30 Eylül 2015 Çarşamba

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Yurt Dışı Edisyonları

Merhaba arkadaşlar! Meleklerin Kanı'nın Türkiye'de iki farklı edisyonu çıktı. Peki ya yurt dışı edisyonları? Merak edenler için işte kapaklar, iyi eğlenceler!

Tabii ki de öncelikle Yabancı Yayınları'nın da kullandığı orjinal kapakla başlıyoruz :)






İşte hepsi bu. Sondaki ikiliyi komik bulan sadece ben miyim? Fotoshop'un da dibine vurmuşlar, sanki kitabı trollemeye çalışıyorlarmış gibi :D Umarım eğlenmişsinizdir. Yorum paylaşımımdan çekilişe katılmayı unutmayın. Hoşça kalın! ^.^

KCBT 23. Blog Tur || Meleklerin Kanı (Guild Hunter #1) - Kitap Yorumu & Çekiliş


New York Times çoksatan yazarı Nalini Singh, Lonca Avcısı serisinin bu ilk kitabında okuru güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hakimi olduğu bir dünyayla tanıştırıyor.

Tehlikeli bir yakışıklılığa sahip olan New York Başmeleği Raphael, vampir avcısı Elena Deveraux'ya bir iş teklif etmişti. Ancak Elena'nın bu sefer peşine düşmesi gereken yolunu şaşıran bir vampir değil, çok daha tehlikeli, çok daha deli bir avdı

Avının peşinde Elena bir yandan hızla tutkunun eşiğine sürüklenirken, bir yandan da hayatı için mücadele ediyordu ve hayatını kurtarsa bile Raphael'in baştan çıkaran dokunuşlarına yenik düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü başmeleklerin oyunu söz konusu olduğunda ölümlülerin hiç şansı yoktu...


Herkese kocaman bir merhaba! Yeni turumuz Meleklerin Kanı ile tekrar sizlerleyim. Şaşırtıcı bir şey yaparak lafı uzatmadan direk kitaba geçeceğim çünkü inanılmaz heyecanlıyım! Bu kitap müthiş-ötesiydi. Yeni-yetişkin veya yetişkin fantastik tarzı okumayı sevenlere sadece önermekle kalmayıp zorla okutacağım kadar güzeldi. Özellikle 16 yaş ve üstüne önereceğim bir kitap olduğunu söylemeden geçmek istemem. Daha alt yaş grubunun ise birkaç yıl sonra okurlarsa çok daha fazla seveceklerinden eminim.

Kitaba gelecek olursak, fantastik kitapları ilginçleştiren faktörler bana kalırsa kurgu ve karakterler. Bu kitabın karakterleri çok farklı sayılmazdı, 28 yaşında tam anlamıyla kick-ass bir avcı olan kadın karakter Elena P. Deveraux ve doğaüstü güzelliğe sahip ölümsüz bir başmelek olan erkek karakterimiz Raphael var. Çok orjinal değil, tabii ki bu onlara bayılmadığım anlamına gelmez. Başroldeki kadın karaktere bile bayıldım -ki ben genelde nötr olurum başrollere karşı.

Fakat bana kalırsa bu kitabı böylesine ilgi çekici yapan şey kesinlikle kurgu, daha doğrusu kitabın üzerine kurulduğu dünyaydı. Melekler ve vampirler bir arada mı? İşte tam dişime göre bir kitap!
diye düşünmediğimi söylersem büyük bir yalan olur. Yani daha kitaba başlamadan bir artı puan almıştı benden bu kitap.

Kitaba başlamadan verdiğim bir diğer artı puan ise kesinlikle cildi, kapağı, iç ve dış tasarımı; kısaca kitabın fiziği! Tek kelimeyle harika. Böyle kitaba sarılıp hiç bırakmayasım geldi, özellikle karanlık-fantastiksever kişilerin kırmızı-siyah birlikteliğinden oldukça hoşlanacağını düşünüyorum. Yabancı yayınları kesinlikle mükemmel bir iş çıkarmış. İnsanın baktıkça bakası geliyor kapağa.


Madem teknik ayrıntılara girdim, o zaman çok önemli bir noktayı da üzülerek ama yine de altını çizerek belirtmek istiyorum: Çeviri. Kesinlikle kitap okuma zevkimi oldukça düşürdü. Yalan yanlış, anlaşılmaz cümlelerle doluydu kitap. Biraz daha değil çok daha fazla özen gösterilmesini öneriyorum çünkü gerçekten eğer dikkatli okuyorsanız, inanılmaz bariz hatalarla dolu. Örneğin Raphael ile Elijah konuşuyor. Raphael "Eve gitmeyecek misin, Hannah?" diyor. Ortada Hannah diye biri yok tabii ki. Orjinalinde "Eve, Hannah'nın yanına gitmeyecek misin?" diyor. Bu konuşma kitabın başlarında gerçekleşiyor ve ben yarım saat Hannah kim, nereden çıktı, yalnız değiller miydi diye düşündüm, açtım tekrar okudum bölümü. Eh, böylece kitaptan bayağı kopmuş oldum. Bu tarz hatalar birkaç kez olsa göz ardı edilebilir belki fakat kitabın buna benzer hatalarla dolu oluşu gerçekten iyi bir gözden geçirilmeyi zorunu kılıyor diye düşünüyorum.

