23 Temmuz 2016 Cumartesi

Alacakaranlık (Twilight #1) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yanı kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona âşık olmuştum.

İsabella Swan Washington'ın, yağmurun hiç dinmediği küçük kasabası Forks'a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward'la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hâle sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward'ın en çok değer verdiği insan olan Isabella.. İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.


Herkese tekrar merhaba! Bugün karşınızda YGS sınavından 1-2 gün önce okuduğum Alacakaranlık yorumu var. Bu kitabın yorumunu aylar önce yazıp GoodReads'te paylaşmışım hatta çoktan okuyanlarınız olmuş bile! Neden bloga koymadığım sorusu ise hâlâ merak konusu.. Neyse, geç olsun güç olmasın diyorum ve sizi yorumumla başbaşa bırakıyorum :)

"Evet, evet üzerime gelmeyin. Kitabını yeni okuyorum. Eh, ne yapalım YGS dönemine nasipmiş.

Filmden ve bütün o "Alacakaranlık klişesi" fikrinden bağımsız olarak değerlendireceğim bu kitabı. En azından elimden geldiğince. Sanırım filmini 7. sınıfta falan izlemiştim. Başroldeki oyunculardan hoşlanmamama rağmen filme bayılmıştım, o dönemde birçok yaşıtım gibi uzunca bir süre etkisinden çıkamadığımı hatırlıyorum. O zamanlar filmini izlemek yerine kitabı okusam, üzerimde yine aynı etkiyi hatta iki mislini bırakırdı sanırım.

Kıyaslamayla gideceğim çünkü eh, malum filmi daha önce izlediğim için kitabı okurken de sürekli kafamda kıyaslamalar yapıp durdum. Bir kere karakterler kesinlikle filmdekinden iyi. Filmdeki gibi soluk ruhlu, bayık, cansız değiller. Tam tersine esprili ve -tabiri caizse- daha canlı buldum karakterleri. Yalnız Jacob'ın 15 yaşında olması beni biraz rahatsız etmedi değil. Filmde geçiyorsa da -ki sanırım geçiyordu- dikkat etmediğim bir ayrıntı olsa gerek. Ayrıca nasıl başardım bilmiyorum ama kitabı okurken aklımdaki karakterler yine benim yarattıklarımdı, filmindeki karakterlerle oynamadı zihnimdeki sahneler ve bu beni gerçekten rahatlattı.

Filmini izlediğim için sıkılabileceğim düşüncesiyle başlamıştım ayrıca, fakat kitabın akıcılığı benim bir an olsun sıkılmama izin vermedi -ki bu benim için bayağı önemliydi.

Lafı daha çook uzatabilirim fakat senaryo ile kurgu çoğunlukla aynı olduğu için sanki bu kurguyu daha yeni öğrenmişim gibi yorum yapmamın bir manası olmadığına karar verdim. Bu seriye çok bağlı falan değilim aslında fakat gerçekten seviyorum çünkü benim için fazlasıyla nostaljik bir yanı var. Klişelere konu olması da beni rahatsız etmek yerine eğlendiriyor bu yüzden. Young-adult paranormal türün en şirin klasiklerinden bile diyebilirim. Bundan birkaç yıl önce, filmini izlemeden okusam sanırım hayatımın üzerinde devasa bir etkisi olurdu.. (bkz. Hush Hush) Bu yüzden doğru yaşlarda okunursa gerçekten zevk alınabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca hadi ama gençler, seksi vampirlere kim hayır diyebilir ki? ;)

Forever vamps,
14/03/2016                                                                                                         -Nora    "



Yayınevi: Epsilon     Yazar: Stephenie Meyer     Sayfa Sayısı: 400

GoodReads Puanı: 3,56    Çevirmen: Hüseyin Baran



13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bıçak Sırtı (Mara Dyer #2) - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Mara Dyer bir zamanlar geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu.
 Ama kaçamayacaktı. 

Sorunları kendi kafasında yarattığını düşünüyordu. 
Ama yanılıyordu. 

Yaşadığı onca şeyden sonra, sevdiği çocuğun artık sır saklayamayacağına inanıyordu. 
Ama aldanıyordu. 

Gerçekler ortaya çıkmaya ve seçimler ölümcül sonuçlar doğurmaya başladığında Mara bu karmaşadan aklını yitirmeden çıkmayı başarabilecek mi?


Herkese merhaba! Bundan 6-7 ay önce okuduğum Bıçak Sırtı yorumu ile sizlerleyim. İşte kitabı ilk okuduğumda not aldığım görüşlerim:

"Bir kez daha: Vay Canına!

İlk kitaptan daha iyi olamaz diyordum.
Ama yanılmışım.

İlk kitabı unuttuğum için fazla zevk almam diyordum.
Ama aldanmışım. :D

Şakası bir yana, gerçekten beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Ve beklentilerimin çok yüksek olduğu düşünülürse... Evet bu cümleyi tamamlamaya şu an üşendim. Aklım 3. kitapta. Demek istediğim... o sonda neydi öyle Allah aşkına? Sanki bütün sırlar açığa çıkmış ama aslında çıkmamış gibi. Yani bildiğimiz 'ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi' mevzusu. Etkisinden ne zaman çıkmayı barabileceğim merak konusu..."

Şimdi geriye dönüp bakınca kitap hakkında hatırladığım tek şey.. Son sahneler? Sanırım? Üzerinden bu kadar ay geçtiği için olsa gerek aklımda birkaç flashback dışında hiçbir şey kalmamış. Bir de bu kitapta Noah ile yıldızlarımızın barışmaya başladığını hatırlar gibiyim. Bu akılda kalmama mevzusunu bir eksi olarak mı değerlendiriyorum? Hayır. Kitabı okurken ne kadar sürükleyici olduğunu ve ne kadar zevk aldığımı hatırlıyorum. Ki böyle seri kitaplarında genelde araya zaman alınca hep unutuyorum zaten. Görünen o ki bu yorumda ilk görüşlerimden fazlası yer alamayacak. Bir an önce 3. kitaba pençelerimi geçirebilmek dileğiyle.. Hoşça kalın!!


