29 Eylül 2013 Pazar

Ruhundaki Zehirle Yüzleş (Girl Missing) - Tanıtım & İnceleme

İlk ceset tam bir muammadır...

Kız genç ve güzeldi. Üzerinde, bir telefon numarası karalanmış kibrit kutusu dışında bir delil bulunamamıştı.

Sonraki ceset bir uyarı

İkinci cesedin ardından adli tıp uzmanı Kat, şehrin sokaklarında acımasızca dolaşan bir seri katilin varlığından endişe eder. Fakat ne polis ne de belediye başkanı onunla aynı düşüncededir, çünkü Katin şüphelendiği kişi şehrin en tanınmış isimlerindendir.

Peki sıradaki ceset... kendisi olabilir mi?

Ölü sayısının artması üzerine Kat, katili ortaya çıkarmak için harekete geçer. Fakat katil sandığından daha da yakınındadır. Kat'in ona doğru attığı her adım acaba kendi sonunu mu getirecektir?

~o~

   Beklentilerimin üstünde çıktı açıkçası. Tess Gerristen'dan ilk okuyuşum, ve son olmayacağını garanti edebilirim. Uzun zamandır sürükleyici, sıkmadan ilerletebilecek polisiye romanlar okumuyordum. Bunun içine bir de romantizm-aşk olayı eklenince gerçekten kendini okutturuyor. Çok az zamanım olmasına rağmen üç günde bitirdim. İlk 100 sayfası kitaba alışma süreci, sonraki 100lük ipuçları toplama falan filan diye gidiyor. Ama o son 10-20 sayfa, gerçekten mükemmeldi, özellikle suçlunun ortaya çıkışından itibaren olay oldu ve bitti. Bir anda yani şok gibi gelip geçti ve kitap da şak diye bitti.

  Bitişine şaşırdım çünkü 40 sayfa falan erken bitti kitap. Ve sonrasına da Tess Gerristen'ın başka bir kitabının ilk 3 bölümünü koymuşlar. Okumadım. Benim için bir anlam ifade etmesini geçtim bu sistem aşırı saçma geldi. Kitabı bittiği yerde bırakmalılar, 1-2 sayfalık broşürler neyse de alakasız bir kitabın 5te 1ini falan sıkıştırmışlar resmen araya.

   Neyse, kitap hakkında biraz bilgi verip bitireyim. Kat Novak -başrolümüz- ölü bedenleri inceleyen bir adli tıp uzmanı. Bir kaç tane aynı şekilde ölmüş cesedi inceleyip durumdan işkilleniyor ve bunun kasıtlı olarak yapıldığını iddia ediyor. Ölenler eroinman tipler olduğu için kimse bunları takmıyor falan. Bu arada araya Adam adlı yakışıklı zengin karakterimiz giriyor. Sonra olaylar başlıyor, ipuçları toplanıyor, beni ilgilendiren kısım ise; bunlar birbirine aşık oluyor. Ama bizim Kat'in büyüdüğü ortamlar falan Texas'taki kenar mahalleler gibi. Biraz da bunların aşk sorunlarıyla uğraşıyoruz. Neyse, kitabın sonunda katili tam bulmaya yaklaşmışken katil zaten kendini gösteriyor ve bu ikilinin başından kötü şeyler geçiyor. Aslında bu kötü şeyler geçiyor mu, kalıyor mu söylemeyeyim en iyisi. Bu tarz seven varsa, hoş bir kitap tavsiye edebilirim :)

Puanım: 4   GoodReads Puanı: 3,65
Sayfa Sayısı: 352   Yayınevi: Martı Yayınları   Yazar: Tess Gerristen

28 Eylül 2013 Cumartesi

Kitap Alışverişim #4 - Bol Bol Kitap


Sanırım resme bakarak kitap alışverişine neden böyle bir isim verdiğimi anlayabilirsiniz sanırım. Bu kitap alışverişimde 4 Pegasus, 2 Ephesus, 1 Optimum, 1 Artemis, 1 Kalipso Yayınlarından olmak üzere toplam 9 tane kitap almış oldum. Sadece 1 Tanesi ciltli, resimi göremeyenler için aldığım kitapları tekrar sayıyım:
Bu da Aşk Baharı Beklemez'in İlk sayfaları :)
1. Bakire - Nancy Pickard
2. Ejderin Aşkı (#1) - G. A. Aiken
3. Çiftlik - Emily McKay
4. Üç Çatılı Ev - Arthur Conan Doyle
5. Aşk Baharı Beklemez - Maureen Johnson, John Green, Lauren Myracle
6. Silüet (#1) - Andrea Cremer
7. Dolunay (#2) - Andrea Cremer
8. Sarışın Vampir (#1) - Christopher Pike
9. Yakut Kırmızı (#1) - Kerstin Gier

Eveet, işte bunlar da benim yeni bebeklerim. Hepsi için çook heyecanlıyım, ama Sarışın Vampir'i aldığıma sonradan pişman oldum. Nedenini ben de bilmiyorum. Olur da okumadan bir kenara atarsam diye ilk olarak onunla başlayacağım. (Elimdeki kitabı bitirdikten sonra tabii ki) Bu kitaplardan okuduklarınız varsa yorumlarınızı bekleriim :)

Tatlı Bela (Beautiful #1) - Tanıtım & İnceleme


Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor.
İyi kız ve kötü çocuk... Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.

-o-

İlk başta abartılı gelen bu tanıtım yazısı kitabı okuyunca anlam kazandı gerçekten. Bu kitap.. bir harika! Ve tabii ki "abartmaya gerek yok, sakin" diye düşünenler var ve evet kitap olağanüstü olmayabilir ama tam benim tarzımdı. Hemen okuyup bitirmemek için uğraştım ama 3 günün sonunda pes ettim ve kitabı bitirince etkisinde kalmayım diye hemen başka bir kitaba başlayıp 100 sayfa falan okudum. İşe yaradı mı? Hayır. Hala Travis'in dövmeleri, kasları, konuşma tarzı falan beynimden gözlerime sinyaller yollamaya devam ediyor. Kötü çocuk ve iyi kız mı var? İşte benim zaafım. Çocuk bir de dövüşüyor mu ? İşte benim olayım.  Aynı şey Mefisto'da da vardı ama karakterler beni hiç sarmamıştı, buna karşın Fısıltı serisinde de aynı şeyi görüyoruz ve ona da bu kadar bağlıyım işte.