İşte kitapla ilgili tek olumsuz düşüncemi okudunuz. Dikkat edin, bundan sonra vıcık vıcık "aşık oldum, bayıldım" tarzı sevgi cümlelerine maruz kalabilirsiniz. Vampir yapan melekler, ilk defa duyacağımız bir yaratık olan Kandandoğan -namıdiğer Kandan gelen melek-, muhteşem tasvir edilen kanatlarıyla melekler ve başmelekler, zombimsi garip yaratıklar -2. kitapta tam olarak ne olduklarını öğreneceğiz- kısacası bu seride birçok manyak yaratıkla baş başayız. Ve eminim ki, birçoğumuz bundan gayet memnun kalacağız :D



Spoiler

Ve geldik en önemli kısıma. Peki... Öncelikle benim kitaba -ve Elena'ya- büyük ölçüde ısınmamı sağlayan bir unsurdan bahsedeyim: Elena'nın geçmişi. Gerçi yaşadıklarının bir kısmı gizemini hâlâ koruyor -ve bu da devam kitaplarını daha çok istememe neden oluyor bu arada- fakat bildiğimiz kadarı bile benim yazarın karakterlerin kişiliklerini oluşturma ve küçük ayrıntılar konusunda ne kadar başarılı olduğunu düşünmemi sağladı.


Eh, ayrıca kitabın temelini oluşturan kısımdan da bahsetmeden olmaz, Raphael-Elena ilişkisini kastediyorum tabii ki :) Kitaba ilk başladığımda Raphael gibi binlerce yıl yaşamış, binlerce kadın tanımış ve birçok olaya şahit olmuş bir karakterin, Elena gibi henüz 28'inde nispeten küçük ve tecrübesiz sayılabilecek bir kadına karşı bütün sertliğini kaybederek kör kütük aşık olacağını düşünmek açıkçası çok klişe ve gerçeklikten uzak (anladınız siz) gelmişti. Aslında hâlâ Raphael'in Lijuan ile olan konuşması -insanlaşması-nın çok ani ve erken olduğunu düşünüyorum, daha Elena ile kaç kez görüşmüşlerdi 2 mi? Fakat bu başlangıçtan sonraki gelişim, yani insanlaştıkça Elena'ya daha çok değer vermesi ve Elena'ya değer verip onunla zaman geçirdikçe insanlaşması fikri aklıma yattı diyebilirim. Sonunda cidden kör kütük aşık birine döndüğü kesin :D Hele ki o sonlara doğru Elena'ya karşı olan korumacı tavırları beni çok güldürmüştü.

Kitabın sonundan biraz bahsedecek olursam kesinlikle harikaydı! Kanatlar mı? Evet, lütfen. Hem de bu kitaptaki o muhteşem tasvirlerden sonra (bkz. Illium) Elena'nın o kanatlarla olacak yaşantısını inanılmaz merak ediyorum.

Ah, bu arada Elijah karakterine bayıldım.  Umarım Lijuan gibi onu da serinin devam kitaplarında karşı tarafta görmeyiz. Çünkü kitapta karşımıza çıktığı kadarıyla Elijah'ın asil, güvenilir ve sadık bir karakter olduğu kanısına vardım. Eh, belki hayal ederken biraz The Originals'tan esinlenmiş olabilirim... Sadece birazcık.

Spoiler Sonu

Uram ve iz sürme-savaşma olayından hiç bahsetmedim çünkü gerek duymuyorum. Kitabın aksiyon kısmı muhteşemdi. Hepsi bu :)

Peki siz bu kitap hakkında neler düşünüyorsunuz, okumayı düşünüyor musunuz veya okuduysanız yorumlarınız neler? Benimle de paylaşırsanız sevinirim :) Hoşçakalıın!


Yazar: Nalini Singh     Çeviri: Bige Turan Zourbakis   Yayınevi: Yabancı    Sayfa Sayısı: 400
Liste Fiyatı: 25 TL    GoodReads Puanı: 4,12

ÇEKİLİŞ
a Rafflecopter giveaway

13 Eylül 2015 Pazar

Tatlı Hesaplaşma (The Sweet Trilogy #3) - Kitap Yorumu


İNANCINA SARIL

Vakit gelmiştir. Savaş artık kapıdadır. Kalbi duru bir Nefilin yeryüzünü iblislerden temizleyeceğine dair kehanetten haberdar olan Dükler, Anna’nın peşine düşmüştür. Anna, hem kendi soyunun hem de tüm insanlığın kaderini belirleyecek olan hesaplaşma gününe kadar saflığını muhafaza etmek zorundadır. İblisleri cehenneme geri gönderecek olan Erdem Kılıcını kullanabilmesi buna bağlıdır. Ama peşindeki iblisler ve yanı başındaki Kaidan Rowe ile işi hiç de kolay değildir. Anna ne pahasına olursa olsun, saflığını ve inancını koruyarak hayatta kalmalı ve iblislerle kozlarını paylaşacakları bu görkemli savaşa öncülük etmelidir.


Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba! Öyle görünüyor ki bu yıl bütün postlarıma uzunca bir aradan sonra merhaba diyerek başlayacağım.. Daha birçoğunuzun okul yılı başlamadı bildiğim kadarıyla, ben ise daha şimdiden yorgunluktan ölüyorum ve bu sırada kitap okumak için zaman ayırma konusunda bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim ama gerçekten dedikleri kadar varmış, bu yıl çok zorlu geçecek gibi görünüyor benim için. Yine de Tatlı Hesaplaşma'ya dayanamadım ve ne zaman okuyabileceğimi bilemesem de başladım. Gerçekten.. çok özlemişim. Hem kitap okumayı, hem de Sweet serisini okumayı... Bu kadar durum raporu yeter sanırım. Isınma turum bittiğine göre yoruma geçebiliriz artık ^.^

Hatırlarsanız, ilk kitabı gerçek bir hayal kırıklığı olarak bulmuştum. Çünkü Kaidan neredeyse hiç yoktu. Gerçi bu kusurun dışında tempo biraz düşük olsa da beğenmiştim fakat Kaidan benim için önemli bir etken -sonuçta baş karakter sayılır-. 2. kitaptan sonra "Umarım son kitap bu eksiği telafi eder." demiştim ve tahmin edin ne oldu? Telafi etti, hem de fazlasıyla!

Aksiyon? Dorukta! Kaidan? Bol bol var. Eğlence? Üzgünüm, bu kitapta eğlenmek yok, savaş var. Serinin diğer kitaplarını okuduktan sonra akıcılığı hakkında zaten bir şüpheniz kalmamıştır sanırım. Fakat ben yine de bağımlılık yapıcı etkisi hakkında uyarmalıyım sizi.

Yalnız nedense bu kitapta çeviride beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Çok belirgin bir durum yoktu ama akıcılığı bozup dikkatimi dağıtan cümlelerle karşılaştım. Alışılmışın dışında hissettirdi yani. Yine de kitap yeterince sürükleyici olduğu için fazla da takılmadım çeviriye.


Spoiler

Ve gelsin bomba haberler!

1 numara ve çok çok önemli bir olay:
Evlilik!

O-M-G millet, şehvet dükünün oğlu evlendi! Daha ne olsun? Bu kadar mantıklı bir fikrin nasıl daha önce aklıma gelmemiş olmasının şokundayım hâlâ. Bir de -şu an konumuzla ne alakası var bilmiyorum ama- serinin başından beri 2 yıl geçmiş olmasının. Sanki yazar ikinci kitapta "bunlar çok küçük biraz büyüyüp olgunlaşsın" dercesine zamanı ileri aldı bir anda. Keşke yazar en baştn 18 yaşında falan yapsaymış Anna'yı. Şimdi bu kitapta sanki çok büyüyü olgunlaşmış gibi konuşup durması beni uyuz ediyor çünkü. Farkında mısınız bilmiyorum ama Anna'ya çok sinir oluyorum fakat buna rağmen seriyi severek okumam büyük bir ironi :D Ne diyordum, evlilik. Açıkçası şu an buna yorum yapacak bir gücüm kalmadı. Çünkü olay kitabın ilk yarısında gerçekleşmesine rağmen hâlâ şokundan çıkamadım ben. Kaidan. Anna'nın kocası. W-e-i-r-d!

2 numara ve sanırım en üzücü olay:
Marna'nın Hamileliği

Bu olay ortaya çıktığında ben salya sümük ağladım galiba. Özellikle Jay'den böylesine bir fedakarlık beklemezdim. Hayır, Jay kötü bir karakter falan değil fakat.. Daha 18 yaşında. Çocuk sayılır.. Çocuğu aldırmasını istemesini beklerdim. Çocuk istemeyeceğinden değil ama sonuçta çocuğun doğumu aşık olduğu kızın ölümüyle sonuçlanacak. Peki ya Ginger'ın tepkisine ne demeli? Sürekli olarak Marna ve Jay'e yüklenmesi yüzünden saçını başını yolmak istesem de duyguları aynı zamanda çok yürek parçalayıcıydı.

3 numara, bundan bahsetmezsem olmaz:
Blake ve Ginger
Kopano ve Zania

Çiftlerin bir araya gelmesinden gayet hoşnut olsam da fazlasıyla bir young-adult klasiği oldu sanki. Herkes çiftini buldu falan. Kope-Z birlikteliğine ısınamadım zaten. Blake karakterine bayıldığım için o ve Ginger'ı yürekten destekliyorum ama =D

4 numara ve beni bu kitaba aşık eden kısım:
SON ZİRVE!!

Aman Allah'ım! Bu da neydi böyle! Sanırım bu son zirve sayesinde en kaliteli seri sonları ödülünü aldı benden bu kitap. O kadar değişik duygular içerisinde bitirdim ki kitabı, tanımlayamıyorum şu an. Patti'nin ölümüyle ilgili mahvolurken bir yandan da cennete gitmesinin rahatlığını yaşıyor, Marna'nın ölümüyle kendimi kaybetmişken doğan çocuğun sevimliliğiyle mutluluktan ağlıyordum mesela. Böyle değişik şeyler. Bir dakika, en son zirve diyordum. Zirve... Korkunçtu. Resmen karakterlerle birlikte ben de yaşadım o anları. Beklediğimden daha kolay ve çok daha farklıydı. Bana kalırsa bu zirveyi ve yaşanan olayları daha iyi yazmak mümkün değildi. Bambaşka senaryolar olabilirdi ama sanki yazar yıllarca üzerinde düşünmüş ve sonunda en muhteşem senaryoyu bulmuş.

