30 Ağustos 2013 Cuma

Tuhaf Melekler (Strange Angels #1) Tanıtım & İnceleme


   Babam? Zombi. Annem? Öleli çok oldu. Ben? Ah! İste en korkutucu kısım da, bu.

   Gerçek Dünya korkunç bir yer. Kötü adamlardan payına düşeni alan, on altı yaşındaki Dru Anderson bunu iyi biliyor. Dru silahlı ve tehlikeli. Önce öldürüp sonra soru sormaya hazır. Bu yüzden de kime gerçekten güvenebileceğini çözmesi biraz zaman alacak. Kendini bildi bileli biraz garipti. Babasıyla birlikte bir kasabadan diğerine geçiyor, geceleri ortaya çıkan yaratıkları avlıyordu. Evet, bu, sıradışı bir hayattı ama kötü de değildi. Ta ki bir kasabada, mutfak kapısında bir zombi belirinceye kadar. Dru yapayalnız, korku içinde ve kapana kısılmış durumdaydı. Yaşamak için aklının ve aldığı eğitimin her zerresine ihtiyacı olacaktı. Yaratıklarsa ava karşılık vermeye kararlı ve mönülerinin yıldızı ise Dru.

   Genç kızın hayatta kalma şansı var mı? Yoka yakın!
   Şafak sökene kadar dayanabilirse, oyun bitmiş olacak...
   Dru ne kadar özel biri olduğunu keşfedebilecek mi? İntikamları bekleyin.
   Dru Anderson karanlıktan korkmuyor. Ama korkmalı.
---- O ----
   Yoruma başlamadan önce, küçük bir sorum olacak. Tanıtım yazısının saçmalığının farkında olan bir tek ben miyim? Her zaman nefret etsem de bu sefer "iyi ki kitapları tanıtım yazısına bakmadan alıyorum" diye düşündüm. Çünkü bunu okusam sanırım "saçmalık, nokta." diyerek almazdım. Neyse ki okumaya tenezzül etmedim ve kitabın keyfini sürmüş oldum.

   Keyif dediysem de lafın gelişi.. Fantastik-Gerilim seviyorsanız güzel (ki bence güzeldi de) ama -her şeyin bir aması vardır ve bunu sanırım 2. deyişim.-  kitap AŞIRI bir şekilde Supernatural dizisine (veya kitabına mı demeliyim) benziyordu. Olayların gidişatı ve konudan bahsediyorum. Sadece karakterler ve özellikleri farklıydı. Buradan karakterlere balıklama bir dalış yapıyorum ve Dru'nun konuşma şeklinin babasına (ki babasının nasıl konuştuğunu bilmiyorum ama baba kouşması gibi) ne kadar benzediğine ve uyuz edici olduğuna dikkat çekiyorum. Çocuk bir şey soruyor kızın düşüncesi "tahmin bile edemezsin, oğlum"

   Bir diğer dikkatimi çeken şey ise kitabın bazı yerlerde birazcık sıkıcılaşması, ve -ve önemlidir- bunun nedeni de gün gibi ortada: Diyaloglarda bir soruyla bir cevap arasına 1 sayfa düşünce girmesi. Kız ışık hızıyla düşünüyor resmen. Örnek: "İyi misin?" Hayır. Kesinlikle, hayır. O öldü şuna bu oldu bilmem ne falan filan ..........(Sonraki sayfaya geçiyoruz.) Babaannem öyle derdi babam böyle derdi... ve uzun düşüncelerden sonra (bunlar birkaç saniyede gerçekleşiyor) kızımız cevap vermeye tenezzül eder: "Evet, evet..". Bu örneği tamamiyle salladığımı farketmişsinizdir ama bahsettiğim şey buna yakın. Tüm kitap boyunca kızın geçmişi düşünmesiyle karşılaşıyoruz. Canım, Lilicim, madem bu kadar çok öğrenmemizi istiyorsun kızın geçmiş zırvalıklarını seriye bi novella ekle #0,5 olsun sen de rahatla biz de?

   Ama ne yalan söyleyim, bir dahaki kitabı Artemis'in bir an önce çıkarmasını istiyorum. Kitabı çok eleştirdim ama sardı yani sürükleyiciydi. (Bazen minik minik atlayarak okuduğum olmuştur, doğru.) Şimdi olacakları merak ettiğim gerçeği var. Biraz baştaki konuya dönüp Spoiler vereceğim, kitabı okumadıysanız spoiler okumayın derim, ama keyfiniz bilir.

   Spoiler İçerir
   Şimdi, galiba bu Lili Supernatural'ı izlemiş, birazcık da aklında kalmış. Ben Dru'nun hayatını Dean Winchester'a "çok" benzettim. En baştan başlıyım; annesinin asıl avcı çıkması ve ölümü, bunun ardından babasının da avcı olması ve annesinin katilini senelerce araması. Sonra onu bulup onun tarafından öldürülme gibi bir şey yapıldıktan sonra çocuğunun onu öldürmek zorunda kalması (dizide de şeytan babasının içine girince onu vurmak zorunda kalmıştı). Sonra kötü kişiliğin aslında çocuğun peşinde olduğunun ortaya çıkması (Burada Sam'den bahsediyoruz.) En sonunda da çocukla yüzleşip sonra kötü adamın kaçması falan.. Bundan bahsediyorum işte. Bence benziyor sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum.

   Bu saydıklarım bana çok bir puan kırdırtamaz, çünkü kitap güzeldi ve akıp gitti yani. Ve seriyi de bekletiyor. Bekletiyor dediysem bir Melez Sözleşmeleri, Fısıltı gibi "deli gibi" bekleme değil de hani "çıksa da okusak" gibisinden. Çünkü sonunda dehşet verici bir şey değil de -neredeyse tüm ilk kitaplar gibi- bir şeyler yarım kalmasına rağmen ortada belirli bir "olayın sonu" var. Yurt dışında 5 kitap var, Türkiye'de 1, Artemis'in seriye biraz özen göstermesini bekliyorum.. Okuduysanız, yorumlarınızı beklerim :)

   Aaa! Bir de, -bunu söylemeyi unuttuğuma inanamıyorum-  kitabın meleklerle falan hiiç alakası yok. Ne alaka bilmiyorum "Strange Angels", belki de Chris'in "sizin koruyucu meleğiniz oldum" lafından geliyordur, ama önemsiz bir ayrıntıydı bir fikrim yok. Kitapta yine bir paranormal avcılığı olayı var. Supernatural olarak düşünün, ya da sadece ilk sezonunu. Sadece burada şeytan yerine kan emiciler revaçta. Neyse ne diyordum, kitapta öyle çok bir aşk da yok. Sadece yalnızlık hissetmemek için yanındaki kişiye ihtiyaç duyma gibi bir şey var. Sanırım bu serinin diğer kitaplarında aşka dönüşebilir bir fikrim yok. Aklıma takılanlar bunlardı, ama tavsiye ederim, çok bayılmazsınız ama obir şey kaybetmiş olmazsınız güzel bir seri olacağa benziyor, zaten kısa çabuk bitiyor.