Kitabın konusunu kendi ağzımdan özetleyecek olursam aşk kelimesinin a'sını bile anlamayan ve kızları sadece eğlence aracı olarak gören Travis, geçmişindeki ailesinden ve kumar, içki vs kötülüklerden kurtularak yeni bir sayfa açmak için en yakın arkadaşıyla geldiği Eastern'de, bir gün kendini bir bahisli dövüşü izlerken bulan iyi kız Abby'yle karşılaşınca hayatı tepetaklak oluyor. Ve kitap böyle anlatınca çok da basit duruyor. Ama emin olun değil.

Kitabın en çok sevdiğim kısımları; başlarıydı. İlk 200 sayfayı hafızamdan silip tekrar okumak için her şeyi yapardım. Belki de yapmazdım. Ne olduğuna bağlı. Her neyse, şimdi bunun nedenini biraz spoiler ile açıklayacağım, çok ağır değil ama kitabı okumayanlar için yine de bir anlam ifade edebilir. Abby'yle Parker'ın çıkma kısmında işler biraz sinir bozucu olmaya başladı ama Travis her zamanki Travis'liğini yapıp bizi yine güldürüyordu. Ama sonra Abby-Travis sevgili olunca işler biraz sıkıcılaştı, eski eğlencesi kalmadı ondan sonra. -Spoiler Sonu-

Ne olursa olsun ben bayıldım bu kitaba. Şu an sevdiğim kitaplar sıralamasında listenin çoookk üstlerinde yer alıyor. Fısıltı'dan sonra bir daha bu zevki yaşayacağımı hissetmezdim ama çok eğlendim. Derste herkes pür dikkat hocayı dinlerken ben dizlerime bakarak kıkırdayınca bana "Deli midir nedir" diyerek dönen gözler işin yan etkisi tabii, ayrı mesele.

Puanım: 5   GoodReads Puanı: 4,24
Sayfa Sayısı: 424   Yayınevi: Yabancı   Yazar: Jamie McGuire


Özdeşleştirdiğim Şarkı: Kelly Clarkson - Beautiful Disaster



25 Eylül 2013 Çarşamba

Serseri (Dönüşüm #1) - Tanıtım & İnceleme

ATEŞLİ, DİŞİ... VE KEDİ
BUFFY İLE KEDİ KIZ'IN BULUŞMASINA HAZIR MISINIZ?

Tepeden tırnağa Amerikalı bir yüksek lisans öğrencisi gibi görünüyorum. Ama ben kedi adam soyundanım; isteyince kocaman bir kediye dönüşebiliyorum. İki farklı dünyam var.

Ailem ve Gurur sürüm benim için planlar yaptıysa da, türümün devamını getirmem adına yapılan bütün bu baskılardan kaçtım ve kendime normal bir hayat kurdum. Ta ki o Serseri'nin saldırdığı geceye kadar.

Serseriler hakkında uyarılmıştım; bunlar, devamlı benim gibi çekici, dişi ve doğurgan kediler arayan, Gurur sürülerine bağlı olmayan kedi adamlardı. Ben karşıma çıkanla baş edebilmiştim, ama sonradan iki bekâr hemcinsimin ortadan kaybolduğunu öğrendim.

Gurur sürümün beni geri çağırması için bu tehlike sinyali yeterliydi Güya bu kendi güvenliğim içindi. Ya, tabii. Ama ben uysal bir yavru kedi değilim. Arkadaşlarımı bulmak için karşıma her ne ya da her kim çıkarsa çıksın üstesinden geleceğim. Kollayın kendinizi, Serseriler çünkü keskin pençelerim var ve onları kullanmaktan çekinmem.

İlk kitap olarak biraz beklentilerimin altında çıktığını itiraf etmeliyim. "İlk kitap olarak" dememin sebebiyse genelde ilk kitaplar -özellikle fazla karakter içeren ve geçmişteki olaylar üzerine kurulu serilerde- serinin en sıkıcı kitapları olur. Özellikle de başları. Yaklaşık bir 200-250 sayfa biraz sıkıcıydı ama ondan sonrası gerçekten mükemmeldi. Ben biraz daha young-adult tipinde bir şeyler bekliyordum ve bazıları öyle düşünmese de bu kitap biraz daha new adult türü.

İşin garip kısmıysa, şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında "en çok erkek karakter içeren seri" olarak beynime kazındı. Yani kitabın içeriğine bakarsak normal aslında :D Ve bu kitabı en basta alma nedenime gelirsek -yorumlar dışında- : Kitabın kapağı !! Yani kapakta kızın arka görüntüsünden başka bir şey yok ama renk uyumu olsun efektleri falan olsun çok hoşuma gitti ve çekici geldi bana.

İçerik meselesine gelecek olursak... Dediğim gibi başlar ilk kitap olmasından kaynaklı sıkıcıydı. Bir diğer sinir olduğum şey ise baş karakterimiz Faythe'nin, ımm.. nasıl desem.. kaltak davranışları. Herkesi kendisi için oyuncak etmesi falan. Aşırı cesaretli davranışları var bu da sanırım kendini çom güçlü ve zeki görmesinden kaynaklanıyor. Birçok kişi böyle güçlü kız karakterlerinden hoşlanabilir ama ben şahsen çok itici buldum. Vahşi kedi kavramına uyarak hoş bir ironi yapsa da pek benim tarzım değil açıkçası.

