29 Kasım 2013 Cuma

Brothers Conflict (Erkek Kapışması) - Anime Tanıtım & İnceleme


   Hinata Ema; ünlü maceraperest Hinata Rintarou'nun, tek kızıdır. Bir gün Ema, babasının başarılı bir kıyafet üreticisi, Asahina Miwa, ile yeniden evleneneceğini öğrenir. Onları rahatsız etmek istememesinden dolayı Ema, yeni üvey annesinin çocuklarının yaşadığı evine taşınıp, Gündoğumu Konağı denen köşkte 11 erkek kardeşle kalmaya karar verir. Aynı çatı altında birlikte yaşadıkları sürece Ema ve Asahina kardeşler arasında romantizm filizlenecektir.

   Aslında 13 kardeşler fakat 2'si farklı evde kalıyor. Buna rağmen kapışmanın içerisinde yerleri çoktan hazır aslında :D Bu 13 kardeş, yaşları bayağı bir farklılık göstermekle beraber (10-25 arası olabilir) hepsi de Ema'yı eve büyük bir hoşgörüyle kabul eder. En başta eğlence amaçlı Ema'yla ilgilenen kardeşler için sonradan bu olay ciddileşir ve gerçek bir kapışma haline gelir.

Ema render   Böyle harem türündeki animeler normalde bana tekdüze ve sıkıcı gelir. En başlarda bu anime de öyle geliyordu. Aralıklar koyarak izledim ama hiç bırakmadım. Çünkü sadece erkekleri için bile izleyebilirsiniz. Çizimler, karakteristik özellikler gerçekten muhteşem. Kızımızı biraz abartmışlar ama şirin, sevilesi bir tipi var aslında. 13 erkeğin de sırasıyla kıza aşklarını itiraf etmeleri, öpüp durmaları bir ara sıktı gibi oldu ama sonra farklı olaylar araya katarak eğlenceli hale getirmeyi başardılar. 9-10-11-12. bölümler akıp gitti resmen. Genelde böyle başları sıkıcı gelen animeler son bölümlerde patlama yaşıyor.

   Biraz da karakterleri anlatıyım. Ben bile bazen adlarını karıştırıyorum. Hiçbiri birbirine benzemiyor ama çok fazlalar :D Neyse, kardeşlere geçmeden önce ilk olarak başrolümüz Hinata'dan bahsedelim. Kahverengi saçlı, kahverengi gözlü 16 yaşında olan tatlı bir kızdır kendisi. Onu erkeklerden korumaya çalışan en yakın arkadaşı küçük tavşanı ise Juli. Ema'nın bodyguard görevini karşılıyor diyebiliriz. (Dizinin sonlarına doğru Juli sizi şaşırtabilir :D)
Asahina kardeşleri anlatmak biraz zor olacak (13 tane olunca). O yüzden şöyle yüzeyden özelliklerini söyleyeyim bari :D

28 Kasım 2013 Perşembe

Hakushaku To Yousei (Kont Ve Peri) - Anime Tanıtım & İnceleme

  
   Hikaye; 19. yüzyıl İngilteresinde yaşayan Lydia adlı “peri doktoru”nun çevresinde geçer. Mavi şovalye kont, Edgar’la karşılaştığındaysa hayatı 180 derece değişecektir. Edgar, aile yadigarı, değerli bir kılıcı bulmaya çalışırken kendisine yardımcı olması için Lydia’yı yanına alır.
   Eh, tabii bu sadece başlangıç. Olaylar bununla da kalmaz karıştıkça karışır. Tabii bu sırada iki karakterimiz de birbirine karşı duyduğu hislerin farkına varmaya başlar. Daha çok sihir ve macera üzerine kurulu olan animemiz de romantizm de yok değil yani..

   Bu anime biraz daha olayların çabuk geliştiği ve 12 bölüme birçok şeyin sığdırıldığı türdendi. Edgar'ın kibarlığı ile Lydia'nın ne yapacağını bilemez hali birleşince ortaya çok şirin bir anime çıkmış. Tabii Kelpie'yi de unutmamak lazım. Favori karakterim Kelpie, bir "Siyah Su Atı" perisi ve -maalesef- Lydia'ya fena halde aşık. Hikayedeki kötü çocuk gibi gösterilmeye çalışılmış ama anime boyunca bizi en çok güldüren karakterimiz de bu oldu diyebilirim.

   Bir de kediciğimiz Nico var. Lydia'nın yardımcısı ve en iyi arkadaşı konumunda olan kedi formundaki perimiz. Ve bir diğer karakterimiz ise Raven. Siyah saçları, zümrüt yeşili gözleriyle asaletin simgesi diyebilirim. Raven animede Edgar'ın uşağı rolünü oynuyor. İçinde kötü bir peri ruhu barındıran Raven'a Edgar bunu bastırması için yardım etmiş ve bir şekilde hayatını kurtarmış gibi oluyor. Bu yüzden Raven Edgar'a sonsuz bir sadakatle bağlı ve onu içindeki kötü periden aldığı güç ile her türlü tehlikeden korumaya çalışıyor.
  
   Bunların yanında ressam Paul, Gladys'in perisi Banshee, Lydia'nın babası Profesör Carlton, Raven'ın kız kardeşi Ermine ve kendi kendini Mavi Şovalye Kont ilan etmiş bir kötü Prensimiz var. Hikaye bu karakterler arasında dönüşümlü olarak geçiyor denebilir.

   Aralıklar koyarak izlediğim bir animeydi ama sıkıldığım için değil. Sadece shoujo türündeki animeleri arka arkaya aralıksız izlemeyi tercih etmiyorum. Özellikle animenin 6 adet Special bölümlerinden bahsetmek istiyorum. Arka fona William Shakespeare'in seçilmiş sonelerinden koyarak hazırladıkları 2-3 dakikalık bölümlerdi, ve karakterler geçmiş yaşantıları vb. şeylerin şöyle bir üzerinden geçiliyordu.

   Bu anime için klasik shoujo diyebilirim. Konusuyla öne çıkmayabilir ama karakterler ve özellikle çizimiyle mutlaka öne çıkacağını düşünüyorum. Lydia'nın dağınık uzun kızıl saçları ve kocaman yeşil gözlerini de çok tatlı buluyorum -söylemeden geçemeyeceğim-.