Yayınevi: Pegasus     Yazar: Michelle Hodkin     Sayfa Sayısı: 488

GoodReads Puanı: 4.35    Çevirmen: Dilan Toplu


8 Temmuz 2016 Cuma

Yolun Sonundaki Okyanus - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Bir kelebeğin kanatları kadar narin ve hüzünlü.
Karanlıktaki bir bıçak kadar tehditkâr ve korku verici.

Neil Gaiman, sarsıcı eseri Yolun Sonundaki Okyanusta, insanı insan yapan tüm duyguları ortaya çıkarmakla kalmayıp, okurlarını onları çevreleyen karanlıklardan korunmaları için geçmişin sığınağına davet ediyor.

Hikâye, kahramanımızın çocukluğuna dönmesi ve evinin yanındaki gölün aslında bir okyanus olduğunu iddia eden Lettie Hempstocka dair anılarının canlanmasıyla başlıyor. Bu andan sonra; küçük bir çocuğun fazlasıyla ürkütücü, garip ve tehlikelerle dolu geçmişine doğru bir kapı açılıyor.

Artık, yolun sonunda neyle karşılaşacağını kahramanımız da bilmiyor… 


Herkese yeniden merhaba! Yıl boyunca okuduğum ve yorumunu yazmaya vakit bulamadığım kitaplardan ilkiyle beraberiz: Yolun Sonundaki Okyanus. İlk olarak kitap hakkında Goodreads'e girdiğim ilk görüşü sizinle paylaşıp sonra hatırlayabildiklerimden
yola çıkarak yoruma devam edeceğim.

Kitabı ilk bitirdiğimde hissettiklerim :
"Sarsıcı, mistik ve biraz da tüyler ürpertici. Sanırım benim kitap hakkındaki yegâne görüşüm bu oldu. Neil Gaiman'dan okuduğum ilk kitaptı ve son olmayacağına garanti verebilirim. Başrol 7 yaşında olmasına rağmen kitap; dili ve orijinal karakterleri -cidden, karakterler bir harika- sayesinde çocuksu olmaktan çok uzak. Edebi bir fantazya ve beklediğimden çok daha farklı, belki de çok daha fazlasıydı. Beklentimin aksine oldukça da akıcı buldum ve bir o kadar da etkilendiğimi de belirtmeliyim."
şeklindeymiş.

Bilirsiniz bazı kitaplar, ilk okuduğunuzda sizi inanılmaz etkiler fakat üzerinden zaman geçtikçe bu etki gittikçe daha çok söner. Konu fantastik olunca bu benim birçok kitapta veya seride yaşadığım bir olaydı aslında. Fakat Yolun Sonundaki Okyanus bir şekilde, hiçbir zaman ilk bıraktığı etkiyi yitirmedi zihnimde. Kitabın adı her geçtiğinde ilk okuyuşumda hissettiğim ürpertiyi hissediyorum.

Gerçekten, Neil Gaiman'ın dilinin büyülü olduğuna inanabilirim. Kelimeleri öyle bir araya getiriyor ki her cümlesinden akan duyguları hissediyorsunuz. Eh, Yolun Sonundaki Okyanus için bu his genelde ürperti oldu benim için. Ve gizem. Sonunda soru işareti bırakan kitaplara alerjim olduğunu düşünmeme rağmen, tamamı büyük bir soru işareti olan bu kitap beni o kadar etkisi altına aldı ki.. Tabii ki benim tarzım da değişmiş olabilir ama ben yine de bu konuda Gaiman'ın dilindeki büyünün bir payı olduğuna inanıyorum. Tabii bu konuda çevirmenin de büyük bir payı olduğunu belirtmeden geçemem.

Teknik meselelerden çok ufak bahsedecek olursam.. Akıcılık konusunda harika diyemezdim. Bir yandan geçmediğini düşünüp bir yandan bitmesin istemiştim. Normal kriterlerin çok dışında bir fantazya, bu yüzden ne konuda yorum yapacak olsam arkasına bir ama/fakat eklemek durumunda kalıyorum.

Sanırım hiçbir yorum, kitabı ilk okuduğumuzda hissettiklerimiz ile yazdıklarımızın yanından geçemiyor. Gerçi kısa bir kitap olmasına rağmen devasa bir yorum yazsam yeri olurdu bu kitap için ama yine de tadı daha fazla kaçmadan bırakacağım sanırım. Bir sonraki "Yıl Boyunca Neler Okudum" yorumunda görüşmek üzere.. Hoşça kalın!



Yayınevi: İthaki     Yazar: Neil Gaiman     Sayfa Sayısı: 177

GoodReads Puanı: 3,98    Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş


5 Temmuz 2016 Salı

Fangirl - Kitap Yorumu || #YılBoyuncaNelerOkudum


Gerçek ve düş arasında sıkışmış hayalperest bir genç kız...
Bir elmanın iki yarısıyken farklı hayatlara savrulan iki kardeş

Cath bir Simon Snow hayranıdır.
Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır...
Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren'le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. Büyüdükçe Wren'in hayranlığı azalsa da Cath'in vazgeçmeye niyeti yoktur.

Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikâyesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikâyelerini yazmaya?..

En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?


Merhabalar herkese! Geri dönüşümün ilk yorumuyla ve yazın okuduğum ilk kitapla sizlerleyim! Fangirl; sakin başlayan, hafif dalgalanmalarla devam eden, yine sakin biten bir kitaptı benim için. Beklediğimin çok aksine.. Karşılaştırma taraftarı değilim ama yazarın diğer kitabı Eleanor&Park'tan sonra ve kitap hakkındaki yüzlerce olumlu yorumu duyduktan sonra çok daha eğlenceli bir kitap beklemiştim. Onun yerine çok durgun bir kitap karşıladı beni. Akıcılığıyla ilgili bir sorunum olmadı, ne çok akıcı, ne çok sıkıcıydı.

