3 Şubat 2015 Salı

Gölge Öpücük (Vampir Akademisi #3) - Tanıtım & İnceleme


St. Vladimir Akademisinde bahar dönemiydi. Rose Hattaway'in mezuniyeti yaklaşmıştı. Ancak Mason'ın ölümünden beri toparlanamamıştı Rose. Geçmiş hesaplar yakasını bırakmıyor ve bu durum derslerine konsantre olmasını engelliyordu.
Dahası, en yakın arkadaşı Lissa'yla ilgili korkunç ve önlenemez düşler görüyordu. 
Fakat hepsinden önemli bir şey vardı. Rose aşıktı! 
Hem de hocası Dimitri'ye Bu seferki gelip geçici 
bir şey de değil, düpedüz aşktı.
Peşindeki Strigoilerin saldırısıyla ortalık karışacaktı. 
Rose, hayatını değiştirecek bir yol ayrımındaydı. Ya en yakın arkadaşını koruyacak ya da aşkın peşinden gidecekti. 
Vampir Akademisinde hiç olmadığı kadar korkunç ve karmaşık bir ders yılına hazır olun!

Serinin Diğer Kitapları & Yorumlarım:
1. Vampir Akademisi
2. Buz Öpücük
3. Gölge Öpücük (şu an buradasınız)
4. Kan Sözü
5. Ruh Bağı 

Bu kitap bir harikaydı.

Hayır.

Bu kitap korkunçtu!!

Ne diyebilirim ki? Yine bu kitabın da başları, son kitapta olan olaylardan sonra ortalığın durulması ve bizi Rose'un yeni haline alıştırma niteliği taşırken olaysız ilerledi. Ortalarda, sanırım 200'lü sayfalarda her şey yavaş yavaş, fark ettirmeden başladı ve bir anda  patlak verdi. Şok oldum ve kitaba bakarken heykel gibi kaldım bir süre. Sonra sanırım kitabın etkisiyle olacak ki ayna karşısına geçip kendi kendime konuşmaya başladım.

"Unut bunu. Olmadı. Olmuş gibi okudun ama sadece hayal gücünün bir ürünüydü. Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu." 

Sonra yatıp uyudum.

Evet, psikolojimin biraz bozulduğuna ben de inanmıştım ama şimdi geçti. Sanırım anın şokuyla kendimi kaybettim. Şu an hiçbir düşüncem yok, beynim bomboş. İlerideki kitaplarda ne olacağıyla alakalı hiçbir fikir üretemiyorum, üretmeye korkuyorum. Sadece okuyup göreceğim.


Kitabın sonunun bendeki asıl etkisi böyle işte, ama dışarıya farklı yansıdı... Bu konuya spoiler kısmında tekrar döneceğim. Şimdi spoilersız başka ne söyleyebileceksem ona geçiyorum :D
Bu kitap ilk iki kitaba göre daha karanlık, ürkütücü, gizemli ve kesinlikle çok daha az neşeliydi. Gölge öpücüğün sırları ve yan etkileri yavaş yavaş çözülmeye başlandı. İkinci kitapta geri planda sayılan iki karakter Adrian ve Eddie, bu kitapta çok daha fazla ön plandaydı. Seride gerilim ve heyecan arttı, karakterlerin psikolojileri ise sallantıda. Neredeyse bütün karakterler dengesizleşti, kararsızlaştı ve duyguları çok çabuk değişiyor. Aslında okurken bu kadar dikkatimi çekmemişti ama dönüp bakınca ne kadar bariz olduğunu fark ettim. Bu kitapta karanlık sadece Rose'un üzerinde değil, tüm vampir camiasının üzerine çökmüştü.

Ve kitap yine serinin diğer kitapları kadar akıcıydı. Bu kitapta Lissa, Adrian ve Dimitri karakterlerine ısınmaya başladım. Başladım değil ısındım. İlk kitapta Dimitri'ye bir türlü ısınamamıştım ve ikincide de hâlâ Lissa'ya karşı soğuktum. Adrian fazla geçmiyordu zaten ve onunla alakalı birkaç sorunum vardı. (2. kitabın yorumunda bahsetmiştim. Adrian'ı hayalimde yaşlı bir karaktermiş gibi düşünüyordum :D) Sanırım bu kitabın sonunda o sorunu kesinlikle çözdüm.


Spoiler
Direk kitabın sonuna dalış yapmak istiyorum aslında. Ama yapmayacağım. Öncelikle, Rose'un Lissa'dan karanlığı alması, şok ediciydi! Yani tabii ki böyle bir şeyin sinyalleri vardı ama öyle bit gibi birinin aurasından diğerin zıplamasını beklemiyordum. Bir sır daha açığa çıkmış oldu. Hoşuma gitti mi? Hayır.