  Her neyse, şimdi birçok kişi "bu niye anime paylaştı" sorusuyla gelmeden önce çok basit bir cevap vereyim: Can sıkıtısı. Uzun süre blogda paylaşım yapmayınca kendimi bir garip hissediyorum bu yüzden arada sırada alıntılar paylaşıyorum veya alakasız şeyler. Madem öyle anime paylaşıyım bari, izlediklerim de boşa gitmesin dedim; canım sıkıldıkça paylaşırım artık :D

22 Kasım 2013 Cuma

Köpek Düşleri (Wolfe Brothers #1) - Tanıtım & İnceleme & Alıntılar

 

   Yalnızca gözyaşlarıyla yıkananlar kazandım diyebilir!

    Adım Cameron Wolfe.
    Şehirde yaşıyorum.
    Okula gidiyorum.
    Kızlarla aram hiç iyi değil.
    Biraz akıllıyım.
    Pek fazla sağduyum yok.

    Markus Zusak, Köpek Düşlerinde hiç istemediği bir hayata gözlerini açan bir çocuğun çırpınışlarına odaklanıyor. Arızalı çocukların acımasız dünyasına adım atan yazar, erkeklik hallerinin sert ve bilinmeyen kuralları üzerinde durarak, dibe vurmaktan çekinmeyenlerin korkusuz hikâyelerini mizah yüklü bir dille ele alıyor.

•❤•.¸✿¸.•❤•

   İlk olarak kitaba yapılan bazı yorumlar, lafı ağzımdan aldığı için birkaçını da sizinle paylaşabilirim diye düşündüm:

   Markus Zuzak, erken yaşta hayat mücadelesine giren bir çocuğun dünyasını büyüleyici bir dille ele alıyor. Bu kitabı herkes okumalı!
    Publishers Weekly

    Kimine yakın kimine ise çok uzak olan bir hikâyedir erkeklerin dünyası. Ancak bu kitapta herkesin kendinden bir şeyler bulacağı kesin...
    Kirkus Reviews

    Yalın ve akıcı bir dille yazılan Köpek Düşleri, Markus Zusak sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak.
    Goodreads  
•❤•.¸✿¸.•❤•

   Sanırım bu okuduğum ilk "gerçek anlamda" erkek gözüyle yazılmış kitaptı diyebilirim. Yani yazar da erkek olduğu için o kadar samimi bir şekilde anlatılmış ki, gerçek hayat gibi düşünüyorsunuz. Burada gerçek derken Ayaklı Bela gibi kitapları kastetmiyorum. Onları çoook beğeniyoruz ama hepimiz gerçeğin farkındayız: Yazar kadın, bu duygular aslında kadınların karşısındaki kişide görmek isteyeceği duygular. Ama Köpek Düşleri'nde bu yok, yazar erkek ve erkeğin gözünden yazılmış bir gerçek hayat romanı. Sadece aşk değil, macera değil; gerçek hayatı tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seren bir kitap.

   Kitap kısacık olmakla birlikte bir seri. Bildiğim kadarıyla yurt dışında 3, Türkiye'de 2 adet kitabı çıktı. Ve kitabın akıcı bir dili, Markus Zusak'ın ise harika bir üslubu var. Ya da ben öyle düşünüyorum. Ama yorumlarda olduğu gibi ne zaman bu yazarın bir kitabını okusam, erkek-kız gözüyle yazılmış farketmez, içinde mutlaka kendime ait bir şeyler bulabiliyorum. Bu belki sadece benim hissettiğim bir şeydir. Belki de değildir. (Tam kitaba uygun belkiler kullandım, okuyanlar farkediyordur umarım :D) Ben Markus Zusak'a çok ön yargıyla yaklaşmıştım, ama sonra hepsi uçup gitti. Diğer yazarlardan o kadar farklı geliyor ki, tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama belki üslubunda hoşuma giden şey bu da olabilir: Özgünlük.

   Kısa ve akıcı olması nedeniyle basit gelebilir ama bana kalırsa bu kitap için "basit" kelimesi biraz aşağılayıcı geliyor kulağa. Bu kitabın kısa olmasına rağmen, okurlara bir şey kattığını düşünüyorum; en azından empati duygusu. Bu çoğu kişi için gerekli çünkü. Cameron'un yaşadıklarını 1. ağızdan okumak ve onun düşünceleri, karmaşık gibi görünebilir dışarıdan ama aslında gayet anlamlı geliyor bana, ve en önemlisi de; samimi.

   Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum diyemeyeceğim, çünkü klasik bir fantastik young-adult kitabı değil, daha edebi ve daha anlamlı. Okuduktan sonra umursamaz bir ifadeyle "Bu ne ya saçma sapan" gibi yorumlar görür, duyarsam "Sen onu hiç anlamıyosun kii" diye ağlayabilirim. Tamam, belki o kadar ileri gitmem ama sadece içimden salak der geçerim heralde. Bu biraz açıksözlülük oldu ama bazen böyle yorumlara katlanamıyorum işte, bu yüzden herkese tavsiye etmiyorum bu kitabı. Sadece 15 yaşındaki, dışarıdan sokak serserisi gibi görünen bir çocuğun hayatını içeriden anlatan bir kitap, o kadar. Bu açıklama ilginizi çekiyorsa okuyun diyebilirim işte :D

Birkaç küçük alıntı :)

Bizim gibi çocuklar-aslında genel olarak erkekler- dünyanın pisliği olmak zorundaydılar. En azından çoğu zaman. Yemin ederim, zamanımızın çoğunu hayvan gibi davranmak için harcıyorduk.

•❤•.¸✿¸.•❤•

Bir yeri soyuyor filan değildik.
Biz umutsuzduk.
Umutsuz, sefil ve başınızı sallamanıza neden olacak kadar acınası...

•❤•.¸✿¸.•❤•

Belki kelimesi beni rahatsız etmeye başlamıştı çünkü hayatımda sabit olan tek şey belkilerin sonsuza dek benimle kalacak olmasıydı.

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Cam, bu benim son işim olacak." dedi. Duysanız onu Al Capone* filan sanırdınız. 
(* İtalyan asıllı Amerikalı mafya lideri)

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Bu son işten sonra soygunculuktan, hırsızlıktan, barbarlıktan emekli oluyorum."
"Daha kariyerin olmadan nasıl emekli olacaksın ki?"
"Kapa çeneni! İniş çıkışlarım olduğunu itiraf ediyorum ama artık sona ermek zorunda."