Ve kitabı benim için biraz itici yapan son şey de şu shapeshifters olayı. Kurt adamlarda bu kadar dikkat çekici olmuyordu, alışkanlıktan falan sanırım ama werecats olayı beni biraz bozdu açıkçası. Bir şeyleri parçalama hissi falan. Zaten şu "içgüdü" olayına bir türlü alışamadım, iyi ki kitabın sonlarına doğru kedi hislerinden fazla bahsetmiyordu.

Eleştirilerim bu kadar. Ben çok eleştirebilirim ama bu kitabı sevmediğim anlamına gelmiyor, sadece sevmediğim kısımları fazlaca irdelememden kaynaklanıyor :D Kitabın sonları falan gayet güzeldi, vahşi karakterlerimizle yeni bir tür okumaya başlamış olduk. Zaten "şekil değiştirenler" kitaplarda başrol olarak çok karşılaştığımız bir olay değil, ama "kedi adam" olayı en azından benim için yeni oldu. Yani kitabı alırken kedi olayını biliyodum ama tam anlamıyla kediye -yani siyah panter gibi bişey oluyo sanırım- dönüşeceklerini pek tahmin etmemiştim.

Kısaca kitabı tek bir kelimeyle tanıtacak olsaydım bu "vahşi" olurdu. İlk kitap olduğu için tanımlar ve açıklamalardan dolayı başlarının sıkıcı olduğunu belirtmiştim. Bu yüzden puanım biraz düşük olacak ama serinin diğer kitaplarının bunu telafi edeceğini umuyorum. Yorumlarınızı bekliyorumm :)

Puanım: 3,5    GoodReads Puanı: 3,86
Sayfa Sayısı: 496    Yayınevi: Pegasus    Yazar: Rachel Vincent

Kitap Hırsızı - Alıntılar


"Her yerde kitaplar! Bütün duvarlar oldukça kalabalık ancak mükemmel sıralanmış raflarla giydirilmişti. Duvarın boyasını görmek neredeyse mümkün değildi. Siyah, kırmızı, gri, her renkten kitabın sırtında değişik renkte ve boyada yazılar vardı. Liesel Meminger'in hayatında gördüğü en güzel şeylerden biriydi.
Hayretle gülümsedi.
Böyle bir oda nasıl olabilirdi!
---
Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk raflarda gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı.
---
Kaç kitaba dokunmuştu?
Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir hüzmeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kez neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmak istemedi. Fazla mükemmeldiler." (syf:129-130)

“İnsanlar genellikle bir günün renklerini sadece gün başlarken ve sona ererken fark ediyorlar, ama benim için günün her anı, her dakikası değişen, iç içe geçen yığınla farklı renk tonu içeriyor. Tek bir saat bile binlerce değişik renkten oluşabilir. Mumsu sarılar, bulutsu maviler. Kasvetli karanlıklar.” (syf: 3-4)

“Kelimeler..Neden var olmak zorundaydılar ki.. Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanamazdı.”

“Caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa yabancı bundan daha yalnız olamazdı.” 

“..Ceza ve acı olacak , yanında mutluluk da gelecekti. Yazmak buydu.”
  
“Beni mutlu etmeyin. Lütfen, beni umutlandırıp bütün bunlardan iyi bir şey çıkabileceğini düşündürmeyin. Çürüklerime  bakın. Şu sıyrıklarıma bakın. İçimdeki sıyrıkları görmüyor musunuz? Gözlerinizin önünde büyüdüklerini, içimi aşındırdıklarını görüyor musunuz? Artık hiçbir şey için umut etmek istemiyorum. Max’in hayatta ve güvende olması için dua etmek istemiyorum. Ya da Alex Steiner’in.
Çünkü dünya onları hak etmiyor.”

“Bir şeyi yeterince çok söylersiniz asla unutmazsınız.”
“İnsan mutluluğu çalabilir miydi? Yoksa bu da aşağılık bir içsel insan hilesi miydi?”

"Hiçbir insanın benimki gibi bir yüreği yoktur. İnsan yüreği bir çizgidir, oysa benimki bir daire ve doğru anda, doğru yerde olabilmek gibi sonsuz bir yeteneğim var. Bunun sonucu olarak insanları hep en iyi ve en kötü anlarında yakalayabiliyorum. Onların hem çirkinliklerini hem de güzelliklerini görüyorum; aklıma takılıyor, ikisini birden nasıl barındırabiliyorlar? Yine de kıskandığım bir yanları var. İnsanlar hiç değilse ölecek kadar sağduyulular. -Ölüm
“Ben aptalın tekiyim.” 
Hayır baba... Sadece bir insansın.

"Sözcüklerden nefret ettim ve onları çok sevdim, umarım onları doğru kullanmışımdır." -Liesel

“Dünya çirkin bir yahni" diye düşündü Liesel. "O kadar çirkin ki tahammül edemiyorum.”

"Çocuklar, çoğu zaman hantal sersemlikteki yetişkinlerden çok daha kurnaz olabiliyor."


“Hayır", diye düşündü Liesel yürürken. Yorgun olan asıl benim kalbim. On üç yaşındaki bir kalp böyle hissetmemeliydi.

Önce beyaz bir şey. Kör edici türden.
---
Bazılarınız büyük olasılıkla beyazın renk olmadığını düşünüyor ve ben bu saçmalıktan bıktım. Ben size beyazın bir renk olduğunu söylüyorum. Beyaz şüphesiz bir renktir ve kişisel olarak, bu konuda bana itiraz etmek isteyeceğinizi sanmam.
---
Lütfen, önceki tehdide rağmen sakin kalın. Ben sadece gevezelik ederim. Aslında ne şiddet eğilimlisiyim ne de kötü niyetliyim. Ben sadece bir sonucum. -Ölüm

“İnsanları hep en iyi ve en kötü durumlarında bulurum. Hem güzelliklerini hem çirkinliklerini görürüm ve ikisinin nasıl aynı yaratıkta olabildiğini merak ederim.” -Ölüm

“Her zaman için sadece oradaydı. Fark edilmiyordu. Önemli veya özellikle değerli değildi. Tahmin edebileceğiniz gibi bu görünmezlik tam anlamıyla yanıltıcıydı. Adamın kesinlikle bir değeri vardı ve bu Liesel Meminger’in gözünden kaçmamıştı. İnsan çocuklar bazen abartılı ölçüde tacizci yetişkenlerden daha duyarlı olabiliyordu.”