İçeriği benim kitaba bakış açım için en büyük artı oldu sanırım. Üniversiteye yeni başlayan ve bunun endişesini taşıyan, en sevdiği seriyle ilgili hayran kurgusu yazmaya bayılan ve bu işte oldukça başarılı olan bir kız Cath. Üniversite endişesi üzerine ruhunun yarısı olan kardeşinin ondan uzaklaşması üzerine iyice içine kapanması.. Bir yandan da beni hayal kırıklığına uğratan kısım buydu; tüm kitap boyunca Cath'in asosyalliğini, içine kapanıklığını okuduk sanki. Sanırım ben başrol olarak eğlenceli kişilikleri sevenlerdenim, o yüzden biraz daralttı bu kitap beni.

Bir yandan da gelen Simon Snow hikayeleri var. Bana kalırsa tam anlamıyla Harry Potter türevi bir kitap serisi ve Cath'in hayatının yüzde sekseni bu seri etrafında dönüyor. Her bölümün başında seriden bir kısım alıntı olarak veriliyor. Bazı kısımlarda kitabın akışını kestiği için okumayıp geçesim gelmedi değil ama işin doğrusu, sadece gösterilen kısımlarda bile Simon Snow serisine bayıldım! Rainbow Rowell bu Fangirl için uyarladığı seriyi kesinlikle yazıya geçirmeli. 

Fangirl'ü gerçekten çok beğenmeyi umarak okudum. Fakat kurgu çok dümdüzdü, kitaba heyecan katan tek kısım Simon Snow kısımlarıydı sanırım. Sadece kitabın sonlarına doğru her şey üst üste geliyor tarzı bir olay oldu ve o kısımda gerçekten heyecanlandım, beğeneceğim kısımlar yaklaşıyor diye düşündüm fakat sonra kurgu yeniden söndü ve dalgalanmalar yerini yine boş bir düzlüğe bıraktı.

Ve ben yine beni hayal kırıklığına uğratan bir kitabı bu kadar yerdim fakat aslına bakarsanız kitap bittiğinde içimde yine o tanıdık boşluk hissi oluştu. Sanki devam etse yine okumayı bırakmazmışım gibi. Ki muhtemelen bu doğru, kitabın bir şekilde okuru kendine bağlayan bir yanı var. Bunu karakterlerin gerçekçiliğine de bağlayabilirim, roman içindeki roman olan Simon Snow serisine bayılmama da.. 

Sanırım bu yorumda spoiler kısmına hiç girmeyeceğim. Çünkü muhtemelen bayat bir şekilde karakter analizi yaparak olaylar hakkında iyiydi, kötüydü diyeceğim. Sanırım bu kısmı okumaya karar verenlere bıraksam daha iyi olacak. Rainbow, seni gerçekten seviyorum fakat belki de Fangirl'ü Eleanor&Park'tan önce okumalıydım, beklentileri yükseltmemek açısından... Fangirl hakkındaki görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın =) Bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalıın!


Yazar: Rainbow Rowell    Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 416

Liste Fiyatı: 35 TL    GoodReads Puanı: 4,15

29 Haziran 2016 Çarşamba

Sahalara Geri Dönüyorum!


Evet, doğru duydunuz.. Sınavlar bitti ve ben de blog hayatıma geri dönüyorum. Hem de bomba gibi! Eh, tamam, pek bomba gibi olmasam da; biraz bitik ve yorgun olsam da hazırım. Okumayı, yazmayı, bilgisayarımı, okurlarımı kısaca bütün kitap dünyasını inanılmaz özledim. İşin doğrusu kendimi yeni yeni toparladığım için bir anda birçok yükleme yapamayacağım sanırım. Fakat sürecin işleyişi muhtemelen şu şekilde olacak:

Bir yandan şu an okuduğum kitaba devam ederken bir yandan da sınav yılım boyunca okuduğum az miktarda kitabın yorumlarını paylaşacağım. Zaten blog turu kapsamında okuduklarımın yorumlarını paylaşmıştım. Geriye 4-5 kitap kalıyor sanırım. Bu süreçte bir yandan kitapları hatırlamaya çalışacağım için yorumlar çok uzun ve hareketli olmayabilir. Malum, biraz da paslanmış olabilirim..

Bu yazın bir diğer olayı da Ankara'da olan ve birlikte üzerinde çalışacağımız birini bulup blog için tema ve isim değişikliğine gidecek olmam. Aklımda tasarım hazır bile!

Bir kez daha lafı gereksizce uzattığıma göre artık bu postu bitiriyorum. Bir sonraki post sanırım sizin için sürpriz olacak çünkü ne gelecek yorumlarda ne de kitap alışverişlerinde bahsettiğimi hatırlamıyorum. Yorum bırakmayı unutmayın =) Hoşça kalıınn!

29 Nisan 2016 Cuma

KCBT 27. Blog Tur || Isla ve Mutlu Son (Anna and the French Kiss #3) - Kitap Yorumu


Isla ve Mutlu Son, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin ellerinden bırakamayacağı bir “ilk aşk” hikayesi. 

Aşk onları bir yaz günü, asla uyumayan şehrin sokaklarında yakalamıştı… ama ya ona sahip çıkmak düşündükleri kadar da kolay değilse?

Romantizme umutsuzca inanan Isla, lise birinci sınıftan beri kendini çizdiği karikatürler arasında kaybetmiş Josh’a aşıktı. Yaz tatili esnasında Manhattan'da yaşanan tesadüfi bir karşılaşma sonrasında Isla belki de aşkın o kadar da uzakta olmadığını fark etmişti. Ancak yeni okul yılının başlamasıyla Isla ve Josh, her genç çiftin karşılaştığı güçlüklerle yüz yüze gelmek zorunda kalmışlardı: ailevi sorunlar, gelecek kaygısı ve birbirlerinden ayrılmak zorunda kalabilecekleri gerçeği. 

