10 Mart 2017 Cuma

Direniş (Lux #5) - Kitap Yorumu

R.E.M. dinleyecektim.
Ama gerçek hayat hiç de öyle havalı değil, inanın bana.
Luxen'lerin geldiği o gece her şey değişti ve Daemon gitti.
Geri gelecek mi, bilmiyorum.
Saf mı değiştirdi, hiçbir fikrim yok.
Beni hâlâ seviyor mu, emin değilim.
Eğer Luxen işgalinden kurtulabilmek için az da olsa bir
şansımız varsa, bu ancak düşman ile işbirliği yaparsak mümkün olacak.

Hangi düşmanla mı?

Bir tahminin vardır eminim ?


Lux serisi genel yorum
 (Yorum boyunca adı geçen kitapların geniş yorumları için kitap isimlerine tıklayabilirsiniz! :))
Vay bee! 4 yıllık Lux maceram sona erdi, hâlâ inanması zor geliyor... İlk young-adult serilerimden biri olduğu için yeri ayrı bu serinin bende, fakat en sevdiğim serilerden olamadı pek. Gerçekten çok eğlenerek gülerek okuduğum bir seriydi ve karakterlerini de oldukça seviyordum. Obsidiyen ve Oniks'i özellikle oldukça zevk alarak okumuştum. Fakat seri ilerledikçe olaylar beni sarmamaya başladı. Opal'i okurken sıkıldığımı hatırlıyorum fakat Köken'i yine beğenerek okumuştum. Köken ile ilgili sıkıntı artık serinin çok farklı boyutlara taşınmış ve ilk kitaplardaki eğlenceyi kaybetmiş olmasıydı sanırım. Okuyalı 2 yıl olmuştur (şimdi baktım 4 yıl olmuş, şaka galiba?)(3'müş arkadaşlar, sakin olalım lütfen), bu nedenle hatırlamakta güçlük çekiyorum. En son hatırladığım şey kitap alışverişlerimde Direniş'e bir türlü sıra gelmemesi ve seriyi unutmuş olmamdan dolayı geçen yıl seriyi yarım bırakmaya karar vermiş olmamdı. Fakat bir gün kitapçıda dolaşırken Dex'in bazı kitaplarında 10 tl kampanyası gördüm ve yarım bıraktığım 2 serinin son kitabı Direniş ve (Paranormal serisinin 3. kitabı) Sonsuz'u aldım. Eh, almışken okumamak olmaz değil mi? (Hiç yapmayız öyle şeyler :D )

Lux serisi alıntılar için tıklayın!

Direniş yorumum
Direniş'i Lux gibi çok sevilen bir serinin final kitabı olarak oldukça vasatın altında buldum. Fakat hayal kırıklığına da uğramadım, garip bir şekilde tatmin ediciydi. Çok şaşırtıcı, inanılmaz bir olay olmadı; okuyucuya "aa bu nasıl kendini feda etti" veya "ah nasıl da öldü" dedirtmek için konulduğu aşikâr olan birkaç -çok da etkileyici olmayan- ölüm içeriyordu ve... Nasıl desem, bir şekilde fazlasıyla yapmacık geldi bana bu kitap. Sanki Jenn okur etkilensin diye sürekli bir şeyler katmaya çalışıyor gibiydi fakat bu çaba çok ortada geldi bana. Belki de yalnızca young-adult klişelerinden bıkmışımdır artık. İki gün önce lisedeyken şimdi dünyayı kurtarmaya çalışan iki sevgili. Vay be...

Dediğim gibi, zaten ben Opal'de işler çığırından çıkmaya başladığından beri bu "dünyaya ne olacak, bize ne olacak" senaryosuna karşıydım fakat Direniş'te artık olaylar olağanüstü bir boyut aldı. Eh, zaten böyle uzaylılar içeren bir kitapta olağanüstü olaylar normal, diye düşünebilirsiniz fakat her şeyin bir sınırı olmalı benim görüşüme göre. Millet çatır çutur ölürken bizim ikilinin her sayfada ayrı bir tehlikeye girip hep onların deyimiyle başarılması-neredeyse-imkansız bir kaçış bulup başarıp kurtulmaları, yok ölmeye çok yaklaştılarsa da mucizevi bir şekilde ölmemeleri falan beni bi yerden sonra sürekli göz devirmeye sevk etti. Tabii ki bu tarz bir seride başroller ölsün, ciddi hasar alsın demiyorum; olmayacağı aşikâr fakat bu kadar çok tehlikeye girip bir bölümde 3 kez mucize gerçekleştirmelerine de gerek yok. Bu olaylar okuyucuyu etkilemekten çok bir yerden sonra sıkmaya başlar bence. "Aaa bakın yine kendilerini tehlikeye atıyorlar. Baksanıza, işler sarpa sardı!" 1 bölüm sonra... "Bir anda akıllarına bir plan geldi  ve (veya mucizevi tesadüfler sonrası) kaçıp kurtuldular. (Ve yaklaşık 50. kez) İnanamıyorum, çok şaşırdım nasıl da kurtuldular öyle!" Cidden Jenn, aklından ne geçiyordu ki...

