalbindeki özlem fısıltılarını duymazdan gelemeyecektir.

Bu yolculuğunda Meghan'a tanıdık isimler ve yepyeni, tuhaf karakterler eşlik ediyor…

Kitap boyunca hissettiklerim

Lanet olsun tüm bu yasak aşk şeylerine!!! Neyi kastettiğimi anladınız biliyorum o yüzden umutsuzca açıklama yapmaya çalışmayacağım. Bütün kitabı öyle ruhsuz okudum ki! Sevgili Kagawa, sen inanılmaz muhteşem  ultra-süper überötesi bir yazarsın, anlıyor musun?! Aldığın her yıldızı hak ediyorsun. İnanılmazsın!! *tears*

Blogu arada sırada açıp takip edenlerin aklında olabileceğini düşündüğüm bir soru var: "En son İt Dalaşı'na başlamıştın, Demir Kız'ı ne ara okudun da yorumluyorsun?" diyenler için de hemen mazeret uyduracağım şimdi. Iııı ben aslında İt Dalaşı'nı okuyordum, sonra bilgisayarda bir anime gördüm perilerle falan ilgili, tanıtımını da izleyince içimdeki peri aşkı depreşti. Sonra Demir Kız'a bir göz atmak istedim. Göz atmak için açtığım kapağını kitap bitene kadar kapatamadım. Bunların hepsi dün oldu. Kandırıldım, sadece bir bakmak istemiştim, gerçekten :(

Neyse, olan oldu, kitabımıza geri dönelim. Öncelikle muzdarip olur gibi olduğum bir mesele var. (Böyle bir cümle ancak benden çıkar zaten...) İlk kitabı okumamın üzerinden uzun bir zaman geçtiği için bazı önemli ayrıntıları unutmuşum. Aslında 1 ve 2. kitap arasındaki novellayı yine bu aradaki zamanda okumuştum o yüzden orada bahsedilenleri hatırlıyorum ama sadece ilk kitapta geçen olaylardan bazılarını unutmuşum, ama 2. kitabı okurken hatırladım o yüzden büyük bir sorun olmadı. Sayılır.

Kitabı öyle bir açlıkla okudum ki normal zamanda kitabı okuyacağım sürenin yarısında bitti heralde (Abartı..) Ve fark ettim ki, ben bu perileri cidden çook seviyorum. Leanansidhe'den tut Kraliçe Mab'e kadar yani. Hatta bir ara kızıl keplileri bile sevecektim, kıyısından döndüm öyle söyleyeyim yani :D (Yine abartı..) Grimalkin'i sevmeyen yoktur heralde, iki dünyanın da "en gizemli" ile "en hayran olunası" sıfatları arasında gidip gelen, bizi sürekli şaşırtabilen peri.

Evet, hepiniz muhteşemsiniz sevgili, dehşet verici ve bir o kadar da sevilesi periler. Ama konu Ash'e gelince, hepiniz değersiz küçük mikroplara dönüşüyorsunuz gözümde.

 Ölebilirsiniz. 


Spoiler
Öncelikle tabii ki hiçbir okur Ash'in soğuk davranışlarına ve Meghan'ı kandırdığına inanmamıştır. Ama Meghan'ın durumunda olsam benim de kafam karışırdı sanırım. Yine de gidip öyle soğuk davrandığını görmesine rağmen herkesin ortasında öyle 'Seni seviyorum' diye bağırması beni bile utandırdı. Karşısında iki ihtimal var; ya Ash onu gerçekten seviyor ve bu durumda yaptığı şeyler onu korumak için bu yüzden önündeki tek seçenek onun davranışına ayak uydurmak, ya da Ash onu kandırdı ve artık umursamıyor -ki bu durumda da artık kendi başının çaresine bakması gerekecek. Depresyonunu kendi odasında yaşayabilir, fakat herkesin içinde kendini rezil etmesi büyük aptallıktı. Yine de Meghan'ı severim, o yüzden daha fazla uzatmıyorum.

Ve karşınızda... PUCK! Allah'ım.. Geri dönüşüne o kadar sevindim ki! Nedenini bilmiyorum, ilk kitapta Puck'ı hiç sevmemiş, her ortaya çıkışında göz devirmiştim. Tabii ki bu gelmesine sevinme olayı hâlâ Ash takımında olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Ama burada önemli bir durum var: Ash Meghan'ı bıraktığında Puck Meghan'ın gözünde daha çekici olmaya başladı. İşte, aptallık 2: Sevgili Meghan, Puck'ı nasıl öpersin! Aranızdaki arkadaşlık karmaşık olsa da çok güzeldi. Ve bunu mahvettin. Puck'ın hiçbir suçu yok, o olması gerektiği gibi davrandı. Aşık birinin davranacağı gibi. Ama sen, Meghan, şu an bu saatte bu mahkemede suçlu bulundun. 
İdam edin!
Anlaşılan bu kitap benim vahşet damarlarımı kabarttı, bugün insan içine çıkmasam iyi olacak sanırım... Kitap hakkında bahsetmek istediğim o kadar çok şey var ki, yazsam yeni bir kitap olur. Ama bu hem size hem bana işkence olabilir :D O yüzden ben direk en önemli kısma dalış yapıyorum: Kitabın sonu!!

Ya hem inanılmaz mutluu oldum böyle çıldırdım vs. hem de üzüldüm gibi bir şeyler oldu. Ben de anlamadım yani. Durum böyle. Ash'ten kesinlikle böyle bir çıkış beklemiyordum ve yüzyıllarca yaşadığı dünyayı terk edip, ölümsüzlükten vazgeçmesi göründüğünden çok daha büyük bir fedakarlık bana kalırsa. Bu açıdan biraz üzüldüm gibi oldu, bilemedim yani. Ama bence bir dahaki kitapta Ash ve Meghan'a yeniden ihtiyaç duyacak peri ülkesi ve yasağı kaldıracaklar tarzı bir şey olabilir. Şu an bu düşünceyle avutuyorum kendimi..