Ayrıca söylemem gerekir ki şu hayalet görme meselesi, özellikle Mason'ı görme meselesi beni inanılmaz ürküttü. Özellikle en başta. Böyle hüzünlü bir yüzle bakması falan.. Hiç adil değildi! Biz daha ilk ölümünün yasını tutarken yazarın Mason'ı ikinci kez öldürmesi hiç hiç adil değildi. Ayrıca bana kalırsa bu Mason meselesinde Rose'da bir karakter çatışması vardı. Mason'ın ölümüne o kadar ağlasa da, Mason'ın gerçek olduğunu fark edince bence onunla yapamadıkları son konuşmayı, ona söyleyemediklerini söyleyip, güzel bir elvedayla ayrılması lazımdı. O ise soğukça "40 gün doldu gidiyosun değil mi bay" dedi resmen. Tamam biliyorum, Dimitri'ye olanlardan dolayı. Yine de bu sefer olmasa bile önceki görüşlerinden birinde, ne bileyim, kendisi ona çıkışmak yerine bunu fırsat olarak değerlendirebilirdi gibi geliyor bana. Tabii söylemesi kolay, o ayrı mesele.

Ayrıca şu baş ağrısı, hayaletleri görme meselesinin açıklığa ulaşması ve sonradan Rose'un bunu -neredeyse- kontrol altına alması ve gölge öpücüğün bir yan etkisinin daha keşfedilmiş olmasına sevindim. Ama tabii ki diyorum ki.. Keşke başka koşullar altında olsaydı.


Bir de şu alan deneyiminde Rose'un bir türlü bir şey yapamaması beni bile o kadar kızdırmıştı ki. Yani kızgınlığım Rose'a karşı değildi, Rose'un kızgınlığı bana yansıdı (Yazarın başarısı tabii ki). Ve sonunda Rose 3 kişiyi birden harika bir şekilde alt edince ben bile inanılmaz sevindim, ve sevindiğim diğer şey Dimitri'nin gözlerindeki gururdu. Ben niye seviniyorsam :D İşte kendinizi karaktere kaptırınca böyle oluyor.

Dimitri'nin Rose'a "Şu anda bir devrime tanık oluyorsun" demesi çok hoşuma gitmişti. Nitekim öyle de oldu. Sonunda, sonunda Moroiler de savaştı! Yani neredeyse. Ayrıca Christian ve Rose'un yaptıkları muhteşemdi. Eddie'nin cesareti beni şok etti, çünkü ilk iki kitapta hiç de öne çıkan bir karakter değildi. Moroi öğretmenlerin savaşmak istemesi, ondan önce Janine'in bu olayı desteklemesi ve diğer dampirlerin de kabul etmesi göz yaşartıcıydı.

Ve Adrian... Adrian'ı tip olarak hâlâ oturtamamış olsam da artık yaşlı hayal etmiyorum şükür ki. Ya bu karakteri o kadar seviyorum ki -iğrenç bir şekilde- yanaklarını mıncıklayasım var. Ki normalde böyle vıcık şeylere çok karşıyımdır. Ama Adrian öyle bir karakter ki... Keşke Rose ve Dimitri.. Yok bu olmadı.. Yani keşke Adrian Rose'u sevmeseydi. Çünkü sanırım iş ciddiye biniyor -ki Rose'un bunu kullanmasından nefret ettim- ve sonunda Mason'a olanların Adrian'a olmasını hiç istemiyorum. Yani bahsettiğim şey ölüm değil ama kalbinin kırılması. Sanırım artık bunu durdurmak için çok geç zaten. Aslında Adrian'ı ciddiye almam Adrian'ın Rose'la ciddi olarak konuşması ile oldu. Gerçekten şaşırtıcıydı.


Tamam tamam, bu kadar ısınma turu yeter. Şimdi asıl konuya geliyorum. Annesi Rose'a O artık öldü. dedi ya, benim iplerim orada koptu zaten. Ya Dimitri nasıl ölür? Ne olacak, ruhunu mu görecek? Sayfalar sonra Hadi neyse bu fikre alıştım sayılır, alışabilirim tamam. derkeennn bir bakmışım Dimitri Strigoi oldu diyor. Şok üstüne şok! Tabiiki en büyük şok da buydu zaten. Bir şok da bunun üstüne Rose'dan geldi: Akademiden ayrılıyorum. Buna nasıl şaşırdığımı anlatmaya kelimeler yetmez. Neredeyse şunun kadar, ama ona yetişemedi: Sevdiğim adamı öldürmek üzere yola koyuldum. Bir şok da Lissa'dan Bunu yapmanı bekliyordum demesiyle geldi. Yani aslında bu kısımlardaki her cümle benim için bir şoktu, hepsini ağzım açık gözlerim yaşlı okudum.



