30 Eylül 2015 Çarşamba

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Yurt Dışı Edisyonları

Merhaba arkadaşlar! Meleklerin Kanı'nın Türkiye'de iki farklı edisyonu çıktı. Peki ya yurt dışı edisyonları? Merak edenler için işte kapaklar, iyi eğlenceler!

Tabii ki de öncelikle Yabancı Yayınları'nın da kullandığı orjinal kapakla başlıyoruz :)






İşte hepsi bu. Sondaki ikiliyi komik bulan sadece ben miyim? Fotoshop'un da dibine vurmuşlar, sanki kitabı trollemeye çalışıyorlarmış gibi :D Umarım eğlenmişsinizdir. Yorum paylaşımımdan çekilişe katılmayı unutmayın. Hoşça kalın! ^.^

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Kitap Yorumu & Çekiliş


New York Times çoksatan yazarı Nalini Singh, Lonca Avcısı serisinin bu ilk kitabında okuru güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hakimi olduğu bir dünyayla tanıştırıyor.

Tehlikeli bir yakışıklılığa sahip olan New York Başmeleği Raphael, vampir avcısı Elena Deveraux'ya bir iş teklif etmişti. Ancak Elena'nın bu sefer peşine düşmesi gereken yolunu şaşıran bir vampir değil, çok daha tehlikeli, çok daha deli bir avdı

Avının peşinde Elena bir yandan hızla tutkunun eşiğine sürüklenirken, bir yandan da hayatı için mücadele ediyordu ve hayatını kurtarsa bile Raphael'in baştan çıkaran dokunuşlarına yenik düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü başmeleklerin oyunu söz konusu olduğunda ölümlülerin hiç şansı yoktu...


Herkese kocaman bir merhaba! Yeni turumuz Meleklerin Kanı ile tekrar sizlerleyim. Şaşırtıcı bir şey yaparak lafı uzatmadan direk kitaba geçeceğim çünkü inanılmaz heyecanlıyım! Bu kitap müthiş-ötesiydi. Yeni-yetişkin veya yetişkin fantastik tarzı okumayı sevenlere sadece önermekle kalmayıp zorla okutacağım kadar güzeldi. Özellikle 16 yaş ve üstüne önereceğim bir kitap olduğunu söylemeden geçmek istemem. Daha alt yaş grubunun ise birkaç yıl sonra okurlarsa çok daha fazla seveceklerinden eminim.

Kitaba gelecek olursak, fantastik kitapları ilginçleştiren faktörler bana kalırsa kurgu ve karakterler. Bu kitabın karakterleri çok farklı sayılmazdı, 28 yaşında tam anlamıyla kick-ass bir avcı olan kadın karakter Elena P. Deveraux ve doğaüstü güzelliğe sahip ölümsüz bir başmelek olan erkek karakterimiz Raphael var. Çok orjinal değil, tabii ki bu onlara bayılmadığım anlamına gelmez. Başroldeki kadın karaktere bile bayıldım -ki ben genelde nötr olurum başrollere karşı.

Fakat bana kalırsa bu kitabı böylesine ilgi çekici yapan şey kesinlikle kurgu, daha doğrusu kitabın üzerine kurulduğu dünyaydı. Melekler ve vampirler bir arada mı? İşte tam dişime göre bir kitap!
diye düşünmediğimi söylersem büyük bir yalan olur. Yani daha kitaba başlamadan bir artı puan almıştı benden bu kitap.

Kitaba başlamadan verdiğim bir diğer artı puan ise kesinlikle cildi, kapağı, iç ve dış tasarımı; kısaca kitabın fiziği! Tek kelimeyle harika. Böyle kitaba sarılıp hiç bırakmayasım geldi, özellikle karanlık-fantastiksever kişilerin kırmızı-siyah birlikteliğinden oldukça hoşlanacağını düşünüyorum. Yabancı yayınları kesinlikle mükemmel bir iş çıkarmış. İnsanın baktıkça bakası geliyor kapağa.


Madem teknik ayrıntılara girdim, o zaman çok önemli bir noktayı da üzülerek ama yine de altını çizerek belirtmek istiyorum: Çeviri. Kesinlikle kitap okuma zevkimi oldukça düşürdü. Yalan yanlış, anlaşılmaz cümlelerle doluydu kitap. Biraz daha değil çok daha fazla özen gösterilmesini öneriyorum çünkü gerçekten eğer dikkatli okuyorsanız, inanılmaz bariz hatalarla dolu. Örneğin Raphael ile Elijah konuşuyor. Raphael "Eve gitmeyecek misin, Hannah?" diyor. Ortada Hannah diye biri yok tabii ki. Orjinalinde "Eve, Hannah'nın yanına gitmeyecek misin?" diyor. Bu konuşma kitabın başlarında gerçekleşiyor ve ben yarım saat Hannah kim, nereden çıktı, yalnız değiller miydi diye düşündüm, açtım tekrar okudum bölümü. Eh, böylece kitaptan bayağı kopmuş oldum. Bu tarz hatalar birkaç kez olsa göz ardı edilebilir belki fakat kitabın buna benzer hatalarla dolu oluşu gerçekten iyi bir gözden geçirilmeyi zorunu kılıyor diye düşünüyorum.