Bir de Oberon'un davranışlarından bir türlü kişiliğini çözemedim. Meghan'a ne derecede değer verdiğini anlayamadım. 
Spoiler Sonu


♥♥♥ Ash! ♥♥♥

Tüm seriyi Ash için okuyor, ne manyak kız diyebilirsiniz, sonuna kadar da haklı olursunuz. Ash favori book-boyfriend'lerim ve favori badboy'larım listesinde ilk 3'te kesinlikle :3

Yani öyle böyle derken serinin 2. kitabını da bitirdim. Elimde Demir Kraliçe olmasına şükrediyorum, araya kitaplar girse de kendi tercihim olarak okuyacağım ilk kitap olacak kendisi. Dört gözle bekliyorum!


Yazar: Julie Kagawa   Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 416
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,17

20 Ocak 2015 Salı

Zetsuen No Tempest (The Civilization Blaster) - Anime Yorumu & AMV


Mahiro Fuwa'nın kardeşi 1 yıl önce esrarengiz bir şekilde öldürülmüş ve Mahiro kardeşinin katilini aramak üzere ortadan kaybolmuştur. "Kusaribe" adlı büyücü klanının en güçlü büyücülerinden biri olan Hakaze Kusaribe ise düşmanları tarafından bir adaya hapsedilmiştir. Hakaze, irtibat kurabileceği birini ararken bir şekilde Mahiro'yu bulur ve ikisi bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Mahiro, Hakaze'nin düşmanları tarafından uyandırılmak istenen ve tüm dünyaya kaos getirecek "Göç (Zetsuen) Ağacı'nı" durduracaktır. Bunun karşılığında Hakaze, Mahiro'nun kardeşini öldüren katili bulmasına yardım edecektir. 


Aslında anime yorumlarına ara verdiğimi düşünüyordum, çünkü çok fazla anime izliyorum ve hepsine yorum yapmam neredeyse imkansız. Fakat bugün bu animeye yorum yapasım geldi nedense. Geçen hafta bitirdiğim bir anime Zetsuen No Tempest, ve ciddi anlamda bu animeye aşık olmuş olabilirim.

Ben böyle macera ağır basan romantizm içeren animeleri çok seviyorum. Gerçi bu animedeki romantizm çok garipti. Ne desem yalan olur yani, izleyip anlamanız lazım. Aslında bu animenin tamamını Fuwa Mahiro için izledim desem yeridir. Artık kendisi favori erkek anime karakterlerimin başlarında geliyor. Aslında sırf bu yüzden bu animeden inanılmaz nefret ettim ve bu kadar sevdim. Farklı bir ikilem oldu..

Fuwa Mahiro

En baştan söylemeliyim ki, kesinlikle her yaş grubuna hitap eden bir anime değil. Kafa karıştırıcı birçok öge var ve animenin sonuna kadar gerçeğin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İyi kim kötü kim karar veremiyorsunuz ve sürekli yer değiştiriyor taraflar arasında bu iki sıfat. Dikkatli izlenmesi ve üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir anime bana kalırsa.

Ve bu anime aslında tek sezon 24 bölüm görünüyor fakat bana kalırsa temel olarak iki sezona ayrılıyor: İlk 12 bölüm 1. sezon ve son 12 bölüm 2. sezon olmak üzere. Ve ben tabii ki 2. sezonu daha çok beğendim :P Eminim izlerseniz neden böyle düşündüğümü anlarsınız. 

Fuwa Aika - Fuwa Mahiro'nun kız kardeşi

Yine anime hakkında bayıldığım olaylardan biri de sürekli olarak Hamlet başta olmak üzere Shakespeare'in eserlerinden alıntılar yapılmasıydı. İlk bölümlerde daha çok görüyorduk bunu, sonraları gittikçe azaldı. Ama bana her cümlesi harika geliyordu gerçekten. Animenin tüm kurgusu da temelde bu eserlere bağlı bile diyebilirim.

Animenin konusunu özetlemiyorum veya ne üzerine kurulu olduğunu söylemiyorum, çünkü o kadar kompleks ki upuzun bir açıklama getirmem gerekir meseleye. O yüzden merak edenler izlemeli diyorum. Yalnız sizi uyarmam gerekir, ilk başlarda hiçbir şey anlamayabilir, veya olayları izleyip "bu böyle mi devam edecek, sevmedim ben bu konuyu :(" diyebilirsiniz.Çünkü ben uzun bir süre böyle demiştim. Ama sizi temin ederim ki bu animede olaylar sürekli değişiyor ve bu olay örgüsü sizi şaşırtacak. Çünkü animenin sonunda benim kesinlikle nevrim döndü :D


Ve bir konuda daha sizi uyarmalıyım, kesinlikle her türlü spoilerdan kaçınmalısınız. İnternette animenin resimlerine, trailerlarına falan bakarken muhtemelen animenin sonundaki olayları da göreceksiniz. İlk gördüğünüzde anlayacağınızı sanmıyorum ama animeyi izlemeye başladıktan bir süre sonra bütün gördükleriniz anlamlı gelebilir ve keyfi kaçar. Ben birkaç AMV izlemiştim başlamadan öne fakat iyi ki dikkatle izlememişim ve unutmuşum başlayana kadar.


Bu animede hayatımda hiç nefret etmediğim kadar nefret ettiğim bir karakter var. Yine de kendisinden bahsetmek istemiyorum. İpucu: Başrollerden. İzleyenleriniz olursa tahminleri alabilirim :D
 
Anime ne kadar sürükleyici olsa da ben bir yerde 1-2 haftalık falan ara verdim. Biraz düşünmek ve olanları-öğrendiklerimizi sindirebilmek için. Anlayacağınız, bayağı etkisinde kaldığım bir anime oldu kendisi.Bu yüzden macera-büyü-gizem-romantik tarzı animeler seven herkese öneriyorum. Gerçi önceden de değindiğim gibi bu animenin romantizm anlayışı biraz farklı, sonlara doğru normalleşiyor ama siz yine de romantizm açısından büyük beklentiye girmeyin derim. Diğer türlere daha odaklı.