Ah bu arada Marek... Tuttum seni dostum. Keşke seni daha yakından tanıyabilseydik :D Ayrıca Belial'in Büyük Rotty'nin vücuduna girmesi de komik bir ayrıntıydı, söz etmeden geçemeyeceğim :D Madem ayrıntılara girdim bir de Caterina-Ginger olayına değineyim. Çok güldüm ve aynı zamanda Ginger'a biraz daha ısındım. Caterina çok ilgi çekici bir karakter. Sürekli olarak lafa karışıp "doğru söylüyor, ciddi" gibi yorumlar yapması da çok tatlıydı.


5 numara ve benim duygu karmaşasından kendimi kaybettiğim kısım:
6 yıl sonra...

6 yıl mı?! Koskoca 6 yıl mı? Önce bu düşünceyle sadece başlığı okuyup mızmızlanmaya başladım. Sonra aceleyle cümlelerde Marna ismini aradım. Düşünmüştüm ki belki nişanları beyaza döndüyse nefil özellikleri de değişir ve Marna ölmez. Umutlanmıştım. Ama ne oldu? Öldü. Marna, arkasında dünyalar tatlısı bir kız bırakarak öldü... Ve ben tabii ki aynı hamileliğini öğrendiğim anda olduğu gibi ağlama krizine girdim. Ama yılmadım, okumaya devam ettim :D Ve sonra... evlat edinme kısmına geldik. Erkek çocuklar iyi hoş vs falan ama sonra o kızla yaşanan olayı okuyunca bendeki ipler koptu. Bu sefer öyle klasik ağlama değil resmen şoktan ağzım beş karış açık kendi kendime "rü-rü-rüya mı de-dedi" falan diye sayıklamaya başladım. Bir yandan da hıçkırıklara boğuldum.
Spoiler Sonu


İşte böyle aşırı duygusal bir veda yaşadık bu seriyle. Aslına bakarsanız çoğu seride olduğu gibi fakat uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir son olmamıştı. Hâlâ aklımdan çıkmıyor ve düşündükçe bir garip oluyorum. Blake, Ginger, Marna, Jay, Kope, Z, bu karakterlerden ayrılmak o kadar üzücü ki. Çok garip, neredeyse kendi arkadaşlarımdan ayrılmış gibiyim. Sanırım bu kitapta arkadaşlık bağları gerçekten çok ince işlenmiş..

Sanırım böylece bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Yine hüzünlü bir ayrılık... Daha çıkmadan önce aşık olduğum bir seriydi bu. Nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama oluyor bazen işte :) Bir sonraki yorumumda görüşebiliriz umarım, hâlâ hayatta olursam yani :D Hoşça kalın!


Yazar: Wendy Higgins     Çeviri: Bige Turhan    Yayınevi: GO Kitap    Sayfa Sayısı: 440
Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,39

30 Haziran 2015 Salı

KCBT 22. Blog Tur || Tehlikeli Temas (Too Far #1) - Yorum & Çekiliş


Bambaşka dünyalardan gelen iki üvey kardeş… Asla sizin olmaması gereken şeylere duyulan arzu…

Blaire Wynn'in en son istediği şey babasının yeni ailesinin yaşadığı Florida'daki Rosemary Sahili'ne taşınmaktır. Ancak seçim şansı yoktur. Bir hastalık yüzünden ölen annesi, ardında yüklü borçlar bıraktığı için Blaire'in Alabama'daki çiftliği elinde tutması mümkün değildir.

Koltuğunun altındaki tabancayla kamyonetini zengin sahil kasabasına çeken Blaire buraya asla uyum sağlayamayacağını bilmektedir. Babasının Paris'e gittiğini ve onu yeni üvey kardeşi Rush Finlay'le yalnız bıraktığını öğrenince daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İnsanları hor gören, hiçbir şeyden pişmanlık duymayan, adı çıkmış bir rock yıldızının oğlu olan Rush yakışıklı olduğu kadar şımarıktır da… Ve Blaire'i gördüğü anda genç kızın kanına girer.

Yaz ayları ilerledikçe genç kadın, Rush'ın asla tahmin etmediği yanlarını görecek ve birbirlerine karşı hisleri görmezden gelemeyecekleri kadar güçlenecektir. Ancak Rush, Blaire'in tüm dünyasını yıkacak bir sır bilmektedir. Blaire genç adamın tehlikeli temasına kendini kaptırmadan önce bu gizemi ortaya çıkarabilecek midir?


Merhaba arkadaşlar! Bugün Kitap Canavarları ile yaptığımız turun 5. günündeyiz. Kitabımız Tehlikeli Temas new-adult türünde bir kitap. Ve ben aslında bu türü belli kitaplar hariç çok seven biri değilim. Ama bu kitabı Goodreads'te gördüm göreli meraktan çatlıyordum ve Pegasus'un bu ay çıkaracağını öğrendiğimde bir sevinç dansı bile yapmış olabilirim. Bu kitap için çok heyecanlıydım ve gerçekten seveceğimi umuyordum. Tahmin edin ne oldu? BAYILDIM!

250 küsür sayfa.. Kesinlikle yeterli değil. Daha fazla Rush istiyorum! Bir de bu kitap o kadar akıcıydı ki zaten kısayken bir de sürükleyici olunca iki kat hızlı bitti. Sanki başladığım gibi geri koymuşum hissine kapıldım. Ah öyle bir yerde bitti ki.. Serinin 2. kitabı için şu an dişlerimden birini feda edebilirim. Ama arkadakilerden lütfen. 

İşte karşınızda bu kitabı sevme nedenlerimin bazıları:

1- Başrolümüz Blaire silah kullanmayı biliyor. Hadi ama... Sizce de çok havalı değil mi?!