Bu içinizi ısıtacak, tatlı aşk hikayesi New York sokaklarını, Paris’in büyülü havasını ve Barcelona’nın ateşli atmosferini yansıtırken, sevilen başka iki çifti de yeniden okurla buluşturuyor: Anna ve Etienne, Lola ve Cricket.



Merhabalar herkese! Biliyorum biliyorum.. Uzun bir süre sürpriz olmayacak demiştim. Ama oldu :D Peki itiraf ediyorum.. O sıralar bu tura katılacağımı tamamen unutmuştum. Bu sefer giriş konuşması adlı bu rezaleti daha fazla uzatmadan direk kitaba geçeceğim. Önceden küçük bir uyarı: Duyacaklarınız pek olumlu olmayacak bu sefer.

Isla ve Mutlu Son (Kısaca Isla diyeceğim) kitabına büyük bir heves ve merak içinde başlamıştım. Malum gerek yurt dışındaki okurlar olsun gerek ülkemizdeki yabancı kitap okuyanlar olsun genel olarak hep çok beğendiklerini belirtmişlerdi bu kitabı. Bense -çok açık ve net olacak ama- çok klişe ve basit buldum. Stephanie Perkins'ten çok şey beklemiştim. Demek istediğim, hadi ama? Bir anda alev alan büyük aşk, aşklarının önündeki çok büyük (!) engeller... Kesinlikle çok çok daha kalitelilerini gördüm. Ve artık fark ettim ki bir kitabı beğenebilmem için türleri arasında onu öne çıkaracak bir orjinalliğinin olması gerekiyor. Ben Isla'da bu orjinalliğin yakalanamadığını düşünüyorum.

Bunun dışında genelde basit bulduğum kitaplarda 'en azından akıcıydı' diyebiliyordum fakat bu da Isla için geçerli olmadı. Çok sıkıcı değildi ama bir sürükleyiciliği yoktu. Kitap beni içine çekemedi, duyguları hissedemedim. Tek gördüğüm şey iki ergenin aşkıydı ve başrolün dünyanın kendi etrafında dönüyor sanmasıydı. Başrolleri de çok beğenemediğim için de bu kadar yargılıyımdır belki kitaba.

Fakat kesinlikle beğendiğim bir karakter vardı: Kurt. Gerçi şu an kitap bitmiş olsa da Kurt yarım kalmış gibi hissediyorum. Bence kitap boyunca daha çok ele alınması, daha çok analiz edilmesi ve ön plana çıkarılması gereken bir karakterdi Kurt. Aynı şekilde başrolün kız kardeşi Hattie de öyle. Ve Anna and the French Kiss kitabından tanıdığımız -ya da henüz tanıyamadığımız- St. Clair karakteri çok ilgimi çekti. Sanırım ön yargılı olsam da sırf merakımdan serinin ilk kitabını da çıkar çıkmaz okuyacağım. Yani, Yabancı'dan çıkar çıkmaz :D

Aslına bakarsanız bir itirafım daha olacak; kitabı bu kadar yargılamamın nedeni bana fazla neşeli, fazla çiçekli böcekli gelmesi de olabilir. Şu anki karanlık bulutların gazabına uğramış karanlık ruh halim, böyle tatlı bir aşka ben hayır diyorum diyerek şiddetli bir alerjik reaksiyon başlatmış olabilir beynimde. Çünkü biliyorum ki mutlu, toz pembe bir ruh halindeyken okusaydım bu kitabı yaa çok tatlılar amaa gibi bir tepki verebilirdim. Iyk. Her neyse.

Söyleyeceklerim bu kadar. Seriye son kitabından başlamış olmam hakkında yorum bile yapamayacağım. Kitabı okuyanlar da bana olumlu-olumsuz görüş bildirebilirler, çünkü çoğu kişinin bana katılmayacağını düşünüyorum ve düşüncelerinizi de merak ediyorum. Yazmayı çok özledim. Sizi çok özledim. Bana dua edin ^.^ Bir kez daha hoşça kalın!


Yazar: Stephanie Perkins     Çeviri: Aslı Tümerkan   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 328
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,14

10 Nisan 2016 Pazar

KCBT 26. Blog Tur || Şahmeran (Yabancı #1) - Kitap Yorumu

24861357

Sen cennetin varlığından gurur duy, ben cehennemi istiyorum. 

Yağan kar şiddetini gitgide artırıyor, koyu renk saçlarıma tutunan kar tanelerinin sayısı çoğalıyordu. Konuşmadı, konuşmadım. Sessizlik... Aramızda her daim geçerli olan bir alfabeydi sessizlik. Ben de bu alfabeye bir kez daha boyun eğdim ve uzun, titreyen parmaklarımı avuçlarımın içine bastırdım. Elimi yanıma indirdiğimde avuçlarımda eriyen kar yere damladı...

Rengi, kan rengiydi.
Rengi, kaybın rengiydi.
Rengi, bir cinayetin rengiydi.


Turu takip etmek ve çekilişe katılmak için buraya tıklayabilirisiniz!

Herkese upuzun bir aradan sonra tekrar merhaba! Sınavdan dolayı blog yazmaya ara verdiğimi bilmeyeniniz kalmadı sanırım. Sahalara tam olarak döndüğümü pek söyleyemeyeceğim ama çok az zaman kaldı ve bu sırada Yabancı için bir istisna yapmaya karar verdim. Yazmayı gerçekten özlemişim..

Yabancı'yı ünü sayesinde Wattpad'de bulmuş ve okumaya bu şekilde başlamıştım. Ve daha ilk bölümünden beni o kadar şaşırtmıştı ki! Wattpad'de okuyacağım bir kitapta böyle bir dil, bu tarz betimlemeler ve bu kadar güzel duygu aktarımları olmasını beklemiyordum. Özellikle böyle genç bir yazardan.. Yabancı'nın bir Wattpad hikayesi olarak şimdiye kadar okuduğum birçok romana taş çıkarabilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünüyordum. Ve düzenlemeleri yapılıp kitap olarak çıktığında ise gerçekten bir kez daha mest oldum.