Bu arada Yoshino ve Mahiro'nun arkadaşlığından bahsetmeden de geçemeyeceğim. Gerçekten hiç görünmediği kadar sıkı bir dostluk. Her ne kadar aralarında birçok sır olsa da. Gerçi bunlar açığa çıktığında üstesinden gelebilecekler mi, bilemem. İkisinin de birbirinden ince zekası olan bu iki arkadaş arasındaki bağ nereye kadar dayanabilecek izleyip göreceksiniz artık.

Zekadan bahsetmişken söylemem gerekir ki bu animede bütün karakterler birbirinden zeki. Bu yüzden izlerken birçok kez kendimi küçük bir mikrop gibi hissetmediğimi söyleyemeyeceğim :P Şaka bir yana gerçekten, bazen olayları anlamanız için biraz beyin gücünüzü kullanmanız gerekiyor. Yani öylesine yatıp da izleyeceğiniz bir anime olmayacak Zetsuen no Tempest.


Eh, ben söyleyeceklerimi söyledim, önerimi de yaptığıma göre artık benim için susma vakti. Tarzınıza göre, izleyip izlemeyeceğinize siz karar vereceksiniz tabii ki bu arada bana yorum bırakmayı da unutmayınn! :)

Puanım: 5     Bölüm Sayısı: 24
Tür: Shounen, Macera, Fantastik, Aksiyon, Dram, Gizem, Psikolojik


İşte baktıklarım arasında en çok beğendiğim AMV ^.^


18 Ocak 2015 Pazar

High School Musical Book Tag || Etkinlik



Veee aynı gün içerisinde ikinci kez merhaba! Beni -yine :D- bu etkinliğe mimleyen Orta Boy Popcorn blogger'ı Asena'ya çok çok teşekkürler. Bu sefer lafı dolandırmayıp direk sorulara geçiyorum. Umarım eğlenirsiniz :)



1.Yeni Bir Şeye Başlangıç - Yeni  favori tür / yazar / seri?

Tarihi aşk, yeni başladığım türlerden ve favorilerim arasına girmiş durumda.
Yeni favori yazarım da son okuduklarımdan yola çıkarak Wendy Higgins olsun.
Yeni bir favori serime de yine Sweet serisi diyorum. ^,^

2.Öyle bir kitap ariyorum ki - içinde istedigim her şey var?

Bu sorulara hep aynı cevabı vermekten bıktım. Bu yüzden, bu sefer de Duman ve Kemiğin Kızı diyorum. Farklılık olsun.

3.Muhteşem - En büyük divanın olduğu bir kitap? 

Diva derken favori kadın karakterimi kastediyor galiba.. Melez Sözleşmeleri'nden Alex'i seçiyorum!


4.Mevcut durum - Klişeye meydan okuyan bir karakter?

Imm-hmm.. Bana kalırsa her karakterde bir klişelik var, bilemedim şimdi. Başlayanlar'dan Blake desem çok mu garip kaçar. Sonuçta o, o değil gibi bir şey. Bilemedim şimdi. Soru çok zor -.-


5.Erkekler geri döndü - En iyi bromance?

Peekii.. Hiç ilgimi çekmiyor, okumadım da bu tarz bir kitap. O zaman ben bunu yakın erkek arkadaşlar olarak alıyorum. Maddox kardeşlere ne dersiniz? Olabilir bence :P

6.Ne Zaman – Favori yaz okuman?

Yazın fazla kitap okuyamadığımı düşünüyorum.. Ama bu yaz okuduğumu hatırladığım kitaplar arasından Meleğin Düşüşü'nü seçiyorum.


7.Her gün - Eğer hayatının geri kalanında her gün bir kitap kapağına bakman gerekseydi, hangisi olurdu?

Final-Becca Fitzpatrick. Net bir cevap oldu ilk defa :)


8.Sadece Seninle Olmak İstiyorum – Elinden bırakamadığın bir kitap?

Ama ben okuduğum kitapların en az %70'ini elimden bırakamıyorum ki -.- Farklılık olsun yine, Uyumsuz diyorum. 


9.Çığlık - Seni hayal kırıklığına uğratan bir karakter?

Sarışın Vampir. Nefret ettim. Hayatım boyunca yaşadığım en überötesi hayal kırıklığıydı.


10.High School Musical - En sevdiğin kurgusal okul?

Melez Sözleşmeleri şüphesiz. Çünkü kurgusal okul konusu fazla geçen çok az sayıda kitap okudum. Biri de Vampir Akademisi mesela. Melez Sözleşmeleri muhtemelen bu serinin replikası, fakat ben yine de daha çok seviyorum =)

11.Humuhumunukuapua – Okuduğun en saçma kitap / sahne / karakter?

Okuduğum en saçma kitap büyük ihtimalle Yıldız Çarpması'dır. En saçma sahne de kitabın içindeki sahnelerden herhangi birisi olabilir. En saçma karakterde başroldeki Benjamin. Bu kadar net yani..

12.Bahar Müzik Potpurisi - Mutlu Son?

Ah! Bayılırım mutlu sonlara! İşte benim olayım ^,^ Julie Garwood-Sır olsun bu da. Yakın zamanda okuduklarımdan hatırladığım nadir mutlu sonlardandır kendisi...

Peh... Ne uzun çıktı bu mim -.- Yine de yapması eğlenceliydi, umarım siz de okurken eğlenirsiniz. Şimdi etiketlediklerime geçip bu mimi de sonlandırıyorum:

İyi eğlenceler!


Şimdi Mevsimi || Etkinlik


Merhaba arkadaşlar! Uzun zamandır mim paylaşmıyordum. Uzun kavramınıza göre değişir tabii ki, fakat bana uzun geldiği kesin :D Bugün paylaşacağım mimin adı Şimdi Mevsimi -gördüğünüzü biliyorum, evet- ve bu etkinlik için beni mimleyen Orta Boy Popcorn blogunun sahibi Asena'ya teşekkürlerimi yolluyorum ^.^ Hadi başlayalım!


1. Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?

Kışın biraz hüzünlü bir mevsim olduğunu düşündüğüm için dramla özdeşleştiriyorum ve...
 Eğer Yaşarsam kitabı bence kışın bir kahve eşliğinde okunabilecek ideal kitaplardan gibi geliyor. 