Puanım: 4   GoodReads Puanı: 3,5
Yazar: Markus Zusak   Yayınevi: Martı   Sayfa Sayısı: 159

21 Kasım 2013 Perşembe

Kitap Sihirbazı'nda Şenlik Fırsatları !!

Resimleri daha büyük görmek için tıklayınız :)
İndirimli olacak 50 roman:
Kitap Sihirbazı'ndaki mükemmel indirimli yayınevleri :)
1- Kürk Mantolu Madonna
2-Şeker Portakalı
3-Küçük Prens
4-Suç ve Ceza
5-Sefiller
6-Simyacı
7-Fareler ve İnsanlar
8-Tutunamayanlar
9-Olasılıksız
10-Dönüşüm
11-Uçurtma Avcısı
12-Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
13-La Sonsuzluk Hecesi
14- Aşk
15-Yüzyıllık Yalnızlık
16-Nietzsche Ağladığında
17-Yabancı
18-Martı
19-Çalıkuşu
20- Da Vinci Şifresi
21- Şu Çılgın Türkler
22-Yüzüklerin Efendisi
23-Koku
24- Suç ve Ceza
25-Piruze
26-Satranç
27-Dövüş Kulübü
28-Bir Çift Yürek
29-Mesnevi
30- Aylak Adam
31- Saatleri Ayarlama enstitüsü
32-Böyle Buyurdu Zerdüşt
33-Çavdar Tarlasında Çocuklar
34-Gün Olur Asra Bedel
35-Dublorün Dilemması
35-Masumiyet Müzesi
36-Sofie'nin Dünyası
37-Bülbülü Öldürmek
38-İnce Memed
39-Kelebek
40-Otomatik Portakal
41-Şibumi
42- Aşk ve Gurur
43-Rüzgar Gibi Geçti
44-Sineklerin Tanrısı
45-Semerkant
46-Şarkını Söylediğin Zaman
47-Hayvan Çiftliği
48-İnsan Ne ile Yaşar
49-Puslu Kıtalar Atlası
50-Kitap Hırsızı

Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi - Alıntılar


"Gerçekten düşünceleri okuyabiliyor mu?" diye fısıldadım.
"Uşak mı?" diye fısıldadı Gideon. "Umarım okumuyordur. Biraz önce onun bir sansara benzediğini düşündüm."
Yoksa bu sözlerinde hafif bir esprinin gölgesi mi vardı? 'Bay çekilin yoldan önemli bir zaman yolculuğundayım' gerçekten şaka mı yapmıştı? Çabucak sırıttım. (Ne de olsa böyle bir şeyin olumlu biçimde desteklenmesi gerekirdi.)
-o-
 
"Bir annen mi var?" Ağzımdan çıkar çıkmaz ne kadar budalaca bir soru olduğunu farkettim. Tanrım!
Gideon bir kaşını kaldırdı. "Ne sandın?" diye sordu alay ederek. "Falk amca ve Bay George tarafından üretilmiş bir android olduğumu mu?"
-o-
"Parola?"
Quark edit bisküvi ya da öyle bir şey.
"Qua redit nescitis," dedi Gideon.
Eh, en azından yaklaşmıştım. 
( ... )
Şu parola neydi? Qua neskuik moskito muydu? 
Bunu mutlaka kafamın bir yerine yazmalıydım.

-o-

İç geçirdim. Bu ne korkunç kabustu. Darth Vader'ı hayatımın geri kalanında etrafımda dolanıp canice sözlerini sarf ederken hayal ettim. (...) 
Anlaşılan Xemerius farklı bir şey düşünüyordu. Başını kaldırıp masum bir tavırla yüzüme baktı. "Onu yiyebilir miyim? Lütfeeen?"
Ona gülümsedim. "Bu kadar nazikçe sorduğuna göre sana hayır diyemeyeceğim!"
-o-

"Bir dakika çeneni kapa, olur mu? Burada sana ilan-ı aşk etmek için tüm cesaretimi toplamaya çalışıyorum. Bu konuda hiç deneme yapmadım."
"Efendim?"
"Sana aşık oldum," dedi ciddi bir sesle. "Gwendolyn."
 
-o-

"Hazır mısın Gwendolyn?" diye sordu Gideon. "Sen hazırsan, ben de hazırım."
 
-o-

"Adım Xemerius, tanıştığıma memnun oldum. Bana bir kedi satın alacak mısın?"
"Hayır."
(...)
"Bana şu zaman yolculuğunu açıklar mısın?" dedi Xemerius.
"Bunu ben bile anlamıyorum"
"Bana bir kedi satın alacak mısın?"
"Hayır."

-o-

Leslie ve ben, Gideon ve Raphael'i görünce el salladık.
Xemerius yapmacık bir sesle, "Özlemle beklenen iki masal prensi bu sabah değişiklik yapmış ve beyaz atlarını ahırda bırakarak, metroya binmişlerdi," diye nutuk attı. "Onları görünce iki prensesin gözleri parladı ve patlamaya hazır gençlik hormonları utangaç selamlaşma öpücükleri, aptalca sırıtmalar şeklinde birbiriyle çarpışınca zeki ve erişilmez güzellikteki iblis ne yazık ki çöp sepetine kusmak zorunda kaldı." Utanmazca abartıyordu, hiç birimiz aptalca sırıtmıyorduk bir kere.

Zümrüt Yeşil (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #3) - Tanıtım & İnceleme


İçinde aşkın tüm renklerini bulduğunuz
unutulmaz serinin son kitabı...

Bir kadın kalbi kırıldığında ne yapar?

En iyi arkadaşını arar, çikolata yer, belki haftalarca aşk acısı çeker.

Ancak zaman yolcusu Gwendolyn Shepherd, elinde olmayan nedenlerden dolayı enerjisini başka şeylere harcamak zorundadır. Örneğin; hayatta kalmak.

Çünkü geçmişte yaşayan Saint Germain Kontunun yaptıkları, geleceği tehlikeli bir şekilde etkilemeye başlamıştır.

Gwendolyn ve Gideon aşk acısına rağmen ipucu bulmak için 17. yüzyıldaki büyüleyici bir baloda menuet dansı yapmakla kalmayacak, kendilerini unutulmaz bir maceranın da içinde bulacaklardır.