“Bugün gökyüzü yumuşak Max. Bulutlar çok yumuşak ve üzgün.. ve .. ve çok soğuk Max, çok soğuk..” -Liesel

My Book Banner:

23 Eylül 2013 Pazartesi

Kitap Alışverişim #3 - Hediye Kitaplar


Her zamanki gibi bu alışverişime de bir isim koydum: Hediye kitaplar. Gördüğünüz gibi alışverişim iki tane Saftirik kitabı içeriyor, bunlar kardeşimin doğum günü hediyesi. Bunu gören arkadaşlarım "Nasıl bir ablasın, insan araba falan alır." diyorlar ama beni bilirsiniz, aklım fikrim kitaplarda. Hem de çaktırmayın ama biraz da kendim için aldım çünkü Saftirik'i okumak basit olduğu kadar da eğlenceli bence. Birçok çocuk kitabı okumuşluğum vardır açıkçası. Saçma da olsa komik de olsa beni güldürüyor. Zaten 1 saat falan sürer en fazla bunları bitirmeniz. Zararsız şirin kitaplar şunlara bakın ^,^ Tamam, gören de beni 10 yaşında falan sanacak en iyisi susayım.

Kardeşime aldığım kitaplar: Saftirik Vampirin Günlüğü ve Saftirik Kurt Adamın Maceraları. Epsilon Yayınlarını çocuk kitapları konusunda kaliteli buluyorum (Korku Okulu gibi saçmalıklar hariç) kardeşim de çizgi roman okumayı sever. Ben de kitap-çizgi roman karışımı bir şey almaya karar verdim ve ortaya böyle bir sonuç çıktı. Kendim için aldığım kitap ise Tess Gerristen'in "Ruhundaki Zehirle Yüzleş" isimli kitabı. Diğerlerinin aksine bu kitap hiçbir seriye bağlı olmayan bir tek kitap. Alma nedenimse ne zamandır (Rizzoli&Isles'ın senaryosunun onun serisine bağlı olduğunu öğrendiğimden beri.) Tess Gerristen'ın polisiyelerinden bir tane denemek istiyor olmam. Bu konuda Rizzoli & Isles serisini okuyan arkadaşımın da katkısı olduğunu belirtmeliyim. (Ems)

Ne alacağımı kararlaştıramamış halde gittiğim yerden elimde bu kitaplarla çıktım, aslında bir de Kristin Hannah kitabı almak istiyordum ama kısa süre önce internetten de 10 tane kitap siparişi verdim. Bundan kısa süre bir alışveriş daha yapmıştım ve o kitapları da hala bitirmedim. Sipariş verdiğim kitaplar kargodan geldiği zaman burada paylaşım yapacağım. Yani görünüşe göre Kasım'a kadar bana bir daha alışveriş yapmak yok :D

21 Eylül 2013 Cumartesi

Kitap Hırsızı (The Book Thief) - Tanıtım & İnceleme


Ölüm Meleği Size Bir Hikaye Anlatmak İsterse Durup Dinlemez misiniz?

Ölüm meleğinin ağzından savaş yıllarında küçük bir kitap hırsızının, Liesel Meminger'in hikayesi bu.

"...Her durumda hayatta kalan birinin hikayesi bu; hep geride kalan olmakta ustalaşmış birinin hikayesi. Aslında pek çok başka şeyin yanısıra şu saydıklarımla ilgili küçük bir hikaye:
* Bir kız
* Bazı kelimeler
* Bir akordiyoncu
* Bazı fanatik Almanlar
* Bir Yahudi dövüşçü
* Ve bol miktarda hırsızlık..."

Liesel Meminger, Münih'in varoşlarında yaşayan yoksul Hubermann ailesinin yanına evlatlık olarak verilir. 1933 yılında Almanların yüzde 90'ı Adolf Hitler'i gözlerini kırpmadan desteklerken, Liesel'in üvey babası Hans Hubermann kalan yüzde on içindeydi. Üstelik, evlerinin bodrumunda bir Yahudi saklamak zorunda kaldılar.

Her ne kadar kitabın ağır gittiğinden yakınsam da gerçeği her zaman biliyordum:
  • Bir başladığınızda hemen yarısına geleceğiniz, hızlı okunan bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Mutlu veya şaşırtıcı bir son ve esprili bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Romantizm, aşk vs. ön planda bir kitap istiyorsanız bu roman size göre değil
  • Nazi Almanya'sı tarihini sevmiyorsanız bu romanı en baştan unutun siz zaten.
Bu yüzden kitabın  bana göre olmadığını düşünsem de okumaktan kendimi alamadım. Markus Zusak öyle bir dil kullanıyor ki, ne çok edebi diyebiliyorsunuz ne de klasik hikaye dili. Sıkıcı olduğunu düşünüyorsunuz ama atlayarak da okuyamıyorsunuz çünkü dil o kadar güzel kullanılmış ki.. Bu yüzden özellikle bu kitaba iyi veya kötü diye net bir tanı koyamam.