2. Kapağı mavi olan bir kitap?

Imm.. Aşka Var Mısın? 
O su yeşili falan demeyin de bana. 
Mavi mavidir işte yeşil de mavi sayılır.. öyle işte 
(NE DİYORUM BEN!!)


3. Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?

Yandaş! 
Parlıyor kapağı ve rengi de çok aykırı değil.. 
Bence ideal olabilir :D


4. Kış tatili için mükemmel olan bir kurgusal dünya?

Demir Kız serisi! 
En son Winter Passage adlı novellasını okuduğum için benim kafamda kışla özdeşleşmiş bir seri oldu :)


5. Birlikte kış tatiline gideceğin bir kitap karakteri?

Ali'm! 
Beni de Aslı gibi karların arasında hapsolmaktan kurtarabilir belki, ne dersiniz?


6. Bu sene için listende olan bir kitap?

Sadece 1 tanecik mi :( 
O zaman okunacaklar listemden Siyah Buz'u seçiyorum :3


7. Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?

Limonata :3 Bayılırım kesinlikle. 
Atıştırmalık... Frambuazlı pasta falan sayılır mı? 
Favori film ise... Ama bunu seçmek imkansız! 
Sanırım Million Dollar Baby, diğer adıyla Milyonluk Bebek'i seçeceğim. 
Ama gerçekten... Bu seçme olayı hiç adil değil :(

Bir mimin daha sonuna geldik. Sizi çok sıkmamak için cevapları kısa tuttum ama hepsine yazmadığım fakat tüm sorularda aklımdan geçen ilk düşünce "NE?! Bu nasıl bir soru böyle... Buna nasıl cevap verilir ki?" oldu. Ama bu mimden de sağ çıkabildiğime göre, size çok yakında başka bir mimle dönüş yapacağım. :D Şimdi... gelelim etiketlediğim kişilere:


İyi eğlenceler!

17 Ocak 2015 Cumartesi

Sır (Highlands' Lairds #1) - Tanıtım & İnceleme


Judith Hampton gururlu olduğu kadar güzel de bir kadındır. Çok sevdiği İskoç çocukluk arkadaşı doğum yapmak üzeredir, bu yüzden Judith yanında olacağına dair ona söz verir. Fakat İngiltereden İskoçyaya gitmesinin özel bir sebebi daha vardır: Hiç tanımadığı babası Maclean Beyini görmek. İskoç topraklarına giderken kendisine eşlik eden Maitland Beyi, Iain Maitland gibi ilgi uyandıran bir adamla daha önce hiç karşılaşmamıştır.

Judith Maitlandların geleneklerine ve kurallarına uyum sağlamaya çalışırken, Iain'in ilgisinden ve özeninden keyif almaya başlar. Yaşadığı tüm zorluklara karşın aşkın sıcaklığını ruhunda hisseder. Ancak geçmişe dayanan o yıkıcı sır gerçek aşkı etkileyecek midir?


Kasvetli bir günden merhabalar herkese! Havalar soğuk, yağışlı, güneş ise yüzünü göstermiyor bir türlü. Dışarıdaki insanı yarı kör eden sis insanın bütün olumsuz duygularını gün yüzüne çıkartıyor. Fakaat çok sevgili (!) Ankara'nın aksine benim gözümde havalar sıcacık ve güneşli çünküü bugün ilk historical romance nam-ı diğer tarihi aşk kitabımın yorumumla sizlerleyim. ÇOK HEYECANLI!

"Hep seri devamlarına öncelik vermek için yeni serilere başlamayacağını belirtmene rağmen, hiç hesapta olmayan bu kitap da nereden çıktı?!" diye düşünüyorsanız -ki haklısınız, ben de bir ara böyle düşünmedim değil- sizi kitap alışverişi yayınıma buradan (tıktık) yönlendiriyorum.

Kitap alışverişimi okumayanlar için de tekrar edeceğim küçük bir kısım var. Aslında ben, ilk tarihi aşk kitabım olarak Judith McNaught'ın Düşler Krallığı adlı kitabında karar kılmıştım. Gel gör ki hayat her zaman planlarınıza göre gitmiyor. O heyecanla bir elimde onu, bir elimde Sır'ı tutarken bir baktım ki Sır kitaplığıma girmiş bile! Yine de pişman değilim tabii ki =)

Sır, gerçekten tek solukta okuduğum bir kitaptı. Sadece bir göz atmak için ihtiyatla açtığım kapağı büyük isteksizlikle geri kapattığımda, gözlerimden inanılmaz uyku akıyordu. Ertesi gün ise kalkar kalkmaz direk kitap başına geçtim. Bu arada yapmam gereken bütün işlere de geçmiş olsun demek kaldı yani.

Bla bla bla, ıvır zıvır meseleleri de geçtikten sonra asıl yorumuma yaklaşıyorum. Bu yorumu kitabı bitirir bitirmez yazmamamın nedeni ise kafamın  biraz durulmasını beklemekti. Yoksa karşınıza %0 eleştirel %100 anın heyecanına kaptırılmış övgü dolu bir yorum çıkabilirdi. Yani fena da olmazdı tabii, fakat eleştiri içermeyen yorumlarımı kendim bile kalitesiz buluyorum. Her kitabın mutlaka bir eksiği olmalı, değil mi?



Yorum
Kitap, Judith ve Frances Catherine adlı iki küçük kızın arkadaşlık kurma hikayesi ile başlıyor. Bu kısım, kısa da olsa, kesinlikle komik ve eğlenceliydi ayrıca bu kitapta en çok beğendiğim şeylerin başında bu ikilinin arkadaşlığının geldiğini de belirtmek isterim. Zaten tüm kitap da bu dostluk üzerine kurulu. Frances Catherine de Judith de kararlı ve asi tipler. Karşılarında kim olduğu fark etmiyor.. Günümüz kitaplarında kadın karakterlerde fazla karşılaşamadığım ve özlemini çektiğim özellikler yani.