İşte kitapla ilgili tek olumsuz düşüncemi okudunuz. Dikkat edin, bundan sonra vıcık vıcık "aşık oldum, bayıldım" tarzı sevgi cümlelerine maruz kalabilirsiniz. Vampir yapan melekler, ilk defa duyacağımız bir yaratık olan Kandandoğan -namıdiğer Kandan gelen melek-, muhteşem tasvir edilen kanatlarıyla melekler ve başmelekler, zombimsi garip yaratıklar -2. kitapta tam olarak ne olduklarını öğreneceğiz- kısacası bu seride birçok manyak yaratıkla baş başayız. Ve eminim ki, birçoğumuz bundan gayet memnun kalacağız :D



Spoiler

Ve geldik en önemli kısıma. Peki... Öncelikle benim kitaba -ve Elena'ya- büyük ölçüde ısınmamı sağlayan bir unsurdan bahsedeyim: Elena'nın geçmişi. Gerçi yaşadıklarının bir kısmı gizemini hâlâ koruyor -ve bu da devam kitaplarını daha çok istememe neden oluyor bu arada- fakat bildiğimiz kadarı bile benim yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturma ve küçük ayrıntılar konusunda ne kadar başarılı olduğunu düşünmemi sağladı.


Eh, ayrıca kitabın temelini oluşturan kısımdan da bahsetmeden olmaz, Raphael-Elena ilişkisini kastediyorum tabii ki :) Kitaba ilk başladığımda Raphael gibi binlerce yıl yaşamış, binlerce kadın tanımış ve birçok olaya şahit olmuş bir karakterin, Elena gibi henüz 28'inde nispeten küçük ve tecrübesiz sayılabilecek bir kadına karşı bütün sertliğini kaybederek kör kütük aşık olacağını düşünmek açıkçası çok klişe ve gerçeklikten uzak (anladınız siz) gelmişti. Aslında hâlâ Raphael'in Lijuan ile olan konuşması -insanlaşması-nın çok ani ve erken olduğunu düşünüyorum, daha Elena ile kaç kez görüşmüşlerdi 2 mi? Fakat bu başlangıçtan sonraki gelişim, yani insanlaştıkça Elena'ya daha çok değer vermesi ve Elena'ya değer verip onunla zaman geçirdikçe insanlaşması fikri aklıma yattı diyebilirim. Sonunda cidden kör kütük aşık birine döndüğü kesin :D Hele ki o sonlara doğru Elena'ya karşı olan korumacı tavırları beni çok güldürmüştü.

Kitabın sonundan biraz bahsedecek olursam kesinlikle harikaydı! Kanatlar mı? Evet, lütfen. Hem de bu kitaptaki o muhteşem tasvirlerden sonra (bkz. Illium) Elena'nın o kanatlarla olacak yaşantısını inanılmaz merak ediyorum.

Ah, bu arada Elijah karakterine bayıldım.  Umarım Lijuan gibi onu da serinin devam kitaplarında karşı tarafta görmeyiz. Çünkü kitapta karşımıza çıktığı kadarıyla Elijah'ın asil, güvenilir ve sadık bir karakter olduğu kanısına vardım. Eh, belki hayal ederken biraz The Originals'tan esinlenmiş olabilirim... Sadece birazcık.

Spoiler Sonu

Uram ve iz sürme-savaşma olayından hiç bahsetmedim çünkü gerek duymuyorum. Kitabın aksiyon kısmı muhteşemdi. Hepsi bu :)

Peki siz bu kitap hakkında neler düşünüyorsunuz, okumayı düşünüyor musunuz veya okuduysanız yorumlarınız neler? Benimle de paylaşırsanız sevinirim :) Hoşçakalıın!