Puanım: 3,5    GoodReads Puanı: 3,82
Sayfa Sayısı: 344    Yayınevi: Artemis Yayınları    Yazar: Lili St. Crow

29 Ağustos 2013 Perşembe

Tanrı (Melez Sözleşmeleri #3) Tanıtım & İnceleme


   Akitin kuralları Alex'i neredeyse ölüme gönderiyordu. Konsey onun Catskills'de ne yaptığını öğrenseydi, onu kimse kurtaramazdı, tabii Aiden'ı da. Furiler, Alex'in peşindeydi, şimdi de onu ele geçirmek isteyen başka güçler var.

   Alex sürpriz bir mektup alıyor, yazanlar karşısında ne yapacağını bilemiyor ve Seth'le gittikçe daha da yakınlaşıyor. Birlikte yaptıkları antrenmanlardan biri Alex'in bir Apollyon işareti daha kazanması ile sonlanıyor ve bu Alex'i bir adım daha Uyanmaya yaklaştırıyor.

   Alex'in doğum günü yaklaştıkça sanki etrafındaki tüm dünya paramparça oluyor; geleceğin Apollyon'u aşk, kader ve yalanlar arasında sıkışıp kalıyor.

   Tanrılar öfkelerini serbest bırakınca yaşam geri dönülmez bir şekilde değişecek. Furiler, İblisler, Safkanlar, Melezler ve Avcılar hiç beklenmedik bir geleceğe hazırlanıyor. Tarih tekerrür ediyor fakat bu defa işler, pek de iyi gitmiyor.


Spoiler İçerir (Özellikle 2-3. paragraflar)

   Jennifer ne yaptın sen! Seth'i aldın yerden yere vurdun, bize zorla nefret ettirdin. Hep Aiden taraftarıydım ama Seth'in de ayrı bir yeri vardı bende. Şimdi o yer resmen çalkalanıyor. Hem o son da neydi öyle? Bu yaptıkların bize karşı hiç adil değildi.. Ama serinin bu kitabı cidden zirve noktasıydı. Yunan Mitolojisi'nin sınırları zorlanıyor ve savaş gerçek anlamıyla kendini gösteriyor. Sürükleyici ve etkisini uzun süre hissettirecek. Şu an Apollyon için deliriyorum, hemen almalıyım diyorum.

   Bana kalırsa Melez Sözleşmeleri Lux'tan bir tık hatta birçok tık daha iyi. Lux da iyi hoş ama rutin bir konusu var, tek düze ve daha çok Katy-Daemon üzerine kurulmuş. Ama bu seri olayların üzerine kurulmuş, konusu çok geniş ve kurgusu bir harika. Fakat şu an daha önemli bir meselemiz var: Seth.

 Seth'i sevenler için büyük bir üzüntü içerisindeyim. Ben de Seth'i seviyordum ve Aiden'ın bazı tavırlarının itici olduğunu kabul ediyorum ama bu kitapla Seth'in Alex'i bayağı bir süredir güç için kullandığını anladık. Ama (her şeyin bir aması vardır, değil mi?) Lucian'ın Seth'i manipule ettiğini düşünürsek, Seth'i affetmek zor olmaz diye düşünüyorum.

  Sonuç olarak, bir Yunan Mitolojisi hastası olarak ben şu Artemis, Apollo, Hades'in falan konuşmalarını kahkahalar atarak okudum. Ama kitaptaki bir yer beni benden aldı o da: Caleb'in diğer tarafta Persephone ve Hades'le Wii oynaması ama Hades'le oynamanın eğlenceli olmadığı çünkü sürekli hile yaptığını söylediği kısım. Her ne kadar kulağa saçma gelse de Jennifer'ın espri anlayışına baylıyorum.

  Her neyse tek kelimeyle özetlemek gerekirse bu kitap da MÜ-KEM-MEL-Dİ.! Benden tabii ki tam puan alıyor, hiçbir şekilde sıkılmadım hatta güle ağlaya eğlenerek okudum. Seth konusunda hala çok üzgünüm ve kitabın bomba gibi bittiğini belirtmeden de geçemeyeceğim. Apollyon nerelerdesinn !!


Puanım: 5   GoodReads Puanı: 4,56
Sayfa Sayısı: 408   Yayınevi: DEX   Yazar: Jennifer L. Armentrout

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Kitap Alışverişim #1 (Bekleten Kitaplar)


   Bu alışverişin adını"Bekleten Kitaplar" koydum çünkü küçük bir karışıklık yüzünden 15 gün geciktiler. Ama sorun yok artık kitap yorumlarıma son hızla devam edebilirim. Bu alışverişte 2 tane DEX 4 tane Artemis yayınlarının kitabını aldım. Bu arada sağolsunlar resimdekinin iki katı kadar ayraç vermişler :D

  Kapaklara gelirsek, Artemis yayınlarının kapakları bana ciltli bile olsa rengi olsun parlaması olsun dandik geliyordu. Ama Asi serisi bu konuda bana çenemi kapattırdı. İki kitabın kapağını da kaliteli buldum, ama Kemikler Şehri ve Tuhaf Melekler'in kapak kalitesi klasik Artemis. Dex yayınlarının mat kapaklarına zaten hayranım onlar hakkında yorum yok. -,- Ama ne olursa olsun tüm kitaplarımı seviyorum :D

  Hangi kitapla başlayacağım konusuna gelirsek, cevabım Tanrı olacak. Melez Sözleşmeleri serisinin bir türlü elime geçemeyen kitabı! Nereye gitsem kalmamış diyorlardı ama olsun şu an elimde ve meraktan çatlıyorum. Ondan sonra hangisini okuyacağım hakkında bir fikrim yok, tavsiyelere göre bakarız :D Ama en merak ettiğim kitap olmasına rağmen sanırım Kemikler Şehri'ni en son okuyacağım, çünkü bir dahaki alışverişimde direk 2. kitabıyla devam etmek istiyorum :)

Lux & Arum Serisi - Alıntılar


"Akşam yemeğine ya da belki sinemaya gitmeliyiz."
Aptal kalbim yine yerinden fırladı. "Bana çıkma mı teklif ediyorsun?"
Sessizce güldü. "Öyle gözüküyor." -Oniks


Daemon gülümsedi, sonra da ortadan kayboldu. Geri çekilerek etrafıma bakındım. Bir kaç metre ötede bir ağaca dayanmıştı.
"Nasıl... oluyorda... bekle! Daha önce yaptın sen bunu. Bu ürpertici, sessiz, hareket şeyini. Ama sessiz olduğun için değil."
Afallamış bir şekilde tekrar oturup ağaca yaslandım. "Çok hızlı hareket ediyorsun."
"Işık kadar hızlı kedicik."
-Obsidiyen  
 Neşeyle kayıt düğmesine basıp "Bir MacBook Air'im var!" Diye haykırdım.
Daemon gülerek yüzünü saçlarıma gömdü. "Maskara seni." -Opal


 Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim.
Göğsüm kabardı. Dokunuşu beni yakıp kavuruyordu. O sözler beni ezici ve umulmadık bir arzuyla doldurmuştu. Onun yanında olmak bana kendimi iyi hissettiriyordu. -Obsidiyen