Yabancı'nın neredeyse %70i Doğa'nın iç dünyasında geçiyor. Çelişki dolu düşünceler, vicdan muhasebeleri, kargaşa.. Ve birçok da betimleme var bu kitapta. Çok ayrıntılı, soyutla harmanlanmış bu betimlemelerde resmen kelimelerin dansını izliyorsunuz. Yazar soğuktan bahsederken iliklerinize kadar donuyor, geceden bahsederken dört duvar arasında yıldızları görüyorsunuz. Ayrıca Yabancı oldukça da karanlık bir kitap. Bunları sayıyorum çünkü modern bir edebî kitap havası var Yabancı'da. Ben bu havaya aşık oldum fakat bir yandan da biliyorum ki bu havanın yoğunluğu birçok insanı boğabilir. Sadece bir ön uyarı olarak söylüyorum. Kendinizi karanlıkta kaybetmeye, şiirsel betimlemelere, kitabın ruhu tarafından kelimelere zincirlenmeye hazırlayın kendinizi. Çünkü yazar kelimeleri öyle ince, öyle ilmek ilmek dokumuş ki; Yabancı, altın kutu içerisinde bir bomba gibi, normal bir kitap görünümü altında sizi paramparça edebilecek güce sahip.

Bir yandan da o kadar eminim ki, okuyan herkes Doğa'da kendinden bir parça bulacak. Bazı kısımlarda onun düşünceleri sizinkiyle o kadar örtüşecek ki hayrete düşeceksiniz. Bazı durumlarda Doğa'nın sürekli olarak içerisinde olduğu çelişki ve buna bağlı olarak geliştirdiği tepkiler sizi sinirden deliye döndürecek bazen ise yüzünüzde aferin kızıma duyguları içeren bir tebessüm olacak. 

Bu kitapta sizi en çok karakterlerin dengesizliğinin yoracağını düşünüyorum. Gerçi gerçek hayat da ne zaman dengeli oldu ki? Belirsizliklerle dolu, duman altı, gördüğünüz hiçbir şey sizi tatmin etmiyor çünkü kelimeler bulanık, ucu açık. Ne zaman artık eminim deseniz yine karşınıza caydırıcı bir unsur çıkıyor. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, Yabancı okumayan birçok kişinin -bir zamanlar benim de- düşündüğünün aksine 'romantik kitap' kalıbına pek uymuyor. İlişkiler bile cam üzerindeki buğu gibi belli belirsiz, bulanık, silik, kırılgan.. Yazar, bir ucunda realist bir polisiye, bir ucunda karanlıkta alevlenen bir ilişki olan sopasıyla ipte dengede kalmaya çabalayan bir cambaz gibi, iki ağır temayı bir arada yürütmeye çalışıyor. Ve şu ana kadar, bütün ayrıntılarıyla başarıyor bana kalırsa.



Spoiler içeren bir kısım da hazırlamaya karar vermiştim fakat işin aslı şu ki bu kısıma ne yazacağımdan pek emin değilim. Ediz - Doğa ilişkisinden, karakterlerin kalitesinden, içerikten, kurgudan veya kitabın polisiye yönünden bahsedebilirim.Yaşanan olaylar arasında eleştireceğim bir kısım olabilir. Fakat ne diyeceğimi tam olarak kestiremiyor, kitabın dört bir yanına dağılmış duygularımı bir türlü toparlayamıyorum. Sanırım anlatılmaz yaşanır tabiri bu tarz durumlar için. O yüzden sanırım kitabın içeriği hakkında konuşamayacağım bu durumda. 

Tek söyleyeceğim şu ki bana kalırsa bu kitaba çok özel bir kalite katan en önemli ayrıntı Şahmeran efsanesi. -ki zaten kitabın adı da Şahmeran o yüzden bu sanırım bariz bir ayrıntı oldu. Şahmeran ve Tahmasp'ın ki başlı başına bir efsane. Umarım ki Ediz ve Doğa'nın efsanesi bir süre sonra Şahmeran etkisinden sıyrılır ve kendine özgü olur. Kitaptaki bütün efsane ayrıntılarına bayılsam da kalbim kitabın bu yönde ilerlemesinden yana...

Sanırım saatlerdir yazıyorum *feelings* Aslına bakarsanız bu kitap için destansı uzunlukta inanılmaz ayrıntılı ve kimsenin üşenmeden okumayacağı bir yorum yapmayı planlıyordum. Fakat sanırım şimdilik bu kadarıyla yetineceğim. Maalesef bu küçük kaçamak sonrası yaklaşık 2 ay daha buralarda görünemeyeceğim. Yazmayı ve okurlarımın yorumlarını gerçekten özledim. Eziyetim son bulduğunda görüşmek üzere, hoşçakalın!



Son olarak her okuyuşumda kalbimi sızlatan cümle, Şahmeran'ın Tahmasp'a söylediği son sözler:

Ey sevdiğim, üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama ben de sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye? Bak, şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!



Yazar: Öznur Yıldırım   Yayınevi: Pegasus    Sayfa Sayısı: 600
Liste Fiyatı: 32,5 TL    GoodReads Puanı: 4,22




30 Eylül 2015 Çarşamba

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Yurt Dışı Edisyonları

Merhaba arkadaşlar! Meleklerin Kanı'nın Türkiye'de iki farklı edisyonu çıktı. Peki ya yurt dışı edisyonları? Merak edenler için işte kapaklar, iyi eğlenceler!