Böyle eleştirmeme rağmen kitabı okurken sıkılmış, yarım bırakma isteğiyle dolmuş değildim. Yalnızca her şey çok fazla tahmin edilebilirdi ve bu durum sinirlerimi bozdu. Ben, bir kitabı okurken beni şaşırtsın isterim. Zaten favori kitaplarımın yorumlarına bakarsanız genelde "Hiç beklemiyordum, inanamadım, çok sarsıcıydı" gibi tepkiler görürsünüz. Final kitabı olduğu için Direniş'ten de bunu beklerdim fakat önemli olan tüm olayları tahmin ettiğim için benim için fazla monoton geçti. Yine de Kat ve Daemon'ı özleyeceğim. Bir de Archer ve Luc'u. Bu arada Shadows'u okuduktan sonra Dawson ve Beth'e çok ayrı bir bakış açısıyla bakmaya başladığımı fark ettim. Onların hikayesi de çok ayrı, gerçek olmadığını bilsem bile kalbim kırılıyor onları düşününce.

İç karartıcı ve fazlasıyla eleştirel yorumumu burada sonlandırıyorum. Aradığım verimi bulamamış olsam da Lux'ın son kitabı olduğu için ayrı bir sevgi besliyorum Direniş'e. Çünkü bu karakterlerin dünyasının sonuydu ve onları özleyeceğim. Ölüleriyle ve dirileriyle :D Bir de bu kitapta Daemon-Archer sahneleri çok komikti, kitapta başlıca sevdiğim kısımlardandı. Unutmadan (ve spoiler vermeden), Arum sahneleri de en sevdiğin 2. kısımlardı diyebilirim. Bilirsiniz Saplantı'yı da oldukça beğenmiştim. Oldukça beğenmiştim derken en sevdiğim new-adult kitabı olmaya aday olacak kadar beğenmiştim. Çünkü Hunter... ah, her neyse. Sanırım Saplantı yorumumda yeterince bahsetmişimdir zaten bundan :D

Elveda Lux serisi, Arumlar, Luxenler, Kat ve Daemon, hepinizi çok özleyeceğim (Bir gözyaşı mı o? Yok yok, değilmiş...)  Görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın, bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın!! ^,^



Yazar: Jennifer L. Armentrout    Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım, Barış Emre Alkım   
Yayınevi: DEX   Sayfa Sayısı: 364    Liste Fiyatı: 29 TL    GoodReads Puanı: 4,44


19 Şubat 2017 Pazar

Parçalanmış Dünyam (Starbound #2) - Kitap Yorumu


Jubılee Chase İle Flynn Cormac'ın hiç tanışmaması gerekiyordu.

Gezegenleri yaşanılır hale getirmek için kurulan terrafom şirketleri daha iyi bir gelecek vaadiyle topladıkları kolonicileri yeni gezegenlere yerleştirerek zengin olmuş, ama Avon gezegenine ilişkin vaatlerini hiçbir zaman yerine getirmemiştir. Flynn zorlu yaşam şartlarına isyan eden kolonicilerin başındaki isimdir.

Yüzbaşı Lee, isyancı kolonicileri kontrol altına almak için Avon gezegenine gönderilen askeri birliğin bir üyesidir ama isyancılardan nefret etmek için bambaşka nedenleri vardır.

Bitmek bilmeyen kanlı bir savaşta üstünlük sağlamaya çalışan Flynn, Yüzbaşı Chase'i kaçırıp rehin alır ama diğer isyancılar onu öldürmek isteyince hayati bir seçim yapar. Tüm gezegeni tehdit eden Cinnet, bataklıkta bir görünüp bir kaybolan gizemli ışıklar, birdenbire ortadan yok olan bir üs, bu iki düşmanı ortak bir savaşın içine çekecek ve ikisi için de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ikinci kitabı Parçalanmış Dünyam, savaşın paramparça ettiği bir dünyada yeşeren bir aşkın hikâyesi...


Dikkat dikkat! 
Nefret kusma yüklü bir yorumla baş başa kalmak üzeresiniz. Bu kitabı beğendiyseniz, buradan koşarak uzaklaşmanızı tavsiye ederim...

Herkese merhaba! Hayat enerjim sömürülmüş bir biçimde de olsa yeni bir yorum ile karşınızdayım. Hiç uzatmadan konuya gireceğim. Evet Şubat ayının ilk yarısında ortalarda yoktum, neden biliyor musunuz? Tam karşınızda duran bu lanet kitap beni reading-slump'a soktu! *çıldırıyor* Neyse ki dün kendime bu böyle olmaz dedim ve oturup okudum kitabı. Dün okumasaydım yarım bırakıp yeni bir kitaba geçecektim fakat içim el vermedi. Bilirsiniz, kitap yarım bırakmayı pek sevmem ve hâlâ geçen sene yarım bıraktığım Locke Lamora'nın Yalanları'nın yasını tutarken bunu kendime yapamazdım...

(15 günün sonunda kitabı bitirince ben)

İlk olarak söylemeliyim ki bu kitaptan çok yüksek olmasa bile beklentilerim vardı. Çünkü serinin ilk kitabını çok beğenmiştim! (bkz. Benim Uzak Yıldızım yorumum) Zaten ilk olarak kapağındaki yazının ilk kitaptaki gibi olmamasıyla bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Fakat yine de kick-ass yüzbaşı bir kız karakter ve düşmanı olan bir erkek karakter ikilisinin hikayesi kulağa ilgi çekici geliyordu. Fakat elde ne var? Neyse, bu kısmı sonradan spoilerda açıklayacağım. Şimdilik genel hattan bahsedeyim.

Kitap lanet olası iğrenç vıcık kasvetli bir gezegende geçiyordu. Öyle ki okurken ben bile kasvette boğulacaktım, içim o kadar bayıldı ki! Üç cümleden birinde bataklık görmekten, yenilen içilen her şeyde çamur tadı olduğunu okumaktan, nasıl asla beyaz kıyafet giyemediklerinden ve en kötüsü gökyüzünün nasıl her zaman bulutlu ve kapalı olduğundan. İğrenç! Ben ki yağmurlu havalara bile katlanamayan insan, 550 sayfa boyunca böylesine bir kasvetin içinde boğulacak ne günah işlemiş olabilirim diye düşündüm kitap boyunca.