Iain ise daha ilk andan itibaren Judith'e karşı korumacı, sert ama samimi ve... bilemiyorum hangi kelimeyi kullansam.. çekici (?) bir tutum sergiledi. Hani böyle Hadise'nin ellerini uzatıp "Bana gel..." demesi gibi.. Anlatabiliyor muyum? Hayır mı? Her neyse.. Judith'te ilk andan beri sadece Iain'in yanında rahat edebiliyordu. Yani aralarındaki bağ, birbirlerini ilk gördükleri andan beri vardı. İşte bunlarınki de şu ilk görüşte aşk meselelerinden anlayacağınız ;)

---Evet, şu an internetim gittiği için ben yazıyı kaydedemeden kapandı ve yorumumun gerisi kaydedemeden gitti :( Kafam allak bullak oldu, umarım ilk yazdığım kadar düzgün bir yorum yapabilirim. Yine de şimdiden özür dilerim herkesten :(---

Bu kitapta klasik olaylar, ilkel karakterler vs. vs. vardı, evet. Ve ben bu kitabı bütün bu klişeleriyle birlikte çok, çok beğendim gerçekten. Şimdiye kadar hayal kırıklığına uğrarım düşüncesiyle tarihi aşk kitaplarından uzak duruyordum -gördüğünüz gibi ilk tarihi aşk kitabımı daha yeni okudum..- fakat Sır beklentilerimin kesinlikle üstündeydi ve benim aklımdaki tarihi aşk kitaplarına yepyeni bir boyut kazandırdı. Bunu da Julie Garwood'a borçluyum, hakkını vermek lazım, herkesin dediği kadar var.

(Hoşuma giden alıntılardan biri ^.^)

Spoiler
Bu kitapta benim hoşuma gitmeyen tek bir şey vardı, o da kitabın sonunun gereğinden fazla uzatılması. Yani, tadında bırakılabilirdi bence, onun yerine kitap sanki uzatmaları oynuyor gibi bir final yapmış. Gerçi ben beğeniyle okudum, o yüzden fazla şikayetçi değilim durumdan, fakat yine de söylemeden geçmek istemedim.

Spoiler demişken spoiler içeren bazı diğer olaylar hakkında da yazayım o zaman. Bir de şu hamilelik, doğum meselesi var. Bu kısmı ikinci kez yazmak gerçekten hiç hoşuma gitmiyor -.- Her neyse. Diyeceğim o ki, yazar bu doğum kısımlarını öyle bir yazmış ki, sanki ben doğuruyorum veya ben doğurtturuyorum gibi hissettim. Bildiğiniz anı yaşıyorsunuz yani, hoş bir durum mu bilemedim. Benim hassasiyetimden kaynaklı bir reaksiyon gösterdi midem. Ama yazarın kalemine de hayran kalmadım değil yani. Bir Isabelle, Bir Frances Catherine gibi acı çekiyordum, az kalmıştı. Eh, en azından Judith hamile kalmadı, bir doğum daha kaldırabilir miydi bünyem hiçbir fikrim yok.

Son olarak bir de.. ommm.. (hatırlamaya çalışıyorum)... Evet! Judith'in içki-sarhoş korkusu. (Evet, bu korkunun yeni adı -eski adı neydi bilmiyorum- içki sarhoş korkusu oldu. Ben koydum :D Bu konu kitabın en sevdiğim ayrıntılarından oldu benim için. Judith'in sarhoş dayısından nefret ettim. İsimden belli zaten, Tekel... Tekel Bayii gibi :P Evliliklerinde de şart koşmasına gülsem mi, şaşırsam mı ne yapsam bilemedim. Olsun, sarhoş erkeklere hayır, arkandayım Judith :D Zaten kitapta en çok güldüğüm kısımlardan biri de, masa etrafında içkili kutlama yapılırken Judith'in, sandalyesini duvara yapışana kadar yavaş yavaş arkaya doğru itmesi ve insanların buna verdiği tepkilerdi. Evet, bu kısım kesinlikle favorim oldu :D
Spoiler Sonu

Ben aslında ikinci kitabın tamamen Ramsey ile alakalı olacağını düşünmüştüm fakat Ramsey bu sefer de ikinci planda kalıyormuş, meh, üzüldüm :(  Brodick'in kitabını okumak nasıl olacak bilmiyorum, sonuçta Ups..! Spoiler! Brodick Judith'i seviyordu yani. Spoiler sonu
Gerçi bu dar bir bakış açısı olur ama yine de bu kitabın etkisinden çıkıp diğerine odaklanabilir miyim bilemedim. Yine de ikinci kitap Fidye'yi hemen elime geçirmek ve onu da hunharca okuyup bitirmek istiyorum. Çünkü bu seri bunu kesinlikle hak ediyor!

Ve böylece ilk tarihi aşk kitabımın yorumunun da sonuna geldik. Çok talihsiz bir yorum oldu gerçekten. İkinci kez aynı cümleleri kurmaya çalışırken cümlelere aynı heyecanı, aynı ruhu katamadığıma eminim. Hani derler ya yemeğe sevgi katarsan güzel olur diye, bana kalırsa yazının da bir farkı yok. Heyecan katınca güzel oluyor, zorla yazılan yazılar ilkokul kompozisyonu gibi geliyor bana, kendini belli ediyor yani. Her neyse, yine de içimdeki beyaz ışığı tüketmeden yazabildiğim için umarım aynı heyecanı aktarabilmişimdir sizlere.

Fiyuu! (Bunu nasıl okursunuz bilemem. Bir rahatlama sesi gibi :P) Destan mı yazmışım yorum mu bilemedim. Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşçakalıın! ^,^


Yazar: Julie Garwood   Yayınevi: Epsilon   Sayfa Sayısı: 478
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,17

12 Ocak 2015 Pazartesi

Kitap Alışverişi #20 - İlk Tarihi Aşk Kitabım!


Merhaba merhaba merhaba herkese!! Vaaovv çok heyecanlıyıım! Çünkü hiç planda olmayan çok küçük bir kitap alışverişi yaptım ve önceki alışverişin uzun zaman boyunca yapacağım son alışveriş olacağını söylediğim için biraz suçluluk duysam da bunu görmezden gelerek halimden çok memnun olduğumu söyleyebilirim.