Yazar: Nalini Singh     Çeviri: Bige Turan Zourbakis   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 400
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,12

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

13 Eylül 2015 Pazar

Tatlı Hesaplaşma (The Sweet Trilogy #3) - Kitap Yorumu


İNANCINA SARIL

Vakit gelmiştir. Savaş artık kapıdadır. Kalbi duru bir Nefilin yeryüzünü iblislerden temizleyeceğine dair kehanetten haberdar olan Dükler, Anna’nın peşine düşmüştür. Anna, hem kendi soyunun hem de tüm insanlığın kaderini belirleyecek olan hesaplaşma gününe kadar saflığını muhafaza etmek zorundadır. İblisleri cehenneme geri gönderecek olan Erdem Kılıcını kullanabilmesi buna bağlıdır. Ama peşindeki iblisler ve yanı başındaki Kaidan Rowe ile işi hiç de kolay değildir. Anna ne pahasına olursa olsun, saflığını ve inancını koruyarak hayatta kalmalı ve iblislerle kozlarını paylaşacakları bu görkemli savaşa öncülük etmelidir.


Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba! Öyle görünüyor ki bu yıl bütün postlarıma uzunca bir aradan sonra merhaba diyerek başlayacağım.. Daha birçoğunuzun okul yılı başlamadı bildiğim kadarıyla, ben ise daha şimdiden yorgunluktan ölüyorum ve bu sırada kitap okumak için zaman ayırma konusunda bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim ama gerçekten dedikleri kadar varmış, bu yıl çok zorlu geçecek gibi görünüyor benim için. Yine de Tatlı Hesaplaşma'ya dayanamadım ve ne zaman okuyabileceğimi bilemesem de başladım. Gerçekten.. çok özlemişim. Hem kitap okumayı, hem de Sweet serisini okumayı... Bu kadar durum raporu yeter sanırım. Isınma turum bittiğine göre yoruma geçebiliriz artık ^.^

Hatırlarsanız, ilk kitabı gerçek bir hayal kırıklığı olarak bulmuştum. Çünkü Kaidan neredeyse hiç yoktu. Gerçi bu kusurun dışında tempo biraz düşük olsa da beğenmiştim fakat Kaidan benim için önemli bir etken -sonuçta baş karakter sayılır-. 2. kitaptan sonra "Umarım son kitap bu eksiği telafi eder." demiştim ve tahmin edin ne oldu? Telafi etti, hem de fazlasıyla!

Aksiyon? Dorukta! Kaidan? Bol bol var. Eğlence? Üzgünüm, bu kitapta eğlenmek yok, savaş var. Serinin diğer kitaplarını okuduktan sonra akıcılığı hakkında zaten bir şüpheniz kalmamıştır sanırım. Fakat ben yine de bağımlılık yapıcı etkisi hakkında uyarmalıyım sizi.

Yalnız nedense bu kitapta çeviride beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Çok belirgin bir durum yoktu ama akıcılığı bozup dikkatimi dağıtan cümlelerle karşılaştım. Alışılmışın dışında hissettirdi yani. Yine de kitap yeterince sürükleyici olduğu için fazla da takılmadım çeviriye.


Spoiler

Ve gelsin bomba haberler!

1 numara ve çok çok önemli bir olay:
Evlilik!

O-M-G millet, şehvet dükünün oğlu evlendi! Daha ne olsun? Bu kadar mantıklı bir fikrin nasıl daha önce aklıma gelmemiş olmasının şokundayım hâlâ. Bir de -şu an konumuzla ne alakası var bilmiyorum ama- serinin başından beri 2 yıl geçmiş olmasının. Sanki yazar ikinci kitapta "bunlar çok küçük biraz büyüyüp olgunlaşsın" dercesine zamanı ileri aldı bir anda. Keşke yazar en baştn 18 yaşında falan yapsaymış Anna'yı. Şimdi bu kitapta sanki çok büyüyü olgunlaşmış gibi konuşup durması beni uyuz ediyor çünkü. Farkında mısınız bilmiyorum ama Anna'ya çok sinir oluyorum fakat buna rağmen seriyi severek okumam büyük bir ironi :D Ne diyordum, evlilik. Açıkçası şu an buna yorum yapacak bir gücüm kalmadı. Çünkü olay kitabın ilk yarısında gerçekleşmesine rağmen hâlâ şokundan çıkamadım ben. Kaidan. Anna'nın kocası. W-e-i-r-d!

2 numara ve sanırım en üzücü olay:
Marna'nın Hamileliği

Bu olay ortaya çıktığında ben salya sümük ağladım galiba. Özellikle Jay'den böylesine bir fedakarlık beklemezdim. Hayır, Jay kötü bir karakter falan değil fakat.. Daha 18 yaşında. Çocuk sayılır.. Çocuğu aldırmasını istemesini beklerdim. Çocuk istemeyeceğinden değil ama sonuçta çocuğun doğumu aşık olduğu kızın ölümüyle sonuçlanacak. Peki ya Ginger'ın tepkisine ne demeli? Sürekli olarak Marna ve Jay'e yüklenmesi yüzünden saçını başını yolmak istesem de duyguları aynı zamanda çok yürek parçalayıcıydı.