Ve gereksiz uzatılmalardan bahsetmeme gerek yok sanırım, kitap boyunca bir olay gerçekleşmesini bekledim fakat aralara serpiştirilmiş ıvır zıvır dışında asıl olaylar 500. sayfada falan başladı. Gerçekten çok fazla gereksiz kısım vardı, bir yerden sonra dayanamayıp atlayarak okumaya başladım. Ve ben az da olsa atlayarak okumayı yazara saygısızlık gibi gördüğümde dolayı çoğu zaman asla bu yönteme başvurmam, fakat bu sefer gerçekten dayanamadım. 

Bir ara olaya Tarver ve Lilac dahil oldu o kısımları oldukça sevdim, karakter olarak Molly'yi de sevmiştim. Geriye kalanlara ise yalnızca göz devirmelerimi hediye ediyorum. Tabii ya! bir de ilk başlarda ilgiyle okuduğum, sonrasında ise yalnızca kusma hissi uyandıran, bölüm öncesi rüyalar var bir de. İlk başlarda iyiydi hoştu, sonrasında ise yalnızca kitaba yapmacık bir gizem katmaya çalışma çabası gördüm o kısa yazılarda. Kitabın sonunda anlamları açığa çıksa da büyük saçmalıktı bence.


Spoiler
Karakterlerin 1. sayfadan birbirlerine bir şey hissetmeye başlayıp 500. sayfaya kadar bunu kabullenmemeleri ve aptalca hareketleri de cabası. Düşmanız biz olmaz bilmem ne. O zaman ne ergen ergen ay şurası hoş burası böyle falan diyorsun kızım? Ya da bir şeyler hissediyorsanız bile kabullenin aranızdaki şey değil mi? Tamam başlarda iyi, hoş, gerçekçi, düşmansınız bla bla fakat kitabın sonuna kadar bu saçmalığın devam etmesi beni delirtti. Gerçekten. Delirdim.
Spoiler sonu

Ve kitabın sonu, hoştu fakat öncesindeki 500 sayfalık saçmalığı okutmayı haklı çıkarmaya yetecek kadar hoş değildi. Yine de belki 3. kitabı da okurum dedim, yalan değil. İşin gerçeği, kitaptan çok nefret etmiş değilim, yalnızca çok sinirimi bozduğu bir gerçek. Sanırım beklentilerim vardı ve karşılanamayınca alev aldılar.


Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner    Çeviri: Ebru Sürmeli   Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 544

Liste Fiyatı: 19 TL    GoodReads Puanı: 4,0

18 Şubat 2017 Cumartesi

KCBT 31. Blog Tur || Yalancılar (We Were Liars) - Kitap Yorumu


Bizler yalancıydık. 
Güzel, ayrıcalıklı ve dertsiz tasasız, 
lüks içinde yaşıyorduk. 
Çatlayıp kırıldık. 

Bu bir aşk ve macera hikâyesi… 
Bir trajedi masalı... 

Hangisi gerçek? 
Hangisi yalan? 

Kararı siz verin.


Güzel ve köklü bir aile. Özel bir ada. 
Zeki fakat yaralı bir genç kız; tutkulu v e kararlı bir genç adam. 
Dört kişilik bir arkadaş grubu; dostlukları yıkıma sürüklenecek Yalancılar. 

Bir devrim. Bir kaza. Bir sır. 
Yalan üstüne yalan. 
Gerçek aşk . 
Gerçek. 


Yalancılar, aklınızı başınızdan alacak modern, karmaşık bir gerilim. 
Okuyun. 
Eğer biri kitabın sonunu soracak olursa da sadece yalan söyleyin.


Yalancılar... Kesinlikle bu kadar etkileyici olmasını beklemiyordum. Uzun zamandır beni derinden sarsabilecek bir kitap arayışındaydım, bana neden kitap okumayı bu denli sevdiğimi hatırlatabilecek özel bir kitap. Bir kitaptan etkilenmeyi hatırlayabileceğim bir kitap. Yalancılar ise bu tarz bir beklentiye girmeyi bile düşünmediğim bir kitaptı. Beklenmedik ve sarsıcıydı. Yıkıcı ve heyecan vericiydi. Kitabın şokundan çıkamazken uzun zaman sonra beni bu denli etkileyen bir kitap bulmanın çığlıklar ve dans etme isteği uyandıran hissini yaşattı bana. Eleanor & Park'tan sonra bu hissi tekrar yaşayabileceğime çok inanmıyordum fakat işte karşımda;
aşkımı ve nefretimi
gözyaşlarımı ve ilgimi
dehşetimi ve takdirimi
kazanan kitap

Yalancılar,
size bayıldım.



Bu kitap benim için milyonlarca duygunun, zıtlıkların birleşimi;  karmaşık bir zihin ve sade bir kurgunun en etkili harmanıydı. Bu kitap tamamen su ve ateşti, dalgalar ve dumanlar, kayalar ve duvarlardı. Tüm gerçekler yalandı, belki de fazla gerçekti. Cadence kelimelerle 
oynadı
oynadı
oynadı

Bir kahkaha ve bir haykırış zihnimizde uğuldadı. Yalancılar, bizi güldürdü; Yalancılar, bizi ağlattı. Yaban mersinli turtalar ve aile içi sorunlar, köpek havlamaları ve yaramaz çocuklar, yalnızca bir numaraydı. Bir sihirbaz ustalığıyla yazar, gerçekleri dikkatimizden en uzak kalacak yere, tam gözümüzün önüne sakladı. Şov bitti ve kartlar açıldı, nefesim kesilmiş bakmakla yetiniyorum. 