Dediğim gibi, bu olay kesinlikle plansız gerçekleşti. Babamla bir alışveriş merkezine gidelim dedik ve evden çıktık, gidip biraz takıldık, işimizi gücümüzü hallettik derken oradaki Ada Kitabevi'nin açık standını görünce bir uğrayalım dedik. Ona buna bakarken bir baktım Epsilon'un çoğu kitabı 11 TL! Bunların içerisinde genel olarak neredeyse bütün tarihi aşk kitapları ve Alacakaranlık Serisi de var :D Zaten bu aralar Kipa, Kiler tarzı marketlerde bile bir Epsilon fırsatı mutlaka oluyor, gidip bir göz atmanızı tavsiye ederim ;)

Ne zamandır tarihi-aşk türünü denemek istiyordum, gerçi ilk tercihim Düşler Krallığı idi fakat orada heyecandan -:(- bu iki kitabı elime aldım ve hangisiyle başlasam diye arada kaldım. Hangi kitabın daha çok önerildiğini unuttum ve babama sence hangisini alayım diye sordum. Önüne baktı, arkasına baktı, içine baktı, baktı da baktı ve Sır'ı seçti. Nedeni de benim sırrım olsun. -.-

Neyse işte o mu, bu mu derken bir bakmışım Sır kitaplığıma girmiş! Kitapla aramızda açıklanamaz bir çekim gücü oluştu, beş dakikada bir göz göze gelmeye başladık :D Aslında artık kitaplarımı bir listeye göre okuyorum (tabii, kesin uyarım ben de...) ama bir anlık boş anıma geldi ve içimdeki inanılmaz istekle Sır'a sarıldım. Sarıldım derken hunharca okumaya başladım. Ve pat! Bitirdim! Yorumum ise sınavlarım bitince gelecek gibi duruyor :) Hem bu süreçte kitabın üzerimde bıraktığı etki de yatışır ve daha objektif bir yorum yapabilirim.  

Kitabı okuyanlar varsa mutlaka yorumlarını bekliyorum. Spoiler'lı yorum yapanlar başında belirtirse sevinirim, okumayan arkadaşlar spoiler almasınlar :) Eh, o zaman kitap yorumunda görüşmek üzere diyorum, hoşça kalıın! ^,^

10 Ocak 2015 Cumartesi

Cumartesi Güncellemeleri #2 - Once Dead, Well, Always Stays Dead, Right? No?


Merhaba arkadaşlar! Ciddi uzunlukta bir aradan sonra Cumartesi Güncellemeleri köşesine yazmaya devam ediyorum. Aslında bu 2. yazışım ve devamının düzenli geleceği konusunda 
sizi 
temin 
ed-em-iyorum.

Malesef..

Çünkü çoğunlukla haftalarım bu hafta kadar aktif geçmiyor. Tabii bu güncellemeye haftalık ders çalışma saatimi yazacak olsaydım daha aktif olabilirdi belki... Fakat her hafta böyle olmadığı için içi boş, gereksiz yazıları da sizinle paylaşmak istemem. Ama elimden geldiğince aktif tutacağım bu köşeyi artık.

Bu aralar paylaştığım postları okuduysanız biliyorsunuzdur, aralıksız bir sınav dönemindeyim. Tabii şu kar tatilinde kendimi salıp kitaplara sarmamdan bahsetmiyorum. Bilirsiniz işte, genel olarak. Bu yüzden bazı adını vermek istemediğim kitapları (Siyah Buz), dar zamana sıkıştırmak istemediğim için erteledikçe erteliyorum. Benimki de bahane işte.. Ama.. Şey, her neyse, durum bundan ibaret. Sadece kitabı terk ettiğimi düşünmenizi istemiyorum :D

Bu kar tatili zımbırtısı bana iyi yaradı aslında. Çok güzel kitaplar okudum. Filmler seyrettim (Çok güzel mi? No Comment.) Hiç dizi seyretmedim :( ve yarım kalan animelerime tekrar başlamadım :( Çünkü bunlara bir kere başlarsam kendimi durduramayacağımın gayet farkındayım...

Bu arada, bugünün Cumartesi Güncellemesi başlığı ve fotoğrafının esin kaynağı az sonra yorumu gelecek olan bir film. Acaba nedir, nedir :P

Neyse bu kadar ıvır zıvırdan bahsetmek yeter. Yeni dinlemeye başladığım müzikler, bu hafta içerisinde okuduğum kitaplar ve izlediğim filmlere bir göz atalım:




Müzik


Lana Del Rey:
I Can Fly
Big Eyes
Goodbye Kiss
Summer Wine
Brooklyn Baby
The Man I Love
You Can Be The Boss

Keira Knightley 
(Begin Again filminden..)
A Step You Can't Take Back
Like A Fool
Lost Stars (Adam Levine Cover'ı da var.)

Imagine Dragons
Warriors
Gold
I Bet My Life

NANO & Anime Müzikleri
No Pain. No Game (Btooom! Op.)
Nevereverland
Spirit Inspiration (Zetsuen No Tempest Op.)
Exist (Btooom! Op.2)
Savior Of Song

Hit Müzikler
Iggy Azalea ft. Rita Ora - Black Widow
Jessie J ft. Ariana Grande & Nicki Minaj - Bang Bang
All About That Bass
Ariana Grande ft. Iggy Azalea - Problem
Ariana Grande - Break Free
Calvin Harris - Summer
Calvin Harris feat. John Newman - Blame
Magic! - Rude




Kitap


Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Gregory Petrov
(Alıntılar için "buraya" tık!)

Tatlı Şeytan - Wendy Higgins
(Kitap Yorumu için "buraya" tıktık!)

Sır - Julie Garwood
Yorumu da çok yakında sizlerle!