2- Çok sürükleyici. Ayrıca kısa olduğu için tam çerez niyetine okunabilecek bir kitap.

3- Tam yazlık bir kitap vee.. Biz de yaz ayındayız. Sahil kenarında oturup dalgaları dinleyerek, yüzünüze hafifçe rüzgar eserken okumak için çok uygun.

4- Rush, ne kadar artık klasikleşmiş olursa olsun, harika bir karakter. Yakışıklı, çapkın, seksi..

5- Bana kalırsa kapak harika! Yazının kabartmalarına sürekli dokunasım geliyor :D

6- Kitaptaki karakterleri çok özgün buldum.  'Kötü karakter' olarak tanımlayabileceğimiz karakterler dahil.

7- Sıradan "yaz" kitaplarına göre farklı bir kurgusu var. Ayrıca new-adult'ların çoğunun aksine cinsellik kısmı ön planda değil.

8- Kitabın sonu... Hadi ama millet. Hayat her zaman günlük güneşlik değildir ve insanların bazı şeyleri kaldırması için zamana ihtiyacı vardır. Gerçekçi bir son olduğu için bu madde burada.
Aslına bakarsanız bu kitap hakkında söyleyebileceğim ne var bilemiyorum. Ne zaman bir şey yazasım gelse "Hayır, bu kısmı okuyup görsünler." diye düşünüyorum. O yüzden, okuyun ve görün arkadaşlar :D Fakat tekrar belirtiyorum ki bu seri bir new-adult serisi. Yani genel olarak 18-25 yaş aralığına uygun. Tabii 16-17 olmanıza rağmen bu türü severek okuyanlardansanız size de gönül rahatlığı ile önerebilirim. 

Bu arada Pegasus'un paylaştıklarının altında kapağının cinsellik içerdiğiyle alakalı şikayetler gördüm. Bu kitap cinsellik içeren bir kitap arkadaşlar. "Yeni yetişkin" türünde. Ailenizin görmesi konusunda büyük çekincesi olanlar var. Şunu söylemeliyim ki eğer aileniz tarafından bu konuda uyarılacak yaştaysanız zaten bu kitap pek size hitap etmiyordur. Lütfen söylediklerim yanlış anlaşılmasın, ama durum bu. Bu kitap sadece bir romantizm kitabı değil. Kapağının hakkını veren bir kitap. Bu yüzden almadan önce bu uyarımı dikkate almanızı öneririm. 

Uzun lafın kısası, bu kitap benden yıldızlı pekiyi aldı. Ve serinin devamını merakla, sabırsızlıkla, çıldırarak, saçlarımı yolarak bekliyorum. 2 gün geçti fakat hâlâ yeni bir kitaba başlayabilmiş değilim. Tabii siz bu yorumu okurken 4 gün geçmiş ve ben yeni bir kitaba -umarım- başlamış olacağım. Never Too Far, benim olacaksın :D


Yazar: Abbi Glines     Yayınevi: Pegasus    Çevirmen: Derya İmer Aydınlık    Sayfa Sayısı: 256

Liste Fiyatı: 22,5 TL    GoodReads Puanı: 4,26


Çekilişe katılmayı da unutmayın!

ÇEŞ


a Rafflecopter giveaway

28 Haziran 2015 Pazar

KCBT 22. Blog Tur || Tehlikeli Temas (Too Far #1) - Yurtdışı Edisyonları & Çekiliş




Merhaba arkadaşlar turun 2. günü Tehlikeli Temas kitabımızın yurt dışındaki ülkelerde hangi kapaklarla yayınlandığını görmeye ne dersiniz?



Pegasus' un orjinal kapağı ve hazırladığı yazı tipini seviyorum zaten fakat onun dışında 3. kapataki yazı tipini çok ayrı seviyorum *-* 7 ve 9 numaralar da hoşuma gitti. Siz hangilerini sevdiniz? Türkiye'deki kapağı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu arada yorumum da çok yakında sizlerle =)

Çekilişe katılmayı da unutmayın!

ÇEŞ



a Rafflecopter giveaway


27 Haziran 2015 Cumartesi

Bir Yaz Gecesi Rüyası - İnceleme


Shakespeare'in keskin üslubu ve zekasıyla kaleme aldığı vazgeçilmez bir komedya. Eski Yunan'da geçen bir düğünün merkezinde aşk ve evlilik kavramlarının karmaşası üzerine yazılmış bu eser, evrensel temalarıyla nesilleri güldürmüş, pek çok kez sinemaya uyarlanmış bir Shakespeare klasiği.

Merhabalar herkese! Belki biliyorsunuzdur, ben klasiklere blogumda yorum yapmıyorum aslında. Yani ne haddime, değil mi? Adam yazmış klasik olmuş :D Şu anda öyle "yorum" veya "eleştiri" tarzı bir yazı yazmayacağım. Sadece biraz bahsetmek istiyorum bu kitaptan.

Öncelikle belirtmek isterim ki çok eğlenerek okudum. Favori Shakespeare kitaplarım arasına girdi kesinlikle. Ve bundan bahsediyorum çünkü... Aranızda peri sevenler olduğunu biliyorum. Özellikle Demir Kral serisi! Hatırlarsınız belki, ilk kitapta Puck Shakespeare'e bu kitapta ilham kaynağı olduğundan bahsediyordu. Ve aslında Demir Periler serisindeki peri ülkesi ve özellikleri, özellikle Yaz Divanı, Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda uyarlanarak yazılmış. Oberon-Titania-Puck karakterleri bu kitabın önemli karakterlerinden. 