Bir klasik yaz aşkı hikayesi sandım en başta, belki biraz drama katkılı. Güzelleştiğim O Yaz'a benzetmiştim, o yönde ilerler sanıyordum, tatlı sakin bir yaz kitabı. Sonra anlık bir rüzgar esti ve istemsizce gözlerimi kapattım. Açtığımda ise bambaşka bir diyardaydım. Yazın sıcağı gerçeklerin soğuğuna bırakmıştı kendini. Belki de yalanların, yanlışların, tereddüt ve farkındalıkların...


(http://wewereliarsbook.tumblr.com/)

Ve kitap bitti.

Yalancılar vardı.
Yalancılar yoktu.
Yalancıları sevdim
ve onları özledim.

Farkındalığın acı kokusu geldi burnuma ve ellerimi sayfalarda gezdirdim yavaşça.
Kırmaktan korkarcasına bir şeyleri

birilerini
kırılgan gerçekleri
kanayan yalanları
özgürlüğü
ve tutsaklığı

Yalancıları.


Genel olarak çok bir olayı olmadığını kabul etmeliyim bu kitabın. Çok ağlamadım, çok gülmedim. Ama çok hissettim. Şiirselliği oldukça güzeldi ve kitabın sonunu da orjinal buldum. Yalancılar, oldukça az sayıda kitap içeren beni çok etkileyen kitaplar listeme ilk sayfadan, ben fark etmeden girmişti bile. Yazarın bu kitapta kullandığı dile hayran kaldım, yorumumun işleyişinden anlayabileceğiniz gibi. Kitabı henüz bitirmiş olmanın verdiği baş dönmesi ve yüz kez daha okuyabilirim hissinin verdiği heyecanla baş başayım. Henüz az önce okuduğum sayfaları sindirebilmiş bile değilim fakat okur okumaz hissettiklerimi sizinle paylaşmak istedim. Yalancılar'ı okuyun, onu sevin veya ondan nefret edin ama okuyun ve bir deneyimleyin isterim. Bu yorumu burada sonlandırıyorum çünkü depresyona üç kala size yazıyor gibiyim. Garip bir yorum olduğunun farkındayım, çünkü garip hissediyorum (güzel bir kitabı bitirmiş olmanın sarhoşluğu ve yoruma etkilerini gördünüz). Hepinizi seviyorum, hoşça kalın...


Uzun zamandır 5 puanı bu kadar hak eden bir kitaba vermemiştim...

Yazar: E. Lockhart     Yayınevi: Pegasus     Sayfa Sayısı: 248

Liste Fiyatı: 35 TL      GoodReads Puanı: 3.85

30 Ocak 2017 Pazartesi

Shadows (Lux #0.5) - Kitap Yorumu


The last thing Dawson Black expected was Bethany Williams. As a Luxen, an alien life form on Earth, human girls are…well, fun. But since the Luxen have to keep their true identities a secret, falling for one would be insane.

Dangerous. Tempting. Undeniable.

Bethany can’t deny the immediate connection between her and Dawson. And even though boys aren’t a complication she wants, she can’t stay away from him. Still, whenever they lock eyes, she’s drawn in.

Captivated. Lured. Loved.

Dawson is keeping a secret that will change her existence...and put her life in jeopardy. But even he can’t stop risking everything for one human girl. Or from a fate that is as unavoidable as love itself.


Dawson Black'in karşısına çıkmasını beklediği son şey Bethany Williams idi. Bir Luxen -Dünya'da yaşayan bir uzaylı formu- olarak insan kızlar... eh, eğlenceydi. Fakat Luxen'lerin gerçek kimliklerini sır olarak saklaması gerektiği için o kızlardan birine aşık olmak çılgınca olurdu.

Tehlikeli. Baştan çıkarıcı. Karşı konulamaz.

Bethany Dawson'la arasında oluştuğunu hissettiği bağı inkar edemezdi. Ve her ne kadar erkekler, hayatında istemediği bir karmaşa olsa da, Bethany ondan uzak duramıyordu. Ne zaman gözleri birbirine kilitlense, ona doğru çekiliyordu.

Büyülenmiş. Cezbedilmiş. Aşık olmuşcasına.

Dawson, Bethany'nin varoluşunu değiştirecek... ve hayatını tehlikeye sokacak bir sır saklıyor. Fakat o bile her şeyini tek bir insan kız için riske atmaktan kaçamıyor. Veya aşkın kendisi kadar kaçınılmaz bir kaderden...

(Çeviri bana aittir, elimden geldiğince anlamlı çevirmeye çalıştım fakat hatam olabilir, şimdiden üzgünüm varsa  ^-^)


Merhaba arkadaşlar! Lux serisinin Dawson ve Bethany'nin hikayesini anlatan seri öncesi novellası Shadows ile karşınızdayım. Her ne kadar kalp kırıcı bir hikayeleri olduğunu biliyor olsa da olayın öncesini merak ettiğimden okumak istediğim bir kitaptı.