 "Blake." İç çektim, topallayarak ondan uzaklaştım. "Blake'le çok ortak yanımız var. Çok kitap okumamı seviyor."
"Bende seviyorum." Diye meydan okudu Daemon.
"Hem blogda tutuyor." Neden uçan kuştan medet umuyormuş gibi hissediyordum?
Daemon bir tutam saçımı aldı, parmağına doladı. "İntetnetle bir alıp veremediğim yok."
Elini itip uzaklaştırdım. "Üstelik benden hoşlanmasının nedeni aptal bir uzaylı bağı ya da başka birinin benden hoşlanması değil."
"Benim içinde öyle değil." -Oniks

 İnledim.
Bugünü Daemon'la geçirmek zorundaydım. Bütün gece, inanılmaz derecede yeşil gözlü bir çocukla, açılıp duran bir bikiniyi hayal ederek yatağımda bir o yana, bir bu yana dönmüştüm. -Obsidiyen

 Emniyet kemerimi çözerken hafifçe güldüm. "Blake. Onun adı Blake."
Daemon kontak anahtarını çıkardı, gözlerinden neşe pırıltıları saçarak arkasına yaslandı. "Ben ona ne dersem, adı o." –Opal

 "Geç oldu."
"Biliyorum." Tereddüt ettim. "Kalmak ister misin?"
Tek kaşını kaldırdı.
Bu olmamıştı işte. "Onu kastetmedim."
"Kastetsen de bir şikayetim olmaz hani." Bakışlarını indirdi. "Hem de hiç"-Oniks s.158

"Sevdiğim bir kitaba inceleme yazısı yazmak iyi geliyordu ve daha çekici hale getirmek için tuhaf resimler bularak elimden geleni yaptım.Sevimli kedi yavrularını ve lamaları tercih ettim.Bir de Dean Winchester'ı."-Opal
"Deamon." Dawson arkamdan kapıyı çarptı. "Kızgınsın, biliyorum."
Başka bir enerji patlaması benden çıktı ve çatının tavanına isabet etti.Ahşap çatladı.."Hiçbir fikrin yok, kardeşim."
"Biz, Kat'i kurtarmak için ne yapcağını biliyorduk, seni güvende tutmak istedik. Hepsi bu."
"En iyi çözümün topluluğun beni kilit altına alması olduğunu mu düşündün?"
"Biz-"
"Beni durdurabileceğini mi düşündün? Onu kurtarmak pahasına dünyayı yakacağım."-Origin

27 Ağustos 2013 Salı

Hush Hush Serisi - Alıntılar (Spoiler İçerir) (Hem de Çok Fazla) (Okumayanlar Okuyup da Gelsin) (Lütfen?)


NORA-PATCH DİYALOGLARI
 

Patch:Taco?
"Taco?" diye tekrar ettim.
Bu onu eğlendirmişe benziyordu. "Domates, marul, peynir."


 Nora: Şimdi ne olacak? Hank'i öldürdüm. Adamlarına liderlik etmem gerek ama onlarla ne yapacağım?
Patch: Bir yolunu buluruz. Bir plan yapacağız ve bu işin sonunu getirene dek yanında olacağım.
Nora: Gerçekten bu kadar kolay olacağına inanıyor musun?
Patch: Kolay olanı isteseydim kendimi Rixon' ın yanına cehenneme zincirlerdim. İkimiz birlikte yan gelir yatar ışınların tadını çıkarırdık.

Patch: Çok şeyi kaldırabilirim ama üretkenlikten uzak bir gün bunlardan biri değil.
Nora: Bunu günümü yatakta onunla geçirmeye beni ikna etmeye çalışan adam mı söylüyor ?
Patch: Melek, öylesi "çok" üretken bir gün olurdu.

  
"Evinin tek kötü tarafı inanılmaz az sayıdaki ikincil kozmetikler.Saç kremi yok.Dudak parlatıcısı yok.Güneş kremi yok."
Başparmağımla evi işaret ettim."Dişlerimi fırçalamam gerek ve bir duşa ihtiyacım var."
Sırıtarak motosikletten atladı. "İşte ben buna davet derim."

Patch: Benim evime dönmen gerekmiyor,Melek.İstediğin buysa,seni evine götürebilirim.Ya da benim evimde,ortaya SAKIN GEÇMEYİN şeridi çekilmiş iki uzak ucunda uyumak istersen,buna da varım.
Pek hoşuma gitmez ama yaparım.


Standı işleten adam Patch'e ''Bir ödül seç.''diye bağırdı.
''Mor ayı,''dedi Patch ve mat mor bir kürkle kaplı korkunç görünüşlü ayıyı aldı. Sonra da bana uzattı.
Kalbime bastırırken ''Bana mı?'' dedim.
''Döküntüleri seviyorsun.Bakkalda her zaman ezik kutuları seçiyorsun.Dikkatimden kaçmadı.''
Parmağını kot pantolonumun kemer halkalarından birine geçirip beni kendine çekti. ''Haydi,gidelim buradan.''
''Aklında ne var?'' Fakat isim sıcacık ve kıpır kıpırdı çünkü aklında ne olduğunu kesinlikle biliyordum.
''Sizin ev.'' 

Nora = Ben seni hak etmiyorum Patch. Sen ne dersen de umurumda değil gerçek bu.
Patch= Beni hak etmiyorsun. Çok daha iyisini hak ediyorsun ama bana takılıp kaldın ve bence bunu kabul etsen iyi olur. Seni elimden kolay kolay kaçırmaya niyetim yok. Bunu aklında tutsan iyi edersin. Bizi ayırmaya çalışan ister başka bir erkek, annen, ister cehennem güçleri olsun işin ucunu bırakmayacağım ve veda etmeyeceğim. 


Patch: Senin koruyucu meleğinim...
Nora:Yani kendime ait bir koruyucu meleğim mi oldu?İş tanımın tam olarak nedir?
Patch:Bedenini korumak...
Gülümsemesi daha da genişlemişti.
Patch: İşimi çok ciddiye alırım ki bu ilgili özneyi şahsi düzeyde tanımam anlamına geliyor.

 Patch, "güzel kostüm," dedi.
 "Al benden de o kadar. Kostümüne çok kafa yorduğun belli oluyor."
 Dudakları keyifle büküldü. "Beğenmediysen her an çıkarabilirim."

Nora:Beni etkilemek için böyle giyiniyorsun.
Patch: Hayır Melek, seni etkilemek için soyunuyorum.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Fısıltı Filmi Hakkında Bilgi

 

Fısıltı film olacak! Heyo! Peki bizi neler bekliyor? İşte yazar Becca bu konudaki bazı sorulara yanıt veriyor.