 °.•°•.★

Serinin bu son kitabında "İ-NA-NA-MI-YO-RUM" dediğimiz çok kısım vardı. Çoğu tahmin edilebilirdi ama bazıları gerçekten bizi şok etmeye yetti. Kitapla ilgili şikayetçi olduğum bazı kısımlar da var. Mesela kitabın sonu yarım yamalak bitirilmiş. (Azıcık spoiler içerebilir.) Gwendolyn, Gideon, Leslie, Raphael, Gwen'in ailesinin falan geleceği, akıbeti belirli değil. Yani olaylar oldu bitti ve sonra ne oldu? Konta ne olduğu bile söylenmiyor sonunda. Birazcık daha uzatılmalıymış bana kalırsa, en azından 1 bölüm boyunca gelecek süreçte neler olduğu, olayların nasıl düzene girdiği anlatılmalıydı. Diğer muhafızlardan kim işbirilğinde, kim nasıl tepki verecek, bunlar resmen uçtu gitti yani.

Sadece bu kitap için söyleyeceklerim bu kadar, çünkü biraz da seri hakkında yorum yapacağım. Mesela 3 kitabın bu kadar kalın görünmesine rağmen içeriği biraz sıkıştırılsa nasıl tek kitap haline getirilebileceği gibi. Tamam tek cümle olarak biraz uzun oldu, şöyle açıklayım.  Kitaplar hem Ciltli, hem büyük puntolu, hem de fazla boşluklu olduğundan dolayı kalın gibi görünüyor. Fakat bu üç kitabı da puntoları küçültüp boşlukları normal hale getirince (ve karton kapağı da unutmayalım) birleştirirsek ben en fazla 700 sayfalık normal bir kitap ortaya çıkar diye düşünüyorum. Sadece görünüş olarak değil içerik olarak da üç kitap gereksizdi. Çünkü zaten kitaplar totalde sadece 2 haftayı anlatıyor. İnanabiliyor musunuz? O kocaman kitaplar topu topu 2 hafta!

Tamam, uzatmadan (sanki hiç uzatmamışım gibi) diğer meseleye geçelim, dipnotlar. Madem bazı kelimelere dipnot koyuyosunuz, doğru düzgün açıklama yapın bari. Bir kelimeye yıldız koyup altına "Bir simya terimi." yazıyorlar. Evet canım, onu ben de görebiliyorum, asıl yazmaları gereken şey kelimenin anlamı. Terim olduğu ortada zaten ne olduğunu bilmiyoruz asıl.

Ben bu seriye ilk başladığımda aşk ağırlıklı olduğunu düşünmüştüm. Kapakları olsun, serinin ismi olsun, tanıtım yazısı olsun her şeyiyle. Ama biraz yanılgıya düşmüş olduğumu farkettim. Her ne kadar aşk içerse de kesinlikle macera ağır basan bir seri. Zaten romantik kitaplarda kız-erkek sahneleri durmadan karşımıza çıkar ve sürekli dipdibedir. Bu seride ise tam zıddına 5-6 sahneden birinde kısa bir konuşma (veya her ne yapıyorlarsa işte ondan) var. Bu açıdan hayal kırıklığı oldu diyemem ama biraz şaşırdım yani, bir kitap bitiyor ben hala 'ee hani bunlara ne oldu' havalarında kalıyorum.
 °.•°•.★

Ve ve ve ve veee! Serinin filmi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz merak ediyorum. Çünkü ben fragmana atılan 2 saniyelik bakış içerisinde milyonlarca eleştirel düşünceye sahip oldum.
Gwendolyn; şişman ya, bildiğiniz balık etli kız. Krem bir elbise giymişti izlediğim kısımda ve -OMG!- o neydi ya çok ciddiyim. Bu kız kitabın başında uzun bacaklıyım, güzel suratlıyım diye kendini yüceltiyordu ve sonuç: 10 üzerinde 3. Tabi bu sadece fragmana bakarak söylediklerim, resimlerde gayet normal duruyordu.
Gideon; Bu konu üzerinde fazla düşünbir düşüncem yok aslında. Hayallerimdeki Gideon ile uzaktan yakından alakası yok ama izlediğim kısımda berbat falan da değildi. Şöyle bir düşününce gayet hoştu aslında, bir türlü karar veremiyorum o yüzden bu konuyu pas geçeceğim. Ama bir şeyi de eklemem lazım, çocuğu görünce aklıma ilk gelen şey Leonardo DiCaprio'nun Titanic'deki haline ne kadar benziyor olduğuydu. Bilmiyorum belki de sadece saçlar yüzündendir.

Evet fragmana şöyle bir bakıldığında, aşırı sessiz ve kasvetli (tam olarak kullanabileceğim kelime bu) diye düşünüyorum. Macera kitaplarına-filmlerine has olan o hava bu filme verilememiş. Aynı şeyi Kemikler Şehri filminde de yaşadığımızı düşünüyorum -ki daha önce belirtmiştim bunları zaten-. Zaten filmde neden Almanca konuşulduğu saçmalığını çözebilmiş değilim. Kitaba göre bunlar Londra'da yaşıyor. Almanca'da ise Gwendolyn 2. veya 3. dil olarak alıyor ve pek de iyi değil diye anlatılıyordu. Bu arada filmdeki soğuk havayı da çözdüm: Alman oyuncular. Tabii yazarın Alman olması bu uupuzuun paragraftaki her şeyi açıklıyor sanırım.

Neyse yani sanki daha söylemem gereken bir milyon şey varmış gibi hissediyorum ama şu ana kadar yazdıklarımın okunması bile zor olacak bu yüzden burada bırakıyorum. Okuyanlar ve okumayanlar yorumlarınızı bekliyoruum :)

Puanım: 5   GoodReads Puanı: 4,34   Imdb Puanı (Film): 5,7 / 10
Yazar: Kerstin Gier   Sayfa Sayısı: 464   Yayınevi: Pegasus

19 Kasım 2013 Salı

Safir Mavi (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #2) - Tanıtım & İnceleme


Acemi bir âşığı geçmişe yollamak iyi bir fikir olmayabilir!

En azından on altı yaşındaki çömez zaman yolcusu Gwendolyn böyle düşünüyordur.

Bu macerada Gideon ve Gwen dünyayı kurtarmak ya da menuet dansını öğrenmek gibi pek çok sorunun üstesinden gelmek durumunda kalacaktır. (Üstelik ikisi de hiç kolay değildir!)

Bütün bunlar yetmezmiş gibi Gideon büsbütün tuhaf davranmaya başlayınca, Gwendolyn artık hormonlarını kontrol altına alma zamanının geldiğini anlayacaktır!