Tabii ki de öncelikle Yabancı Yayınları'nın da kullandığı orjinal kapakla başlıyoruz :)






İşte hepsi bu. Sondaki ikiliyi komik bulan sadece ben miyim? Fotoshop'un da dibine vurmuşlar, sanki kitabı trollemeye çalışıyorlarmış gibi :D Umarım eğlenmişsinizdir. Yorum paylaşımımdan çekilişe katılmayı unutmayın. Hoşça kalın! ^.^

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Kitap Yorumu & Çekiliş


New York Times çoksatan yazarı Nalini Singh, Lonca Avcısı serisinin bu ilk kitabında okuru güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hakimi olduğu bir dünyayla tanıştırıyor.

Tehlikeli bir yakışıklılığa sahip olan New York Başmeleği Raphael, vampir avcısı Elena Deveraux'ya bir iş teklif etmişti. Ancak Elena'nın bu sefer peşine düşmesi gereken yolunu şaşıran bir vampir değil, çok daha tehlikeli, çok daha deli bir avdı

Avının peşinde Elena bir yandan hızla tutkunun eşiğine sürüklenirken, bir yandan da hayatı için mücadele ediyordu ve hayatını kurtarsa bile Raphael'in baştan çıkaran dokunuşlarına yenik düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü başmeleklerin oyunu söz konusu olduğunda ölümlülerin hiç şansı yoktu...


Herkese kocaman bir merhaba! Yeni turumuz Meleklerin Kanı ile tekrar sizlerleyim. Şaşırtıcı bir şey yaparak lafı uzatmadan direk kitaba geçeceğim çünkü inanılmaz heyecanlıyım! Bu kitap müthiş-ötesiydi. Yeni-yetişkin veya yetişkin fantastik tarzı okumayı sevenlere sadece önermekle kalmayıp zorla okutacağım kadar güzeldi. Özellikle 16 yaş ve üstüne önereceğim bir kitap olduğunu söylemeden geçmek istemem. Daha alt yaş grubunun ise birkaç yıl sonra okurlarsa çok daha fazla seveceklerinden eminim.

Kitaba gelecek olursak, fantastik kitapları ilginçleştiren faktörler bana kalırsa kurgu ve karakterler. Bu kitabın karakterleri çok farklı sayılmazdı, 28 yaşında tam anlamıyla kick-ass bir avcı olan kadın karakter Elena P. Deveraux ve doğaüstü güzelliğe sahip ölümsüz bir başmelek olan erkek karakterimiz Raphael var. Çok orjinal değil, tabii ki bu onlara bayılmadığım anlamına gelmez. Başroldeki kadın karaktere bile bayıldım -ki ben genelde nötr olurum başrollere karşı.

Fakat bana kalırsa bu kitabı böylesine ilgi çekici yapan şey kesinlikle kurgu, daha doğrusu kitabın üzerine kurulduğu dünyaydı. Melekler ve vampirler bir arada mı? İşte tam dişime göre bir kitap!
diye düşünmediğimi söylersem büyük bir yalan olur. Yani daha kitaba başlamadan bir artı puan almıştı benden bu kitap.

Kitaba başlamadan verdiğim bir diğer artı puan ise kesinlikle cildi, kapağı, iç ve dış tasarımı; kısaca kitabın fiziği! Tek kelimeyle harika. Böyle kitaba sarılıp hiç bırakmayasım geldi, özellikle karanlık-fantastiksever kişilerin kırmızı-siyah birlikteliğinden oldukça hoşlanacağını düşünüyorum. Yabancı yayınları kesinlikle mükemmel bir iş çıkarmış. İnsanın baktıkça bakası geliyor kapağa.


Madem teknik ayrıntılara girdim, o zaman çok önemli bir noktayı da üzülerek ama yine de altını çizerek belirtmek istiyorum: Çeviri. Kesinlikle kitap okuma zevkimi oldukça düşürdü. Yalan yanlış, anlaşılmaz cümlelerle doluydu kitap. Biraz daha değil çok daha fazla özen gösterilmesini öneriyorum çünkü gerçekten eğer dikkatli okuyorsanız, inanılmaz bariz hatalarla dolu. Örneğin Raphael ile Elijah konuşuyor. Raphael "Eve gitmeyecek misin, Hannah?" diyor. Ortada Hannah diye biri yok tabii ki. Orjinalinde "Eve, Hannah'nın yanına gitmeyecek misin?" diyor. Bu konuşma kitabın başlarında gerçekleşiyor ve ben yarım saat Hannah kim, nereden çıktı, yalnız değiller miydi diye düşündüm, açtım tekrar okudum bölümü. Eh, böylece kitaptan bayağı kopmuş oldum. Bu tarz hatalar birkaç kez olsa göz ardı edilebilir belki fakat kitabın buna benzer hatalarla dolu oluşu gerçekten iyi bir gözden geçirilmeyi zorunu kılıyor diye düşünüyorum.

İşte kitapla ilgili tek olumsuz düşüncemi okudunuz. Dikkat edin, bundan sonra vıcık vıcık "aşık oldum, bayıldım" tarzı sevgi cümlelerine maruz kalabilirsiniz. Vampir yapan melekler, ilk defa duyacağımız bir yaratık olan Kandandoğan -namıdiğer Kandan gelen melek-, muhteşem tasvir edilen kanatlarıyla melekler ve başmelekler, zombimsi garip yaratıklar -2. kitapta tam olarak ne olduklarını öğreneceğiz- kısacası bu seride birçok manyak yaratıkla baş başayız. Ve eminim ki, birçoğumuz bundan gayet memnun kalacağız :D



Spoiler

Ve geldik en önemli kısıma. Peki... Öncelikle benim kitaba -ve Elena'ya- büyük ölçüde ısınmamı sağlayan bir unsurdan bahsedeyim: Elena'nın geçmişi. Gerçi yaşadıklarının bir kısmı gizemini hâlâ koruyor -ve bu da devam kitaplarını daha çok istememe neden oluyor bu arada- fakat bildiğimiz kadarı bile benim yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturma ve küçük ayrıntılar konusunda ne kadar başarılı olduğunu düşünmemi sağladı.