Yani -tekrar- diyeceğim o ki, biliyorum ki perileri ve Demir Periler serisini sevenleriniz var. Peki bu peri mitolojilerinin geçmişte konuk olduğu kitapları merak etmiyor musunuz? Ben şahsen tamamen mitoloji kaynaklı ansiklopedi tarzı bir kitap bulsam hemen üzerine atlardım fakat şu an elimde olanın en iyisi romanlar. Kısaca, eğer merak ediyorsanız, bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Zaten şurada toplam 120 sayfa ve şiirsel tiyatro tarzında yazılmış. Yani düz yazı yapsanız 70-80 sayfaya tekabül eder. 

Bir Yaz Gecesi Rüyası; Yunan mitolojisinden nükteler içeren, perilerle harmanlanmış, bir tutam da romantizm katılmış çok eğlenceli bir komedya. Beğeneceğinizi özellikle düşündüğüm bir eser olduğu için, bir istisna yapıp blogumda yer vermek istedim. Okuyanlarınız var mı? Okuyacak olanınız var mı? Yorumlarınızı bekliyorum. Hoşçakalıın!

Yazar: William Shakespeare     Yayınevi: Antik    Sayfa Sayısı: 128

Liste Fiyatı: 7,5 TL    GoodReads Puanı: 3,93

25 Haziran 2015 Perşembe

İşgalci (Alienated #2) - Kitap Yorumu


Uzaylılar İnsanlarla İttifaka Hazırlanıyor. Bu kez de Dünyalı Cara Sweeney, L'eihrlilerin konuğu. L'eihrli erkek arkadaşı Aelyx'i, iki gezegen arasındaki ilişkileri yoluna koymak için, Dünya'ya gönderdikten sonra yabancı bir gezegende bir başına kalan Cara'nın etrafı onu istemeyen klonlarla çevrilmiştir. Hatta Aelyx'in evcil hayvanı bile ondan nefret eder. Yeni hayatına uyum sağlamak için her yolu deneyen Cara, çok geçmeden bu gezegende Aelyx ile mutlu olup olamayacağını sorgulamaya başlar.

Dünya'daki Aelyx'in durumu da Cara'nınkinden farklı değildir. Birbiri ardına düzenlenen suikastların hedefindeki Aelyx, Dünya-L'eihr ilişkilerini güçlendirmek için yoğun bir halkla ilişkiler kampanyası yürütmeye çalışır. Dünya hükümetlerinin vatandaşlarından gizlediği küresel su krizine çözüm getirecek teknoloji L'eihrlilerin elindedir ama bu teknolojiyi Dünyalılarla paylaşmaları ancak ittifak kurmalarıyla mümkündür. Ama her iki taraftan da yükselen itirazlar ve ittifakı baltalayacak şiddet eylemleriyle Cara'nın da Aelyx'in de işleri hiç de kolay değildir. 

İki genç âşık, bir yandan gezegenlerinin geleceği için canla başla mücadele ederken bir yandan da birbirlerinden sayısız ışık yılı uzakta ayrılık acısına katlanmaya çalışır… ta ki dünyalarına yönelik bir tehdit onları yeniden birleştirene dek.
Not: Bu kısım spoiler içermez.
Selam sevgili L'okurlarım! Böyle deyince lokumlar gibi oldu. Ay olsa da yesek. Neyse. Karşınızda Kitap Canavarları ile turunu yaptığımız Yabancı'nın ikinci kitabı İşgalci! İlk kitabı bir günde ve eğlenerek okusam da sonradan -nedensizce- soğumuştum ama bu kitap... Vow! Bir harikaydı arkadaşlar. Çok enerjiğim bugün, oruç olduğum düşünülürse garip bir durum aslında. Her neyse, uzaylı etkisi diyorum ve yoruma geçiyorum!

İlk olarak söylemeliyim ki lütfen bu kitaptan beklentiniz vıcık vıcık bir aşk olmasın. Tahmin edin neden? Çünkü öyle bir olay yok. Karakterlerimiz kitap boyunca iki ayrı gezegendeler -hatta bir ara biz farklı dünyalara aitiz gibi bir espri de döndü sanırım ortada, ıyk- ne olmasını bekleyebiliriz ki? Aelyx'in L'özentilerden kaçışı ve ittifakın bozulmaması için hayatta kalma çabaları ve Cara'nın Leihr gezegenini tanıma ve buraya ayak uydurma çabaları bize -beklediğimden çok daha fazla- eğlenceli sahneler sunuyordu. Tabii bazen de kafa karıştırıcı ve gizemli. Aslında kitap boyunca iki karakter de birbirinden ayrı kaldığı için üzgündü ama ben neden bu durumdan bu kadar zevk aldım bilmiyorum. Bu sıkıntılı süreç beni psikopata bağlamaya teşvik ediyor sanırım.

Bahsetmek istediğim bir diğer mesele de, bu kitapta Cara'nın ne kadar güçlü bir karakter olduğunu bir kez daha, bu sefer çok daha açık bir biçimde gördüm. Sadece bir liseli ve kolonideki yaşam hakkında söz sahibi ayrıca üzerindeki onca yük ve sorumluluktan kaçmıyor, onları sırtlıyor ve taşıyabildiği kadar ileriye taşıyor. İlk kitapta Cara sinirlerimi bozmuştu, bu kitapta ise onu desteklediğimi fark ettim. Diyorum ya, hepsi uzaylı etkisi işte.