Nazi Almanya'sında işlerin nasıl yürüdüğünü böylece öğrenmiş oldum. Her ne kadar roman olsa da
gerçekliği yansıttığını düşünüyorum. Liesel'in duygu karmaşasını çözemesem de kitabın korkunç, üzücü ve bir o kadar da harika sonunda beynimde "İyi ki okumuşum." cümlesini duyduğum için mutluyum. Sonundaki bir bölümden sonra Liesel'e nolmuş falan hiç hatırlamıyorum. Aslında kitabın sonu çok edici değildi, çünkü zaten önceki sayfalarda böyle olacak şöyle olacak diye anlatıyor. Ben yine de şok oldum, belki de olacaklara inanmak istememiştim, ama oldu ve çok da iyi oldu bence :D

Kitabı okuyanlar muhtemelen bana karşı atağa geçecekler "Neresi iyi oldu, kafayı mı yedin?" diye. Ama bence mutsuz sonların da kendine göre bir güzelliği var. Yalnız bir yer bende çelişki oluşturdu, eğer okuyan varsa yardım edebilir mi? (Yazının bundan sonrası spoiler içerikli olacaktır.) Kitabın ortalarında Rudy'nin donarak öldüğünden bahsedilmişti, fakat kitabın sonunda herkesle birlikte bombayla öldü. İşte bu kısmı anlayamadım, acaba bir yerleri yanlış mı okudum diye düşünüyorum. Kitabın sonlarına kadar hiçbir yerde ağlamamıştım ama sonunu bilmeme rağmen Liesel'in herkese (Özellikle Rudy'ye) veda etme kısmında kendimi tutamadım. -Gecenin 1'i olmasının da etkisi olabilir tabii- Sonra yazarın cimrilik edip Max'e sadece yarım sayfa ayırdığı yer de hoşuma gitti. Ama kitabın sonunda en çok hoşuma giden yer ise; Liesel'in "dün" ölmüş olmasıydı. Bu "dün" kavramı acaip bir ironi oluşturmuş ve beni gülümsetti. Ama Kitap Hırsızı isimli Liesel'in yazdığı kitabın son anda Ölüm Meleği tarafından alınması çok beklenmedikti, mutlu mu olsam hüzünlensem mi bilemedim.  (Spoiler Sonu)


Bu da Bayan Holtzapfel:
Kitap hakkında asıl hoşuma giden şey ise kitabın Ölüm Meleği'nin ağzından anlatılmış olması. Çok yerinde bir karar olmuş çünkü zavallı Liesel'in etrafındaki herkes ölüyor, bu durumda Ölüm Meleği genellikle onu takip etmiş olması gibi ironik bir durum var ortada. Bu düşünce hoşuma gidiyor çünkü bazı yerlerde Ölüm Meleği'ne acaip kanım ısındı. Kitap boyunca Liesel'in hayatından karamsarlığa düştüğümüz yerlerde beni güldürmeyi başarıyor. Gerçekçi ve umursamaz tavırları özellikle :D Küçük bir örnek vereyim (Kitabın hangi sayfasında olduğunu bilmiyorum o yüzden aklımda kaldığı kadar yazacağım küçük hatalar olabilir.) "Orağı falan unutun siz. Uzaktan bakınca da yüzüm iskelete de benzemiyor ayrıca. Sadece soğuk günlerde üstüme kukuletalı bir pelerin giyiyorum o kadar." Sanki çok normal bir şeymiş gibi. Neyse sonuç olarak yazarın bu "Ölüm Meleği'nin ağzından yazma" fikiri beni eğlendiriyor. Yazar sadece dili değil beynini de iyi kullanıyor anlaşılan :D

 Sonuç olarak kitabı beğendim. Ama herkesin okumak isteyeceği bir tür değil aslında. Çabuk sıkılır yarıda bırakırlar diye tahmin ediyorum. Bitirmem benim 4-5 günümü aldı mesela. Ama pişman da değilim. Beklediğim gibi bir kitap çıkmadığı doğru, mesela Hitler dönemini okuyacağım hiç aklıma gelmezdi. Markus Zusak'ın bir diğer kitabı Köpek Düşleri'ni de okumak istiyorum. O buna nazaran çooook daha kısa; 100 küsür sayfa. Eğer yazar onda da böyle bir dil kullandıysa 1-2 güne bitiririm artık. Neyse lafı çok uzattım, okuyanların olumlu-olumsuz yorumlarını beklerim, ne puan vereceğime kitap boyunca karar veremedim süreklideğişti fikirlerim yani bu bir son an kararıdır :D

Puanım: 4    GoodReads Puanı: 4,35
Sayfa Sayısı: 574    Yayınevi: Martı    Yazar: Markus Zusak

20 Eylül 2013 Cuma

Buna İzin Var mı?


Chicago Vampirleri serisinin Türkiye edisyonu ile Darker Days (Türkçe edisyonu bulunmuyor) kitabının kapağındaki kızın aynı kız ve aynı resim olduğunu farketmişsinizdir. Benim düşüncem Optimum Kitap'ın birkaç rötuşla birza değişiklik yaparak kızı olduğu gibi aldığı yönünde, ama çalıntı denir mi bilemiyorum, siz ne düşünüyorsunuz?

19 Eylül 2013 Perşembe

Senden Önce Ben - Alıntılar (Spoiler İçerir)

 
  Otobüs durağı ile ev arası 158 adımdı, ama aceleniz yoksa ya da platform tabanlı ayakkabılarınızı giymişseniz 180'e de çıkabilirdi. Ya da hayır kurumlarına ait mağazaların birinden aldığınız burnu kelebek desenli, ama arkası topuğunuzu hiçbir zaman tam anlamıyla kavramayan ayakkabılardan -böylece niye 1,99 sterline indiği de anlaşılıyor- giymiş olabilirsiniz. 68. adımda bizim sokağa dönen köşeden girdim ve evi gördüm. Dört yatak odalı yarı müstakil ev, diğer üç ya da dört yatak odalı müstakil evlerle aynı sıradaydı. Babamın arabası da sokaktaydı ve bu henüz işe gitmediği anlamına geliyordu.

•❤•.¸✿¸.•❤•

  Treena beni dikkatlice inceledi. "Annem gerçekten hoş biri olduğunu söyledi."
  "Evet, öyle"
  "Yakışıklıymış da."
  "Belkemiğinde hasar var diye Quasimodo'ya benzemesi gerekmiyor."