Aslında seriyi okuyanlar olarak Dawson ve Bethany'nin olayını az buçuk biliyoruz. Bilmediğimiz şey ayrıntılardı. Mesela ne zaman aşık oldular veya bu aşkı yaşamaya ne kadar zaman buldular gibi. İlk görüşte aşık olanlardan olmuş bu ikilimiz, ama değişik bir şekilde birbirlerine çok kısa bir sürede tüm dünyayı karşılarına alacak kadar çok bağlanıyorlar. En üzücüsü ise malum sonlarının ilişkilerini yaşamaya henüz doğru düzgün fırsat bulamamışken başlarına gelmesi.

Bu kitabın aslında bize anlatmak istediği asıl şeyin Dawson-Bethany aşkı olduğunu sanmıyorum. Daha çok bize Daemon'ın ilk başlarda Katy'ye neden o kadar karşı olduğunu, daha doğrusu tüm insanlara neden karşı olduğunu ve Daemon ve Dee'nin bu olaylar sürecindeki davranışlarını ve Dawson'a karşı duygularını yansıtmaya çalışıyor gibiydi bu kitap. En azından 150 sayfalık bu incecik kitabın bana seriye dair kattıkları aşağı yukarı bunlar sayılırdı.

Köken'den sonra uzun bir ara verip sonrasında da yarım bıraktığım seriyi tamamlamaya karar verdim. Ne var ki önceki kitaplarda ne olduğunu pek hatırlamıyorum. Bir şekilde halledeceğim sanırım, yani Direniş yorumum da yakında gelir diyebilirim. Hoşça kalın!!!


23 Ocak 2017 Pazartesi

Cam Şato (Throne of Glass #1) - Kitap Yorumu



Karşınızda Suikastçılar Kraliçesi Celaena Sardothien. Celaena ömür boyu hapse mahkûm edilmişti. Oysa o, eğitimli bir suikastçıydı, benzerlerinin en iyisiydi ama bir hata yapmış ve yakalanmıştı.

Genç yüzbaşı Westfall ona bir teklifle geldi. Celaena, kraliyetin en yetenekli savasçıları ve suikastçılarıyla katılacağı ölümüne bir yarışmada veliaht Prens Dorian'ı temsil edecek.

Yarışmayı kazanırsa kralı korumaya ve sonrasında özgür bırakılmaya hak kazanacak. Ama önce bir biri ardına ortaya çıkan cinayetlerin katilini bulmalı ve hayal bile edemeyeceği bir geleceğe hazırlanmalı.


Merhaba arkadaşlar! Uzun zamandır başlamak istediğim Cam Şato serisinin ilk kitabıyla sizlerleyim. Okuduğum yorumlar sonucu bu kitaptan beklentilerim fazlasıyla yüksekti ve şunu söyleyebilirim ki Cam Şato, tüm beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Sürükleyici bir okuma zevki sunarken özellikle başkarakterimiz Celaena'nın mizah anlayışıyla bir o kadar da eğlenceli bir hale geliyor serinin ilk kitabı. Son zamanlarda ihtiyacım olan aksiyon ve akıcılığı bu kitapta yakaladım ve aranızda hâlâ bu seriye başlamakta tereddüt eden varsa benim herkese önerebileceğim romanlar listeme üst sıralardan yerleştiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Ama lütfen, ikinci kitapta romantizm ilk kitapta sinyallerini aldığımı düşündüğüm bir aşk üçgenine dönüşmesin... Kurgunun aksiyon açısından işleyişin fazlasıyla sevdim fakat dramatik bir romantizme yer olduğunu çok düşünmüyorum. Bu kitapta da fazlasıyla geri planda tutulmuştu ve serinin devamında da böyle kalmasını tercih ederim.

Ve ah, hadi ama... Başrolün suikastçi olmasının fazlasıyla havalı ve etkileyici olduğunu inkar edemezsiniz. Gerçi içindeki o acımasız, savaşçı ruhuydu karakterin beni etkileyen özelliği ve bu ruhun daha da ön planda olmasını tercih ederim. 18 yaşında Adarlan Suikastçisi olarak nam salan bu kızın pısırık, duygusal bir tip çıkmasını hiç gerçekçi bulmam, böyle bir durum beni seriden soğutabilir bile. Kabul ediyorum, young-adult serisi olduğundan dolayı büyük bir vahşet görmeyebiliriz ama... Hayır, içime şeytan kaçmadı sadece biraz kan görmek istiyorum 😈




Tuttum bu seriyi!
Yazar: Sarah J. Maas     Yayınevi: Dex     Sayfa Sayısı: 499

Liste Fiyatı: 25 TL      GoodReads Puanı: 4.24
 
 

16 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap Alışverişi #24 - Bir Fuar Daha Geçti...


Merhaba arkadaşlar! Bildiğiniz gibi bu ayın 6-15'i arası Ankara'da büyük bir kitap fuarı vardı. Ve bu da demek oluyor ki aslında istemediğim ama fuar heyecanına kapılıp alabileceğim bir sürü kitabım olacak! Tabii ki bu fırsatı kaçırmadım ve fuara gittim :D Öncelikle söylemem gerekiyor ki şu fuarlara sırf havası için gidiyorum, şöyle bir gerçek var ki çoğu yayınevi %20-25 indirimden fazla indirim yapmamış bu sene ve internet sitelerinde çok daha ucuza bulabilirsiniz kitapları. Bu nedenle istediğim çoğu kitabı almadım. Evimin yakınındaki kitapçılar bile %20 indirim uyguluyor. 