Kitabın sonunda Rose'a ne oldu anlayamadım. Olgunlaştı mı desem, travma sonrası stres bozukluğu mu desem, tamamen delirdi mi desem bilemedim. Bildiğim tek bir şey var, ne kadar üzgün olursa olsun herkese sürtük gibi davrandı. Rose'u çok sevsem, Lissa'yla alakalı hiçbir duygum olmasa da; Lissa'ya o şekilde davranması, o cümleleri kullanması bence haksızlıktı. Evet her şey özellikle "Onlar önce gelir" sözü Rose'un üzerine gidiyor olabilir, Dimitri'nin ölümünü bunlara bağlıyor olabilirdi ama sonuçta Lissa tüm hayatı boyunca Rose'la birlikteydi ve bunun her zaman böyle devam edeceğine inanıyordu. Ve mantıklı düşünürsek Rose'un bu yolculuktan dönmeme ihtimali büyük (Tabii ki bu mantığı kurgu olma meselesinin dışında tutuyorum). Böyle olduğu için Lissa'nın Rose'un gitmemesini istemesi gayet normal, ne kadar bencilce olursa olsun. Rose ikna etmeliydi bence, kalbini kırıp ayrılması ve bundan fazla da bir üzüntü duymaması beni şaşırttı.

Aynı şekilde Müdire Kirova'yı tehdit etmesi de öyle. Sadece susup arkasını dönüp gidebilir veya hayır diyebilirdi. Fakat bir tehdit bir sinir... Diğer kitapta bu davranışların altından ne çıkacağını merak ediyorum. Sonra Mason'a hoşçakal demesi bile o kadar soğuktu ki ben ta buradan üşüdüm yani. Rose'un tek üzüntüsü ise Dimitri'yi bulmak için Mason'ı kullanamayacak olmasıydı. Rose'un Adrian'ı kullanmasını saymıyorum bile. Sanırım kitabın sonunda ruhunu kaybeden tek kişi Dimitri değil.

Şaka maka... Dimitri nasıl Strigoi olur? Nasıl.?!  Bu konu hakkında hâlâ ağlayıp sızlanacak o kadar çok şey var ki. Halbuki sonunda bazı konularda ilerleme kaydetmişlerdi ve sonunda gelecekleri için bir plan kurmuşlardı. Sonunda Dimitri hislerini kabullenmişti, sonunda.. Sonunda.. Sonunda ne oldu? Dimitri Strigoi oldu. Rose da ruhsuz bir şey olup çıktı. Aman ne son, ne son gerçekten! Yazara bağırıp çağırasım var.


Spoiler Bitti

Yani bende durum bu anlayacağınız. Çok büyük şoklar içindeyim. Serinin diğer kitabında gidişat nasıl olacak hiçbir fikrim yok. Önümüzdeki birkaç gün, kendimi derslere verip bu konuyu unutmak istiyorum. Sanırım 4. kitaba başlamak için kendime bir mola vereceğim. Birkaç günlük bir mola.

Bu destansı yazıdan sonra da kendime kısa (!) bir film molası vereceğim. Kesinlikle ihtiyacım var. Bütün bu yazıdan sonra dünkü duygularım tam unuttum derken tekrar üzerime çullanmış durumda. Film önerilerinizi değerlendirebilirim, ama lütfen dram olmasın. İçim bayıldı artık, her şey bir hüzünlü geliyor zaten olanlardan sonra. Tavadaki yumurtaya bile üzülüyorum, o derece.

Yarım puan kırmamın nedenini bilmiyorum. Bugün hiçbir şey bilmiyor gibiyim ama içimden 5 vermek gelmedi. Sanırım tam puanı serinin en çok seveceğim kitaplarına saklıyorum. Kim bilir. Her neyse, benim bilmediğim kesin.

Böyle bir hüzün koması odaklı, bol gifli yorumda bittiğine göre, bir sonraki postumda görüşmek üzere, hepiniz hoşça kalıın! (Hoşluk mu bıraktın hep bir sinir, hep bir üzüntü diyorsanız haklısınız. Yorumun üzerinde siyah bulutlar bile göreceğim neredeyse. Ama ne yapabilirim, çok duygu yüklüyüm :'( )


Yazar: Richelle Mead   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 428
Liste Fiyatı: 20 TL    GoodReads Puanı: 4,41





9 yorum :

  1. Ya bu kapak gerçek mi :O . Öyleyse çok kötü değil mi :D ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende bu serinin hep orijinal kapakları var ve gurur duyuyorum B| YENİ KAPAKLARA ÖLÜM KGJDF

      Sil
    2. Değiştikten sonra yeni kapak bu oldu, ben de eskisi var, gerçi o da berbat :P Ama onun görüntü kalitesi iyi olan bir resmini bulamadım :D

      Sil
  2. süper ya :) okuduğumda bende bunları hissetmiştim ara vermeden diğerine geçtim ve beynim sadece Dimitri Dimitri diye sızlıyordu :) ve bence seri bu kitapla başlıyor sonra zirveye tırmanmıyor KOŞUYOR :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, kesinlikle gittikçe daha iyi oluyor, bakalım 4. kitapta neler olacak :)

      Sil
  3. Ve işte asıl macera simdi başlıyor 5 kitap bir yana 4. kitap bir yana bu kitabı okurken hissetmediğin duygu kalmayacak heyecan hic dinmiyor :)

    YanıtlaSil
  4. Tatlim sana ne film ne dersler 4. Kitaptan baskasi iyi gelmez :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 4. kitap geleceğimi kurtarmıyor ama :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...