Film


Like Crazy (Çılgınlar Gibi)IMDB

Kesinlikle nefret ettim. Berbat bir aşk filmiydi. 
Beğenenler kusura bakmasın -.- 
Benim için tamamiyle zaman kaybıydı, posterine aldandım..
5/1,5

Warm Bodies (Sıcak Kalpler) - IMDB - GoodReads

Tamam, biraz midem bulanmadı değil ama Like Crazy'den sonra çok şeker bir aşk filmi oldu. 
Fantastik ögeleri zaten severim ama zombilerden uzağım açıkçası. 
Yine de Warm Bodies hoştu, sevdim ^,^ 
Bir de kitabı var biliyorsunuzdur.
Oğlanın bakış açısından izledik filmi, kitap da öyledir diye tahmin ediyorum, emin olmamakla birlikte.
Oğlanın düşüncelerine gerçekten bayıldım
Yorumunu paylaşmayı da düşünüyorum ama ne zaman olacağı konusunda hiçbir fikrim yok..
5/4

The Giver (Seçilmiş) - IMDB - GoodReads

Yine bir kitaptan uyarlanmış bir film var karşınızda. 
Filmi izlerken sürekli kitabında izlediğim kısımların nasıl olduğunu düşündüm. 
Gerçekten, 
muh-te-şem-di. 
Keşke kitabını okusaymışım dedirtti bana, tabii okumayacağımı bildiğim için izlediğimden pişman değilim. 
Filmi iyiydi fakat kurgunun hızlı olduğu belliydi, çoğu kitap-filmi gibi. O yüzden kitabının çok daha iyi olduğuna bahse girerim. 
Yazar inanılmaz bir distopya kurmuş, şimdiye kadar olanlardan çok farklı. 
Yorumunu yakın zamanda blogumdan görmeniz muhtemel. 
Veya değil. 
Bilemiyorum :| 
5/5

So Undercover (Çok Gizli) - IMDB

Belki bilenleriniz vardır, filmin başrolü Miley Cyrus. 
Kendisine hiçbir özel ilgim bulunmamasına rağmen o gün eğlenceli bir film arıyordum ve buna denk gelince de açıp izledim. 
Çok da memnunum! 
Evet film aşırı derecede klişe ve basitti ama kabul edebilirim ki, beni eğlendirdi. 
Bazen çok yorgun oluyorum ve beni düşündüren veya etkisinde bırakan filmler izleyecek gibi hissetmiyorum. 
İşte böyle zamanlarda açıp izleyebileceğiniz filmlerden biri So Undercover. 
Bol kahkahalı, komediyle karışık aksiyonu ve eh, olmazsa olmaz romantizmiyle beni gerçekten günlük hayatın stresinden uzaklaştırmayı başardı.
5/4


Blogumda uzun uzun film yorumları yapmaktan hâlâ uzağım biraz. Aslında seviyorum fakat çok fazla film izlediğim için üşeniyor da olabilirim.. Belki artık izlediğim filmleri sadece Cumartesi Güncellemeleri'nde yorumlarım.

Vee bu arada, hâlâ katılmayanınız veya görmeyeniniz kaldıysa blogumda küçük çaplı bir yılbaşı çekilişi var. 5 farklı kitabın ayrı ayrı çekilişleri var daha doğrusu. Hâlâ devam ediyor ve 15 tatilin ilk günü sona erecek. Çekilişi görmek için buraya tıktıkk!

Bu güncellemenin de sonuna geldik, umarım beğenmişsinizdir. Diyorum ve sizi çok sevdiğim bir şarkıcı olan Ed Sheeran'ın yeni sayılan bir klibiyle baş başa bırakıyorum. İyi tatiller!

Ed Sheeran - Thinking Out Loud


Sahne Arkası! (Behind The Scenes)



8 Ocak 2015 Perşembe

Tatlı Şeytan (The Sweet Trilogy #1) - Kitap Yorumu & Trailer


On altı yaşındaki, lise öğrencisi Anna Whitt yaşıtlarından biraz farklı bir genç kızdır. Anna, renkler vasıtasıyla insanların duygularını görür, hatta isterse hisseder. Kilometrelerce ötedeki sesleri duyar, kokuları alır. Anna, farklı olduğunu bilir ama "ne" olduğuna dair en ufak bir fikri yoktur. Ta ki gizemli yakışıklı Kaidan Rowe ile tanışana dek. Kaidan, onun da kendisi gibi, iblis soyundan gelen bir Nefil olduğunu açıklayınca Anna'nın önünde karanlık bir dünyanın kapıları aralanır. Kaidan'ın büyüsüne kapılıp bu dünyaya adımını attığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayatı boyunca "iyi bir kız" olan Anna, ya diğer Nefiller gibi iblislere boyun eğip kötülüğe hizmet edecek ya da kaderini baştan yazacaktır...


Muh-te-şem! *tears*

Ah, o kadar uzun zamandır beni böyle içine çekecek bir kitap arıyordum ki! Biliyorum aslında çok var ama ne zamanım vardı ne de üzerinde düşünebildim. Ama Tatlı Şeytan bir gün kapımda bir melek gibi beliriverdi ve beni sayfaları arasına hapsetti (Kitapları bitirir bitirmez etkisi altında iken yazı yazmanın zararları karşınızda...)

Bu kitap sanki sevdiğim her şeyin birleşimi gibiydi: Melek-Şeytan, Fantastik bir dünya, Romantizm ve en önemlisi bir adet dehşet verici Badboy! Evet! Kaidan Rowe'dan bahsediyorum. Şehvet Dükünün oğlu, baterist, yarı-iblis ve ölümüne seksi! Ah tabi unutmadan bir yanda da "iyi kız"ımız Anna Whitt var. Ne olduğuyla ilgili fazla konuşup spoiler vermek istemem. Bilirsiniz işte, her kötü oğlana gereken iyi kızlardan birisi :P Ve bir yetim. Ah, bir de garip özel güçleri var. Bir de kendisinin koruyucu meleği gibi olan çok yakın bir arkadaşı Jay. Gerçi geri kalan herkes ona ucube gözüyle bakıyor. Yalan söyleyemiyor. Bla bla bla bu kadar yeter... (Kıskançlığından çatlama seslerini duymamazlıktan gelin)

Kitaptan yarım-yamalak ve biraz da saçmalayarak bahsettikten sonra kitapla tanışma hikayeme geliyorum. Bu zırvalarımı daha önce kitap alışverişi postumda okumuş olma ihtimaliniz yüksek. Hani deja vu falan yaşarsanız sonra ben bunları nereden hatırlıyorum diye kara kara düşünmeyin diye ön uyarı vereyim dedim. 