Çünkü işin içinde aşk varken zaman yolculuğu yapmak pek mümkün görünmemektedir

 -o-

 Şu an Zümrüt Yeşil'i bitirmek üzere olduğum için bu kitabı hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü zaten toplasan en fazla 1 haftayı anlatıyor kitap. Bu yüzden bu seriyle ilgili gerçek ve uzun olacağını düşündüğüm yorumumu Zümrüt Yeşil'e bırakıyorum ve biraz bu kitaptan bahsediyorum. İlk kitap kadar akıcıydı ve onun kadar hoştu. Ama bu kitapta çoğu okuru tatmin etmeyen bir şey var: Gwendolyn-Gideon sahneleri. Spoiler vermeden yorum yapacağım bu yüzden ne olduğunu söylemeden şöyle diyebilirim: Kitabın sonunda bu konu özellikle sinirimizi bozdu "Yok daha neler ya Ünlem!1!!!bir!11!!" veya "Ayy canım Gwenny'm ya bu da yapılmaz ki bak nasıl acıdım" gibi tepkiler aldık. Zümrüt Yeşil'de açığa çıkacağını tahmin ettiğim için konunun üzerinde ben fazla durmadım ama gıcık oldum denebilir.

  Kitabın son sahnesini Lucy-Paul bekliyordum ama tahmin edin kim? Paul-Gideon. Aslında oldukça hoş bir son bölüm olmuştu ve biraz da meraklandık tabii ki. Safir Mavi'yi bitiren Zümrüt Yeşil'siz yapamaz gibi geliyor bana. Belki de arka arkaya okuduğum için böyle hissetmişimdir, bilemiyorum. Şu Paul-Lucy çok hoşuma gidiyor, Gideon'dan bahsetmiyorum bile. Bu yüzden kitabın son bölümü iyiydi işte :D 

  Ve şu suareye gelecek olursak. Gwen biraz salaklık yaptı, doğrudur. Ama çok tatlı ve komikti o kısımda bana kalırsa, böyle hafif uçuk kafayla Memory'yi söylemeler falan, çok güldürdü beni. Aslına bakarsanız seri bildiğimiz klasik young-adult'lardan birazcık olsun farklı değil. Farklı olan şey konusu, zaman yolculuğu. Çünkü her ne kadar o upuzun seri ismi "Aşk" ile ilgili olsa da seri daha çok macera. 

  Bu arada filmine, kadrosuna, ya da fragmanına bakan var mı bilmiyorum. Ama tavsiye etmem, Gwen berbat en başta, Gideon pek hayallerime uymasa da fragmanda hoş sayılabilirdi. Ama film aşırı kasvetli olmuş, Ölümcül Oyuncaklar'da da aynı şeyi yaşadık. Hareketli olmaktan çok üzgün ve karamsar bir hava yayıyor, zaten Almanca olunca tüm sempati kayboldu. Belli Alman yapımı olduğu (Kitap ve film de aslında) böyle bi soğukluk var yani, apaçık ortada, her ne kadar Londra'da geçse de -ki ben niye İngiltere'de Almanca konuştuklarını anlayamadım-. 

  Bu kitaba kısacık bir yorum yapıp asıl yorumu son kitaba bırakıyım demiştim ama gördüğünüz gibi tutamadım kendimi yine. Neyse yeterince sıkıcı oldu biraz daha uzatırsam birileri esnemeye başlayacak, Zümrüt Yeşil'de görüşürüüüzz !! :)

Puanım: 4,5   GoodReads Puanı: 4,27
Sayfa Sayısı: 368   Yazar: Kerstin Gier   Yayınevi: Pegasus

18 Kasım 2013 Pazartesi

Yakut Kırmızı (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer #1) - Tanıtım & İnceleme

İçinde aşkın tüm renklerini bulacağınız, macera dolu, unutulmaz bir seri...

Geçmişin gölgesinde kalmış bir aşk
Fantastik bir dünyada hayat bulan, muhteşem bir zaman yolculuğu
Gizem, heyecan, romantizmin olağanüstü karışımı

Bazen sırlarla dolu bir ailede yaşamak gerçekten de zordur.
En azından on altı yaşındaki Gwendolyn bundan kesinlikle emindir.
Ta ki günün birinde kendini 18. yüzyıl Londrasında bulana dek.
İşte o zaman ailesinin en büyük sırrını öğrenir: Zaman yolculuğu!
Ancak bu yolculuklarda genç kızın hislerine yer yoktur.
Çünkü aşk, durumu daha da karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramaz!

-o-

   Açıkçası 1. kitap gerçekten çok güzeldi ama benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Özellikle ilk 50 sayfa. Sonları güzeldi, daha çabuk ilerledi ama bu kadar övgüden sonra daha iyi bir ilk kitap beklerdim şahsen. Ama seriye lafım yok, gerçekten güzel ilerliyor, akıcı ve farklı bir konusu var. Yazar muhteşem bir kurgu ile beynimizdeki 3 parçayı birbirine karıştırıyor: Geçmiş, Şimdiki Zaman, Gelecek. Kafamızın fazla karışmasına izin vermediği gibi birçok konuyu birbirine karıştırmadan sırayla ilerliyor kitap.

   Fakat ilk kitapta serinin adıyla ters düşen bir şey vardı: Aşk. Aşka o kadar az yer verilmişti ki (Sonları saymıyorum). Ben "Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" diyince kitabın başında tanışır aşık olurlar dedim ama yok. Ortalara doğru tanışıyorlar, sonunda ise bizim aşık olduklarını düşündüğümüz durumlar yaşıyorlar. Ama dikkat, itiraf veya "Seni seviyorum" gibi şeyler yok. Bu olay hoşuma gitti, böyle sevgili tavırları serinin başından başlayınca sıkıyor açıkçası.