Eh, ayrıca kitabın temelini oluşturan kısımdan da bahsetmeden olmaz, Raphael-Elena ilişkisini kastediyorum tabii ki :) Kitaba ilk başladığımda Raphael gibi binlerce yıl yaşamış, binlerce kadın tanımış ve birçok olaya şahit olmuş bir karakterin, Elena gibi henüz 28'inde nispeten küçük ve tecrübesiz sayılabilecek bir kadına karşı bütün sertliğini kaybederek kör kütük aşık olacağını düşünmek açıkçası çok klişe ve gerçeklikten uzak (anladınız siz) gelmişti. Aslında hâlâ Raphael'in Lijuan ile olan konuşması -insanlaşması-nın çok ani ve erken olduğunu düşünüyorum, daha Elena ile kaç kez görüşmüşlerdi 2 mi? Fakat bu başlangıçtan sonraki gelişim, yani insanlaştıkça Elena'ya daha çok değer vermesi ve Elena'ya değer verip onunla zaman geçirdikçe insanlaşması fikri aklıma yattı diyebilirim. Sonunda cidden kör kütük aşık birine döndüğü kesin :D Hele ki o sonlara doğru Elena'ya karşı olan korumacı tavırları beni çok güldürmüştü.

Kitabın sonundan biraz bahsedecek olursam kesinlikle harikaydı! Kanatlar mı? Evet, lütfen. Hem de bu kitaptaki o muhteşem tasvirlerden sonra (bkz. Illium) Elena'nın o kanatlarla olacak yaşantısını inanılmaz merak ediyorum.

Ah, bu arada Elijah karakterine bayıldım.  Umarım Lijuan gibi onu da serinin devam kitaplarında karşı tarafta görmeyiz. Çünkü kitapta karşımıza çıktığı kadarıyla Elijah'ın asil, güvenilir ve sadık bir karakter olduğu kanısına vardım. Eh, belki hayal ederken biraz The Originals'tan esinlenmiş olabilirim... Sadece birazcık.

Spoiler Sonu

Uram ve iz sürme-savaşma olayından hiç bahsetmedim çünkü gerek duymuyorum. Kitabın aksiyon kısmı muhteşemdi. Hepsi bu :)

Peki siz bu kitap hakkında neler düşünüyorsunuz, okumayı düşünüyor musunuz veya okuduysanız yorumlarınız neler? Benimle de paylaşırsanız sevinirim :) Hoşçakalıın!


Yazar: Nalini Singh     Çeviri: Bige Turan Zourbakis   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 400
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,12

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

13 Eylül 2015 Pazar

Tatlı Hesaplaşma (The Sweet Trilogy #3) - Kitap Yorumu


İNANCINA SARIL

Vakit gelmiştir. Savaş artık kapıdadır. Kalbi duru bir Nefilin yeryüzünü iblislerden temizleyeceğine dair kehanetten haberdar olan Dükler, Anna’nın peşine düşmüştür. Anna, hem kendi soyunun hem de tüm insanlığın kaderini belirleyecek olan hesaplaşma gününe kadar saflığını muhafaza etmek zorundadır. İblisleri cehenneme geri gönderecek olan Erdem Kılıcını kullanabilmesi buna bağlıdır. Ama peşindeki iblisler ve yanı başındaki Kaidan Rowe ile işi hiç de kolay değildir. Anna ne pahasına olursa olsun, saflığını ve inancını koruyarak hayatta kalmalı ve iblislerle kozlarını paylaşacakları bu görkemli savaşa öncülük etmelidir.


Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba! Öyle görünüyor ki bu yıl bütün postlarıma uzunca bir aradan sonra merhaba diyerek başlayacağım.. Daha birçoğunuzun okul yılı başlamadı bildiğim kadarıyla, ben ise daha şimdiden yorgunluktan ölüyorum ve bu sırada kitap okumak için zaman ayırma konusunda bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim ama gerçekten dedikleri kadar varmış, bu yıl çok zorlu geçecek gibi görünüyor benim için. Yine de Tatlı Hesaplaşma'ya dayanamadım ve ne zaman okuyabileceğimi bilemesem de başladım. Gerçekten.. çok özlemişim. Hem kitap okumayı, hem de Sweet serisini okumayı... Bu kadar durum raporu yeter sanırım. Isınma turum bittiğine göre yoruma geçebiliriz artık ^.^

Hatırlarsanız, ilk kitabı gerçek bir hayal kırıklığı olarak bulmuştum. Çünkü Kaidan neredeyse hiç yoktu. Gerçi bu kusurun dışında tempo biraz düşük olsa da beğenmiştim fakat Kaidan benim için önemli bir etken -sonuçta baş karakter sayılır-. 2. kitaptan sonra "Umarım son kitap bu eksiği telafi eder." demiştim ve tahmin edin ne oldu? Telafi etti, hem de fazlasıyla!

Aksiyon? Dorukta! Kaidan? Bol bol var. Eğlence? Üzgünüm, bu kitapta eğlenmek yok, savaş var. Serinin diğer kitaplarını okuduktan sonra akıcılığı hakkında zaten bir şüpheniz kalmamıştır sanırım. Fakat ben yine de bağımlılık yapıcı etkisi hakkında uyarmalıyım sizi.

Yalnız nedense bu kitapta çeviride beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Çok belirgin bir durum yoktu ama akıcılığı bozup dikkatimi dağıtan cümlelerle karşılaştım. Alışılmışın dışında hissettirdi yani. Yine de kitap yeterince sürükleyici olduğu için fazla da takılmadım çeviriye.


Spoiler

Ve gelsin bomba haberler!

1 numara ve çok çok önemli bir olay:
Evlilik!