Yayınevleri ve indirimler ^-^
İthaki ve Yabancı yayınevinin mesela, geçen sene çok güzel fırsatları vardı fuarda bu sene hiçbir şey yapmamışlar, klasik %20 indirim vardı sanırım. Epsilon ve Artemis her yıl olduğu gibi %20 indirimliydi. Bu yıl GO Kitap, Arkadya, Koridor, Beyaz Balina yayınevleri bir standdaydı ve 3 kitap 40 tl gibi güzel fırsatları vardı. Dex'te de 5-10 tl fırsatları vardı ama acı bir şekilde  o standa geri dönmeyi unuttum (Ağlıyordu...) Parodi'de birçok kitap 10 tl iken Pegasus da %25 indirim yapmıştı. Ephesus'a alacak kitabım olmadığı için sormadım ama standı, süslemeleri olsun, düzeni olsun oldukça güzeldi, o dikkatimi çekti :)

Aldığım Kitaplar

Tehlikeli Yalanlar
Birtanecik yazarımın yeni kitabı çıktı ve ne zamandır alamıyordum. 
Sonunda pençelerimde :D
Pegasus'tan % 25 indirimle 24 TL gibi bir fiyata almış olmalıyım..

Akıl Çıkmazı
Çok sevdiğim ama bir türlü doğru düzgün okuyamadığım Mara Dyer serisinin son kitabı. Bu seriye yazık etmek istemiyorum, bu nedenle bu kitabı bir an önce okumam gerekiyor yoksa kitaplığımda okunmadan çürüyecek..
Pegasus standından % 25 indirimle 22,5 Tl ye almış olmam gerekiyordu ama Pegasus 24'e vermiş. Sağ olsun :D 

Karanlık Zihinler
Hiçbir şekilde başlamaya niyetim olmayan bir seriydi. Arkadaşım tutmasa serinin tüm kitaplarını -hepsi 10 tl idi- alıyordum. Şu an ilk kitabı bile niye aldım bilmiyorum. Anılarım çok bulanık. Okur muyum onu da bilmiyorum. Büyüye kapılıp aldığım tek kitap sanırım. Bu yıl ucuz yırtmışım..

Parçalanmış Dünyam
GO'nun en sevdiğim kitaplarından biri Benim Uzak Yıldızım'ın 2. kitabı Parçalanmış Dünyam'ın kapağını beğenmememe rağmen, seriye devam etme amacıyla aldım. Kapağın mat ve yazıların ilk kitaptaki gibi olmasını dilerdim. Parlak kapaklardan hiç hazzetmiyorum nedense...
GO standında 3 kitap 40 tl kampanyası vardı. Aldığım diğer 2 kitap da buna dahil olmuş oldu.

Komik Bir Hikaye-Ölüm Adası
GO'nun merak ettiğim kitaplarıydı. Hazır fırsatını bulmuşken bunları da almış oldum :)

Buz Öpücük-Son Fedakarlık
Sahaf kısmını gezerken görüp aldığım Vampir Akademisinin 2 ve 6. kitapları. Buz Öpücük kitabın e-book olarak okumuştum ve kütüphaneme almayı düşünüyordum, hazır denk gelmişken almış oldum. Serinin bende olmayan son kitabı ise Son Fedakarlık'tı, onu da aradan çıkarmış oldum. Yıpranmış-okunmuş kitaplardan hoşlanmadığımı bilmeyen kalmamıştır aslında, fakat yine fuarın gazına gelerek bunları almış oldum. Neyse ki yeni gibiler :)
Tanesi 7 tl'ye almıştım.


Artı olarak GO! standında birçok ayraç ve 2 poster (Ölüm Adası, Sosyopat) verildi ve Pegasus da 1-2 ayraç vermişti. Bunların yanında sonraki gün kardeşim fuara gitti ve o da kitap alırken kendini çok tutmamış görünüşe göre. Neyse ki birlikte okuduğumuz serilere katkıda bulunmuş oldu.

Bu kitaplar için yapacağım ekstra bir açıklama yok. Beni en mutlu edenler ise Labirent serisinin devam kitapları tabii, hâlâ sadece ilk kitabı okumuş olduğum düşünülürse... Sonuç olarak bu fuarda kitaplığıma 14 yeni kitap girmiş oldu. Tabii ki sonuçtan oldukça memnunum :D Tek pişmanlığım Doğan Kitap standına gitmeyi unutmuş olmam, fakat o fırsatları gideceğim birkaç kitapçıda daha bulabileceğime emin gibiyim. Uzun lafın kısası, eğlenceli bir fuardı. Aranızda giden var mı, hangi kitabı aldınız, şikayetleriniz veya beğendiğiniz yönler neler..? Yorumlarınızı bekliyorum, hoşçakalın!

13 Ocak 2017 Cuma

Tatlı Sır (The Maddox Brothers #1) - Kitap Yorumu


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu. Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu. Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...


Herkese yeniden merhaba! Bir Maddox kitabıyla daha karşınızdayım :P Bu kitap yanlış hatırlamıyorsam bana 2 yıl önce ilk çıktığında gelmişti ve ara ara başlamaya çalışsam da bir türlü okuyamamıştım. Geçenlerde aklıma düştü sebepsizce ve her ne kadar büyük bir beklentim olmasa da başladım kitaba. 