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Sence, şey..." Treena'nın bunu doğru şekilde söylemenin  bir yolunu aradığını farkettim. "Sence kazanacak mısın?"
  Sanki bu bir tür yarışma gibiydi. "Bilmem, sanırım oyunu biraz zorlaştırmam gerekiyor."

•❤•.¸✿¸.•❤•

"...Sana bu parayı veriyorum, çünkü beni artık mutlu eden pek bir şey yok, sadece sen varsın.
 Beni tanımanın sana acı ve hüzün getirdiğinin farkındayım. Umarım bir gün bana daha az öfkeli ve kırgın olduğunda sadece bu yaptığımdan başka yapacak bir şeyim olmadığını, bunun gerçekten iyi bir yaşama sahip olmana, benimle tanışmasaydın sahip olacağın hayattan daha iyi bir hayata sahip olmana yardımcı olacağını da anlarsın.
... İşte böyle. Kalbimde bir iz bıraktın Clark. Komik kıyafetlerin, kötü esprilerin ve en küçük bir duygunu bile saklamak konusundaki beceriksizliğinle odamdan içeri girdiğin ilk andan itibaren bende bir iz bıraktın. Sen benim hayatımı, bu paranın senin hayatını değiştireceğinden çok daha fazla değiştirdin.
Beni o kadar sık düşünme. Seni sulu gözlü bir şekilde hatırlamak istemiyorum.Sadece iyi yaşa."

•❤•.¸✿¸.•❤•

"Lego parçalarını neden bu kadar küçük yapıyorlar anlamıyorum. Obi-Wan Kenobi'nin sol kolunu bir yerlerde gördün mü?"
"DVD oynatıcısının üzerindeydi. Sanırım Thomas Obi'nin koluyla Indiana Jones'unkini karıştırmış."
"Güzel, fakat Obi'nin kolu bej rengi olamaz. Siyah kolları bulmamız şart."
"Ben olsam üzülmezdim. Darth Vader ikinci filmde onun kolunu kesmiyor muydu zaten?" 

18 Eylül 2013 Çarşamba

Dex Plus'ın İlk Kitabı Dublin Caddesi - Tanıtım & Ön Okuma


Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika’dan iskoçya’ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesi’ndeki havalı binalardan birindeydi.
Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden’la.
Joss, Braden’ın her zaman kolunda taşıdığı Barbşe kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.
Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?

TRAJEDİ. SEKS. TUTKU. KAHKAHA. KISKANÇLIK.


#1
New York Times Bestseller
The Wall Street Journal Bestseller
Amazon Bestseller
USA Today Bestseller
 

Ve 30 ülkede milyonlarca okuyucuya ulaşmış, son yılların en çok konuşulan aşk hikayesi.

 --o--

   Diyorlar. Bana kalırsa aşktan çok erotik olduğunu tahmin ediyorum - kitabın tanıtımından yola çıkıyorum- Çünkü tanıtımda duygulardan çok arzu ön plana çıkıyor. Bu arada lütfen "Grinin Elli Tonu" gibi bi kitap mıı? diye sormayın. Her erotik kitap birbirine benzemez, bu düşünce kafalardan bir atılsın önce.

   Ayrıca seriyle ilgili bilgi verecek olursam 2 ara kitabı da olan 3 kitaplık bir seri. Serinin ilk kitabının GoodReads Puanı ise şu an 4,36.  59,788 oy almış. Fena da değil bana kalırsa. Yazara gelirsek yeni kitabımızın yazarı Samantha Young, daha önce de Martı Yayınları tarafından yayınlanan "Kan Günlükleri" adlı seriyle biliniyordu. Seri Kutsanmış Kan, Geçmişin Kanı, Gölgelerin Kanı adlı 3 kitaptan oluşuyordu.

    Ayın 20'sinde raflara yerleşecek olan kitabın ön siparişleri çoktan başladı bile! Ayrıca 26 sayfalık ön okumasını indirmek & okumak isteyenler:
www.dexkitap.com adresine girip beyaz yuvarlak içindeki "Ön Okuma" yazısına tıklayarak ulaşabilirler. İyi okumalar :))

17 Eylül 2013 Salı

Debbie Macomber - Blossom Street Serisi Bilgilendirme

   Merhaba arkadaşlar, can sıkıntısından yaptığım bir bilgilendirme paylaşımını okuyorsunuz. Blossom Sokağı Serisi'nin yurt dışında şimdiye kadar çıkan 9 kitabı da Türkiye'de mevcut. 10. kitabın kapağı daha belli olmamakla beraber yurt dışında 8 Nisan 2014 tarihinde çıkacağı bildirildi. Geç bir tarih olduğunun farkındayım ama kimsenin "Ayy nasıl bekleyeceğiz şimdi" diye düşündüğünü de sanmıyorum :) Evet, şimdi de serinin kitaplarını size teker teker tanıtayım:

1. Küçük Mucizeler Dükkanı (The Shop On Blossom Street)


"Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiçbir şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiçbir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların karşılıklarının olduğunu öğrendim...
Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikâye...
Bu kitapta mutlaka kendinizden bir şeyler bulacaksınız!"

Diyosuunn.. Aslında evet, bu kitapta Alix'de kendimde bi'şeyler bullmuş olabilirim. Ama sonradan bozdular kızı ya :D Şaka bi yana ilk kitaplar her zaman daha iyidir. Biraz sıkılsak da bölüm bölüm okutuyor kendini..





2. Bir Yumak Mutluluk (A Good Yarn)

"Kitapları bütün dünyada 140 milyondan fazla satan ve birçok dile çevrilen DEBBIE MACOMBER, yürek ısıtan romanı Küçük Mucizeler Dükkânı'ndan sonra yepyeni bir sayfa açıyor.
Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti: Hepimiz bu dünyaya, hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa. Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor. Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda...
Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor; bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde.
BU KİTAPLA KEYİFLİ BİR MOLA VERİP, HAYATIN KARMAŞASINDAN UZAKLAŞACAKSINIZ..."