O-M-G millet, şehvet dükünün oğlu evlendi! Daha ne olsun? Bu kadar mantıklı bir fikrin nasıl daha önce aklıma gelmemiş olmasının şokundayım hâlâ. Bir de -şu an konumuzla ne alakası var bilmiyorum ama- serinin başından beri 2 yıl geçmiş olmasının. Sanki yazar ikinci kitapta "bunlar çok küçük biraz büyüyüp olgunlaşsın" dercesine zamanı ileri aldı bir anda. Keşke yazar en baştn 18 yaşında falan yapsaymış Anna'yı. Şimdi bu kitapta sanki çok büyüyü olgunlaşmış gibi konuşup durması beni uyuz ediyor çünkü. Farkında mısınız bilmiyorum ama Anna'ya çok sinir oluyorum fakat buna rağmen seriyi severek okumam büyük bir ironi :D Ne diyordum, evlilik. Açıkçası şu an buna yorum yapacak bir gücüm kalmadı. Çünkü olay kitabın ilk yarısında gerçekleşmesine rağmen hâlâ şokundan çıkamadım ben. Kaidan. Anna'nın kocası. W-e-i-r-d!

2 numara ve sanırım en üzücü olay:
Marna'nın Hamileliği

Bu olay ortaya çıktığında ben salya sümük ağladım galiba. Özellikle Jay'den böylesine bir fedakarlık beklemezdim. Hayır, Jay kötü bir karakter falan değil fakat.. Daha 18 yaşında. Çocuk sayılır.. Çocuğu aldırmasını istemesini beklerdim. Çocuk istemeyeceğinden değil ama sonuçta çocuğun doğumu aşık olduğu kızın ölümüyle sonuçlanacak. Peki ya Ginger'ın tepkisine ne demeli? Sürekli olarak Marna ve Jay'e yüklenmesi yüzünden saçını başını yolmak istesem de duyguları aynı zamanda çok yürek parçalayıcıydı.

3 numara, bundan bahsetmezsem olmaz:
Blake ve Ginger
Kopano ve Zania

Çiftlerin bir araya gelmesinden gayet hoşnut olsam da fazlasıyla bir young-adult klasiği oldu sanki. Herkes çiftini buldu falan. Kope-Z birlikteliğine ısınamadım zaten. Blake karakterine bayıldığım için o ve Ginger'ı yürekten destekliyorum ama =D

4 numara ve beni bu kitaba aşık eden kısım:
SON ZİRVE!!

Aman Allah'ım! Bu da neydi böyle! Sanırım bu son zirve sayesinde en kaliteli seri sonları ödülünü aldı benden bu kitap. O kadar değişik duygular içerisinde bitirdim ki kitabı, tanımlayamıyorum şu an. Patti'nin ölümüyle ilgili mahvolurken bir yandan da cennete gitmesinin rahatlığını yaşıyor, Marna'nın ölümüyle kendimi kaybetmişken doğan çocuğun sevimliliğiyle mutluluktan ağlıyordum mesela. Böyle değişik şeyler. Bir dakika, en son zirve diyordum. Zirve... Korkunçtu. Resmen karakterlerle birlikte ben de yaşadım o anları. Beklediğimden daha kolay ve çok daha farklıydı. Bana kalırsa bu zirveyi ve yaşanan olayları daha iyi yazmak mümkün değildi. Bambaşka senaryolar olabilirdi ama sanki yazar yıllarca üzerinde düşünmüş ve sonunda en muhteşem senaryoyu bulmuş.

Ah bu arada Marek... Tuttum seni dostum. Keşke seni daha yakından tanıyabilseydik :D Ayrıca Belial'in Büyük Rotty'nin vücuduna girmesi de komik bir ayrıntıydı, söz etmeden geçemeyeceğim :D Madem ayrıntılara girdim bir de Caterina-Ginger olayına değineyim. Çok güldüm ve aynı zamanda Ginger'a biraz daha ısındım. Caterina çok ilgi çekici bir karakter. Sürekli olarak lafa karışıp "doğru söylüyor, ciddi" gibi yorumlar yapması da çok tatlıydı.


5 numara ve benim duygu karmaşasından kendimi kaybettiğim kısım:
6 yıl sonra...

6 yıl mı?! Koskoca 6 yıl mı? Önce bu düşünceyle sadece başlığı okuyup mızmızlanmaya başladım. Sonra aceleyle cümlelerde Marna ismini aradım. Düşünmüştüm ki belki nişanları beyaza döndüyse nefil özellikleri de değişir ve Marna ölmez. Umutlanmıştım. Ama ne oldu? Öldü. Marna, arkasında dünyalar tatlısı bir kız bırakarak öldü... Ve ben tabii ki aynı hamileliğini öğrendiğim anda olduğu gibi ağlama krizine girdim. Ama yılmadım, okumaya devam ettim :D Ve sonra... evlat edinme kısmına geldik. Erkek çocuklar iyi hoş vs falan ama sonra o kızla yaşanan olayı okuyunca bendeki ipler koptu. Bu sefer öyle klasik ağlama değil resmen şoktan ağzım beş karış açık kendi kendime "rü-rü-rüya mı de-dedi" falan diye sayıklamaya başladım. Bir yandan da hıçkırıklara boğuldum.
Spoiler Sonu


İşte böyle aşırı duygusal bir veda yaşadık bu seriyle. Aslına bakarsanız çoğu seride olduğu gibi fakat uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir son olmamıştı. Hâlâ aklımdan çıkmıyor ve düşündükçe bir garip oluyorum. Blake, Ginger, Marna, Jay, Kope, Z, bu karakterlerden ayrılmak o kadar üzücü ki. Çok garip, neredeyse kendi arkadaşlarımdan ayrılmış gibiyim. Sanırım bu kitapta arkadaşlık bağları gerçekten çok ince işlenmiş..

Sanırım böylece bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Yine hüzünlü bir ayrılık... Daha çıkmadan önce aşık olduğum bir seriydi bu. Nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama oluyor bazen işte :) Bir sonraki yorumumda görüşebiliriz umarım, hâlâ hayatta olursam yani :D Hoşça kalın!


Yazar: Wendy Higgins     Çeviri: Bige Turhan    Yayınevi: GO Kitap    Sayfa Sayısı: 440
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,39

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...