3 numara, bundan bahsetmezsem olmaz:
Blake ve Ginger
Kopano ve Zania

Çiftlerin bir araya gelmesinden gayet hoşnut olsam da fazlasıyla bir young-adult klasiği oldu sanki. Herkes çiftini buldu falan. Kope-Z birlikteliğine ısınamadım zaten. Blake karakterine bayıldığım için o ve Ginger'ı yürekten destekliyorum ama =D

4 numara ve beni bu kitaba aşık eden kısım:
SON ZİRVE!!

Aman Allah'ım! Bu da neydi böyle! Sanırım bu son zirve sayesinde en kaliteli seri sonları ödülünü aldı benden bu kitap. O kadar değişik duygular içerisinde bitirdim ki kitabı, tanımlayamıyorum şu an. Patti'nin ölümüyle ilgili mahvolurken bir yandan da cennete gitmesinin rahatlığını yaşıyor, Marna'nın ölümüyle kendimi kaybetmişken doğan çocuğun sevimliliğiyle mutluluktan ağlıyordum mesela. Böyle değişik şeyler. Bir dakika, en son zirve diyordum. Zirve... Korkunçtu. Resmen karakterlerle birlikte ben de yaşadım o anları. Beklediğimden daha kolay ve çok daha farklıydı. Bana kalırsa bu zirveyi ve yaşanan olayları daha iyi yazmak mümkün değildi. Bambaşka senaryolar olabilirdi ama sanki yazar yıllarca üzerinde düşünmüş ve sonunda en muhteşem senaryoyu bulmuş.

Ah bu arada Marek... Tuttum seni dostum. Keşke seni daha yakından tanıyabilseydik :D Ayrıca Belial'in Büyük Rotty'nin vücuduna girmesi de komik bir ayrıntıydı, söz etmeden geçemeyeceğim :D Madem ayrıntılara girdim bir de Caterina-Ginger olayına değineyim. Çok güldüm ve aynı zamanda Ginger'a biraz daha ısındım. Caterina çok ilgi çekici bir karakter. Sürekli olarak lafa karışıp "doğru söylüyor, ciddi" gibi yorumlar yapması da çok tatlıydı.


5 numara ve benim duygu karmaşasından kendimi kaybettiğim kısım:
6 yıl sonra...

6 yıl mı?! Koskoca 6 yıl mı? Önce bu düşünceyle sadece başlığı okuyup mızmızlanmaya başladım. Sonra aceleyle cümlelerde Marna ismini aradım. Düşünmüştüm ki belki nişanları beyaza döndüyse nefil özellikleri de değişir ve Marna ölmez. Umutlanmıştım. Ama ne oldu? Öldü. Marna, arkasında dünyalar tatlısı bir kız bırakarak öldü... Ve ben tabii ki aynı hamileliğini öğrendiğim anda olduğu gibi ağlama krizine girdim. Ama yılmadım, okumaya devam ettim :D Ve sonra... evlat edinme kısmına geldik. Erkek çocuklar iyi hoş vs falan ama sonra o kızla yaşanan olayı okuyunca bendeki ipler koptu. Bu sefer öyle klasik ağlama değil resmen şoktan ağzım beş karış açık kendi kendime "rü-rü-rüya mı de-dedi" falan diye sayıklamaya başladım. Bir yandan da hıçkırıklara boğuldum.
Spoiler Sonu


İşte böyle aşırı duygusal bir veda yaşadık bu seriyle. Aslına bakarsanız çoğu seride olduğu gibi fakat uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir son olmamıştı. Hâlâ aklımdan çıkmıyor ve düşündükçe bir garip oluyorum. Blake, Ginger, Marna, Jay, Kope, Z, bu karakterlerden ayrılmak o kadar üzücü ki. Çok garip, neredeyse kendi arkadaşlarımdan ayrılmış gibiyim. Sanırım bu kitapta arkadaşlık bağları gerçekten çok ince işlenmiş..

Sanırım böylece bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Yine hüzünlü bir ayrılık... Daha çıkmadan önce aşık olduğum bir seriydi bu. Nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama oluyor bazen işte :) Bir sonraki yorumumda görüşebiliriz umarım, hâlâ hayatta olursam yani :D Hoşça kalın!


Yazar: Wendy Higgins     Çeviri: Bige Turhan    Yayınevi: GO Kitap    Sayfa Sayısı: 440
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,39

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...