Aşırı ön yargılı başlamıştım, "Nerede benim Alix'im, kim ya bu nine, cık cık cık" diye. Ama sonra Courtney geldi, onun kısımları favorim oldu :D İlkine denk bir kitaptı kısaca.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #1) - Tanıtım & İnceleme


   Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak daha birçok şey. Ölümcül Oyuncaklar hafızanıza kazınacak! On beş yaşındaki Clary Fray, New York’ta Pandemonium Kulüp’e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi. Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünemezdi! Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca ve canileri Clary’den başka kimse göremediği için durumu açıklamak pek kolay olmayacaktı! Clary’nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölgeavcıları olarak tanıtacaktı. Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!

   Okumayı deli gibi istediğim serilerden birisinin ilk kitabı: Kemikler Şehri. Sonunu okumadan önce kitaba deli olsam da, şu an iyi-kötü ne yazarsam yazayım çok duygusuzum. Nedenini de sonra söyleyeceğim. Kitap 5 puanı hak eder mi? Evet, hak eder. Ama ben tam puan vermeyeceğim. Spoiler vermeden nedenini söyleyemem ama sonundaki bir olay beni seriden buzz gibi soğuttu. Ama hemen bu konuyu geçip ve kitaba tarafsız olarak yaklaşarak birkaç özelliğinden bahsedeceğim. İlk olarak kitap gerçekten çok kolay okunuyordu ve çok da akıcıydı. Bazı kısımlar çocuksu gelebilir ama fantastik kitapların çoğunda bu kaçınılmazdır. Yer ve karakter tanımları yerinde ve içerik olarak da dolu dolu olan güzel bir kitap.

   Güzel, güzel olmasına da  o son neydi öyle. Tarafsız bir bakışla muhteşem ve tahmin edilmeyecek bir son ama taraf tutanlar için resmen ölüm gibiydi. Burada taraftan kastımın ne olduğunu okuyunca anlarsınız, belki kimse bu olaydan benim kadar etkilenmemiştir ama benim için büyük bir hayal kırıklığıydı. Çünkü ;

   Spoiler'la Devam Ediyorum -kitabı okumayanların aşağıdaki kırmızı çizgiye kadar yorumu okumasını tavsiye etmem.

   Çünkü ben hep Jace-Clary ilişkisi düşünmüştüm, sonuna kadar Team Jace demiştim. Böyle olunca tabi Jace Jonathan çıkınca ben kriz geçirdim. Anne-baba aynı, bildiğin öz kardeşler. Dedim Jace ölse, yine de böyle üzülmezdim. Belki üzülürdüm. Neyse konumuza dönelim, bizim Clary kaldı yine gözlüklü Simon'a... Ya Jace'den milyon kat soğuyup Simon'a yavaştan bir kayış hissediyorum beynimde şu an. :(

---------------------o---------------------
Neyse bu durumdan daha da yakınmayacağım. Ve tam puan vermeyeceğim dediysem de öznel düşüncelerden dolayı çok puan da kırmayacağım yani. Kitabın sonu ve içeriği gayet de güzeldi. Kafam yatışana kadar bu seriden biraz uzak durmaya karar verdim ama 2. kitabı da yakında alırım gibi geliyor. Yorumlarınızı bekliyoruuuumm :)

Puanım: 4,5    GoodReads Puanı: 4,13
Sayfa Sayısı: 580    Yayınevi: Artemis Yayınları    Yazar: Cassandra Clare


Kitap Alışverişim #2 -Sürpriz Kitaplar ve D&R Kampanyası


   Melez Sözleşmeleri'nin 4. kitabı Apollyon'u almak için gittiğim kitapçıda daha baskısının gelmemiş olduğunu öğrendiğimde yaşadığım hayal kırıklığı 3 tanesi bana da sürpriz olan 4 tane kitabı almamla son buldu. Son buldu demeyelim, azaldı sadece. Yeni Başlangıçlar Mevsimi'ni almayı ne zamandır istiyordum, fırsat bulamamıştım. Kitap Hırsızı'nı ise kitapsihirbazı.com da çok sevilenler mi ne hatırlamıyorum bir listede görmüş ve tanıtım yazısını okumuştum ve benlik olduğunu düşünmüştüm. Serseri'yi de Kitap Aşığı , blogunda öyle güzel övdü ki okumadan aşık oldum. Zaten kapağına da bayılıyorum ayrı mesele.
   En sona Tatlı Bela'yı bıraktım, çünkü onu D&R'a gidip özel olarak aldım. Bunun nedeni de -kesinlikle kaçırmayın- şu an D&R'da bir kampanya var ve bazı kitaplar 10 TL'ye düştü. Bunların içinde bol bol şu meşhur siyah-beyaz kapaklı kitaplarımızdan ve Anne Rice'ın vampirli kitaplarından 3 tane gördüm. Bunların dışında birçok kitap var tabii, dr.com.tr adresinden de bakabilirsiniz. Tatlı Bela'yı görünce sitede elim ayağıma dolaştı hemen bir D&R mağazasına koştum :D Size de tavsiye ederim, hoşunuza gidebilecek kitapları her zaman 10 tl'ye bulamazsınız :)


   Kısaca analiz etmek gerekirse bu alışverişimde; iki Martı, bir Yabancı, bir de Pegasus Yayınları'ndan olmak üzere 4 tane kitap almış oldum. Tatlı Bela, Kitap Hırsızı, Serseri ve Yeni Başlangıçlar Mevsimi. Darısı başınıza ;)

6 Eylül 2013 Cuma

Kitap Sihirbazı'nda Pegasus İçin Büyük İndirim !

Kitapsihirbazi.com geçen ay da Dex yayınları için %40 indirim yapmıştı. Bu ay ise Ephesus ve Optimum Yayınları'nda %35, Pegasus Yayınları'nda ise %40 indirim var. Böyle fırsat kaçar mı?
Özellikle ben, hayatta kaçırmam. Elimdeki kitaplar biter bitmez olaya dalıyorum, şu an sepetimde 15e yakın kitap var. Fırsatı kaçırmamanızı tavsiye ederim, yüzde 40 da az indirim değil yani :D


3 Eylül 2013 Salı

Mefisto (The Mephisto Covenant #1) Tanıtım & İnceleme


    Ruhun beni sevecek kadar saf ve temiz mi?