Filmin yayın haklarını kim aldı? Daha önce film olmasını istemiyorum demiştiniz fikrinizi ne değiştirdi?
– Hush Hush Saga (Fısıltı Serisi) LD Entertainment’a emanet artık. Daha önce film olmasını istemiyordum fakat film olması seriye daha fazla popülerlik getireceği kesin. Hem hayranlar bu kadar isterken onlara neden istediğini vermeyeyim?
Film haklarının satılmış olması ne anlama geliyor?
– Bu anlaştığım film şirketine ve yapımcıya kitaplarımdan esinlenerek sinemaya uyarlanacak bir film yapma imkanı verdiğim anlamına geliyor.
Film kitaplarınızdan farklı olacak mı?
– Anlaşmaya göre senaryoyu istedikleri gibi değiştirebilirler. Yani kitaptan farklı olup olmayacağı onlara kalmış bir şey artık.
Film hakları satıldı. Şimdi ne olacak?
– Öncelikle senaryoyu yazacaklar , sonra yönetmen ve mekan bulunacak , ardından oyuncu seçimleri yapılacak.
Senaryoyu kim yazıyor?
– Senarist olarak Patrick Sean Smith atandı. Kitaplarımın filme dönüştürülmesi işi onun ellerinde.
Filmin çekimleri ya da oyuncu seçimleri konusunda söz hakkınız olacak mı?
– Hayır, ikisi de yönetmen , şirket ve yapımcının elinde. Maalesef oyuncu seçimlerinde söz sahibi değilim.
Oyuncular ünlü olmayan kişilerden mi seçilecek , biliyor musunuz?
– Henüz bu konuda konuşmadı ama yeni yüzleri ön planda tutacaklar. Seçimlerin olacağı zamanı duyuracağım , sizde katılıp şansınızı deneyebilirsiniz.

Becca Fitzpatrick (Fısıltı Serisi Yazarı) 'in Yeni Serisi: Black Ice


   Fısıltı’nın film olacağını yeni duyurmuşken , Becca serinin hayranlarının merakını giderek bir iki bilgiyi bizlerle paylaştı. Buna oyuncu seçimleri, senarist ve yeni serisi Black Ice’da dahil. Evet , Becca arayı fazla uzatmadan yepyeni bir seriye yelken açıyor.

Black Ice , Becca’nın 2014 gibi raflara düşmesini planladığı yeni bir serisi. Yazarın söylediğine göre kızlara adını haykırtacak bir erkek karakter geliyormuş. Fakat bu karakter Patch’den daha farklı , daha kötü çocuk tipinde olacakmış.Ayrıca serinin üç kitaptan oluşması planlanıyorken , yine (Fısıltı gibi) YA (Genç – Yetişkin) türünde bir kurguya sahip.
” Black Ice , Wyoming dağları arasında geçen psikolojik bir macera. On yedi yaşındaki Britt Pfeiffer Teton Dağına yolculuk yapmak için hazırlanmışken , devamlı düşüncelerinde dolaşan eski sevgilisininde kendisine bu yolculukta katılmasını beklemiyordur. Tam Britt , Clavin’e duygularını anlatacakken beklenmedik bir kar fırtınası yüzünden sığınacak bir yer aramak zorunda kalırlar. İki kişinin kaldığı bir kabin bulup oraya sığınan Britt’i hoş olmayan bir sürpriz beklemektedir , bu iki adam da onu tutsak almıştır. Britt hayatına karşılık bu adamları dağdan çıkarmaya çalışır. Fırtınaya karşı yol alırlarken Britt tek yapması gereken şeyin Calvin onu bulana kadar hayata kalmak olduğunun farkındadır. Ardı ardına bulduğu ipuçları onu çözülmemiş cinayetlere yönlendirirken Britt katilin yeni hedefinin kendisi olduğunu keşfeder. ”
    Fantastikten çok romantik bir macera olması planlanan seride paranormal olaylarda yok değilmiş.   Yazar ise şaşırtıcı sonlar , şok edici olayların geleceği konusunda okuyuculara söz veriyor.

Kaynak: Ön Okumalar Ve Fazlası 

Serinin Kitapları:

1. Fısıltı (Hush Hush)
2. Çığlık (Crescendo)
3. Sessizlik (Silence)
4. Final (Finale)

Scott'ın Günlüğü - Ekstra Sahne


   Sevgili günlük;

    Bu kelimeleri yazacağımı hiç düşünmemiştim. Biliyorum. Eğer ben hayali bir okuyucu için yazmaya devam edersem resmen delirmişimdir. Yemin ederim, kalbimden düşündüm. Okyanusta kaybolup gidişimi not ediyorum.

    Her sabah bu mağarada aç ve üşüyerek uyanıyorum. Merak ediyorum, eğer kara el beni bulursa ve hatta iyice düşündüm, sadece düşünmek beni canlı tutuyor. Burada kapalı durmaktan nefret ediyorum. Nora'nın bana yardım edememesinden nefret ediyorum. O nerede bilmiyorum. Ben kendimden daha çok onun için korkuyorum. Nora kaçamaz. O Patch gibi değil.

    Öfkeliyim. Kara el'i ve biyolojik babamı düşmüş bir melek gibi orada bir yerde aramak benim için zaman kaybı. Ben liman değilim. Bazı yanlışlar vaat eden bir ilişki olacak eğer onu bulursam. Ben o adam değilim ki her istediğini yapacağız. İşte bu konuşarak savaşmak. Umarım gelir.
Nora beni kıyıya çekti söylemek için. Babamın düşmüş melekler üzerindeki hataları anlamam için. Ama benim ona karşı çapraz intikamım olacak. Ve bunu düşündükçe kendimi daha iyi hissediyorum. Ben gizlenmeden önce Kara El'in düşmüş bir meleği öldürmek için elinde büyük bir gücü vardı. Babam kara ele zarar vermek için beni ele verebilir. Bunu geri çevirmek olmaz.
Dün gece bir rüya gördüm. Bir kısmı anı, bir kısmı fantazi.
Ben bizim evdeki yatak odamda Nore ile öpüşüyordum. Rüya gerçekti. Teninin tuzlu tadını alabiliyordum, saçlarının ıslaklığını. Sadece o başlangıç olarak beni çekingen bir şekilde yumuşakça öptü. Patch'de fırtınalar koptu. O gece plajda Nora ile konuştuk. Ama benim rüyamda ben onu vurdum. Onu pencereden savurdum ve kanatlarını yoldum. Geçen geceki rüya Nora’nın tepkisi için endişelenmeme yetecek kadar uzun sürdü. Öfke ile bana bağırmaya başladı. Ama ben onu durdurdum, beni ÖPTÜ. SERTÇE.


    Rüyanın geri kalanını önemsemedim (Çok iyiydi). Bana canın cehenneme diye bağırdı. Gece boyunca odamdaydım, Nora hakkında bir şeyler hissetmeye başladım. Hislerime göre davranamadım. Nasıl yapabilirdim? Babasının ölmesinin sorumlusu bendim. Ve o bunu biliyordu. Ama o Onu Patch ile gördüğümde nasıl kıskandığımı asla bilemezdi.


  Nora’yı istiyorum, ama işleri mahvetmekten korkuyorum. Eskiden bir kızla birlikteyken dikkatsizdim. Her ilişkimde bencildim. Bunu değiştirmek istiyorum, ama doğruyu yapacağım konusunda kendime güvenemiyorum. Kaybetme riskini göze alamıyorum Nora. Ona çok fazla ihtiyacım var. Bir küfür ettim ve şimdi arkadaşlık için harekete geçtim. Kanımla Nora’yı sanki öz kardeşimmiş gibi koruyacağım ve göz kulak olacağım.
Bu ona sahip olmamın tek yolu.