   Ve bir de yazar seride ana karakterler hakkında fazla tasvire yer vermemiş. 1 veya 2 kez söyleyip geçiyor, özellikle bazı karakterlerin tipini hatırlamak için hafızamı zorlamam gerekti. Ama hakkını yemeyelim seri çok iyi ilerliyor. Ayrıca Gwendolyn'in parolalarla imtihanı gülünmeye değerdi :D Ve şimdi kitabın ilk bölümünden anladığım bir olayı spoiler'la anlatacağım, çünkü bu konuda diğer okuyanların da görüşlerini duymak istiyorum:

#Spoiler

Kitabın ilk bölümü Lucy ve Paul olduğunu tahmin ettiğim iki kişi arasında geçmişti ve burada "onu bırakmak zorunda kaldık" "en azından 16 yaşına kadar rahat olacak" gibi şeyler de geçiyordu. Ben de Gwendolyn kısmına başlar başlamaz "Bu kızın anne babasıymış" diye düşündüm. Ama bunu ilk başladığımda seriyi bitirmiş birkaç kişiye sorduğumda "Hayal gücüne göre değişir." "Evet, bence de." veya "Aa, öyle mi, çok mantıklıı" gibi yorumlar aldım. Yani demek ki serinin sonunda bununla ilgili somut bir şey yok, diye düşündüm (emin olmamakla birlikte). Ama kitabın son bölümü yine Lucy ve Paul arasında geçiyordu ve bu sefer de "Şurasını senden almış, bu huyunu benden almış" ve benzeri konuşmaları görünce bu sefer kesinleşti kafamda düşüncem. Tabii daha seriyi bitirmediğim için konuyla ilgili net bir yorumda bulunamıyorum ve sizin de düşüncelerinizi bir alayım dedim :)

Spoiler Sonu

Yani, işte bu kitaptaki düşüncelerim de bundan ibaret, ama seri kurgusuyla olsun, karakterleriyle olsun gerçekten hoşuma gitti. Kapağı biraz çocukça olduğu için kitabın da çocukça olduğu şüpheleri var. Biraz basit olabilir ama kesinlikle çocukça demezdim ben bu kitaba, bu konuda garanti verebilirim. Birkaç alıntı da paylaşarak bu yorumuma son vermeliyim sanırım artık :)

Puanım: 4,5   GoodReads Puanı: 4,14
Yazar: Kerstin Gier   Yayınevi: Pegasus   Sayfa Sayısı: 352

Alıntılar:

"Gerçekten düşünceleri okuyabiliyor mu?" diye fısıldadım.
"Uşak mı?" diye fısıldadı Gideon. "Umarım okumuyordur. Biraz önce onun bir sansara benzediğini düşündüm."
Yoksa bu sözlerinde hafif bir esprinin gölgesi mi vardı? 'Bay çekilin yoldan önemli bir zaman yolculuğundayım' gerçekten şaka mı yapmıştı? Çabucak sırıttım. (Ne de olsa böyle bir şeyin olumlu biçimde desteklenmesi gerekirdi.)

-o-

"Parola?"
Quark edit bisküvi ya da öyle bir şey.
"Qua redit nescitis," dedi Gideon.
Eh, en azından yaklaşmıştım. 
... 
Şu parola neydi? Qua neskuik moskito muydu? 
Bunu mutlaka kafamın bir yerine yazmalıydım.

15 Kasım 2013 Cuma

Ayaklı Bela (Beautiful #2) - Tanıtım & İnceleme


   Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

    Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et.

    Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan?

    Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

~o~

   Seriye her ne kadar hasta olsam da başlarda biraz gıcık olmuştum. "Ne yani o 'seni ilk gördüğümde' diye başlayan cümle yalan mıydı, hiç de bir şey düşünmemiş" gibisinden saçma bir havaya girmiştim. Ama Travis'in ağzından bir kitabı okumak, ancak bu kadar güzel olabilirdi.. Yani, yazarın kadın olduğunu bildiğim için, bu kadar duygu yüklü olmasını anlıyorum aslında. Çünkü genelde erkek yazarların bu tip kitapları; ya aşırı duygusuzdur, ya da çoğunlukla şehvet içeriklidir. Genelde diyorum, dikkat.

   İlk kitaba bayıldığım gibi bu kitap da çok hoşuma gitti. Ama ilk kitaba kendimi o kadar kaptırmışım ki fark edemedim (veya ilk kitaptaki Abby'nin ne düşündüğünü unutmuş da olabilirim, siz seçin) sadece Travis aşkları için savaşıyor, Abby'nin peşinde koşuyor. Abby? O tüm kitap boyunca şüphe içinde olmak ve kaçmakla meşgul. Ama her ne olursa olsun Abby'nin şu blöf yapma, gözünden hiçbir şeyi kaçırmama ve poker face olayı gerçekten Abby'yi benim gözümde bile çok çekici kılıyor. Ben genelde kitaplardaki kadın karakterlerden aşırı nefret eden bir tip değilimdir zaten ama böyle olanlar da kabul etmeli ki Travis ve Abby kesinlikle birbirini tamamlayan iki karakter olarak kurgulanmış, ve gayet de başarılı olmuş.

   Ve kitap boyunca (birçoğumuzun da olduğu gibi) en büyük tepkiyi verdiğim yer: Kitabın epilogu !!! O son neydi öyle! Aslında sonunda geleceği vereceklerini tahmin etmiştim ama böyle bir şeyi gerçekten beklemiyordum. Çok samimi, çok güzel olmuş.. Yalnız gelecekte America ve Shepley'nin durumundan neredeyse hiç bahsedilmedi, sadece isimleri geçti, bunu biraz yadırgadım yani sonuçta tüm bunları başlatan ikili onlardı. Ama o son, her şeye değerdi. Yazar gerçekten güzel bir sürpriz yapmış.

   Neyse fazla uzatmadan konuyu toparlayayım, sadece sonu için bile tüm kitap okunmaya değerdi; son olmasa, yine de okunmaya değerdi. Fakat şimdi aklımda Travis hep böyle 30-35'lerinde kalacak diye korkuyorum :D Her şey bir yana, seri bittiği için üzgünüm. Tadı damağımızda kaldı, ama olması gereken de buydu bana kalırsa. Çok güzel bir yerde noktayı koymuş yazar ve böylece kalbimize tahtını da kurmuş oldu :)
Puanım: 5   GoodReads Puanı:4,26
Sayfa Sayısı: 472   Yayınevi: Yabancı   Yazar: Jamie McGuire


Favori Hayran Yapımı Book Trailer'ım: 

Kitap Alışverişim #7 - No Fantastic!