İşin doğrusu, iyi ki beklentilerimi düşük tutmuşum, böylece hayal kırıklığına uğramamış oldum. Beklentilerimi az buçuk karşılayan bir kitap oldu bir diğer deyişle. Farklı bir aşk hikayesi ve Tatlı Bela'da bahsedilen Cami-Trenton ilişkisinin ayrıntılarını görmüş olmak bana yetti. Kitapta geriye kalan bütün ayrıntılar benim için ıvır zıvırdan ibaretti diyebilirim. En acı verici kısımsa büyük bir aptallık yaparak kitabın son sayfasına göz atmak ve kitabın tek esprisi olan "SIR"ı önceden öğrenmek oldu sanırım benim için. Ben nereden biliyim kitabın en büyük olayının son cümlesi olacağını.. Yani diyeceğim o ki kendinizi tutun arkadaşlar, ben yandım siz yanmayın :D

beautiful oblivion ile ilgili görsel sonucu

Kitabı okurken karakterler beni çok ikilemde bıraktı, beğendim mi beğenmedim mi karar veremedim uzun süre. Fakat nihai karar olarak ön planda tutulan karakterlerin hiçbirini beğenmedim diyebilirim. Hangisi daha tutarsız, hangisi daha aptal emin olamıyorum şimdi düşününce. Senaryo ise dümdüz bir yolda yaptığımız sarsıntısız rahat bir yolculuk gibiydi, hiç şaşırtıcı veya etkileyici bir olay yaşatmadı bize sağ olsun. Boş bir okuma deneyimi olarak nitelendirebilirim bu kitabı okuma sürecimi; ne kötü, ne de iyiydi. Bahsetmek istediğim bir kısım bile yok neredeyse. Sanki yazar sadece "Hazır Tatlı Bela'da bu ikiliden bahsedip milleti heyecanlandırmışken bir kitap yazayım bunlar üstüne de merakları gitsin bu arada başka bir seriye de yol açmış olurum." gibi düşündüğü için bu kitabı yazmış gibiydi. İki kitap arası bir köprü gibi. 

İlgili resim
Böyle yeriyor olmama rağmen kitaptan nefret etmiş değilim. Sadece çok kötü veya çok iyi diyemiyorum. Her şeyiyle ortada kalmış, vasat bir kitap olduğunu düşünüyorum. En çok canımı sıkan kısım ise kitabın sonları.

Spoiler
.
Zaten kitabın sonundaki sırrı önceden biliyordum, bu nedenle beni en çok meraklandıran Trenton'ın bu konu hakkında ne düşüneceği, nasıl tepki vereceğiydi. Fakat tek gördüğümüz bir kabullenme ve sarılma sonrasında her şey tamam çok mutluyuz. Bu ne saçmalık Allah aşkına ya :D Resmen gülme krizine girdim. Sen tüm kitap boyunca sır sır sır de sonunda 1 sayfa bile ayırma o sırrın açığa çıkma süreci için. Zaten tüm kitap boş ve anlamsız olaylar ve davranışlar silsilesinden oluşuyordu, toparlarsa sonunda toparlar diyordum, onda da iyice mahvetti. Umarım Tatlı Yalan bu kitabın saçmalığını affettirecek nitelikte olur. Yoksa Maddox'lardan tümüyle vazgeçeceğim. Belki de sadece Tatlı Bela'yı yazıp tadında bırakmalıymış yazarımız. Bilemiyorum...
..
Spoiler Sonu

Görünen o ki tekrar havaya girmeye başladım, yavaş yavaş yorumlarım destansılaşıyor :D Ve her ne kadar bu kitap bana fazlasıyla boş gelse de okurken çok sıkmadığı için ve Tatlı Bela'nın hatrına 3 puan vereceğim sanırım. Aranızda bu kitabı okuyan varsa görüşlerini mutlaka yorum olarak bekliyorum =) Hoşça kalın!!


Yazar: Jamie McGuire   Yayınevi: Yabancı   Sayfa Sayısı: 368

Liste Fiyatı: 23 TL    GoodReads Puanı: 4,13

10 Ocak 2017 Salı

Mahouka Koukou no Rettusei (The Irregular At Magic Highschool) - Anime Yorumu



Büyü, ne efsanelerin ne de peri masallarının ürünüdür. Uzun zamanlardan beri, insanlar için teknoloji kadar gerçekçi bir olgu olmuştur. Doğaüstü güçler büyü ile sistematik bir hale getirildiği için, büyü teknik bir yetenek olarak görülmektedir. Bir Doğaüstü Güç Kullanıcı'sı aynı zamanda bir Büyü Teknisyeni'dir. Büyü Teknisyenleri, kısaca Büyücüler, büyü için özelleşmiş lise ve üniversitelerde eğitilirler.

Shiba Tatsuya, kusurlu ve az başarılı bir abidir. Shiba Miyuki ise kusursuz ve çok başarılı kız kardeşidir. İki kardeşin Büyü Lisesi'ne kaydolması ile hikayemiz başlar.

Ayrtıntılar: Türk Anime TV



Bugün blogda dolaşırken blogumda bir anime yorumu kısmı olduğunu fark ettim(!) ve hazır dün bir animeyi bitirmişken düşüncelerimi sizinle de paylaşmaya karar verdim. Çizimlerine bayıldığım bu anime Shiba Tatsuya adlı bir gencin etrafında dönüyor. Aslında Tatsuya'dan insanmış gibi bahsetmek ne kadar doğru olur bilemiyorum, fakat spoilersız bir biçimde bahsetmem gerekirse Tatsuya kardeşine olan bağlılığı dışında duygusu olmayan bir karakter. Fakat bununla birlikte fazlasıyla zeki ve başarılı. Ne var ki, Büyü Lisesi'nin başarı kriterleri fazlasıyla sığ ve her nasılsa hepsi de tanrısal bir başarısı olan Tatsuya'nın başarısız olduğu konular. Bu nedenle yine fazlasıyla yetenekli olan kız kardeşi Miyuki liseye birinci sınıf bir büyücü olarak girerken Tatsuya "Weed" adıyla aşağılanan sınıfta başlıyor öğrenim hayatına. Eh, keşfedilmesi çok uzun sürmüyor tabii.