-Scott



Serinin Kitapları:

1. Fısıltı (Hush Hush)
2. Çığlık (Crescendo)
3. Sessizlik (Silence)
4. Final (Finale)

Patch'in Nora'ya mektubu | Ekstra Sahne


   Meleğim,

    Bu mektubu hiç bir zaman okumak zorunda kalmaman en büyük umudum. Vee bu mektubu sana ancak tüylerim yanıp, cehenneme zincirlendiğim zaman ya da Blakely’i beni öldürecek kadar güçlü bir kara büyü bulursa vereceğini biliyor.İkimizin türü arasında savaş şiddetlendiği için bizi gelecekte neyin beklediğini bilmiyorum. Seni ve planımızı düşündüğümde kendimi umutsuz bir acı içerisinde buluyorum. Hayatımda hiç bir şeyin yoluna konmasını bu kadar çok istememiştim.
Bu dünyayı terk etmeden önce sana karşı neler hissettiğimi bilmeni istiyorum. O Değişim Yeminini etmeden önce benim için neysen şimdide öylesin. Sen benimsin. Her zaman benim. Senin gücünü , cesaretini ve nazik ruhunu seviyorum.Bedenini de seviyorum. Senin kadar hiç kimse benim için seksi ve bu kadar mükemmel olmamıştır. Seninleyken bir amacım var. Sevip , tapacağım ve koruyacağım birisi var. 


    Geçmişimdeki sırlar aklını kurcalıyor, biliyorum. Ve bana güvenip o sırların ne olduğunu sormaman , bana olan inancın daha iyi bir adam olmamı sağlıyor. Seni aramızda söylenmemiş bir şeyler bırakıp terk etmek istemiyorum. Sana daha önce cennetten bir insan kızına aşık olduğum için düştüğümü , onunla olmak için her şeyi riske attığımı söylemiştim.


    O sözleri yaptıklarımı haklı çıkarmak için söylemiştim. Ama onlar doğru değildi. Gerçek olan baş meleklere ,onların yaptıklarına karşı inancımı yitirmiştim ve onların kurallarını bozmak istedim. O insan kızı kullanarak eski yaşantımı bırakmak istedim ve bu seçtiğim yol , yeni macera beni sana yönlendirdi. Kadere inanıyorum , meleğim. Yaptığım her seçimin beni sana yakınlaştırdığına inanıyorum. Seni çok uzun süre aradım. Cennetten düşmek , senin aşkına düşmek yanında bir hiç.


    Bu savaşı kazanman için ne gerekiyorsa yapacağım. Nephillim’ler gelebilirler ama senin Kara El’in yeminden özgür kalıp , güvende olacağından emin olacağım. Canımdan olsam bile bu benim öncelikli görevim olacak. Bunu okumanın seni sinirlendireceğinden şüpheleniyorum.Beni affetmen belki zor olacak. Sana bunun sonunda birlikte olacağımızı söylemiştim , ve belki bu yeminimi bozuyorum. Ama bu mektubu yazarken bile bütün olayları arkamızda bırakıp yeniden seni görmek için bütün yolları deneyeceğim. Umarım bir yol bulurum.


    Ama seçim senin ya da benim yaşamım arasında olursa , seni seçerim. Her zaman seni.


    Bütün aşkımla ,
 
    Patch.



Çeviri: Ön Okumalar


Serinin Kitapları:

1. Fısıltı (Hush Hush)
2. Çığlık (Crescendo)
3. Sessizlik (Silence)
4. Final (Finale)

Nora ve Patch’in Gerçek ve İlk Tanışmaları – Silinmiş Sahne

Buna inanamıyorum!! Bunu nasıl daha önce görmemişim! Anında sizlerle paylaşıyım dedim Husher takipçilerim varsa (ki umarım vardır) ve bunu okumadıysanız kesinlikle okumalısınız :)


GERÇEK İLK GÖRÜŞME
NORA VE PATCH

Patch iki ayağı üzerinde sandalyeyi arkaya doğru kaldırırken, kollarını boynuna toplamış, sarkıyordu. Enzo’nun Bistrosu'nda, içeriye doğru açılan kapılardaydı gözü. Işığın tam olarak erişmediği gölgeli bir köşede masa istemişti. Şimdi orada oturmaktaydı. Aradaki mum titreşti. Hemen karşıda ise Rixon gelişi güzel oturmaktaydı.

"Maviye dönünceye kadar seni bekliyor olacağım," diye mırıldandı bir şarkı, Rixon. "Bundan başkasını hiçbir adam yapamaz. İblislerle birlikte direk – " Durdu ve kaşlarını kaldırarak ayağının altını işaret etti. "Cehennemden içmektesin. Onlarda en az senin kadar kazanmaya yakınlar."

Patch gülümsedi. "Yetenek Sizsiniz'e mi katılacaksın?"

Rixon onu masanın altından tekmeledi. "Neden burada olduğumuzu ve ne yapmak üzere olduğunu bana söyleyecek misin?"

Bir garson durup,  kahve bardaklarını bıraktı.

Patch bir yudum aldı. "Ne yapmak üzere olduğumu mu?"

"Her Perşembe saat sekiz gibi buraya – Enzo’du değil mi? – gelip duruyoruz. Neredeyse beş hafta oldu. Fark etmediğimi mi sandın?"

"Dört hafta."

Rixon tiyatroculara yakışır bir  şekilde gözlerini yuvarladı. "Delikanlı saymayı da bilirmiş."

"Güzel kahvesi var."

"İyi o zaman. Ama sorun şu ki sen onun tadını alamıyorsun. İkinci yalanı duyalım bir de."

"Atmosferi güzel."

Rixon’un gözleri şaşkınlık ile ışıldadı. "Buradaki kızların çoğu 20’den küçük. Neden kendi yaşına biraz daha yakın kuşları vurmuyorsun? Şöyle yedi yüz yaşına yakın olanları..."

"Kızlar için burada değilim." En azından bir kız hariç. Gözleri önce saate sonra kapıya döndü. Birazdan, az kaldı.

"Kızlar için burada değil." Rixon tekrarladı. "Kumar için, kavga, içki için burada değil. Bütün bu yüzden değilse, saygın itibarımızı burada harcıyoruz. Ya sen şu omzundaki küçük meleği dinlemeye başladın ya da kötü beynin ile yine planlar peşindesin."

"Ve?"

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Kitapların Çıkış Hikayesi #1 - Açlık Oyunları

     Collins, Açlık Oyunları'nı yazma fikrinin televizyonda zap yaparken geldiğini söylüyor. Bir kanalda reality showda insanların birbirleriyle yarışmasına bakarken, diğerinde de Irak'ın işgalinin görüntülerini izliyordu. Bir anda iki görüntü de rahatsız edici bir şekilde bulanıklaşmaya başlamış ve o an aklına kitabı yazma fikri gelmiş. Hikayenin temelini Yunan mitolojisindeki Theseus oluşturuyordu. Collins, ana karakter Katniss'i fütüristik bir Theseus olarak tasarlamış ve hikayeyi de Roma gladyatör oyunlarından esinlenerek yazmıştır. Kitaptaki kaybetme korkusunu Collins'in Vietnam Savaşı'na katılan babasından etkisiyle olmuştur; bunun etkisi, Katniss'in henüz 11 yaşındayken (hikaye başlamadan beş yıl önce) babasını kaybetmiş olarak tasavvur edilişiyle de görülmektedir. Filmin senaristi ise Miley Cyrus'un babası Billy Ray Cyrus'tur.