Merhaba arkadaşlar, bu yayını görenler "Daha dün alışveriş paylaşmıştı!" diyebilir ama emin olun, ben de sizin kadar şaşkınım. Bugün son derslere doğru "Şöyle zevkine bir kitapçıya mı uğrasam" diye düşündüm. Hani sınavlar da yeni bitti, kendimce böyle kutlamış olurum diye. Sonra aldım bir arkadaşımı gittik, ne zamandır istediğim kitaplardan aldım. Ayrıca alışverişin ismine de şöyle bir değineyim; aldığım kitaplar arasında ilk defa fantastik bir kitap yok, ama Kaiken'den emin değilim, yine de böyle kalsın dedim :)Yani bu kitapların bir hikayesi yok ama yine de kısaca sayıyım:

Köpek Düşleri: Aynı yazarın "Kitap Hırsızı" adlı kitabını okumuştum  ve üslubu çok hoşuma gitmişti. Hani böyle bir kitabı okumanız uzun sürer ama sonunda "Vay be! Ne kitaptı ama.." dersiniz ya, ben de onu yaşamıştım. Sonra yazarın bu kitabını da görünce ilgimi çekmişti, alınacaklar listeme koymuştum. Orada görünce de "Zamanı gelmişti" diye düşündüm ve aldım.

Ateşböceği Yolu - Ateşböceğinin Şarkısı: Herkesin çook çok övdüğü Kristin Hannah kitaplarının tadına ben de şöyle bir bakıyım demiştim. Aslında Kış Bahçesi'ni istiyordum ama almışken de seri olanı alıyım diye düşündüm.

Sevgilimden Son Mektup: Jojo Moyes'un Türkiye'de fazlasıyla tutulan "Senden Önce Ben" kitabını okumuştum. Gelenek devam etsin diye bu kitabı da almadan olmaz diye düşündüm. Ve aldım. Bu kadar :D

Kaiken: Gerek konusuyla, gerekse yorumlarla beni meraka sürükleyen bir kitap oldu. Haftalarca bestseller listelerinden inmediğini de görmüştüm fakat zaman bulup alamamıştım. Bu aralar hep aynı tipte kitaplar okuyorum diye düşünüp, bu kitabı da aldım :)

Ve bu ani alışverişimde böylece son buldu. Ve şu an kitaplığımda böyle alışverişler sağolsun 10 kitap falan birikti, sıralarını bekliyorlar. Ben de yorumlarınızı bekliyorum, hoşçakalııınn !

14 Kasım 2013 Perşembe

Kitap Alışverişim #6 - Edebiyat Zamanı


Bu seferkini pek alışverişten saymıyorum çünkü paylaşımın isminde de gördüğünüz gibi daha çok edebiyat sınavı -sınavları- için oldu. Yani tabii ki Bazı Kızlar Isırır ve Safir Mavi edebiyat sınavım için değil, onları daha çok araya sıkıştırdım diyebiliriz :D Sıradan gidelim en iyisi:

1. Yüzbaşının Kızı:
En son edebiyat sınavı için Antik Batı Klasikleri'nden Sefiller'i almıştım belki hatırlayanınız vardır. Klasikler her zaman hoşuma gidiyor ama böyle bana dayatılmadıkça okumaya vakit bulamıyorum. O yüzden bir bakıma iyi oluyor bu sınavlarla kitap okutma olayları benim için :)

2. Od:
Biiiirrrrçok arkadaşımın okuyup çook beğendiği kitap. Bu açıdan merak etmiştim ama pek ilgimi çekmemişti doğrusu. Bende İskender Pala'nın, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ve Katre-i Matem kitapları var. İkisi hakkında da çevremde birbiriyle tamamen çelişen yorumlar duydum, bu yüzden hiçbirine başlamayı düşünmedim. Ama Od hakkında eleştirel yönde bir yorum duymadım şimdiye kadar o yüzden ön yargılı başlamayacağım sanırım. Ön yargılı başlasam da bir şeyi değiştirmez, sınavda çıkacak sonuçta :D

3. Uzun Hikaye:
Yine sınav için aldığım bir diğer kitap: Uzun Hikaye. İsmiyle tezat oluşturduğunu siz de farketmişsinizdir sanırım, Uzun Hikaye'yi kalın bir kitap olarak bekliyordum ama pek de öyle çıkmadı. Neyse benim için ne kadar kısaysa o kadar iyi yani durumdan bir şikayetim de yok :)

4. Aşkın Gözyaşları 2 - Hz. Mevlana:
Biyografik roman olduğunu bildiğim Aşkın Gözyaşları serisi pek de iç açıcı görünmüyor doğrusu. 1. kitap Şems-i Tebrizi'nin hayatını konu alıyor (okumadım), yani kitaplar birbiriyle bağlantılı değil dolayısıyla. Genelde yorumlar sıkıcı olduğu yönünde ama n'apalım, katlanacağız artık :D

5. Bazı Kızlar Isırır:
Birkaç kişinin okuyup da çok beğendiği seriye ben de bir başlayım dedim. Ama işin en iyi kısmı da şimdi geliyor ====> Kitap bedavaya geldi! Hemen öyle "Aaa nasıl" demeyin, gizli bir hilem yok. Tahmin edilebilir bir şekilde birikmiş puanlarla aldım. Güya kitap sihirbazının bloggerlara verdiği puanlarla değil, inanmayın vermiyorlar, en azından bana verilmedi yani :D Bu puanları yorumlardan ve kitap alışverişlerinden biriktirmiştim. 12500 puanlık bir fiyatı vardı ben de hemen sepete indirdim tabii. Umarım bu da alıp da okumadıklarım kısmına düşmez.

6. Safir Mavi:
"Yakut Kırmızı'yı ne ara okudun" diyenler, daha okumadım. Aslında serinin hepsini tamamlayınca okuyacaktım fakat sanırım şu an elimdeki kitabı bitirince seriye başlayacağım, hem sınavlar da bitiyor zamanlamam iyi oldu, artık Zümrüt Yeşil'i de bir ara alacağım :D

İşte, gördüğünüz gibi bu alışverişimde 1'i klasik olan 4 tane sınav için kitap, 1 tane puanlarla aldığım kitap ve 1 de ciltli kitap aldım. Burada bahsettiğim kitaplardan okuduklarınız varsa yorumlarınızı bekliyorum, bir dahaki yayında görüşmek üzere! :)

9 Kasım 2013 Cumartesi

İksir & Apollyon (Melez Sözleşmeleri #3,5 - #4) - Tanıtım & İnceleme


   Alex bugüne dek iki şeyden çok korktu: Uyanışta kendini kaybetmek ve İksire maruz kalmak. Ancak bazen aşk kaderden daha güçlüdür ve Aiden St. Delphi de tanrılara, Alexi geri getirebilmek için savaş açtı.
   Tanrılar, Sethin Alexin güçlerini ele geçirip Tanrı Katili olmasına engel olabilmek için yüzlerce şehri yerle bir edip binlerce insanı öldürdüler.
   Ancak iş, Alexle Sethin bağını koparmakla bitmiyor. Bir Apollyon öldürülemez teorisinde pek çok açık nokta var ve bu yıkımı durdurmanın yolunu bilen tek kişi de yüzyıllar önce öldü.
   Yeraltını koruyan duvarları aşmak, milyonlarca ruhun içerisinde tek bir taneyi aramak ve sonra da geri dönmek çok zor. Ancak Alex Tanrı Katili olmadan önce Sethi durdurmak zorunda yoksa kendisi Tanrı Katili olabilir.