Neyse, yine 1-2 yıl önce bir gün ben Goodreads'te gezerken (Muhtemelen Yabancı, These Broken Stars tarzı kitapları da keşfettiğim günle aynı gün. Sanırım Go Kitap beynimi okuyor ve bana iyilik olsun diye delicesine merak ettiğim kitapları çıkartıyor..) bu kitaba rastladım ve muhteşem ötesi kapağı ve hoşuma giden konusu sayesinde direk okunacaklar kısmına atmıştım. Tabii ülkemizde olmayınca okumak zor, o yüzden kitapla uzun bir süre boyunca tek etkileşimim Goodreads'te dolaşırken arada sırada açıp kapağıyla bakışmak oldu.

Ve işte bugün, kitap yanımda -bitmiş bir şekilde- duruyor ve ben de yorumunu yazıyorum. Zaman ne çabuk geçiyor, değil mi?


Tatlı Şeytan, gerçekten bir harikaydı. Kesinlikle en sevdiğim seriler arasına girdiğini söylemeliyim. Ayrıca diğer melek kitaplarından çok daha farklı bir kurgusu vardı. Aslına bakarsanız bir melek kitabından çok şeytan konulu bir kitaptı fakat şeytanlar da temelinde melek sayıldığı için genel olarak "melek kitabı" tabirini kullanmayı tercih ediyorum.

Zaten en başta farklı kurgusu ve olay örgüsünden 2 puan kaptı benden. Kitaptaki şeytanlarımızın farklı özellikleri var. Genelde on emirde geçenler veya 7 ölümcül günahın isimlerini ve özelliklerini almışlar. İlk defa bu tarz bir kitapla karşılaştım. Genelde kitaplar hep iyilerin tarafı üzerine kuruludur. Bu kitap ise bize kötülerin tarafını yaşattı.

Sürükleyiciliği ve üzerimde bıraktığı etkiyle de 1 puanı daha eklemiş oldu kitap. İçindeki romantizmin gerçekçiliği ve o tarz olayların gayet dozunda ayarlanmış olmasından da 1 puan daha. Kitap boyunca 4 puan cepteydi yani. Geriye tek bir soru kalmış oldu: Kitap beni kendine bağlayabildi mi? Gördüğünüz gibi buraya kadar verdiğim tüm puanlar nesnel soruların cevaplarına bağlıydı ama kitaba 5 puan vermek bence kesinlikle kişinin kendisine bağlı. Evet, ben bu kitaba neredeyse aşık oldum ve bana kalırsa kesinlikle tam puanı hakediyor.

Uzun zamandır puan analizi yapmıyordum bu şekilde ama bu kitap bana hep uzun zamandır yapmadığım şeyleri yaptırıyor :D Mesela kitabı bitirdikten sonra kapağını kapatıp yarım saat boyunca boş boş bakışmak gibi. Veya yapmak zorunda olduğunuz onca şey varken bitirene kadar elinizden bırakmayacağınızı bile bile kitabın başına geçmek gibi. O yüzden size önemli bir uyarım olacak:
Dikkat edin! Bu kitap bağımlılık yapabilir!


Spoiler
Ve kitabın sonu için gerçekten söyleyecek kelime bulamıyorum. Kaidan ve Anna'nın bir türlü birlikte olamıyor olmasına dehşet şekilde üzüldüm ve kitabın sonunda onlar da duygusala bağlayınca ben iyiden iyiye suratsızlaştım evde. Ama nedendir bilinmez kitabın sonunda içimi bir huzur kapladı. O uçurum tarzı vadide ellerini açıp "Ben de varım" deyişi falan ruhuma dokundu. Yağmurun yağışı, rüzgarın hafif esintisi... Yazar bunları okura çok güzel yansıtmış. 
Spoiler Bitti

Bu kitabın beklentilerimin çok üstünde çıkması gerçekten beklemediğim bir lükstü. Genelde kapağı bu kadar güzel olan kitapların içi boş oluyor. Veya ben beklentilerimi çok yüksek tuttuğum için bana öyle geliyor. Fakat Tatlı Şeytan gerçekten bütün beklentilerimi aştı ve bana muhteşem bir okuma zevki sundu. Ayrıca benim için 2015'in ilk muhteşem sayabileceğim okuması oldu. Fantastik-romantik türünü seven herkese samimiyetle önerebilirim. Özellikle zevki benimle uyuşan arkadaşların kesinlikle beğeneceğini düşünüyorum.

Her neyse, şimdilik bu kadar (Daha ne olacaksa :D) Bir sonraki postumda görüşmek üzere, hoşça kalın!


Yazar: Wendy Higgins   Yayınevi: GO!   Sayfa Sayısı: 536
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,17




Trailer


Teşekkür ve küçük bir serzeniş..
Son olarak beni-bizi bu kitapla tanıştırdığı için Go Kitap'a çook teşekkür ediyorum. Gerçekten böyle muhteşem kitapları bu kadar düşük fiyata bulmak neredeyse imkansız artık. Fakat Go Kitap bu konuda bütün okurları inanılmaz derecede şaşırtıp 17 Tl gibi bir fiyata satıyor bu kitapları. Bütün okurların bu konuda müteşekkir olduğunu düşünüyorum yayınevine.

Bu konuya kesinlikle değinmek istedim çünkü bu tarz kitapları okuyanlar olarak birçoğumuz lise-üniversite öğrencileriyiz. Öyle olmasak bile ülkemizin ekonomik durumu ve kitap okunma oranları belli. Ve son zamanlarda yayınevleri bütün bunları göz ardı ediyor ve kitap fiyatları almış başını gidiyor. Şükür ki benim için bu konu büyük bir sorun teşkil etmiyor fakat çevremdeki kişilerde görüyorum ve insanlar zaten okumaya meyilli değiller, arada bir niyetlenip gidiyorlar kitapçıya fiyatları görünce okumayı gereksiz görüp soğuyorlar. Bu yüzden ben kitap fiyatlarını, çok daha fazla kâr elde edebilecekken yine de düşük tutan yayınevlerine çok müteşekkirim.

Aslında bu konuşma için ayrı post yapacaktım fakat yeri gelmişken söylemenin daha uygun olduğunu düşündüm. Bu sıkıcı mızmızlanma konuşmama katlandığınız teşekkürler! :D



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...