Kaynak: Vikipedi

Serinin Kitapları:

1. Açlık Oyunları (The Hunger Games)
2. Ateşi Yakalamak (Catching Fire)
3. Alaycı Kuş (Mocking Jay)

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Dex'de %40 İndirim Bitmeden Yetişin ! (Kitap Sihirbazı)


   Bitmeden yetişin, kitapsihirbazi.com 'da DEX yayınları için bayram boyunca %40 indirim var. Böyle bir fırsatı kaçırmak mı? Asla. Ben siparişlerimi verdim, size de tavsiye ederim. :)
   Dex Yayınları'nın da dışında Ephesus Yayınları'nda %41, Optimum Kitap'ta %35 ve Pegasus Yayınları'nda %31 indirim var. (Tüm yayınevlerinde var fakat bunlar yüzdelik dilimde en çok olanlar) Ayrıca %70'ten fazla indirim içeren kelepir kitaplar ve bazı kitaplarda da özel olarak %50 indirim var. (Fırsat köşesindekiler, Kemikler Şehri vb...)

   Bu harika indirimler için Kitap Sihirbazı'na çoooooooook teşekkür ediyoruz, indirimlerinin devamını bekliyoruz :D

18 Ağustos 2013 Pazar

Elit (Beni Seç #2) Tanıtım & İnceleme


Sarayda 6 kız... Savaş kızışıyor.

"Babamdan gelen mektubu ellerimde tuttum.
Aspenin prenses olamayacağımdan emin oluşu aklıma geldi.
Halk oylamasında en sonuncu olduğumu hatırladım.
Maxonın haftanın ilk günlerinde verdiği şifreli sözü düşündüm...
Gözlerimi yumdum ve kendimi yokladım.
Bunu gerçekten yapabilir miydim?
Illéanın yeni prensesi olabilir miydim?"

Saraya 35 kız girmişti, şimdi 6 kız var.
Ve artık Elitler Prens Maxonın aşkını kazanmaya çok daha kararlı.
Zaman Americanın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli.
Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mi?
Yoksa nefes kesici romantizmiyle başını döndüren Prens Maxon mı?
Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak.
Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona
ulaşmaması için ellerinden geleni yapacak.


   Evet, Seçim serimizin ikinci kitabı Elit. 2. kitap Beni Seç kadar etkileyici olmasa da sıkıcı değildi. Ayrıca sürükleyiciydi, bir kaç saat içerisinde bitirilebilir düzeydeydi. Ardı ardına olaylara yer verilmiş, biri bitince diğerine geçiliyor. Ve America kitap boyunca yine beni deli etmeye çalışırcasına bir Aspen'e bir Maxon'a gidip geldi. Tabii ki sonunda birini seçip seçmediğini söylemeyeceğim, en azından spoiler içermeyen yorumumda. -,-

   Bu kitabı aşırı sıkıcı bulanlar bence haksızlık ediyor, Beni Seç'e göre içerisinde çok daha fazla olaya yer verilmişti. Bir de sonunda ne olacağı belli diye eleştiri yapanlar var ki onları hiç mi hiç anlamıyorum zaten. Zaten bu bağlamda kitaplar ikiye ayrılır: Sonu değil o sona nasıl ulaşıldığı anlatılan ve sonu çok belirsiz olup hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde bitenler. İkincisi genel olarak polisiye ve cinayet türlerinde kullanılır ve tabii ki trajedik kitaplar da. Bu seriye benzer birçok young-adult türünün sonu tahmin edilebilirdir, serideki kitap sayısı bile son hakkında ipucu verir, aynen Elit'deki gibi. 

 ! Spoiler İçeren Yorumla Devam Ediyorum !

   Kitabın sonunda sanki America evine yollanmak üzereymiş gibi yapıldı ama böyle bir durumda -geri alınma gibi bir durum olmadığı takdirde- 3. kitabımızın adının "The One" olup önünde beyaz elbiseli (gelinliği çağrıştırıyor) America'nın olmasının bir anlamı kalmazdı. Bu açıdan America'nın evine gönderilmeyeceği barizdi. Şikayet etmiyorum, sadece durum tespiti. Ve America'nın sonunda Maxon'ı ve tacı seçmiş olması... Beni benden aldı, çünkü daha ne kadar bu gelgitlere dayanabilirdim bilmiyorum. Mantıklı olan Maxon'ı seçmesiydi özellikle bu kadar zamanını aldıktan sonra. Aspen'i seçmiş olsaydı Maxon'a büyük haksızlık olurdu, gerçi şu an Aspen için üzülmüyor değilim ama ne diyebilirim ki? Bir Team Maxon üyesi olarak ^,^

   Kralı iyi biri olarak hayal etmiştim ve Maxon'a yaptıkları bana büyük şok yaşattı. Şu an (umarım tekrar Aspen'e dönmez) America'nın arkasındayım ve şu krala gününü göstermesini bekliyorum. Bunun yanında kraliçeye hayranım ve America'yla birbirlerine cidden o kadar benziyorlar ki... En azından kitapta anlatılanlar ve America'nın onu anlamasından çıkarttığım kadarıyla. 3. kitapta bizi nelerin beklediğini merak ediyorum, sanırım isyanlar ve America-kral çarpışmaları üzerinde durulacak.

   Sanırım az önce Elit kitabı hakkında en optimist yorumu yapıp en yüksek puanı verdim, bugün iyi günümde miyim ne :D Neyse, Benden bu kadar, kitap hakkında sizin de yorumlarınızı duymak isterim, her türlü görüşe saygılıyım ve çoğunluğun bu kitabı ne kadar başarısız bulduğunun farkındayım :)

Puanım: 4   GoodReads Puanı: 3,95
Sayfa Sayısı: 288   Yayınevi: DEX   Yazar: Kiera Cass

11 Ağustos 2013 Pazar

Harry Potter ve Sırlar Odası (Chamber Of Secrets) (Harry Potter #2) Tanıtım & İnceleme


   Dursley'ler o yaz öylesine çekilmez olmuşlardır ki, Harry bir an önce okulu Hogwarts'a geri dönmek için can atmaktadır. Eşyalarını toplarken ortaya çıkan ev cini Dobby ise onu uyarır: Hogwarts'a dönerse, bir felaket olacaktır. Olur da: Sırlar Odası'nın açılmasıyla ortaya çıkan karanlık bir güç, Hogwarts'takileri taşa çevirmeye başlar. Harry, hayatını tehlikeye atarak, Odanın elli yıllık ölümcül gizemini çözmeye çalışır. Ve gerçekten de başına gelmedik felaket kalmaz.

   Kitabın kurgusu kesinlikle mükemmel. İlk kitaptan daha profesyonelceydi diyebilirim. J. K. Rowling'in 1. kitabın yanı sıra bu kitap ile sivrildiğini düşünüyorum. Ayrıntılar inceden inceye zekice düşünülmüş ve zihinde sorular kalmasına izin verilmiyor. Resmen yazarlığını konuşturmuş bu kitapta. İlk kitap sıkıcı başlamıştı, bu kitapta ise sıkılmak söz konusu bile değil..