Ayrıca kitabımıza yeni gelen bir karakter var! Yani birçok karakter var tabii ki fakat başrole yakın olan yan rollerden bahsediyorum: Aelyx ve Syrine'in koruması David! Onu tanır tanımaz sempati duyacağınıza eminim. Ah, aslına bakarsanız o tam anlamıyla bir insan. Bu ne bir hakaret ne de bir övgü, sadece bir durum tespiti işte. Ayrıca bu kitapta Elle (Eron'un l'ihanı ve Aelyx'in ablası.. kısmen.) ve Toby'yi (Cara'nın abisi) daha yakından tanıma fırsatı bulduk ve onları da çok sevdik! Sevdik, değil mi? Yalnız mıyım?


Spoiler

Evet arkadaşlar ne düşündüğünüzü biliyorum. Hayır müneccim falan değilim. Spoiler içermeyen kısmı kitabı bitirmeden yazmıştım sonu düşüncelerimi etkilemesin diye. İşte olayı öğrenmeden önceki David hakkındaki düşüncelerim de o yöndeydi. Fasha. David çok büyük hayal kırıklığı oldu şimdi. Syrine de ne bahtsız çıktı, kızın kaderinde yokmuş arkadaşlar, ne diyelim..

Ayrıca evet, kabul ediyorum. Kitabın sonu çok ucu açık bitti. Yeni koloni şartları, problar, Jaxen ve Aisly'ye ne oldu, Cara ve Aelyx'in hayatı nasıl oldu vs... tonlarca cevaplanmamış soru var aklımızda. Böyle bir çalışma yok ve muhtemelen de olmaz ama yazar istese çok rahat bir 3. kitap çıkarıp bunlarla ilgili yeni bir senaryo yazabilir. Ama ne kadar ucu açık olursa olsun, sevdim ben bu sonu. Yani, bazı şeyleri de haya gücümüze bırakmış yazar. Belki de bu yüzden hoşuma gitti. Sonlarının iyi bittiğini düşünmek için illa "Sonsuza dek mutlu yaşadılar..." cümlesine mi ihtiyacımız var ki?

Tek merakım: Nefilimler. Melezler yani. Leihrliler ve insanların genlerinin karışımından ne tür bir kişi ortaya çıkar merak etmiştim. Yani spesifik olarak farklı bir davranış veya fiziksel görünümünde bir baskın karakter gösterir mi? Göz genlerini kimden alırlar vs.. Tabii bu kitabın sadece bir 'kurgu' olduğunu düşününce bu merakım saçma geliyor olabilir ama.. sadece merak ediyorum işte. Belki bir gün yazara sorarım..

Spoiler Sonu
Yazar: Melissa Landers    Çeviri: Demet Orhan   Yayınevi: GO   Sayfa Sayısı: 432

Liste Fiyatı: 17 TL    GoodReads Puanı: 4,09



17 Haziran 2015 Çarşamba

Kitap Kuru Mimi ~ Book Courtship Tag || Etkinlik


Merhabalar  herkese! Bugün yine değişik bir mimle karşınızdayım :D Beni bu mime tagleyen hyruzgaryazarsa'ya teşekkürler ^.^ Lafı uzatmadan başlayalımm!


Adım 1: İLK BAKIŞ – Kapağı yüzünden aldığın kitap?
Kutsanmış Kan - Samantha Young


Adım 2: İLK İZLENİM – Arka kapak yazısı yüzünden aldığın kitap?
Olasılıksız - Adam Fawer


Adım 3: TATLI DİL – Harika üslupla yazılmış kitap?
Köpek Düşleri - Markus Zusak


Adım 4: İLK BULUŞMA – Sana serinin devamını aldırtan serinin ilk kitabı?
Uyumsuz - Veronica Roth


Adım 5: GECE YARISI TELEFON KONUŞMALARI – Seni bütün gece ayakta tutan kitap?
Fısıltı - Becca Fitzptrick


Adım 6: HER ZAMAN AKLIMDA – Aklından çıkaramadığın kitap?
Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor


Adım 7: FİZİKSELLEŞME (Gözler gözlerimde olayının artık 'eller ellerimde'ye dönüşmesi) – Eline alıp okuduğunda sana güzel hissettiren kitap?
Siyah Buz - Becca Fitzpatrick


Adım 8: AİLEYLE TANIŞMA – Ailene veya arkadaşlarına önereceğin kitap?
Açlık Oyunları - Suzanne Collins


Adım 9: GELECEK PLANLARI – Gelecekte tekrar okuyacağını bildiğin kitap ya da seri?
Ateş Serisi - Karen Marie Moning


Adım 10: BİR AŞKI PAYLAŞMA – Kimi taglıyosun?
Kitap Canavarları Blog Turu'ndaki yoldaşlarımı tagliyorum. İyi eğlencelerr! :D

Kan Sözü (Vampir Akademisi #4) - Kitap Yorumu



Rose Hathaway'in hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Kısa süre önce St. Vladimir Akademisi'ne düzenlenen saldırı, Moroi dünyasını sarsmıştı. Vampirlerin birçoğu ölmüştü. Fakat Strigoi'lar tarafından götürülen birkaç kurbanın yazgısı daha karanlıktı. Rose içinse bir kurban çok önemliydi. Dimitri Belikov. Dimitri! 

