3 Mart 2015 Salı

Köle - Işıl Parlakyıldız || Tanıtım & İnceleme


Kudretli bir prensin bir köleye duyduğu tutku...

Bir kölenin efendisine olan aşkı...

Veliaht Prens Edward, yatağını nice kadınlar süslerken, aradığı tutkuyu kölesinin gözlerinde bulduğunda âşık olabileceğini hiç düşünmemişti. Aslında Prens Edward'ın aklını kurcalayan sorunun yanıtı gayet basitti: İkisi de sadece bedenlerinde özgürdüler. Ne Edward bir prensti ne de Jaymie bir köle... Dudakları, gözleri, elleri özgürce konuşuyordu. Sevişmeleri, birbirlerine haykıramadıkları, söylemek isteyip susmak zorunda kaldıkları cümlelerdi.

Her istediğini elde etmiş bencil bir prens, bir kölenin aşkıyla baş edebilecek mi? Aşkları için geleneklere karşı savaşırken engelleri aşabilecekler mi? Kaybedişi, intikamı ve pişmanlığı yaşarken sevgileri yeniden doğru yolu bulabilecek mi? Şehvetin, masumiyetin ve acının derinlerinde; aşkın her hâlini anlatan bir hikâye...


Açıkçası şu an, ne diyeceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Kitap, pek hoşuma gitmeyen ama neredeyse iyi denilebilecek sonuçlar doğuran bir olayla başladı. Bu yüzden o olayı görmezden gelerek optimistik bakarsam ilk 400 sayfayı gerçekten beklemediğim bir beğeniyle okumuştum. Hatta kitabı okurken yorumda öveceğim kısımlarını bile düşünmüştüm. Keşke not alsaymışım, çünkü şu an aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ama ilk 400 sayfayı beğendim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Keşke kitap ilk yarısı gibi devam etseydi..

Ayrıca kitap gereksizce kalınlaştırılmış gibiydi. Bazı kısımlar gerçekten gereğinden uzundu. Arada sırada son okuduğum 100 sayfa boyunca neler olmuş diye baktığımda kayda değer hiçbir olay olmadığını fark ettim. Bunun dışında neredeyse ilk defa böyle periler gibi güzel ve kendini -en azından güzelliği konusunda- aşağılık kompleksine sokmamış bir kız karakterimiz var. Nadir bulunur böylesi. Keyfini sürün.

Fakat karakterlerin arasındaki yaş farkı beni çok rahatsız etti. Aslında yaş farkı değil, Jaymie'nin 17 yaşında oluşu. En az bir 20 olmalıydı. Çünkü bu yaşananlar ve bu hisler 17 yaşında bir kıza göre çok ütopik. Ne kendimde ne de çevremde böyle bir şeye rastlamadım. Spoiler: Bahsettiğim mesele Jaymie'nin bebek sahibi olmak istemesi. Bana hiç inandırıcı gelmedi. Ayrıca bütün bu yaşananlar için 17 çok küçük bir yaş. Mesela her gün günde elli kez ilişkiye girmesi. Bu kadar çok doğum kontrol hapı kullanması. Böyle erken bir yaş için çok zorlama.


Ve işte büyük şikayetim geliyor:
 Dikkat! Feminist duygularınız tavan yapabilir. Ayrıca spoiler içerecek..

Tecavüz! Edward'ın Jaymie'ye çektirdiği bütün işkenceleri düzelecek diyerek sindirdim ve görmezden geldim ama tecavüz?! İşte bende ipler orada koptu. Jaymie hamile kaldığında bile ona kötü davranması, fiziksel olmasa bile psikolojik işkence çektirmesi de benim için dayanılmazdı. Gerçekten kitap zirveden yeraltına düşüş yaptı. Edward'ın intikam duygusuymuş. Peh! Şimdi sırf kendini ihanete uğramış hissetti diye yaptıklarında haklı mı? Bence Edward sadist ve dengesiz duygularından bir hastaneye yatırılması gerekiyor. Sonradan düzelmiş olması hiçbir şeyi değiştirmez. Benzer bir olay tekrar yaşansa Edward yine kendini kaybeder ve bu sefer Jaymie gerçekten ölmeden kendine gelemez.

Jaymie intihar ettiğinde, ben bile ölürse hepimiz huzura kavuşuruz diye düşündüm. Çünkü bayılarak okuduğum Edward artık her ortaya çıkışında midemi bulandırıyordu. İntikam intikam intikam! Sonra ne oldu, yok aşığım, yok ben ne yaptım vs. Edward'ın kendine gelebilmesi için Jaymie'nin intihar etmesi gerekti. Ben buna aşk demem. Manyak bir saplantıdan uyanmak derim. Peki ya sonrasında Jaymie'nin ona olan aşkının tekrar alevlenmesi?  Ben buna aşk demem -ki eğer aşk buysa, bütün aşıklar tımarhaneye kapatılmalı. Gerçi onu suçlayamıyorum, çünkü bir kere hayatından vazgeçmiş bir insanın ruh hali nasıl düzgün olabilir ki? Onu sağlıklı bir insan gibi yargılamak doğru gelmedi bana. Kendi işkencecisi, tecavüzcüsüne tekrar aşık olup o kişiyle tekrar ilişkiye girmesi de akıl sağlığının normal olmamasına kanıt gibi geliyor bana.

Kitabın sonunda mutlu olmaları hoş. Ama ben hâlâ ikna olabilmiş değilim. Midemde psikolojik bir ağrı ve suratımda memnuniyetsizlikle bitirdim kitabı. 400-650 arası sayfalar işkence gibiydi ve son 10-15 sayfa bunu telafi edemedi benim gözümde.
Spoiler sonu


Gerçekten şu an yaptığım bu eleştiri yüzünden çok üzgünüm. Çünkü kitaba çok büyük hevesle başladım ve bu kadar uzun olduğu için de bağlandım bile diyebilirim. Ama yukarıda eleştirdiğim olay gerçekten benim ruh halimi sıfıra indirdi. Karakterleri zevkle okurken bir bakmışım okurken işkence çekiyorum. Özellikle son yaşanan olaylardan sonra erkeklerin kadınlar üzerindeki baskısı ve aşağılayıcı tavırlarına tahammül edemezken, bu kitap sanki üzerine tuz-biber oldu. O yüzden bu kadar karşı çıktım ve üzülerek yazdım bu yorumu. Halbuki kitabı yarıladığımda yazacağım neşeli yorumun taslağını bile hazırlamıştım kafamda. Yaşadığım hayal kırıklığından kaynaklanıyor üzüntüm.

Ama kitabı okuyanların genel olarak beğendiğini gördüm. O yüzden kimseye okumayın demiyorum. Zaten ben hiçbir zaman okumayın demiyorum :D Ultra baskın, öküzlerin babası tarzı erkek karakterlerden hoşlanıyorsanız, distopik-tarihi-aşk tarzı seviyorsanız (Gerçi bu gelecekte gerçekleşiyor) bu kitap size göre olabilir. Hoşçakalıın! ^.^

Yazar: Işıl Parlakyıldız   Yayınevi: Müptela   Sayfa Sayısı: 734
Liste Fiyatı: 29 TL    GoodReads Puanı: 3,89


Kitabı okurken dinlediğim müzik:

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...