*-*

   Önce kitap alışverişinde okumamış olanlar için neden kitabı geç aldığımı/okuduğumu söyleyeyim. İlk nedenim kitap ilk çıktığında kitapçıya her gidişimde Apollyon kalmamış oluyordu, bir türlü yetişemiyordum ya da onlar getirtmiyordu, bilemeyeceğim. Sonra bir kez farklı bir kitabı almak için uğradığımda bir baktım Apollyon! Hemen aldım tabii ki. Bir diğer nedenimse şu an okumam gereken birçok kitap vardı, aslında daha da bekletecektim ama dayanamadım maalesef. Ayrıca Sentinel'de yurt dışında çıkmışken okuyayım da Sentinel gelmeden biraz sindireyim diye düşündüm. Çok özlemişim ama Alex'i falan. :D

   Neyse benimle ilgili kısmı geçip kitaba gelelim. Serinin diğer kitaplarından aşağı kalır yanı yoktu, hatta fazlası vardı. Dex'e İksir'i de çıkarttığı için kooocccaaammmannn bir minnet borçluyuz. Yoksa seri çok eksik kalırdı. Bu arada kitapta dikkatimi çeken ve çok da hoşuma giden bir şey oldu: Olaylar gittikçe kapsamlı ve önemli bir hal aldı. Bu tabii ki hepimizin beklediği bir şeydi ama somut olarak görmek de hoşuma gitti açıkçası. Mesela kitabın başında en büyük kaygıları Alex'e iksir verip vermemekken; kitabın sonunda olaylar bambaşka 'boyut'lara taşınıyor. Ve bir de mesaj var: Bu seride ölülerden umut kesilmez. Ama hala ölümlere ağlıyor muyuz? Evet.

   Bir de bu kitapta Aiden o kadar ön plandaydı ki, yazarın diğer planlarda Aiden'ın kişiliğinden, konuşmasından çok az bahsettiğini düşündüm bir an. Ama şöyle bir düşününce diğer kitaplardaki azlık değil asıl mesele, Apollyon'daki her sayfa dolu doluydu. Ama Seth... Bu konu gerçekten tartışmak istemediğim türde bir şey. Seth'i düşündükçe içim bir kötü oluyor ama eminim yazar serinin sonunu Seth için kötü bitirmez. Zaten mantıken eğer kötü bir son olursa tüm Seth taraftarlarını karşısına almış olur -ki sayı hiç de azımsanacak kadar az değil-. Ben Aiden taraftarıyım ve kim ne derse desin yaptığı aşırı korumacılık, otoriterlik benim hoşuma gidiyor. Sanki dünyada onun gibisi çok varmış gibi bir de Aiden beğenmiyorlar :D

   Şaka bir yana seri gerçekten hiç bıktırıp usandırmadan tam gaz devam ediyor. Ve yine heyecanlı bir son.! Sentinel'i merakla bekliyorum gerçekten. Bir de aklıma gelmişken, Seth'in soyunun geldiği tanrıyı sanki sürpriz gibi yazmış yazar kitabın sonunda ama bence 100-150 sayfa önceden barizdi kim olduğu. Yani hangi Tanrı olduğu. İnsan haliyse.. tamam bunu ben de pek beklemiyordum. Apollyon gerçekten dolu dolu bir kitaptı, ben de bunun üzerine uzuun uzun bir yorum yazayım dedim. Bana kalsa şuracıkta destan yazacağım ama sizi de fazla sıkmayım diyorum ve burada sözü size bırakıyorum. :D Yorumlarınızı bekliyoruummm :)

Puanım: 5   GoodReads Puanı: 4,5
Sayfa Sayısı: 512   Yazar: Jennifer L. Armentrout   Yayınevi: DEX


Serinin Diğer Kitapları:

0,5. Daimon
5. Avcı (Sentinel)

1 Kasım 2013 Cuma

Tatlı Bela'nın yazarı Jamie McGuire'dan Yeni Kitap !! - Araf (Providence Üçlemesi #1) -Tanıtım-


IŞIĞIN OLDUĞU YERDE, KARANLIK DA VARDIR.

Nina, babasının ölümüyle kendisini Providence'ta varlığından hiç haberdar olmadığı bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Babasının cenazesinin olduğu gün otobüs durağında tesadüfen karşılaştığına inandığı çekici, karşı konulamaz Jared ile yakınlaşmasıysa Ninanın hayatını tamamen altüst eder.

Jared ile Ninanın birbirlerine âşık olmaları işleri tamamen zora sokar. Jared, Ninayı sadece babasının düşmanları olan insanlardan değil, kendi soyundan olan yarı meleklerle Cehennemdeki Şeytanlardan da korumak zorunda kalır. Jared ile Ninanın birlikte olabilmek için kaderlerine karşı gelip düşmanlarını alt etmeleri gerekir.

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela romanlarıyla olay yaratan Jamie McGuire, bu kez farklı bir seriyle karşımıza çıkıyor.

Providence üçlemesinin ilk romanı Araf, devamını merakla bekleyeceğiniz fantastik bir aşka sahne oluyor.

Pardon? Biri Jamie McGuire mı dedi? O zaman ben de olaya dahil olmazsam olmaz. Tatlı Bela serisiyle bizi kalp hastası yapan yazarımızın bir diğer serisinin ilk kitabı olan Araf, yine Yabancı Yayınevi tarafından geliyor. Ayın 8'inde raflara gelencek olan kitabın ön siparişleri çoktan çıktı bile ! Okuyacağım bir sürü kitap yığılı olmasaydı çıktığı gün alırdım ama şansıma küsüyorum, bu ay alamayacağım.. Ama okuyanlardan yorum beklerim ona göre ;)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...