   Kurgudan sonra hoşuma giden ikinci şey ise sahip olduğu hafif komedi. Komedi kitabı denilemeyecek kadar az ama sıkılmanızı önleyecek kadar fazla. Tam da olması gerektiği kadar sizin anlayacağınız. Arada geçen konuşmalar olsun, Ron'un verdiği tepkiler olsun, okurken sizi gülümsetmeye yetiyor. Zevk alarak okudum, klasik olmayı hak ediyor..

Puanım: 4,5   GoodReads Puanı: 4,26
Sayfa Sayısı: 314   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling

Harry Potter - Felsefe Taşı (Sorcerer's Stone) (Harry Potter #1) Tanıtım & İnceleme

   Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla yaşamı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okuluna kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.


   Felsefe Taşı, kesinlikle okunması gereken bir serinin ilk kitabı: Harry Potter. Her ne kadar seriyi deli gibi sevsem de bu kitap hakkında küçük bir eleştiri yapmadan geçemeyeceğim (Görevim bu n'aparsın). İlk kitap DİĞERLERİNE kıyasla biraz daha amatörce göründü gözüme. (Anahtar Kelime: diğerlerine kıyasla) Çünkü seriye amatörce denmesi neredeyse imkansız. Kusursuz bir kurgu ve hiçbir soru işaretini cevapsız bırakmayacak bir senaryo. Daha ne bekliyoruz ki zaten? Ama dediğim gibi sadece ilk kitap adına konuşursak, başlarını biraz sıkıcı buldum, atlayarak okudum. Tabii ki bunu yadırgadığımdan değil, gözlem olarak söylüyorum. Çünkü zaten çoğu İlk kitapların başları bilgi verme odaklıdır (karakterler olsun, geçen yerler olsun..) Bu yüzden bu tür ilk kitapların filmini kitaba tercih ederim. Ama hakkını yemeyelim Harry Potter serisinin filmleri neredeyse kitaplar kadar güzel. Özellikle efektler ve kadro o kadar profesyonelce ki hayal ettiğimize cidden benziyor ve hiçbir ayrıntı atlanmamış.

   Onun dışında kitabın Özellikle son 100 sayfası inanılmaz bir şekilde akıcı gidiyor. Ayrıca kitapta hoşuma giden 2 önemli -ama küçük- şeyi söylemeliyim:

    1. İsimler: Draco Malfoy, Albus Dumbledore gibi kişi isimleri veya Salazar Slytherin gibi bina isimleri ve tabii ki Quidditch oyununun ismi de acaip hoşuma gidiyor. Bunlar sadece örnekler tabii ki daha çok var.
    2. Büyüler: Wingardium Leviosa -kuş tüyünü uçurmaya çalıştıkları büyü- mesela. Çok havalı değil mi bu büyüler, yoksa bir tek ben mi böyle düşünüyorum? J. K. Rowling'i bu konuda tebrik etmekten kendimi alamıyorum, hatta blogumda bu serideki büyüler hakkında bir paylaşım yapmayı da düşünüyorum. :)

Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,36
Sayfa Sayısı: 360   Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları   Yazar: J. K. Rowling

6 Ağustos 2013 Salı

Bir Dilekle Başladı Her Şey (Blossom Street #5) - Kitap Yorumu


   Dilekler, içtenlikle istenince gerçekleşen hayallerdir... 
   Hayata yeniden tutunmak için önünde yirmi dilek duruyordu... Kâğıda döktüğü yirmi hayal...
   Acı çekmektense geleceğe umutla bakmasını sağlayacak yirmi ihtimal...
   Artık bir sonraki güne güzel duygularla başlamak için hazırdı, çünkü gerçekleştirmesi gereken hayalleri vardı. Çünkü hayat her şeye rağmen yaşamaya değerdi... 
   Hayatınızda çok isteyip de gerçekleştiremediğiniz şeyler mi var?
   O halde hemen kâğıdınızı kaleminizi alın ve dilek listenizi hazırlamaya başlayın...



   Debbie Macomber'ın romanları kelimenin tam anlamıyla nefes almak gibi. (Nefes kesici romanlardan sonra okumanız tavsiye edilir ;) Ardı Ardına okuduğum ve olayların yoğunluğuyla beynimi dolduran romanlara küçücük bir ara verip bu; olaydan çok durum anlatan serinin kitaplarını okuduğumda hissettiğim dinginlik ve rahatlamayı şimdiye kadar başka bir kitapta bulamadım. İnsanların başına gelen en kötü olayları dahi iyimser bir gözle anlatabiliyor Debbie. Hayata böyle optimist bakan ikinci bir yazar görmedim. Gerçek hayatı aşk, dram, ihanet, kıskançlık, sadakat, sevgi ve -en önemlisi- umut gibi birçok yönden ele alan serinin 5. kitabı olan "Bir Dilekle Başladı Her Şey"in de serinin diğer kitaplarından aşağı kalır bir yanı yok. 
   Yani diyeceğim o ki olay yoğunluğundan uzaklaşıp, sonunu öğrenmek için değil de size hissettirdikleri için okuyacağınız bir kitap arıyorsanız, bu seri tam size göre. Okumaya karar verdiğiniz takdirde seriye baştan başlamanızı tavsiye ederim ama herhangi bir kitaptan başlarsanız da olur. Önceki kitaplarla fazla bağlantısı olmamakla beraber bağlantısı olan minicik kısımları da size zaten veriyorlar, farketmiyorsunuz bile.



   Bu kitaptaki başrollerimiz ise Anne Marie ( Kocası Robert'ı kalp krizinden kaybetmiş, 40 küsürlü yaşlarda, kitapçı sahibi), Lilie Higgins (Kocasını uçak kazasında kaybetmiş, zengin, güzel ve 60lı yaşlarda), Barbie Foster (Lilie'nin kızı, kocasını aynı uçak kazasında keybetmiş, 40lı yaşlarda, zengin, güzel ve benim kitaptaki favorim - en zevkli bulduğum kısımlar ona ait :D - ) isimli dul karakterlerimiz. Olay ise bunların dahil olduğu bir dul grubun Anne Marie'nin önerisiyle hayata dair 20 dilek hazırlayıp gerçekleştirmeye çalışmalarıyla başlıyor, bu dilekler hayatlarını değiştiriyor ve hayal ettikleri hayata kavuşmalarını sağlıyor. :)
Puanım: 4   GoodReads Puanı: 4,09
Sayfa Sayısı: 464   Baskı Yılı: 2012   Yayınevi: Martı Yayınları



1 Ağustos 2013 Perşembe

Aynı Yıldızın Altında - ALINTILAR (Spoiler içermez)


İşte kitabı okurken en çok hoşuma giden yerler:

"Pek yalan söylüyor sayılmam, sadece gerçeklerden seçiyorum. "-sayfa.52

"Ben: "Eğer genç kız olmamı istiyorsan beni Destek Grubu'na yollamazsın. Bana sahte bir kimlik alırsın ki gece kulüplerine gidip votka içip esrar koklayabileyim."
Annem: "Esrar koklanmaz bir kere." "-sayfa.15

"Depresyon kanserin yan etkisi değil. Depresyon, ölmenin yan etkisi aslında.. "-sayfa.1

"Bazı sonsuzluklar diğerlerinden daha büyüktür." -Peter Van Houten

"Yazmak tekrar canlandırmaz. Gömer." -sayfa.270

"Sonsuza kadar kalbimizde kalacaksın, koca adam.
(Özellikle bu beni delirtiyordu, çünkü geride kalanların ölümsüz olduğu gibi bir ima taşıyordu.)" -sayfa.268

"Ama onu sevmek güzeldi değil mi? "
Tişörtüne başımı salladım.
"Sana karşı neler hissettiğime dair fikir versin" dedi.
Benim babam. Her zaman ne diyeceğini biliyordu. " -sayfa.283

"İkimizde hayatta olduğumuz sürece senin annen olacağım" dedi.
"Sen ölsen bile.."
"Öldüğümde" diye düzelttim. "Öldüğümde."