Fakat bu anime bir lise hayatından çok savaşlar ve kapışmaları konu alıyor. Lise kısmını sadece savaşta yer alacak kişileri tanımak için izliyor gibiyiz ilk bölümlerde. Sonra işler fazlasıyla karışıyor. Bana göre bu anime 2-3. izlenişinde daha iyi oturan animelerden, ilkinde de anlıyorsunuz tabii fakat bazı şeyleri bilerek izlemek kafamızda o anda oluşmuş soru işaretlerinin cevaplanması açısından iyi olabilir. Bu benim ilk izleyişimdi fakat animenin sonlarına doğru bir manga buldum -ki kendisi animeden 3 yıl öncesini anlatıyormuş. 15 bölümlük bu kısa manga (linki aşağıda), Tatsuya'nın durumunun sebebinin ve Tatsuya-Miyuki ilişkisinin anlaşılması açısında animeyi izlemeden önce okunmalı mutlaka.
 



Bu anime hakkındaki en büyük tartışma konusu Tatsuya ve Miyuki'nin ilişkisi. Ensest ilişki diyenler mi dersiniz, onlar aslında abi-kardeş değil diyenler mi dersiniz efsaneler uzayıp gidiyor fakat ben size gördüklerimden çıkardığımı söyleyebilirim. Bir kere bir ilişkiye ensest denilebilmesi için ortada bir romantik ilişki olması lazım -ki yok, özellikle cinsel bir ilişki olmadığından bu şıkkı eliyorum. Ne animede ne mangada kardeş olmadıkları yönünde bir olay görmedim, bu nedenle olayı meşrulaştırmak için kardeş değiller diyenleri de elemek durumundayım. Fakat şöyle bir olay var ki Tatsuya çocukken sıfırdan baştan yazılıyor, bu da kan bağı olayını fazlasıyla karmaşık bir hale getiriyor. Bir diğer gerçek ise animelerde ne zaman bir abi-kardeş ilişkisi olsa orada hep muallakta bir durumun olması, yani Japonların bu konuda bir zaafı olduğu gerçeğini görmezden gelemiyorum ben. O yüzden bu konuya net bir cevap vermektense bazı şeyleri görmezden gelerek izlemeyi öneriyorum. Ben Tatsuya ve Miyuki'nin gerçekten abi-kardeş olmadığını düşünerek izlemiştim uzun süre, bu nedenle benim için rahatsız edici bir durum olmadı.




Tabii bir diğer gerçek de animede romantizme dair birkaç kırıntıdan fazla bir şey bulunmaması. Eğer öyle bir beklentiyle başlayacaksanız, şimdiden uyarayım. Bilirsiniz işte yalnızca çiftler halinde takılma olayları var sonlara doğru, gerçekten romantik denecek neredeyse bir olay bile bulunmuyor. Çünkü bu anime daha çok aksiyon üzerine kurulu. Savaşlar, dövüşler, değişik stratejiler... Büyünün kodla yazıldığı ve silah olarak kullanıldığı bir dünyada bulunuyorsunuz ve önce okullar arası yarış diye izlerken bir anda ülke çapında bir karmaşada buluyorsunuz kendinizi. Mafya, terör, yabancı ülkelerden saldırılar ne ararsanız var. 




Kendi adıma her ne kadar tanrısal bir erkek karakter etrafında dönen aksiyon animelerini sıkıcı bulsam da bu anime, karakterleriyle olsun olay örgüsüyle olsun bana kendini izlettirdi. Gerçekten, fazlasıyla eğlenceli ve çeşitli karakterleri var ayrıca aksiyon sahneleri de orijinal ve sarsıcı geldi bana.
Her ne kadar romantik bir anime sanıp (turkanime sağolsun) başlasam da  karşıma çıkan aksiyon animesi de beni büyük bir hayal kırıklığından kurtarmış oldu.



Son olarak yine Türk Animede beni güldüren bir yorumu buraya linkiyle birlikte bırakmak istiyorum, 2 yıl önce TC Kadir Karacı tarafından yazılmış:

"Tatsuya Şakaları(Bazılarını Gerçekten Yapabilir):

-Zombi istilası başladığında Tatsuya hayatta kalmaya çalışmaz, zombiler çalışır 
-Tatsuya el bombası fırlattığında bomba patlamadan 50 kişi öldürebilir 
-Tatsuya bıçağı tereyağıyla kesebilir 
-Tatsuya bir odaya girdiğinde ışığı açmaz, karanlığı kapatır 
-Tatsuya'ya saldırı olayları polis tarafından intihar girişimi olarak değerlendirilir 
-Tatsuya ölümü kandırmaz, adil olarak yener( Novel-Volume 8 ) 
-Örümceklerden korkmaya araknofobi, kapalı yerlerden korkmaya klostrofobi denir. Tatsuya'dan korku ise düz mantıktır 
-Çin Seddi aslında Tatsuya'yı dışarıda tutmak için yapılmıştır ama başarılı olamamışlardır 
-Tatsuya avlanmaya gitmez. Çünkü avlanma kelimesi başarısızlık ihtimalini çağrıştırır. Tatsuya yok etmeye gider."

Yoruma ulaşmak için buraya tıktık!
Bahsettiğim mangayı da buradan okuyabilirsiniz.


Puanım: 4    Bölüm Sayısı: 26
Tür: Macera, Bilim-Kurgu, Aksiyon, Büyü, Gizem, Lise, Süper-Güçler


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...