Şimdi Rose, yüzlerce Strigoi öldürdüğünü gösteren bir dövme taşıyordu ensesinde. Hem de çok nadir bulunan bir dövme. Rose seçim yapmak zorundaydı. En iyi arkadaşı ve hayatta kalan son Dragomir prensesi Lissa'yı korumak için ettiği yemini tutacak ya da Akademi'den ayrılarak sevdiği adamın peşine düşecekti. Aşkla ve tek başına! 

Dimitri'ye verdiği sözü tutmak için dünyanın öbür ucuna bile gidebilirdi. Ancak cevabı kan kokan bir soru Rose'un peşini bırakmıyordu. Dimitri kurtarılmayı isteyecek miydi?

Eyvah! İşler karıştı. Rose bu yükün altından kalkabilecek mi? 

Dimitri'yi öldürmeyi başarabilecek mi? 

Yoksa kapısına kadar gelen sonsuz aşka mı kapılacak?


Eveet, geldik serinin 4. kitabına. İlk 300-350 sayfanın karanlığı beni cidden.. boğdu. Lissa'nın durumu, Adrian, Avery karmaşası, Christian, Jill... Sadece Rusya'da değil akademide de durumlar çok karmaşıklaşmıştı ve Rose'un tarafındaki durağanlık beni bu kitabın serinin en sinir bozucu kitabı olduğuna ikna etti. Kötü anlamda demiyorum, kaliteli olduğu kesin. Bana kalırsa yazar bu "sinir bozucu olaylar"ı gayet farkında olarak önümüze sundu. İnanıyorum ki 5. kitapta bizi gerçekten tatmin edecek birçok olay yaşanacak. En garibi de.. bu kitabı okurken yaşanan onca olaya rağmen gözlerim bile yaşarmadı. Halbuki diğer kitaplarda en ufak bir çeye bile o kadar çok ağlamıştım ki.. Dediğim gibi: Garip.

Kitabın son 150-200 sayfasını daha çok beğendim. Evet.. kalp kırıcı, hatta kalp parçalayıcıydı. Dimitri ne kadar inanılmaz bir sevgiliyse düşmanken de o kadar inanılmazdı. Rose haklı. Güçlü.. Çok güçlü ve bu ne kadar olumlu bilemiyorum. Kitabın sonlarında bir an için Rose-Adrian ikilisini düşünmedim de değil. Dimitri'yi gerçekten çok seviyorum ve Rose ile Dimitri ayrılmaz ikili bunu da destekliyorum ama Adrian favorim. Gerçi Rose ile iyi bir ikili oluşturacaklarını düşünmüyorum. Adrian'ı bir kızla bağdaştıramıyorum... henüz. Ve onun için üzülmekten de vazgeçemiyorum. Rose'dan vazgeçtiğini görmek için sanırım seri sonuna kadar beklemem gerekecek.

Spoiler
Bu kitapta Dimitri meselesinin çözüme ulaşacağını, en azından bir  ilerleme kaydedileceğini ummuştum. Ama şimdi 3. kitabın sonunda nerede bıraktıysak hâlâ orada olduğumuzu fark ediyorum. Ciddiyim, artık ne olacaksa olsun. Kafayı yiyebilirim.

Bu arada Abe'in babası olması konusu ile yazar güzel bir ayrıntı yakalamış. Abe karakteri hoşuma gitmişti ve altından bir bela çıkmamasını umuyordum. Türk olma meselesi ile ilgili ne düşüneceğimi pek bilemiyorum. En azından müslüman-terörist falan dememiş. 

Ayrıca simyacılara bayıldım! Bir an önce bu seriyi bitirip Kanbağı serisine başlamak istiyorum ama bir yandan da bu seriyi bitirmek istemiyorum. Değişik bir ikilem. Syney'i tam hayal edemedim, bu işi de diğer seriye bırakıyorum. Adrian'a olan aşkımı da öyle.

Bir de Rusya zamanları var ki, şu an, kitap bittiğinde benim için sanki uzak bir anı gibi. Yeva'ya cidden bayıldım. Ama ailenin geri kalanına o kadar da ısınmadım. İyiler, ona şüphe yok. Tabii bir de Mark ve Oksana -bu arada bu Rus isimlerine asla alışamayacağım sanırım-  ve yeni "ruh" güçleri meselesi var ki oraya girersem içinden çıkabileceğimi sanmıyorum. Sadece bekleyip göreceğim, sanırım.
Spoiler Sonu

Bu arada gerçekten, seri hakkında birkaç spoiler yediğim için sinirlerim çok bozuk, o yüzden lütfen, rica ediyorum yorumlarınızda 5 ve 6. kitaptan asla spoiler vermeyin. Uyararak bile, çünkü yorumlarınızı direk okuyorum ve uyarılara bazen dikkat edemeyebiliyorum.

Uzun lafın kısası bu kitap sanki cennet ve cehennem arasında kalan araf gibiydi. Ölümle yaşam arasında kalan Strigoi gibi. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?


Serinin Diğer Kitapları:
Son Fedakarlık

Yazar: Richelle Mead   Yayınevi: Artemis   Sayfa Sayısı: 520   Çevirmen: Selim Yeniçeri
Liste Fiyatı: 20 TL    GoodReads Puanı: 4,38

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...