"Van Houten,
Ben iyi bir adamım ama boktan bir yazarım. Sen boktan bir adamsın ama iyi bir yazarsın. İyi bir takım olurduk." -sayfa.314

"Düşüncelerim bir araya getiremediğim takım yıldızları gibi." -sayfa.315

"Onun iyi olup olmadığını sordum, hemşire de "Suya gömülmeye devam ediyor." dedi. Çölde bir lütuf, okyanusta bir lanet.. -sayfa.317

Benim favorilerim bu kadar. Olabildiğince spoiler'sız. 
Ve lütfen buradan paylaşım yapacak olursanız adresi belirtin, emeğe saygı :)

Aynı Yıldızın Altında (The Fault In Our Stars) Tanıtım & İnceleme


   Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü

   On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Gracein birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.

   Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazelın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...


Bu kadar ödül almışken koymadan olmazdı :)



  • TIME dergisi, 2012nin En İyi Romanı
  • Goodreads, 2012nin En İyi Genç Yetişkin Kitap Ödülü
  • New York Timesın En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Wall Street Journalın En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Amazonun En Çok Satanlar Listesinde #1
  • Indieboundun En Çok Satanlar Listesinde #1




  • #1--Spoiler'sız Yorum (Kitabı okumayı düşünenler için)

       Bir kitaba kısaca "güzeldi-kötüydü" demeyi doğru bulmuyorum artık. Yorumlarımızı nedenlere bağlamalıyız ve şu an tam da yapmaya ihtiyacım olan şey.. Kitabı yeni bitirdim ve okurken "burayı  okurlarımla paylaşmalıyım" dediğim kısımlar oldu, spoiler'sız olmasına da özen göstermeye çalıştım.

    Ve tabii ki bu alıntılarımı sizlerle paylaşacağım. Spoiler olmadan yaptığım yorumlar gerçekten saçma gelebilir, bu yüzden teknik yorumlarla başlıyorum. Özellikle bir yerden sonra sonunda ne olacağının belli olduğunu düşünebilirsiniz, ama aslında kitapta asıl son o değil. Tamam bu gerçekten saçma gelebilir kabul ediyorum ama kitabı okuduktan sonra spoiler içeren yorumumu okumanızı isterim.

     Demek istediğim kitaptaki son kimin ölüp kimin kaldığı veya mutlu mu mutsuz mu diye değerlendirilmiyor. Olaya yer veriliyor ve sonuçları anlatılıyor. Sürükleyicilik açısında son 50 sayfa çok değerliydi onun dışında sürükleyici sayılmazdı, ama sürükleyici olmak gibi bir amacı olan bir kitap değil zaten. İçeriği ise dolu doluydu gerçekten, yazar bu kitabı yazmak için birçok bilgi edinmiş olmalı diye düşünüyorum farklı kitaplar, oyunlar, hastalıklar ve felsefi görüşlerle dolu; hayata yepyeni bir bakış açısı kazandıran bir kitaptı. Etkiye gelirsek, evet etki bırakıyor -şu an ben de olduğu gibi-.. Yani Young-adult tipi kanser  ile dolup taşan aşkımsı bir romandı. Aşkımsı nedir? diye sormayın lütfen direk aşk diyemiyorum çünkü Augustus'un deyişiyle Hazel Grace, Augustus'la arasında olanlar konusunda fazla gerçekçiydi. Yani size kitabı tavsiye ediyorum ama KESİNLİKLE okuyun diyemem. Tamam böyle fazla acımasızlık yapmışım gibi hissettim. Ama bu türleri seviyorsanız okumalısınız diye düşünüyorum.


    #2--Spoiler içeren Yorum (Kitabı Okuyanlar İçin)


       İşte asıl anlatmam gerekenler burada başlıyor.. Augustus kanserini açıkladığında "Hmm, ölüyo yani sonunda öyle bitiyor" diye düşünmemelisiniz çünkü Augustus'un ölümü son değil aslında, kitabın asıl anlatmak istediklerinin başlangıcı. Yani Augustus'un ölmesine az ağlamadım değil ama kitabı okunabilir yapan olayın bu olduğunu düşünüyorum. Sonsuza kadar mutlu bir hayat sürdüler diye bitemeyeceği hepimizin bildiği bir gerçek. Olayların akışı yönünden Senden Önce Ben'e benziyor olduğu doğru, ama sadece o kadar. Kitabın sonunun mutlu bittiğini söyleyemem ama mutsuz bir son olmadığını düşünüyorum. Tam olması gerektiği yerde bitirmişler ve son kelimeleri okuduğunuz da bittiği için üzülmenin aksine kalbinize küçük bir gülücüğün yerleştiğini hissediyorsunuz:

    "Seviyorum, Augustus.

     Seviyorum."

       Ve bu arada yazarın bilgisi de gözümden kaçmadı. Kanserle ilgili birçok kitap okuduğunu zaten kendisi de belirtmiş. Bunun dışında "Görkemli Izdırap"ın gerçekliği konusunda soru işaretlerim var. Gerçek olduğunu tahmin ediyorum ama bu Peter Van Houten'i de gerçek yapmak demek ve bir kitap içerisinde bu kadar hakaret.. (Eleştirmiyorum sadece merak ediyorum) ve bildiğim kadarıyla gerçek değil. Bunun yanında oyun kurgusu da çok hoşuma gitti ve Isaac kısımlarını içten içe gülümseyerek okudum. Hazel-Augustus aşkı tabii ki de bir harikaydı ama kitabın Gus öldükten sonraki kısımlarını daha bir içerikli buldum açıkçası. Gus ölmeden önce klasik bir kitap mı? düşüncesi aklımı kurcalamaya başlamıştı. Edebi konuşmalar falan da çok hoştu, çevirmen ciddi bir edebiyat dersi almış olmalı. Ana
    konumuza dönersek kitap aşırı bir şekilde kanserle doluydu, bu beni biraz sıkmıştı açıkçası. Her seferinde kanserle ilgili bir şey çıkması bence gerçekçilikten çok gerçekçi gibi gösterilmek oluyordu. Bunu da küçücük bir eleştiri olarak araya sıkıştırıyım dedim :)

    Puanım: 4   GoodReads: 4,5   Sayfa Sayısı: 320
    Baskı Yılı: 2013   Yayınevi: Pegasus   Yazar: John Green

    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...