   Sasha babasının katilini bulmak istiyor. Ancak bunun
için ruhunu Eryxe satması gerekecek. Bu sırada onu çok büyük bir tehlikeye atan bir sır açığa çıkıyor. Sasha bir Anabo, yani Havvanın kızı --ve Eryxin en büyük düşmanı.

   Yeryüzüne çakılı kalmış, cehennemden gelen bir ölümsüz olan Jax ise Mefi sto Akdinde kurtuluşu arıyor: ancak ve ancak bir Anabonun aşkı ruhunu huzura kavuşturacak. Binlerce yıl sonra nihayet aradığı kızı buluyor: Sasha.

   Eryx tehdidi üzerindeyken, Jax, Sashayı kurtarıp onun
kalbini kazanabilecek mi? Sasha aşkına karşılık verip ölümlü hayatından vazgeçecek mi?Ancak bir Havva kızının ruhu cehennemden gelen birini sevebilecek kadar saftır. Ancak cehennemden gelen biri bu kadar ateşlidir.


    Öncelikle, kitabi en basta alma nedenimle basliyim. Dex Facebook sayfasinda "Dex'in en sevdiginiz kitabi?" sorusuna rastladim ve cevaplarda bircok kisinin de Mefisto'dan bahsettigini gördüm. Bir diger nedenimse Mefisto'nun kapagina bayilmis olmamdi. Buradan hayal kirikliklarima gececegim çünkü konu biraz baglantili. Kitap ilk elime geçtiginde Mefisto'nun kapagi benim icin büyük bir hayal kirikligi oldu çünkü hiç de internette gördügüm gibi degildi. Renkler soluk ortada bi kiz olmasi disinda ayrintilar belirdiz. Fotokopi korsan basimlar gibi bir kapakla karsilastim. Simdi bu yazilarimin ustundeki kapaga bakip esasli bir ah cekiyorum. Keske kitabimin kapagi da da boyle parlak ve belirgin olsa. 

   Bir diger hayal kirikligimsa Tanri-seytan olayina bu kadar cok yuklenilmesi. Bunun yerine Jax-Sasha arasındaki ilişkiye yuklenilmesini beklerdim. Yani kitap duygu degil de konu uzerine kurulu bir hale gelmis ve bu beni cok rahatsiz etti. Acikcasi biraz daha duygulari on plana cikaran olaylar beklerdim bu yüzden biraz hayal kirikligi oldu.


    Yani tamam, Sasha Tanrı'ya çok bağlı anladık da Jax gibi birini yaptıklarının nedenini bilmesine rağmen nasıl geri çevirecek kadar bencil olabilir? Hani bu kız anaboydu, anabolar da saftı? Bu saflık değil, yüzde yüz salaklık bana kalırsa :D

   Spoiler İçerir

   En sonunda Sasha Mefisto olmayı kabul ettiğinde de bunu Jax için değil, Amanda gibi başkalarının  olmasına katlanamadığı için yapmıştı. Ve Jax'in duygularına da bir türlü karar veremedi yazar. Jax kısımları sanki Sasha'ya aşıkmış gibi anlatılmasına rağmen Sasha "Bana aşık olmayan biriyle sonsuza kadar yaşayamam" dediğinde cevap "Zamanla olur" gibisinden bir şeyler oluyor. Resmen kitap boyunca Sasha'nın gidip gelmelerini okuduk..
 
   Anlamadığım bir diğer şey ise "Sasha" ismi nasıl "Alexandra"nın kısaltılmış hali oluyor? (Sasha ismini de hiç sevmem -,-) Buna mantıklı bir açıklama istiyorum. Alex, Lexi, Ally, Al, Sandra falan anlarım ama Sasha? Çözemedim. İsmi kadar karakteri de sevmiyorum. Jax'i bulmuş bir de "Yok, ben kaslı erkek sevmem, inek tip severim. Yok, Jax beni koruma, peşimde dolaşma, şeytanın tekiyle beraber olamam, bu çok yanlış" Neren doğru ki kızım senin? Hanımefendideki keyfe bakar mısınız? Bulmuş da bunuyor bir de. Madem öyle Sasha'cım, sen Jax'i buraya yolla yani. Üzme çocuğu, yazık. Anlıyorum anabosun, safsın bu da belli ama bu da yapılmaz ki!

   Ve yine beni hayrete düşüren şeylerden biri de: kitabın sonu! Bu kadar tahmin edilebilir ve basit bittiğine inanamadım. Biraz daha zorlaştırılmalıydı, kitaba yakışmamış. Madem bu kadar klasik bir son yapacaktın, seriyi tek kitap yapsaydın ya Trinity? Nerede bize "Lanet olsun bu kitap burada biter mi?" dedirten tatlı kitap heyecanımız? 

   Ama bu saydığım her şeye rağmen kabul etmeliyiz ki güzel bir kurgu ve harika karakterler durumu kurtarıyor ve hoş bir üçleme başlangıcı oluşturuyor. Yine de umarım 2. kitap bundan iyidir, çünkü bu serinin bir kitabına gönül rahatlığıyla tam puan vermek istiyorum. Ve bir de kitapta tüm karakterlerin kendine göre hoş bir yanı, bir çekiciliği vardı. Sevdim ve okuduğuma da pişman değilim hatta okumanızı da tavsiye ederim.

   Yazının ilk paragraflarını telefondan yazdığım (ve telefonda tr klavye olmadığı) için bazı yerlerde hatalar olabilir, mazur görün :/


Puanım: 4   GoodReads Puanı: 3,88
Sayfa Sayısı: 320   Yayınevi: DEX   Yazar: Trinity Faegen

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...