23 Aralık 2014 Salı

Ali'm (Bir Türk Masalı #2) - Tanıtım & İnceleme


Biliyordum, onu gördüğümde yine bütün kalkanlarım bedenimi saracak ve âşık ruhumu saklayacaktım. Artık hiç değilse kendime dürüst olma vaktiydi. Aslı ruhuma işlemişti işlemesine de ben bunu istiyor muydum? Hoş aklıma, ruhuma girerken bana sorduğu yoktu ama korkuyordum. 

Hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyordum.

Ali Aral, nam-ı diğer Alim Karanlık ve acımasız bir hayatı seçmek zorunda kalan, korkularını ve pişmanlıklarını kör bir cesaretin arkasına saklayan bir adam Ali'm, yetimliğinin acısını; Duyguya can, Bekire kan, Sadoya yıkılmayan duvar olarak unutmuştu. Hercai arzuların efendisiyken, bir gün hayatına gökten zembille inen Aslıyla tanıştığında hayatındaki en büyük eksikliğin ne olduğunu anladı: Aşk Fakat hayatındaki eksik şeyi yerine koymak sandığı kadar kolay olmayacaktı. 

Alim, Aslı için yanmayı ve yakmayı öğrenebilecek miydi? Öksüz ruhuna, kana bulanmış geçmişine aşkı anlatabilecek miydi? Ondan kaçan kadını, onu kendinden bile çok seveceğine inandırabilecek miydi?

Hercai arzuların ebedi aşka dönüştüğü Bir Türk Masalı daha...


Merhaba arkadaşlar! Bugün Duygu'yu okuduktan sonra çıkmasını sabırsızlıkla beklediğim Ali'm kitabının yorumunu sizlerle paylaşıyorum. Of çok resmi bir cümle oldu ama nedense böyle başlayasım geldi o yüzden silmiyorum. Çok konuşmadan yoruma geçelim:

Öncelikle yoruma bir Duygu-Ali'm karşılaştırması yaparak girmek istiyorum. İyi-kötü olarak değil de farklılıklarını anlatacağım. Öncelikle Duygu; Duygu'nun, yani bir kızın ağzından anlatıldığı için duygular daha yumuşaktı, daha sakindi. Alim'de ise duygular çok sert ve keskin dönüşler, bir anda parlamalar daha ön plandaydı. Eh, erkek olunca haliye.. Tabii bir de "Cadı Aslı" unsuru var ki Alim'i çileden çıkarıyor. Neyse, konumuza dönelim. Bunun dışında Duygu'yu Sedat, işlere pek bulaştırmadığı için bizim develerin çevirdiği haltların aslını astarını pek bilmiyorduk, Duygu ne biliyorsa o -Eh, Duygu da pek bir şey bilmiyormuş-. Ali ise olayların merkezinde olduğu için bu mafyalık meselelerini falan çözmüş olduk. Son olarak değineceğim noktaysa karakterler. Duygu'da Sedat'ın çevresinde işle uğraşan karakterler pek ön plana çıkmıyordu. Alim'de ise bu karakterlerle daha sık karşılaşır olduk. Örn: Tıfıl Cengiz, Tıfıl Olmayan Cengiz, Maho, Tarık.. bla bla bla. Ama benim asıl kastettiğim kişi Levent :D Levent Bey, Alim'den sonraki favori karakterim olmayı başardı :D 

Kitabın ilk 150-200 sayfasını az buçuk Duygu'dan bildiğimiz için biraz yavaş ilerleyebilir. Fakat bunlar aralarındaki "buz dağları"nı hafif hafif eritmeye başladıktan sonrası çok eğlenceliydi. Maalesef elimden bırakamadım ve yapmam gereken onca iş kaldı, ama değdi yani. İki günde bitti kitap, gerçi ben ilk 150 sayfasını önceden Wattpad'den okuduğum için geçtim. Kitabın yayınlanacağını öğrendiğimde Wattpad'den okumayı bırakmıştım. Şimdi gelelim asıl meseleye...




Ben sürekli ertelemeye çalışıyorum ama nasıl olsa eninde sonunda geleceğiz ana konuya: Alim ve Aslı. Allahım bu ikili beni resmen delirtti ama bir o kadar da güldürdü. Yani ben Aslı'yı da seviyorum aslında, onun pek bir suçu yok ama Alim tam bir öküz! Evet, hepimiz bunu onun öksüzlüğüne veriyoruz ama bu kadar da olmaz ki Alim ya ben bile kötü hissettim Aslı'ya söyleyip yaprıklarına karşı yani Aslı nasıl hissetmiştir kim bilir. (Gerçek gibi bahsettim ama korkmayın şizofren değilim) Ama Aslı Alim'e iyi dayandı, karşı çıktı, kavga etti falan filan ve sonunda Alim'i dize getirdi. Helal sana Aslı! Alim gibi manyağı da pısırık aşığa çevirdin ya :D

Uzun lafın kısası, Alim'i okuyun! Çünkü... Çünkü o Ali'm sonuçta! Alim'e kızsak etsek de ona sempati duymamak imkansız. Ayrıca o uçuk kaçık bir yabancı değil %100 saf katıksız Türk odunu! Hatta dağ ayısı veya öküzü de olabilir.. Ay pardon, yanlış kelimeler, erkeği demeliydim. Alim duymasın çıldırır sonra gider yine Aslı'ya patlar falan. Zaten zor bir araya getirdik dokunmayalım hiç :D 

Bir yorumumuz da böylece bitti. Serinin Alim'den önceki ilk kitabı Duygu'nun yorumunu merak ediyorsanız buraya, Işıl Parlakyıldız'ın kitaplarını merak ediyorsanız ise buraya tıklamanız yeterli! Müptelâ Yayınları'na ve Işıl Parlakyıldız'a bizi bu eğlenceli seriyle tanıştırdıkları için teşekkür ediyor, KCBT ile yaptığımız Duygu turuna çaktırmadan göz kırpıyor ve yorumuma son noktayı koyuyorum. Bir sonraki yorumda görüşmek üzere.. Hoşçakalıın! ^,^




Yazar: Işıl Parlakyıldız   Yayınevi: Müptelâ   Sayfa Sayısı: 536
Liste Fiyatı: 25 TL 


6 yorum :

  1. Lanet işleyicilere başla bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o seriye başlamak istiyorum ama önce yarım kalan serilerimi bitirmem gerekiyor :(

      Sil
    2. Gölgelerin kani cok güzel bir finaldi bence iyi okumalarr

      Sil
    3. 2. kitabı okumamın üzerinden o kadar uzun zaman geçmiş ki çoğu şeyi unutmuşum, fakat okudukça toparlıyorum sanki biraz. Şu an çok iyi gidiyor gerçekten, teşekkürler ^,^

      Sil
  2. Bence the 100 varken düşünmemelisin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu aralar seri devamlarına öncelik veriyorum fakat The 100 da yakın zamanda okumak istediklerimden ^,^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...